şükela:  tümü | bugün
  • (bkz: gönüllü)
  • özgür iradeyle ve dayanışma ruhu içinde, herhangi bir maddi karşılık beklemeksizin kamu yararına katkıda bulunma arzusu
  • "maddi karşılık beklemeksizin" kısmına pek katılmadığım, ne alanda olursa olsun gönüllü katkı veren her bireyin o iş için ayırdığı zamana karşılık olarak yol, yeme-içme ve gerekirse konaklama gibi en temel ihtiyaçlarının mutlaka karşılanması gereken, türkiye'de "işçilik" kavramıyla çok karıştırılan, zihinlerde oturmamış, birçok sivil toplum kuruluşunun sömürü yaparak istismar ettiği niş bir alandır kendisi
  • ortaokuldayken karar verdim büyüyünce çocuklara ve kadınlara yardımcı olan bir dernekte çalışmaya. son on senedir kendi hayatım özellikle ekonomik anlamda düzlüğe çıksın diye bekliyorum gönüllülüğe başlamak için. baktım benim hayatım bir turlu düzelmiyor, yıllar da geçip gidiyor bu halimle ucundan tutmaya karar verdim. yarın nesin vakfında mudur muaviniyle randevum var. demin gittim toys&us dan 42 tane oyuncak aldım, sanırım tüm ömrümün en anlamlı alışverişiydi.
    dehşet heyecanlıyım, anlatamam.
    "dünyayı güzellik kurtaracak, bir insanı sevmekle başlayacak her şey!" dostoyevski
  • aynı zamanda siyasi bir duruştur.

    örneğin; (bkz: siyasi parti bünyelerinde gönüllülük)
    (bkz: sivil toplum kuruluşlarında gönüllülük)
    (bkz: sivil toplum örgütlerinde gönüllülük)

    gönüllü olarak bulunduğunuz kuruluş muhtemelen siyasi olarak bir tarafa yakındır, bu sizin dolaylı yoldan siyasi bir sürece katkı sağladığınızı gösterir.

    ayrıca (bkz: katılım) ve (bkz: gençlik katılımı) terimleri de gençlerin siyasi hayata aktif katılımından bahseden terimlerdir.
  • türkiye'de sivil toplum kuruluşlarının öneminin bilinmediği gibi, gönüllülüğün de değerinin kesinlikle anlaşılmadığı, aksine 'salak mıyım ben bedava çalışıcam' mottosuyla negatif ivmede ötelendiği bir aktivite.

    oysa gönüllülük mertebesine yurtdışı kurum, kuruluş ve şirketlerinde o kadar çok önem verirler ki, buralara yapılacak iş/araştırma/yüksek lisans başvurularında oldukça yüksek bir öneme sahip olurlar.

    (bir benzeri hobilerdir. hobilerin sorulmasının amacı, kişinin ne ile ilgilendiğidir. ancak türkiye'de bu husus da öylesine yanlış anlaşılmıştır ki, 'kitap okumak, müzik dinlemek, gitar çalmak' gibi absürt ve banal aktiviteler 'hobi' adı altında yutturulmaya çalışılmaktadır. oysa aranan, amatör olarak ilgilenilen bir aktivitedir)

    iş böyleyken, gönüllü olmak kadar basit ve faydalı, ingilizce dilince cost efficient bir unsur olamaz. gönüllü olduğu için kişi para kazanmaz, ancak ilgi duyduğu alandaki kuruluşta çalışır ve entelektüel birikimini oldukça yükseltir. aynı şekilde, gönüllüler para kazanmadığı için mesai saatleri bulunmamakta ve iş yükleri oldukça olağan ve kabul edilebilir seviyede olur. gönüllü şahıs, ilgi duyduğu alanda, zamanını kendi yöneterek, entelektüel birikimini geliştirerek, konuyla ilgili birçok yetkili insanla tanışarak ve diğer vakitlerini de istediği gibi kullanarak aslında çok şey kazanır.

    üzücü ki, her şeyin para ile ölçüldüğü türkiye'de, birine 'gönüllülük' mertebesini anlatmak bile oldukça zordur.
  • saramago'nun romanındaki gibi, birden bire oldu.

    projeyi yazmış, hocaya mail atmış, bilgisayarın ekranını indirip çantama koymuş ve tam kapıdan çıkmak üzereydim. o an fark ettim, üzerimde muazzam bir keyifsizlik ve midemde anlamsız bir boşluk vardı. okuldan çıktım, bebek'e doğru inmeye başladım. yokuşun solunda, boğaza karşı çimlere işeyen bir amca vardı. fizikteki atış problemleri gibi, doksan derecelik bir elips gibi görünüyordu uzaktan. beni gördüğünde dahi istifini bozmadı. buna tanık olmak biraz iğrençti itiraf etmek gerekirse.

    yürümeye devam ettim. çok güzel girişli evlerin önünde, marka ve modellerini bilmediğim ve ilgilenmediğim çok güzel arabaların vergilerini düşündüm, muhtemelen benim bir senelik maaşımdan fazlaydılar. bu çok saçmaydı bana kalırsa. sahile dönen son ara sokak dik bir yokuştu. yokuşun tepesindeki bir evde büyümeme rağmen yokuşları pek sevmem. zaten kim sever ki?

    sahile varında, küçük köpeklerini gezdirmeye çıkmış, estetikli, orta yaşlı ablalara pis pis bakışlar attım ve bu çok iyi geldi. ad hominem filan ban düşün, değer yargılarımı kaybettiğimi hissettim. zaten yine denizi doldurmuşlar, bu da çok saçma bana kalırsa.

    vapur beklerken, ilk önce bağış yaptığım sivil toplum kuruluşlarını aradım teker teker. 'benden bu kadar bebeğim' dedim, 'üyeliklerimi iptal edelim lütfen'. yalan olmasın, sadece bir tanesi kaldı geriye, onu da artık varoluşum gereği iptal etmedim. edemedim.

    sonrasında ise gönüllülük ile emeğimi ve vaktimi bağışladığım bütün kurumları ya aradım ya mesaj attım. 'bana müsaade gençler' dedim, 'artık yardımcı olamayacağım'.

    içinde var olduğum toplum beni bu kadar umursamazken, ben neden umursuyordum? ani bir karardı belki ama gayri ihtiyariydi. hani telefonun %15 şarjı vardır ve sen de 'tamam yeaa beni eve kadar idare eder' dersin, sonra birdenbire kapanır ve göt gibi kalırsın ya. öyle bir şey oldu sanırım. inancımı çok, çok ciddi boyutta yitirmiştim; ancak artık kılımı dahi kıpırdatma motivasyonumu kaybedecek noktaya geldiğimin farkında değildim.

    patronumun, istanbul'da, sadece sayabildiğim 6 arabası var. tahmin edersiniz ki patronumun türkiye ve dünyanın çeşitli yerlerinde evleri ve bu evlerde de en az birer tane arabaları var. sahip olduğu arabaların en pahalısı, muhtemelen hayatım boyunca kazanacağım maaşların toplamı eder. 'çalış, sen de yap' demeyin; kapitanız olmadan nereye yatırım yapabilirsiniz? düzen, bebeğim, düzen bu şekilde.

    derdim araba değil, ehliyetim bile yok. derdim adaletsizliklerden bıkmış olmam. annem bana 'hep zor olanı seçiyorsun' der sürekli. sahi, sanırım hayatımda bir kez dahi olsa anneme hak veriyorum.

    sistem bizi değersiz hissettirmek üzerine kurulu, zira sistem için değersiziz. hal böyleyken, var oluşumu umursamayan bu dünya düzeninde, başkalarını umursamayı reddediyorum.

    ekim'17 tarihi itibariyle, para kazanmaya başladığım ilk an olan ekim'10 tarihinden beri bağış ve/veya gönüllülük yaptığım bütün sosyal yardımlara son veriyorum. bi' ara bi' ilik vereceğim, onu hariç tutarsak; benden bu kadar gençler.

    sonra eve vardım, evde alkol olarak sadece malibu vardı. malibu içip redd dinledim.
    bana kalırsa bu da çok saçmaydı mesela...