şükela:  tümü | bugün
  • bi bakın,

    bu tarz filmleri izliyorum, izlerken de vay amk ne güzel film diyorum, film bittikten sonra imdb'ye girip puanını veriyorum, triviasını okuyorum, sonra ekşideki entryleri okuyup düşünüyorum. la amk, bu filmler güzel olmasına güzel de, hayattan çok kopuk. mit'de yerleri silen bebe, profesör, bi tane robin williams, iki üç affili laf, bitti gitti. hayat böyle değil amına koduklarım diye haykırmak istiyorum. bu tarz fimleri izledikten sonra beklentilere girmekten, skylar'ları beklemekten, hayatımı bir yola koyacak mucizeleri beklemekten yoruldum. bana boş hayallerle değil, gerçeklerle gelin. o bebe hiç bir zaman hayatını düzene koyamaz, hiç bir şekilde skylar gibi bir tiple çıkma şansını elde edemez. hiç bir profesör, kardeş senin matematiğin de iyiymiş gel seni yola sokalım demez, hiç bir robin williams tipli adam gelip o çocuğu anlayamaz. o yüzden sikeyim bu tarz hollywood filmlerini. kendinizi kandırmayın artık... bizi de.
  • --- spoiler ---

    will, hayatindaki insanlari, onlarin onu terk etmesine izin vermeden hayatindan cikariyor. bu bir savunma mekanizmasi.
    --- spoiler ---

    bu cumleyi cok az kisinin anlayabilecegini dusunuyorum. hatta ''bu ne sacma bir savunma mekanizmasi ki? karsindaki kisinin seni terk edecegini nerden bilebilirsin'' bile diyenler olacaktir -ki vardir da. burada mantiksiz gorunen mantik su; ''o beni terk edebilir. eger terk edilirsem cok fazla aci cekerim. oysa, terk edilmeden ben o kisiyi hayatimdan cikarirsam, sadece o hayatimdan cikmis olur. terk edilme korkusu ve terk edilme acisi yasamam.''

    tabi burada baska bir konu da var. ''sen o kisiyi hayatindan cikardigin zaman aci cekmiyor musun'' sorusu akla geliyor. ancak boyle olmuyor. cunku, sen zaten terk edilme korkusu yasadigin icin, hic kimseyi hayatina gereginden fazla sokmuyor ve hic kimsenin hayatina gereginden fazla girmiyorsun. buna baglanma denebilir. birini hayatinin merkezine koymak denebilir. ne derseniz deyin. nasil tanimlandiginin bir onemi yok. karsinizdaki kisiyi kendinize ne kadar yaklastirirsaniz yaklastirin, arada daima kocaman bir duvar oluyor her sekilde. o duvar bile sizin bir tur savunma mekanizmaniz. o kisiyi hayatinizdan cikardiginiz zaman aci cekmenizi engelleyen bir mesafe.

    sean'in da dedi gibi:

    --- spoiler ---

    ''bu super bir felsefe will. boylece hayatin boyunca hic kimseyi tanimadan idare edebilirsin.''

    --- spoiler ---

    savunma mekanizmasinin ozunde duran da bu iste.

    --- spoiler ---

    hayatin boyunca hic kimseyi gercekten tam olarak tanimadan, sadece idare etmek. boylece hayatinin merkezinde kimse olmayacak. sen kimsenin hayatinin merkezinde olmayacaksin. daima ilk sen gideceksin ve buna aliskin oldugun icin ve terk edilmekten kendini bir kez daha kurtardigin icin derin bir aci cekmeyeceksin.
    --- spoiler ---

    biraz bencilce mi? biraz degil. tamamiyle bencilce. ancak adi ustunde. bu kisinin kendisi icin olusturdugu bir savunma mekanizmasi zaten. eger karsisindaki kisiyi dusunerek hareket etmek zorunda kalirsan, bu mekanizma cokecektir. bu kadar basit aslinda. kimseyi gercekten tanima, yakinina fazla yaklastirma ve gereginden fazla yaklasma. boylece hem onlarin seni terk etmesine izin vermeden hayatindan cikarabilirsin, hem de olur da terk edilirsen bu sana fazla aci vermez.

    ***

    --- spoiler ---

    filmde neredeyse bos bir diyalog yok. ozellikle sean maguire ve will hunting arasindaki diyaloglarin tamami, hatta susup saniyeleri saydiklari sahne bile insani dusuncelere yonlendiriyor. bazi diyalog dizileri veya filmlerinde sirf diyalog olsun diye dakikalarca bos bos konusulan sahneler olur mesela. bu filmin bir saniyesi bile ziyan edilmeyecek turden.

    karakterler bir taraftan birbirlerine ic dokerken, beri yandan deli gibi bir ic hesaplasma hali yasarlar.

    * will hunting, gecirdigi zorlu cocukluk donemi ve cok nadir gorulebilecek bir ozelliginin hayatina etkisine o kadar kapilmistir ki, ne istedigini bile bilemeyen biri olmustur. istediklerini soyleyemez, dile getiremez. hep bir seyler saklar ancak neyi neden sakladigini kendi bile bilmez. bunun patlamasini 2 yerde gorururuz.

    1- sevgilisi skylar ile tartistiklari sahnede saniyeler icinde kendini ozetlemeye calisirken.
    2- ''it's not your fault'' sahnesinde dayanamayip hickirarak aglamaya basladigi sahnede.

    sadece bu 2 sahnede will huting ne dediginin ve kim oldugunun kesinlikle farkindadir. bunun disinda surekli bir nedeni belirsiz kacis ve arayis icersindedir. tabi bir de en sonunda skylar'i gormeye giderken, ne istediginden kesinlikle emindir.

    * sean maguire, esinin yasini tutmaya o kadar kendini kaptirmistir ki, artik baskalarina yardim ederken, aslinda kendisinin de yardima ihtiyaci oldugunu unutmustur. will'in tablo sahnesinde, 2 dakika icinde onu yerden yere vurabilmesinin sebebi de tam olarak budur. sean da ne oldugunun ve kim oldugunun aslinda farkinda degildir. will ile konusmalarinda vefat eden esinden bahseder, onunla ilgili guzel seyler anlatir hep. anlattikca bir seylerin farkina varmaya baslar. aslinda bir acidan, will de ona yardim etmektedir. nihayetinde, sean da kendini bulur ve farkli bir seyler yapmanin zamani geldigini fark eder.

    * prof. gerald lambeau, will'in teorem ispatladigi kagidi yaktigi sahnede 3-4 cumle ile icini doker. ''evet haklisin. sen bunlari ispatlayabilirsin ama ben yapamam. bazen keske seni tanimasaydim diyorum. eger senin varligindan haberdar olmasaydim geceleri rahat uyuyabilirdim... ve senin tum her seyi bir kenara ittigini gormezdim.''

    * chuckie sullivan'in will'e soyledigi ''sende bizde olmayan bir sey var. eger onu kullanmaz ve 20 sene sonra bu hala benim gibi bu bokun icinde olursan, bu bize hakaret olur. onu kullanmalisin; kendin icin degil benim icin. hayatimin en guzel ani, arabadan inip kapina geldigim an. kapini her caldigimda, her defasinda haber vermeden gitmis olmani diliyorum.'' cumeleleri sonunda, will'in kapisina gelip will'in gittigini gordugu an yuzundeki tamamiyle samimi gulumseme, chuckie'nin gercek bir dost olduguna isaret eder. chuckie'nin will hakkindaki dusunce veya kaygilarinda ne kadar hakli oldugunu anlariz aslinda. chuckie'nin will ile gibi gorunen fakat esasinda kendi icindeki catimasi da budur.

    * son olarak skylar'in ''zengin pici'' yaftalarini bertaraf ettigi sahne vardir. will ile konusurken ''bu para bana miras kaldi. ben bunu istemedim. eger elimde olsaydi, babamla vakit gecirmek adina bu paranin hepsini verebilirdim. ama boyle bir sansim yok. bu yuzden boyle olmak zorundayim.'' der skylar. will'in gereksiz para takintisinin aslinda kendisi icin ne derece zor ve gereksiz gordugu bir sey oldugu anlatir.

    --- spoiler ---
  • "it's not your fault."

    filmi en güzel tanımlayan cümledir bence.
  • will'in irak isgalini ongordugu, zenginlesecek 3-5 kisiyi, olecek 1000'i askin abd vatandasini, hayatlari mahvolacak yuzbinleri, huzuru kacacak milyonlari, kotuye evrilen tarihin** milyarlari nasil etkilyecegini anlattigi jet hiziyla aktardigi filmdir. sanat mi hayati kovaliyor, hayat mi sanati ?

    "
    (matt damon, as will hunting, being interviewed for a possible job with
    the national security agency - the spooks who conduct electronic
    eavesdropping for the u.s. government)

    why shouldn't i work for the nsa? that's a tough one. but i'll take a shot.
    say i’m working at the n.s.a. somebody puts a code on my desk, something nobody
    can break. so i take a shot at it and maybe i break it. and i’m real happy with
    myself ‘cause i did my job well. but maybe that code was the location of some rebel
    army in north africa or the middle east. once they have that location they bomb the
    village where the rebels were hiding and fifteen hundred people i never had a problem
    with get killed.

    now the politicians are sayin’ “send in the marines to secure the area” ‘cause they
    don’t give a shit. it won’t be their kid over there, gettin’ shot. just like it wasn’t
    them when their number got called, ‘cause they were pullin’ a tour in the national guard.
    it’ll be some guy from southie takin’ shrapnel in the ass. and he comes home to find that
    the plant he used to work at got exported to the country he just got back from. and the
    guy who put the shrapnel in his ass got his old job, ‘cause he’ll work for fifteen cents a
    day and no bathroom breaks. meanwhile my buddy from southie realizes the only reason he was
    over there was so we could install a government that would sell us oil at a good price. and
    of course the oil companies used the skirmish to scare up oil prices so they could turn a
    quick buck. a cute little ancillary benefit for them, but it ain’t helping my buddy at two
    dollars and fifty cents a gallon. and naturally they’re takin’ their sweet time bringing
    the oil back and maybe even took the liberty of hiring an alcoholic skipper who likes to
    drink martinis and play slalom with the icebergs and it ain’t too long ‘til he hits one,
    spills the oil and kills all the sea life in the north atlantic. so my buddy’s out of work
    and can’t afford to drive, so he’s got to walk to the job interviews, which sucks ‘cause the
    shrapnel in his ass is giving him chronic hemorrhoids. and meanwhile he’s starvin’ ‘cause
    every time he tries to get a bite to eat the only blue plate special they’re servin’ is north
    atlantic scrod with quaker state.

    so what’d i think? i’m holding out for somethin’ better. i figure i’ll eliminate the middleman.
    why not just shoot my buddy, take his job and give it to his sworn enemy, hike up gas prices, bomb
    a village, club a baby seal, hit the hash pipe and join the national guard? christ, i could be
    elected president.
    "
    not: mp3 dosyasini kaynaklarda bulmak mumkundur.
    edit : youtube linki https://www.youtube.com/watch?v=mjhvsp9akyg
  • isminde bir cinlik olabileceğini düşündüğüm güzel film. kahramanın adı will hunting (matt damon) dolayısıyla filmin adı "iyi will hunting" anlamına gelebilir bir yandan... öte yandan good (iyi) will (irade-niyet) hunting (avcılık) sözcükleri "iyi niyet avcılığı" anlamına da gelebilir. robin williams'ın film boyunca yaptığı şey bir tür iyi niyet/irade avcılığı yapmaya çalışarak, will hunting'i "faideli" bir adam haline getirmeye çalışmak değil mi?
  • filmde gecen 12 kardesin ismi soyledir.

    --- spoiler ---

    marky, ricky, danny, terry, mikey, davey, timmy, tommy, joey, robby, johnny, ve brian.

    --- spoiler ---
  • şöyle efsanevi bir diyaloğa sahip film:

    "you're not perfect, sport, and let me save you the suspense: this girl you've met, she's not perfect either. but the question is whether or not you're perfect for each other."

    kısaca türkçe meali:
    "mükemmel değilsin dostum. ve sana söyleyeyim, şu tanıştığın kız, o da mükemmel değil. asıl soru birbiriniz için mükemmel olup olmadığınız..."
  • --- spoiler ---
    neden ulusal güvenlik için çalışmayayım?
    zor bir soru
    ama şansımı deneyeyim.
    diyelim ki çalışıyorum. biri masama
    bir şifre koydu.
    kimsenin çözemediği bir şey.
    şamsımı deniyorum ve belki de çözüyorum.
    işimi iyi yaptığım için memnunum.
    ama belki o şifrede...
    ...kuzey afrika ya da orta doğu'da asi bir
    ordunun yeri yazıyordu.
    yeri öğrenince asilerin saklandığı köyü
    bombalıyorsunuz.
    hayatımda hiç görmediğim kişi ölüyor.
    politikacılar bölgeyi emniyete almak
    için asker gönderiyor.
    çünkü umurlarında değil.
    ne de olsa onların çocuğu gitmeyecek.
    sıcak çatışmaya kendileri katılmayacak.
    kıçına kurşunu yiyecek olan güney
    mahallesinden bir çocuk olacak.
    geri geldiğinde emek verdiği çiçeğin...
    ...gönderildiği ülkeye
    ihraç edildiğini görecek.
    kıçına kurşun sıkan adamın işini
    çaldığını görecek.
    çünkü o günde sente mola
    vermeden çalışmaya razı.
    bu arada oraya gitmesinin tek sebebinin
    ucuza petrol satacak...
    ...bir hükümeti işbaşına getirmek
    olduğunu anlayacak.
    tabii petrol şirketleri yerel fiyatları
    yükseltmek için uğraşacak.
    onlar iyi kar edecek ama bunun arkadaşıma
    faydası olmayacak.
    değerli zamanlarını petrolü getirmek
    için harcayacaklar.
    hatta belki sarhoş bir kaptanla
    bile anlaşabilirler.
    martini içip buzdağları arasında slalom
    yapmayı seven biri.
    çok geçmeden bir yere çarpıp
    petrolü dökecek...
    ...ve kuzey atlantik te bütün deniz
    yaşamını yok edecek.
    arkadaşım işsiz kaldığından
    benzin alamayacak.
    iş görüşmelerine yürüyerek gitmek
    zorunda kalacak.
    kıçındaki kurşun yüzünden canı çok yanacak.
    bu arada açlık çekecek çünkü
    yiyebileceği tek şey...
    ...aşevinde ona verecekleri tek şey...
    ...kuzeyatlantik'teki balık leşleri olacak.
    ama benim aklıma daha iyi bir şey geldi.
    en iyisi arkadaşımı öldürelim gitsin.
    işini de yeminli düşmanına verelim.
    benzin fiyatını yükseltelim köyleri
    bombalayalım...
    ...yavru fokları sopayla dövelim ve ulusal
    güvenliğe katılalım.
    başkan bile olabilirim.

    --- spoiler ---
  • filmin parkta geçen bölümü dışında başka güzel diyaloglara da sahip olan film.

    --- spoiler ---

    -i went on a date last week.
    -how'd it go?
    -it was good.
    -goin' out again?
    -i don't know.
    -why not?
    -haven't called her.
    -christ, you're an amateur.
    -i know what i'm doin'.
    yeah. don't worry about me. i know what i'm doin'.
    yeah. but this girl was like, you know, beautiful. she's smart. she's fun. she's different from most of the girls i've been with.
    -so call her up, romeo.
    -why, so i can realize she's not that smart, that she's fucking boring? you know, i mean, you don't -- this girl's like fuckin' perfect right now. i don't wanna ruin that.
    -maybe you're perfect right now. maybe you don't wanna ruin that.
    but i think that's a super philosophy,will. that way,you can go through your entire life without ever having to really know anybody.
    my wife used to fart when she was nervous. she had all sorts of wonderful idiosyncrasies. you know, she used to fart in her sleep. just thought i'd share that with you. one night it was so loud, it woke the dog up. [both laughing] she woke up and gone, like, "was that you?" i said, "yeah." i didn't have the heart to tell her. oh, god.
    - she woke herself up? [laughing]
    - yes.
    oh, christ. but, will, she's been dead two years and that's the shit i remember. it's wonderful stuff, you know? little things like that. yeah, but those are the things i miss the most. those little idiosyncrasies that only i knew about. that's what made her my wife. boy, and she had the goods on me too. she knew all my little peccadillos. people call these things "imperfections", but they're not. that's the good stuff. and then we get to choose who we let into our weird little worlds. you're not perfect, sport. and let me save you the suspense. this girl you met, she isn't perfect either. but the question is whether or not you're perfect for each other. that's the whole deal. that's what intimacy is all about. now you can know everything in the world, sport, but the only way you're findin' out that one is by givin' it a shot. you certainly won't learn from an old fucker like me. even if i did know, i wouldn't tell a pissant like you.
    - yeah, why not? you told me every other thing. jesus christ. fuckin' talk more than any shrink i ever seen in my life.
    - i teach the shit. i didn't say i knew how to do it.
    - yeah.
    you ever think about gettin' remarried?
    - my wife's dead.
    - hence the word "remarried".
    - she's dead.
    - yeah, well, i think that's a super philosophy, sean. i mean, that way you can actually go through the rest of your life without ever really knowing anybody.
    - time's up.

    --- spoiler ---
  • --- spoiler ---

    sana savaşı sorsam sheakspeare'den alıntılar yaparsın..
    ama hiçbir zaman bir arkadaşının kafası kucağına düşmedi..bunun ne demek olduğunu bilemezsin..
    sana kadınları sorsam neleri sevdiğin hakkında bir sürü şey söylersin..hatta bir kaç kere yatmışsındır da..
    ama bir kadının yanında uyanmanın ve mutlu olmanın ne demek olduğunu söyleyemezsin..
    sana aşkı sorsam sonelerden alıntı yapacaksın..ama bir kadının karşısında tamamen savunmasız kalmadın..
    sana gözleriyle hükmedecek birini görmedin..
    tanrı'nın seni cehennemden kurtarması için indirdiği melek olduğunu düşünmedin..
    onun meleği olmak nasıl bir şey bunu da bilmiyorsun..
    bir aşkı sonsuza dek paylaşmayı..
    gerçek kayıp ne demek bilmiyorsun..
    çünkü hiç bir şeyi kendinden daha fazla sevmedin..
    birini bu kadar sevmeye cesaret bile edememişsindir..
    sırf oliver twist'i okudum diye hayatının ilk dönemlerinde neler hissettiğini anlayabilir miyim..
    bu seni anlatır mı..
    sırf kitap okudum diye seni anlayamam..
    belki büyük bir fırtınanın ortasındasındır..
    dalgalar küçük kayığının üzerinden geçiyordur..
    küreklerin kırılmak üzere..
    belki de yapman gereken kayıktan inmek..
    --- spoiler ---

hesabın var mı? giriş yap