şükela:  tümü | bugün
  • glasgow rangers’da baslayan futbol yasami sakatlik yuzunden kisa kesilince,yon degistirerek ,ingiltere’nin en unlu ascilarindan biri olmayi basarmis olan kisi. ascilik okulundan sonra geldigi londra’da marco pierre white, albert roux gibi unlu ascilarla calismis daha sonra fransa’ya giderek joel rubichon’nun mutfaginda da yer almistir.yerel bir avustralya tv’si icin kamera karsisina gecmesiyle unlenmis ve ilerleyen yillarda 3 michelin yildizi almistir . londra, glasgow ve dubai’daki restorantlari ve cesitli tv programlari ile meslek yasamina devam etmektedir.
  • mutfakta 10 kaplan gücünde olup yanında çalışanların yaka silktiği, huysuz mu huysuz, titiz mi titiz, asabi mi asabi bir adamdır.
  • londrada şimdi artık şefliğini yapmadığı aubergine adli lokantada tanınmaya başlayıp meshur olan, ingilterenin yegane 3 michelin yıldızlı chefi. her daim zagat da da bir numero. claridge otelin lokantasi ona ait. ustelik benim altina entry dosedigim yegane futbolcu. sportif basarilarini arvo yazsin, ben mutfaktaki basarilarini tatmak için para biriktirmeye başladım bile.
  • adanın rakipsiz şefi. amcası tarafından ibrox'a taşınmaya başladığında veletti. yedi ila on yaşı arasında sayısız maça gitmişti minik gordon. söylemeye gerek yok rangers fanatiği idi. ne zamanki ailesi ingiltere'ye taşındı, okul takımında top oynamaya başladı. çok hızlıydı mübarek; okulun atletizm takımındakilere nal toplatıyordu. ailesi ile beraber glasgow'a dönüşünde ise hayalleri gerçek olduydu zira rangers'ın bir parçasıydı artık. bu rüya kısa bir süre sonra kabusa dönüşecekti. minicik yaşında sahaya birkaç kez çıkan isim dizinden sakatlandı. babası ufak takımlarda futbola devam etmesini isterken, annesi gordon'un diğer yetenekli olduğu şeye yönelmesini arzuluyordu. iyi ki annesini dinlemiş gordon, ne diyelim. müşterileri arasında putin'den, blair'e bir ton ünlü sima olan şefin, kardeşinin uyuşturucu bağımlısı olduğunu da eklemeli. tabii kaleciyken sakatlanıp harbiden büyük ikramiye vuran için başka bir yere uğramalı...
    (bkz: julio iglesias)
  • "gordon ramsay books a nanny when he wants to have sex" seklinde abuk bir habere konu olmustur. evli barkli adamin dadi fantezisi de neymis diye okuyunca haftada bir kez karisiyla seks yapabilmek icin cocuk bakicisi tuttugunu anlattigi sacma sapan bir haber cikiyor ortaya. evet nasi da ilginc nasi da tabloidlik bir haber, agzimiz acik kaldi vallahi.
    (bkz: who needs gordon ramsay when you have mehmet gurs)
  • londra'da memories of china cin restoraninda yemek yemeye bayilan unlu ingiliz seftir. ozellikle hell's kitchen adli tv showu cok basarili olmustur, ki zaten onceden rangers futbol oynarken de ingiltere'de taninan bir kisiydi.
  • önce ingiltere'de daha sonra o tutunca amerika'da da çekilen 'kitchen nightmares' adlı tv programı olan şef. işi iyi gitmeyen restoranlara gidip bir hafta onlarla çalışıyor. mutfak temizliği, yemek kalitesi, yemek salonun dekoru ve restoranın reklamı gibi işleri çekip çevirip adam ediyor. tabi bu arada gerek restoranın şefleri, gerek sahipleri bir güzel azar işitiyorlar. amerika versyonu ingiltere versyonuna göre daha renkli. çünkü daha uç tipler var; repçi şefler, inatçı garsonlar, manyak restoran sahipleri falan. ingilizler daha bir sakin kalıyor.
    ramsay gayet disiplinli çalışıyor, dediği dedik, bu yüzden de kızgın, hiç bir şeyi beğenmeyen biri gibi duruyor ama sonunda herkesi yola getiriyor, restoranın da işleri açılıyor tabi.
  • londra da heathrow terminal 5 de dahil olmak uzere zirilyon tane restorani olan unlu sef.

    http://www.gordonramsay.com/ukrestaurants/

    iyi malzeme sade yemek konseptini takip etmekle beraber bazi bazi sacmaladigi da olmaktadir.
  • hell's kitchenda sürekli küfreden baş şef. yemekteyize çağrılmalı. hasan amca'dan daha büyük olay olur.

    işin ilgiç kısmı tüm çalışanlarına aynen programdaki gibi davranmasına rağmen çalışanların devam oranı %85'miş.
  • kendisi asiri abusive bir babadan cok cekmistir. ben bu babayi biraz angelanin kulleri eserindeki babaya benzetiyorum, bir baltaya sap olamamis bir sekilde country western muzisyeni olma hayali pesinde kosmus ve ailesini oradan oraya suruklemis bir adamdir babasi. kardesi de ciddi bir uyusturucu muptelasi olup, kendisine cok cektirmistir. ramsay, rangerstaki en parlak donemlerde sakatlanip bir de bu sakatliginin uzerine giderek (yani dinlenmesi gerekirken daha da zorlayarak) futbolculuk sansini kaybetmistir.
    sansi aubergine, ve royal hospital road'daki mekanlarinin is yapmasi ile acilmis ve mayfair'deki claridge'steki restorani ele alisi ile de percinlenmistir. blackstone group ile yaptigi isbirliginin ve kayinpederi chris'in yardimlarinin yukselisindeki katkilari yadsinamaz. gecen seneye kadar knightsbridge'de yine blackstone group'a ait the berkeley'in icindeki petrus'u da yonetmekte idi ancak bildigim kadari ile mekan restorasyona girdi ve daha sonra marcus wareing at the berkeley adiyla tekrar acildi. (bu da marcus'un 15 yil sonra gordon'un kanatlarinin altindan cikip kendi basina ucmasi anlamina geliyordu)
    chef's table konseptini islerlige koyarak restoranin en pahali masasini mutfaga yerlestirmis, ve bu masanin hem mekanin en populer masasi olmasini saglamis hem de senede sadece bu masadan 1 mio pound kaldirmayi basarmistir. mekaninda yemek yedikten sonra size mutfaginda bir tur , sefle tanisma sansi ve sarap koleksiyonlarina bir bakis onerilmektedir, bu sayede o donem marcus wareingin elini sikabilmisligim vardir.
    mekanlarinda yemek yemek 6-9 courselu bir tasting menu icin kisi basi 80-100 pound arasindadir, ancak buna sommelierin size her course icin onerecegi sarap dahil degildir.
    ramsay, futbol doneminden sonra asiri kilo donemleri yasamis olsa da sonrasinda ciddi anlamda kosmaya gonul vermis ve ulusal/uluslararasi maratonlara katilarak tamamlayacak bir form yakalamistir.