şükela:  tümü | bugün
  • görme duyusu olmayan (kimse), görmez, gözsüz, kör, ama.
    (bkz: tdk)
  • gözleriyle degil de kulaklarıyla, ayaklarıyla, elleriyle, parmaklarıyla, kalbiyle gören kimse.
  • eskiden görme özürlü seklinde kullanılırken, artık görme engelli kullanılmaktadır. keza zihinsel özürlü degil, zihinsel engelli.. vs
  • teknoloji el verse de, gözlük şeklinde kamera yapsak, bunu direkt olarak beynin görme ile ilgili kısmına bağlayabilsek, böylece kameranın aldığı görüntü beyinde oluşsa, rüya görür gibi. tabi alemin zekisi ben değilim, bunca insanın bir bildikleri vardır herhalde.
  • ya sabahları 8.35 otobüsünü kaçırmazsam göztepe'den görme engelli bi arkadaş biniyor. kimileri orospu çocukluğundan kimileri de görme engelli olduğunu fark etmediğinden yer vermiyor. fark etmemeleri normal çünkü çok ilginç bu adam. görüyormuş gibi pata küte ilerliyor arkaya doğru ya sdflksdjflk. biri kolundan kapıp yolundan çevirene kadar öyle gidiyor lan. yer verene teşekkür etme gibi bi huyu da yok öyle de karizma aynı zamanda. oturunca asasını katlayıp beline sokuyor ve cep telefonunun kulaklıklarını takıp son ses radyo dinliyor. resmen hayranım kendisine. her allan günü bu adamdan nası bi film çıkar diye düşünüyorum. "abi nası öyle neye güvenerek nası bi mantıkla korkmadan patır patır ilerliyorsun bu nası bi müdanasızlıktır ya?" diye sorup muhabbet açmak istiyorum ama beni sikine sallamama ihtimalinden çekiniyorum açıkçası sdlfkdfjlk adam çok cool lan daredevil bok yemiş yanında. hani normalde engelli görünce mal gibi abuk tepeden bakan bi duyguyla içinde acıma hissi falan oluşur ya, bu adam tam tersini yapıyor. mitiş.
  • top ayaklarına gitmedği için topa kendileri giden insanlardır. şimdiye kadar görme engelli çok fazla arkadaşım olmadı, o yüzden farkedemedim aslında onların bir şeye ulaşmak için kendi ellerinde bile olmayan durumları nedeniyle, gören insanlardan ne kadar daha fazla çabalamak zorunda olduklarını.

    devlet bize memur olmanın ne menem bir şey olduğunu anlatmak için bizi bir eğitim sürecine tabi tuttu geçen iki haftada. grup da benim çalıştığım kurumdan gelenler ile ankara'da işe başlayan görme engelli öğretmenlerden oluşuyordu. işte bütün hikaye de burda geçiyor zaten. ilk sorun daha o ilk dersin başında ortaya çıktı: perdeye yansıtılan sunumu onlar göremedikleri için her bir kelimenin tek tek okunması gerekiyordu konuyu kavrayabilmeleri için. ilk ders bu şekilde atlatıldıktan sonra ertesi gün arkadaşlar hazırlıklı geldiler; yanlarında kendileri için hazırlanmış bilgisayarları veya ses alma cihazları vardı. ama bu sefer de mürebbiye engeline takıldılar. hoca'nıma göre ders sırasında ses kaydı almak yasaktı. e ama o zaman flash belleğinde yüklü pdf'i kendisine okuyacak bilgisayarı olmayan görme engelli n'apacaktı? bu da ikinci sorundu. çocuklar zaten devletin onlara sağlamadığınız braille alfabeli kitap açığını kapatmaya çalışıyorlar, hem de üstüne bunun yasak olduğunu söylüyordu devlet onlara. nasıl bir mantıktır hala çözemedim.

    insanları kanunlar nedeniyle %3 kontejanından kamuda işe almak, onlara önem vermek demek değildir. nasıl ki şeytan ayrıntıda gizli, bu beyaz çubukla yol yürüyen insanları istihdam eden devletin de sadece kanunun gereğini yapmış olmak için icraatta bulunmaması; durumu ayrıntısıyla değerlendirip ona göre iş süreçleri hazırlaması gerekli. ha, bu şekilde de o çark dönüyor mu? gayet de dönüyor aslında. ama tamamen bu insanların çabalarıyla ve istekleriyle dönen bir çark söz konusu. olması gerekenin tam tersi yani.
  • tanı(n)ma aracı olarak sese, kokuya ve dokunmaya odaklanan, haritası görsel olmadığı için kocaman mekanlara bir tek kendini sığdıramayan insan...
  • bu seçimde* oy pusulalarında kabartma yazı kullanılmadığı için görme engelliler kendi başlarına oy kullanamıyorlar.

    (bkz: gözlerin görmüyor sana iş vermişiz)
    (bkz: haydi bi daha bi daha bi daha)
  • dün akşam turkcell kuruçeşme arena'da altın örümcek ödülleri gecesinde sertab erener konseri vardı. önlerde boş yer bulduk, alelacele oturduk. konser esnasında arka sırada birisi mütemadiyen eşimin sırtına doladığım koluma, elime dokunuyor, çözemiyorum ama arka tarafta başını sıkça hareket ettiren birinin varlığını farkediyorum. en son yine koluma dokununca merakla arkama döndüm, görme engelli bir adam, benim yaşlarda, takım elbisesini giymiş, keyifle konseri takip ediyor. bildiğin "kör" ama ben o körle karşılaşınca eşime "arkadaki seyirci kör, eli kolu çarparsa kusuruna bakma" demek için ağzımı açtığımda "kör" diyemedim. sanki hakaretmiş gibi geldi. yıllar önce babamın bir arkadaşının görme engelli çocuğuyla tanıştığımda kör diyememiştim yine, annesi "göremiyor" demişti, ben onu da diyememiştim ama yer etmiş ki, eşime "arkadaki adam göremiyor" dedim.

    bir ara içlerinden biri "ben görme engelliyim, benim için çekim yapabilir misiniz?" diyerek fotoğraf makinesini uzattı. o yüzden artık kör değil, görme engelli demem gerektiğini idrak etmiş bulundum.

    gece boyunca bir iki kere iletişim halinde olduk kendileriyle, gayet keyiflilerdi, biri neredeyse tüm konser dans etti ama bana bir şey çok koydu. sertab gece boyunca ay tutulmasıyla ilgili sohbet açıp durdu zira tam karşısında kabak gibi duran ay dakikalar içinde kayboldu, etkilenilmeyecek gibi değildi ama her "aya bakın", "aya doğru" lafı geçtiğinde bir yandan da içim gitti. o elime çarpan adam, sertab'ın aya bakın dediği anlardan birinde muhtemelen sırf kalabalığın dışında kalmamış olmak için başını çevirdi ama malesef tam ters yöne. içim acıdı.
  • (bkz: 08002199191)