şükela:  tümü | bugün
  • 2010'un son anime serilerinden.

    hikaye, 1924'te alplerin yanına sıkışmış küçük bir avrupa ülkesinde geçmektedir. kazuya kujo, japon imparatorluk askeri olan babasının üçüncü olduğudur, şehir efsaneleri ve korku hikayeleri ile ünlü olan saint marguerite akademisine transfer öğrenci olarak gelir. akademide güzel ve zeki bir kız olan victorique tanışır, victorique zamanını, kasabanın dedektiflerinin bile çözemediği gizemli olayları araştırmakla geçirmektedir.
  • 2010 - 2011 yılı kış sezonu animeleri arasında favori anime serilerinin başını çeken seridir. özellikle olay örgüsü ve baş karakteri victorique'nin, kujo adlı japon transfer öğrencisi ile yaşadıkları maceralar insanı gerçekten de o eski dönemlere götürür. victorique o kadar tatlı ve moeblob bir karakter ki insan böyle yanaklarını bir güzel sıkıp sonra da bir güzel kucaklamak ister. kendisi sayrun soyundan gelmektedir ve bu ırk her ne kadar boyları küçük ve fiziksel olarak güçsüz olsa da, topraklarını işgal etmeye gelenleri emsali görülmemiş zekaları sayesinde her zaman geri püskürtmüşlerdir ve topraklarını işgalcilerden zekaları sayesinden korumuşlardır. ama on altıncı yüzyılın sonlarına doğru tarih sayfalarından nedeni belirsiz bir şekilde silinmişlerdir.

    --- spoiler - bölüm 8 ---

    efenim şimdi victorique annesinin suçsuz olduğunu kanıtladı ve bizim de yüreklerimize güzel bir su serpmiş oldu. ama benim canımı en çok sıkan bir şey var ise köyün yaşlı erinin kujo ve victorique'nin bir müddet sonra ayrı kalıcaklarını söylemesiydi. bu da bize hikayenin mutlu son ile bitmeyeceğini gösteriyor. umarım mutlu son ile biter çünkü bu ikisinin de birbirinden başka kimsesi yok şu yaban topraklarda.

    --- spoiler - bölüm 8 ---

    eğer dedektif ve gizem hikayeleri hoşunuza gidiyor ise mutlaka bu seriyi kaçırmamanız önerilir.
  • allah'ım yarabbim, yerim ki ben bunu:

    http://i.imgur.com/ascgp.jpg

    hnnnnnnnnnnnnnnnnngggggggggggg.
    (bkz: moeblob)
  • --- spoiler - bölüm 23 ---

    her ne kadar gizem ve dedektif hikayesi anlatsa da bu seri, bir bakıma biraz monoton geçiyordu ama kendisini de izleten zaten harika havası ve karakterleridir bu serinin. biraz son bölüme tempoyu düşürmüşlerdi son bölüme doğru ama son final bölümleri insanı acayip şekilde heyecanlandırıp, hop oturtup hop kaldırıyor yerinden, yeri geliyor hüzünlendiriyor ve tekrar yeri geliyor insanın kalbi acayip bir şekilde burkuluyor. cordelia kendi hayatını kızı için feda etti ama ona yardım eden ikiz kardeşlerden diğeri yani victorique ile giden ikiz kardeş kordelia'yı gerçekten seven kardeş olduğundan gözleri şu an kör olmuş şekilde ve victorique'yı öldürmek üzere. umarım yalnış bir şey yapıpta diğer kardeşi gibi cordelia'nın ideallerine ve evladını koruma niyetine leke sürmez ve diğer erkek ikiz kardeşi gibi biraz daha duygularına halim olur. evet her iki ikiz kardeş de cordelia'yı seviyor ama victorique ile giden duygularını daha çok dışarı vuruyor. her neyse zaten kujo-kun'da ayrı kaldı. kuzey tarafında bir askeri bölüğe göndermişler zaten zavallıcağı. gelicek bölümün teaserine bakıldığında yirmi dördüncü bölüm bomba gibi bir finale sahne olucak gibi. bones stüdyosu gerçekten çok iyi iş çıkartıyor. böyle güzel bir roman, animeye ancak bu kadar güzel uyarlanabilirdir. tebrik ediyorum kendilerini buradan ve şapka çıkartmak istiyorum.

    --- spoiler - bölüm 23 ---
  • 2011 kış anime sezonunda başlamış ve yirmi dört haftalık maratonun sonunda, yaz sezonunda bitmiş mükemmel seri. novel, korku, esrar ve gizemin hakim olduğu bu seri son zamanlarda yayınlanmış en güzel serilerden birisi. özellikle bones stüdyosunun serinin hikayesini bize bu şekilde, bu kadar güzel sunmasından dolayı, stüdyoda çalışan herkese, özellikle de anime yönetmeni nanba hitoshi'nin ellerinden öpüyorum buradan. ilk başlarda yavaş bir başlangıç yapsa da benden on üzerinden dokuz alan şahane bir seri. son bölümü ile, özellikle mutlu son ile beni göz yaşlarına boğmuş ve ana karakterlerin hakettiği bir son görmek beni ne kadar mutlu etti, bunu kelimeler ile şu an anlatmak pekala mümkün değil.

    buradan sonra yazıcaklarımı, özellikle son iki bölümü veya seriyi izlememiş olanların okumamasını tavsiye ederim bol spoiler'li bir yazı olacağından dolayı: victorique japonya'ya geri döndü ve kujo'nun savaştan geri dönmesini bekledi. peki nasıl japonya'ya döndü? bunu kujo'nun (roget biraz gecikmeli de olsa mektupları ona ulaştırdı) ona gönderdiği mektuplar sayesinde başarabildi. yazdığı mektuplarda evinin adresi gayet güzel bir biçimde tarif ediliyor ve victorique, o emsalsiz, gri kurt yeteneği yani zekasını kullanıp kujo'nun evinin yolunu buluyor. kujo'nun ailesi ise ki zaten kujo'nun kız kardeşini görüyoruz bölüm sonunda onu evinde ağırlıyorlar savaş sırasında olsalar bile. burada dikkat çeken bir şey var ise kujo gelene kadar, victorique saçlarını toplumdan saklıyor dikkat çekmemek için. ama benim asıl hoşuma giden, kujo gemiden indiği zaman victorique'yi hemen tanıması gerçekten güzel bir şeydi.

    avril peki şu anda nerede diye sorucak olursa kendisi okullar kapanmadan önce ana vatanı ingiltere'ye döneceğinden bahsetmişti. asıl komik olan bir şişe içersine sıkıştırdığı mektubun, denize fırlattığı zaman tekrar geri kıyıya vurması yani gitmeyi red etmesi gayet ironik mi desem bilemedim ama birazcık traji komik geldi bana.

    vicotrique ile kujo savaş sonrasında hayatta kalmayı başarabildiler. yirmi dördüncü bölümü ilk yarısı tamamen her iki karakterin hayali dünyasını yansıtmak ile birlikte bu ilk yarı, tamamen sembolik sahnelerden ibaretti. ama evangelion'da olduğu gibi insanı çileden çıkartıcak şekilde insanı düşünmeye teşvik edicek biçimde de değildi. bu ilk yarıda insanın kafasını kurcalayan en büyük etmen kujo'nun kendisini ucsuz bucaksız bir çölde bulması ve vucudunun yarısının yani alt kısmının olmamasıydı. bu sembolik olarak şu manaya geliyordu o da; çölde kendisini böyle hayal etmesi, savaş sırasında ölerek victorique'yi asla tekrar göremiyecek olma korkusundan kaynaklanıyordu.

    bölüm sonunda olan geçişler olan, yani bombalanmış bir japon şehrinden, iki karakterin okul dışındaki kırlık alana doğru yürümesi, serinin başı ile sonunu birbirine bağlıyordu. bu da demek oluyor ki ne kadar birbirlerinden ayrı kalırsa kalsınlar, aralarına ne kadar üçüncü parti bir şey girerse girsin kalblerinin sadece bir ve asla ayrılmayacaklarının göstergesiydi. yani baştan sona kujo araya savaş ve babasının entrikaları girmesine rağmen her zaman victorique'nin yanındaydı, ne olursa olsun.

    victorique'nin gelinlik kıyafetleri içinde gösterildiği sahneyi gayet romantik ve bir o kadar da hoş buldum. bu da sembolik olarak iki karakterin sonunda evlendiğinin bir göstergesiydi.

    seri boyunca kujo ve victorique'nin aşikar ve açık bir biçimde birbirlerine olan sevgilerini dile getirmemelerinden yakınan arkadaşlar olucaktır. bence "seni seviyorum" demektense seri boyunca bunu hareketleri ile göstermeleri bana yetti de arttı bile. yani konuşmaları sırasında yaptıkları hareketler zaten seni seviyorum'dan çok, yani bundan bile daha büyük bir sevgiyi gösteriyordu. bu da bize aralarındaki sevginin ne kadar büyük olduğunu gösteriyordu. özellikle sahip oldukları kolye ve yüzüğü ölümün kıyısında olsalar bile asla ellerinden düşürmemeleri gayet epik bir romantik olaydı.

    kısacası on üzerinden dokuz verdiğim, başladığı zaman asla bitmemesini dilediğim bir seriydi bu seri. keşke bitmeseydi. hatta son bölümün ilk yarısında kötü sonuçlanıcak sanıyordum seriyi. bu da muhtemelen seri fanlarını stüdyonun kapısına dökerdi ama bones stüdyosu bu seri ile çok güzel işler çıkardı ortaya. buruk yani acı-tatlı bir son göstermektense böyle son ile bitmesi gayet güzel olmuş. umarım ileride bir kaç ovası çıkar da, kujo ile victorique'nin gelecekte neler yaptıklarına bir nebze olsun, yani o hayatlarına göz atma fırsatımız olmuş olur.
  • japonyadan transfer olan kujo'nun okul hakkındaki bir kaç hayalet hikayesini duyması ve bunu araştırmak için kütüphaneye gitmesiyle tanıştığı victorique'nin birlikte dedektiflik yapmalarını anlatan bir seri. monotonluğu ve diyalogların uzunluğu sıkıcı olsa da, victorique karakterinin tatlılığı bunları az da olsa bastırabilmektedir.
  • gayet güzel bir anime idi.dedektiflik animesi olarak geçiyor ama bence içerisinde shoujo daha ağır basıyor.anime başladığında hikayenin ilerledikçe bu kadar iyi olabileceğini düşünmemiştim.normal bir hikaye ile başlayıp ilerledikçe heyecanlanıyor.ben kaliteyim diyor konu olarak.
    1924 lü yılları anlatıyor olması idi dikkatimi çeken zira pek dedektif animeleri izlemiyorum.sıkılıyorum.ama bu animedeki dedektiflik o standanrt dedektiflik animelerindeki gibi değil.bu sebepten hayal kırıklığına uğrayabilirsiniz ama benim için aksine güzel bir durum oldu.1924 lü yılları gayet güzel anlatmıştı.ben o zamanki şaşayı çok seviyorum.animeye çizimlerini abartmadan yansıtabilmişlerdi.bu sebepten çizimlerin üst kalite olmaması ilk kez hoşuma gitti.müzikleri de gayet güzeldi.
    sonu süprizli bitiyor.gayette güzel oluyor.izleyiciyi tatmin edici bir son olmuş.devamı gelir mi bilmiyorum ama gelse bile nasıl devam ettirebilirler bilemiyorum.belki de devam sezonunun olmaması anime için daha iyidir.
    mangası şu an devam ediyor ve çizimlere baktım oldukça kötü idi.resimlere bakmıyım sadece okusam yeter demek bile mangayı okutmuyor.bir de anime bitmiş ancak manga geriden geliyor ya da ben bulamadım.bilen bulan varsa bana bildirirse sevinirim.anime sonrası devam eden mangaları okuyorum çünkü.
    karakterleri pek irdelemeye , konuyu derin derin anlatmaya gerek duymuyorum.yukarıda arkadaşlar gayet güzel bahsetmişler.
  • son derece ukala ama bir o kadar da sevimli bir baş karakteri olan anime. victorique'i evlat edinmek istiyorum mümkünse.

    edit: özellikle şuradaki haline bittim. bu kadar mı tatlı olunur yahu.
  • 15. bölümü ilk 15 içinde en iyisi benim için.
  • şeker delisi, acayip zeki, sarı saçlı, kısa boylu, sevimlilik abidesi victorique'yi hayatıma sokan seri.