şükela:  tümü | bugün
  • öncelikle tüm kadınları kategorize eden bu avam ve hadsiz başlıktan dolayı tüm kadınlarımızdan sözlük kadınları huzurunda özür dileyen bir meriç entrysi olmasını düşündüm bunun ama kendimden ben bile tiksindim yazarken, o yüzden böyle bir dönüşe şahit oldunuz.

    neyse asıl konumuza dönecek olursak, türkiye'nin en büyük problemleri eğitimsizlik ve gelir dağılımı adaletsizliği. bu ülkede sosyal, kültürel, maddi, manevi, sosyolojik, içtimai vs. ne kadar dert varsa hepsi dönüp dolaşıp, ucundan kıyısından bu iki problemle ilintili. aslında bu problemler de birbiriyle ilintili de o başka bir entrynin konusu belki. "peki tüm bunların pelinsu ile ne alakası var?" diye düşünenler olacaktır, azıcık sabredip cool limelarımızdan büyük bir yudum alıp okumaya devam edelim. mustafa kemal atatürk büyük bir aydınlanmacı, gerçek bir revizyonist ve büyük bir lider idi. türk yöneticiler belki 2. mahmut devri'nden hatta 3. selim'den beri ülkenin geri kalmışlığından rahatsız idiler ancak 130 yıl süren batılılaşma çabaları neticesinde atatürk'ün 15 senede bize sunduğu kazanımların onda birini dahi elde edememişlerdi. atatürk'ü eleştirmek benim haddim olmasa da yaptığı yeniliklerin tüm ülkeye ve toplumdaki tüm sınıflara* sirayet etmesini sağlayamamıştır hazretleri, zaten 15 sene gibi bir zaman diliminde bunu yapabilmesini ummamız sadece kendisinin atatürk olmasından kaynaklı, yoksa böyle bir şey mümkün değil. şimdi daha önce bahsettiğimiz dert ve problemlerin çıkış noktalarından birisi cumhuriyet kazanımlarının bölgesel ve kültürel dağılım orantısızlığına bağlayacağımı az çok tahmin etmişsinizdir sanıyorum.

    tüm bu dertler ve problemleri kadın hakları ve feminizm özelinde inceleyecek olursak, türkiye'de henüz feminizmin 1. dalga kazanımlarından istifade edemeyen kadınlardan başlamakta yarar var. bu ülkede kocaları, aileleri, ağaları* tarafından seçme hakları elinden alınan, oy pusulalarında eşlerinin desteklediği partinin altına damga vurmak zorunda kalan kadınlar var. inanmayanlar doğu anadolu'da bir köyde sandık görevlisi olsunlar. okutul(a)mayan kız çocukları, mirastan hakettikleri payı alamayan kadınlar, atatürk'ün gerçekleştirdiği türk devrimine rağmen hala varlar, 1900'lü yılların başında değiliz 21. yy'ın ilk çeyreği bitti bitecek. üstelik bunlar sadece doğunun geri kalmış illerinde değil metropollerde dahi rahatlıkla karşılaşılabilecek durumlar. bu kadınlar, bırakın haklarını savunmayı, kendilerine yapılan haksızlıkları savunur derecede eğitimsiz ve patriarkanın tahakkümü altındalar. diğer yandan daha eğitimli olarak görülen kadınlar ise bir nebze de olsa kendilerini bir birey olarak topluma kabul ettirebilmiş olsalar da toplumsal cinsiyetlerini* hem erkeklere hem de daha eğitimsiz, dışarıya kapalı, az önce bahsettiğimiz 1. dalga kazanımlardan faydalanmakta zorluklar yaşayan kadınlara kabul ettirebilmiş değiller, özel alanlarını hala politize edemediler.* doğum kontrolünün ve kürtajın ülkeyi yönetenlerce öcü olarak eğitimsiz kitlelere empoze edildiği ülkemizde, bu iki farklı kadın sınıfının arasında gittikçe büyüyen bir uçurumun oluşması toplumun farklı sosyolojik çevrelerinde farklı travmalar baş göstermesine sebebiyet veriyor. kendisinin oy verebilecek düşünce yapısında olmadığına inanan kadınlar ve bunların kocaları tarafından büyütülen adamlar ne kadar eğitimli olurlarsa olsunlar boşandıkları eşlerinin yada ayrıldıkları sevgililerinin ekonomik özgürlüklerini kazanma, bir cinsel hayatları olabileceği, başka erkeklerle yeni ilişkiler kurabileceği ihtimaline dahi tahammül edemeyip cinayete kadar giden eylemlerde bulunuyorlar. heteroseksist bir birey olarak tek derdi erkeği değersizleştirmek olan feminizmin 3. dalga hareketlerinin de bu yazıda geçmesini isterdim fakat ülkemizde 3. dalgacılar, sakine cansız gibi teröristleri kahraman aktivistler gibi gösteren, adına anmalar yapan, çocukların homoseksüalite propagandasında kullanılmasını normalize eden tipler oldukları için kendilerini kaale almaya gerek yok. feminizmi, dağdaki yönetici teröristlere harem kurmak için kullanan, suriyede 15-16 yaşında kızları zorla silah altına alıp tüm dünyaya feminist ordusu kurduk diye caka satan tiplerden kendilerini ayırabilirse 3. dalga feministler, konca kuriş gibi gerçek aktivistler dururken canlı bombalardan kahraman üretmeye çalışmazlarsa belki kaale alınabilirler.

    velhasıl, cool limelarımızın sonuna gelmişken ve memlekette bunca kanayan yara varken götün açıkta gezmen hiçbir sike derman olmuyor sevgili pelinsu, bu yaptığın feminizm değil. bak sana demiyorum ki götü açık gezme, bu beni azıcık bile ilgilendirmez, hatta hoşuma gider. kızların şortlarının boyu ayıp sınırını aşmış diyenler de bok yesin hatta. sadece diyorum ki feminizmi götü açık video çekip kadın haklarını koruduğunu zanneden hadise'den* değil, hizbullahçılarca* öldürülen konca kuriş, kathrine switzer, kadın doğulmaz olunur diyen simone de beauvoir gibi isimlerden öğren.
  • insanlık adına özet: olması gereken kadın hakları memlekette tam oturmadı fakat savunmasını da hadise ve hadise gibi kişilerin zihniyetiyle(bedeniyle) yaptıkları paylaşımlar da bir sike yaramayacak.
  • özet geçiyorum, paran varsa yancıkta mutlusun bu hayatta diyerek, kadınların giyim ve kuşamları ile ülkenin sosyo ekonomik problemlerini örtbas ediyor der.
  • bangır bangır rasyonalite. cayır cayır kara mizah, barindiran gercekci ve kaliteli bir yazinin, basligi.

    well done!
  • her ne kadar baslik, boylesine ciddi yazilari altinda barindiracak bir cercevede olmasa da, gunumuzun cok onemli ve buyuk bir sosyal sorununu yansitmasi nedeni ile ekşi sözlük'un karakteristik dogasini, ruhunu agir literaturel hazinelerle fuzyonlayarak burada paylasmakta bir beis olacagini sanmiyorum.

    ozellikle aydin ve medeni "turkiye cumhuriyeti " kazanimlari, kadinlari, bilim insanlari vs. gibi konulari internette arastirdiiginizda artik karsiniza yeterli ve yuksek kalitede veriler cikmiyor. aksine,ihvanci zihniyetin padisah zamanlarinin olmayan aydin kadinlarina dair zorlama ve sahte kaynaklarini cokca bulma sansinizi elde tutuyorsunuz.

    turkiye farkinda degilsin ve fakat cehalet simsarlari senin butun degerlerine tecavuz etmekte!

    "bir ictimai heyet ayni gayeye butun kadinlari ve erkekleri ile yurumezse, medeniyette ilerlemesine fenni imkan, ilmi ihtimal yoktur. "

    mustafa kemal atatürk

    "atatürk' ün sosyal durum uzerine yazdirdigi su notu aynen koyuyorum." ( afet inan - türkiye cumhuriyeti ve türk devrimi )

    ictimai heyetin yuksek kiymeti ve yenilmez kuvveti nedir ?

    " bir ictimai heyete kiymet ve kuvvet onu kuran fertlerin kendilerini kiymet ve kuvvet telakki etmelerindedir. ancak, bu gibi fertlerden vucut bulmus olan ictimai heyetlerdir ki, yelpare kiymet, kudret manzarasi arzedebilirler. suphesiz, ayri ayri fertlerin kiymeti ve kuvveti olabildigi gibi, kiymetsizligi ve kuvvetsizligi de olabilir. bu gibiler daha "ökül " (mecmu- toplam ) kiymetin ve kuvvetin icinde bulundukca kendilerini buyuk ve samil ökülden hissedar sayabilirler. gayesi fert degil, kitle terbiyesi olanlar, bu hakikati bilmekle beraber, bu hakikata siginabilecek olanlari tipki o buyuk ictimai heyetin en aziz uzuvlari ve unsurlari gibi gormekte ve gostermekte tereddut etmemelidirler. boyle goren ve gosteren insanlar yanilmis, hata etmis, sayilmazlar, bilakis bunlar kendilerinin de mensup olmakla iftihar duyacaklri ictimai heyetin icinde herkesin her sereften yalniz hisseyapmis oldugunu degil, hatta bizzat o serefin sahibi oldugunu dahi gostermis bulunmalarindan memnun olmalidirlar.
    bu haklari derece derece takipettigim okullari bitirdikten sonra, hayatta fiilen dahil oldugum zaman duydugumu soylemeliyim. bunu kisa ve ameli misallerle izah etmek daha kolay olacaktir benim icin ... mesela bir tabur icinde bir alay icinde, isterseniz bir kolordu, bir ordu icinde yapilmis olan bazi tatbikatlarda, bazan da boluk kumandani, bazan bir kesif kolu zabiti, bazan da bir hakem olarak bulundugum vaki olmustur. tatbikat veya manevra muvaffak oldugu zaman, etrafima bakmaksizin, derhal kendi kendime ovundugumu hatirlrim. cunku butun bu tatbikat veya manevranin parlak neticesini ben hazirlamisimdir. hakikatde ben belki de bana tevcih edilen bu vazifeyi buyuk dikkatle takibetmis ve onda muvaffak olmusumdur; fakat buyun kutlenin muvaffakiyetini kendime atfetmek cesaretini kendimde gormus isem, bu da affolunmalidir; cunku o umumi hareket ve faaliyet icinde benim gibi vazifesini dikkatle ve namuskarane yapmis, binlerce insanin mevcut oldugunu dusunelim, bunlarin her birinin ayri ayri benim gibi dusunmus oldugunu da elbette kabul edelim ve fakat ne benim ne o binlerce namuskar ve fedakar insanlarin calismalari bir makamda, bir kafada merkezlestirilmemis olsaydi, hic birimiz yaptiklarimizla iftihar duymak cesaretinde bulunanamayacaktir.

    insanlar, dunya yuzunde insan sifatini aldiklari, tarihten oncekji zamandan bugune kadar, yalniz yasayamayan ve behemahal ictimai halde yasamak nasibi tabiisinde yaratilmis olduklarini bilmelidirler.iste bu itibarla hepimiz soyleriz, hepimiz serefleniriz, hepimiz bu serefi kendimize atfedebiliriz. fakat hakikat sudur ki, her seref ve haysiyet ve kahramanlik hic bir ferdin degildir. butun bu fertlerden murekkep olan ictimai heyetindir. bu heyet icinde bilhassa seref kademeleri yapmak ise o ictimai heyetin yapabilecegi sey degildir, o ictimai heyetin suuru haricinde, onun dogurabileceginde ve dogurabileceklerinde tecelli eder ise cemiyet kendinden "mevlut "olan bu vazifelere karsi yadirganmaz. """

    mustafa kemal atatürk

    ve evet.. buyuk önder/im bu dusunceler dogrultusunda türk kadinina hak ettigi haklari getirecek ve medeni bir toplumda kadinn hak ettigi yerini ve gormesi gereken saygi kriterlerinin tamamini altin bir tepside sundu.

    aslinda turkiye cumhuriyetinin bagrinda cok degerli ve aydin kadinlarimiz yetistiler.
    degerli yazar gozlugunuarayanadam'in da belirttigi uzere simone de beauvoir gibi ismini dunya'ya duyuramamislar da olsalar, turkiye'nin karanliga terkedilmedigi yillar oncesinde, yani 18 sene oncesine kadar, gelecek kusaklar adina cok ugrasi vermisler ve aydin birer lider olarak kadinlarimiza onculuk yapmislardir.

    ne yazik ki, son 17 senede yobaz zihniyet israrla, cumhuriyet'in aydin kadinlarina dair bilgilerin cok buyuk bir cogunlugunu internetten yok ettirmis. ve teknoloji ile bilgi toplayan yeni kusaklara, kendi zihniyetlerini pompalayan kadinlarin profillerini one cikaran internet bilgileri ve adreslerini dayatmislardir ....

    herneyse tekrar konumuza donecek olursak; simone de beauvoir veya baska bir aydin kadindan bahsetmeyecegim. sizlerle hayatini, cesaretini becerilerini, zekasini paylasmak istedigim kadin nancy astor'dur. waldorf astor'un, abd/virginia'da dogan esi nancy astor ...

    1919 yilinda "great britain's house of commons gibi cok onemli bir yere, hele bir kadinin siyasetci olarak asla ayak atamadigi muazaam bir unsurda/parlamentoda kendisine yer edinmeyi hak etmis olarak tum ihtisam ve vakariyla yururken, orada bulunan cogu uyelerin cildirmasina, sinir krizleri gecirmesine neden olan kadindan yani lady astor'dan bahsetmek istiyorum ...

    hatta en cok da winston churchill karsi cikiyor bu kadinin parlamentoya gelip kurulmasina. iki yil kadinin yuzune dahi bakmiyor. onu gormezlikten geliyor.

    lady astor sonunda soruyor churchill'e; "neden ? "

    churchill acik ve durustce cevap veriyor;

    "siz parlamentoya adiminizi attiginiz an. cirilciplak banyo yaparken, iceri hic tanimadigim bir kadinin girdigini hissettim. ve kendimi koruyabilmek icin elimde kucucuk bir sunger parcasindan baska hic bir sey yoktu! "

    bunun uzerine lady astor soyle cevap veriyor;

    " nufuzunuzun , varliginizin, yeterli bir korunma zirhi oldugu hic akliniza gelmedi mi ? ...

    ve lady astor hemcinslerinin secme secilme haklarini elde etmelerinde cok onemli rol almasi yaninda. kendine olan sarsilmaz guveni ile hayatini insan haklarina adadi.

    devami gelecek ...