şükela:  tümü | bugün
  • yaşamaya başlayalı 11 gün oldu. ilk izlenimlerim şöyledir:
    - tapas hikayesi çok bomba. kola da su da bira da şarap da alsan adam önüne hop diye koyuyor yemeği. 1. içecekler bitti, ikincileri istedin hop başka bir tane geliyor. hiçbir yerde bir kere gelen yemek aynı oturuşta bir daha gelmiyor.
    fiyatlar da diğer avrupa şehirlerine nazaran pek şukela.

    örnek 1: 2 bira, 2 kola (2şer eurodan 8 euro) önümüze gelen 4 peynirli jambonlu sandviç, 1 kap ton balıklı, zebzeli makarna, 1 kap da cips. 2. içeceklerde zaten doymuş oluyorsun. hele birlikte gittiğin kişilerden biri toksa allah allah!

    örnek 2... : şimdiye kadar önüme konan tapaslar şunlar: deniz mahsülleri salatası (kalamar yengeç ve karides evet), pirzola, sosis tabağı, peynirli jambonlu sandviç, balıklı sandviç, makarna, pilav, cips, zeytin, ispanya omletli ekmek, tütsülenmiş jambon, kıymalı ekmek, soslu köfte, lazanya, patates kroket, patates kızartması, bonfile, karışık salata, peynir...

    - şehirde kimse ingilizce bilmiyor. 1 haftada ispanyolca öğrendim ulan elime kitap almadan.

    - ispanyolca telaffuz çok farklı.

    örnek 3:
    hasta luego burada tağuego (yuh ulan)

    - kahvaltıda pana tostada diye bir şey yeyip duruyoruz. nedir bu pana tostada? sandviç ekmeğini ikiye böl uzunlamasına, kızart, üzerine domates rendesi sür. bunun üzerine sadece zeytinyağı da koyabilirsin, jambon peynir de. kahve içiliyor doğal olarak (çaysızlıktan kafam döndü) normal filtre kahvenin yanında buzlu bardak isteyip bardaktan bardağa boşaltıyorlar oluyor sana buzlu kahve.

    - sebze meyve et falan çok ucuz. dana kıyma kilosu 7 euro. domates 1 euro. çok fazla kurutulmuş et; jambon falan var.

    - tuvaletlerde doğal olarak taharet musluğu yok; götüm acıyor tuvalet kağıdı kullanmaktan. ama evimde (genel olarak evlerde) taharet edevatı var. kıç yıkamak için oturak değiştiriyorsun. sıcak su ile yıkayabiliyorsun ama mis...

    - şehirde diğer avrupa şehirlerinden tecrübelerimden hareketle daha çeşitli tadlar olduğunu söyleyebilirim. örneğin viyana, prag hatta londra'da şehrin genel havası bellidir. ama burada bir bölge çingenelerin yaşadığı, akdeniz esintileri olan, çiçekli dar sokaklar, beyaz binalar, arnavut kaldırımları, küçük meydanları, flamenko sesleriyle pek şirin (albaicin), bir bölge standart canlı heykel, müzik atraksiyonlu turistik meydanlar, bir bölge arap esintileri, bir bölge underground, bir bölge durgun ispanyol yaşantısı... farklı tatlar alınıyor, bu hoş.

    - cep telefon numaraları 0 ile başlamıyor 6 ile başlıyor(sanırıp hep)

    - taksimetre gittiğin kadar değil, taksinin içinde geçirdiğin zaman kadar yazıyor. şehir küçük olduğu için en uzak yer 7 euro falan yazıyor. bagajın varsa ekstra 1-2 euro para alıyorlar. havalimanı-alhambra (şehir merkezine de alhambra diyorlar) 26 euro yazıyor.

    - musluktan su içilebiliyor. sierra nevada'dan şırıl şırıl akmakta. her yerde çeşme neyin var.

    - gece gündüz sıcaklık farkı acayip. 16 eylül günü gündüz 38 dereceyi gördüm, gece hırkayla, pantolonla gezip battaniyeyle uyudum.

    - sevdiceğime de söylediğimden, rahatça yazabilirim ki: insanlar çok güzel. kızlar da erkekler de ama sonuça doğal ilgi alanım olduğundan diyebilirim ki akın var akın granada'nın zaptı yakın. pek zor beğenen biri olsam da (yabancı kızlara bir ilgim falan da yoktur) burada artık bakmaz oluyorsunuz kızlara. vogue dergisine bakmak gibi falan çünkü, kalın falan dergi; 400 sayfa mankene de bakamazsın yani bayar. ben böyle tasvir etmeyi tercih ettim ama tasvir edilebilir bir şey değil yani.

    daha gözlemlerim olacak.
  • granada sadece elhamra için gidilecek bir şehir değil. granada sokakların şehridir. sokaklarınsa en güzelleri ya albaicin’dedir ya da albaicin’e çıkarlar. calle reyes catolicos boyunca elhamra’yi sağınıza alıp plaza nueva’ya kadar yürümeniz lazım. meydanda etrafa bakınarak biraz soluklanabilirsiniz. sonra calle reyes catolicos’un bittiği, plaza nueva’nin başladığı yerden sola, calle elvira’ya girin. burasi lorca’nın üzerine şiir yazdığı caddedir. calle caldereria nueva'ya geldiğiniz zaman, sağa dönün ve caddeye girin. bir anda kendinizi fas’ta veya cezayir’de hissedeceksiniz. arap esnafın ağırlıklı olduğu dükkanlardan türkçe bir şarkı duyarsanız şaşırmayın, normaldir. kahve ve baharat kokan bu caddeden tepeye doğru tırmanın. mirador de san nicolas’a kadar çıkın, vardığınızda biraz yorulmuş olacaksınız belki, ama elhamra’yı bütün ihtişamı ile karşı tepeden gördüğünüz zaman yorulduğunuza değdiğini düşüneceksiniz. eğer akşamsa kalabalık olacak mirador de san nicolas, gençlerden beleş ve güzel flamenko dinleme şansınız olacak. hemen yan tarafta bir cami mescit karışımı göreceksiniz. girin, güzel bir avlusu var. orada gördüğünüz arap amcalara “selamun aleyküm” deyin, azınlıklara ait mahzun bir gülümseme ve mutlu olduklarını belli eden gür bir sesle “ve aleyküm selam” diyecekler. biraz sohbet edin, sevinecekler, onların sevinmelerine vesile olduğunuz için siz de kendinizi iyi hissedeceksiniz. sonra geldiğiniz yönün ters istikametinde albaicin’in içlerine doğru dalın. kurumuş çeşmeler, eski ve yıkık duvarlar, çiçek kokan daracık sokaklar, küçük meydanlar, gitar ve kopekleriyle dolaşan ve civar mağaralarda yaşayan dilenciler göreceksiniz. daracık sokaklardan geçerek sacromonte’ye doğru ilerleyin. sacromonte mağaraları ile ünlü çingene mahallesidir. hızlı konuşup içten gülümseyen gerçek çingeneleri orada görebilirsiniz. maalesef artik mağaralar turist kazıklama mekanlarına dönüştürülmüş, ama yine de isteyen girip güzel bir flamenko gösterisi izleyebilir. daha sonra darro nehrine inin. nehir boyunca şehir merkezine doğru yürüyün. el paseo de los tristes boyunca yürürken adımlarınızı yavaşlatın. solunuzda elhamra’ya sağınızda albaicin’e bakın, akan nehri dinleyin. san pedro kilisesinin yanındaki meydanda bir sigara yakın, hatta soğuk bir bira söyleyin meydandaki kefelerden birinden, artistik bir poz takının masalsı şehre karşı.
  • bu sehirde sarhos olmak mumkun degil. sebebi de cok ucuz olmasi!

    anlatayim.. simdi gittin diyelim bi bira soyledin, 25lik bira geliyor yaninda da bedavaya hayvan gibi tapas veriyolar. e yiyosun. bi daha bi daha soyluyosun. ne etti? 75lik bira ictin ama 3 gunluk yemek yemissin. sahane mezeler falan. simdi isletmeci ile konusuyoken "abi super bu olay" falan dedim de sarhos olamiyorum demedim. ha deseydim o gulec sevimli abimiz yanindaki elemanina doner sorardi "siker miyiz sabaha mi birakiriz" diye. bak en temizi magaradaki hippilerden ot alip uc nefes icmek. sonra dogal olarak seker dusup agiz kuruyunca tapascilara gidip bira tapas cakmak.

    her guzel sey gibi granada da biterken, hissettigim huzun ve nese birbirine karismis durumda.

    edit: 2eu=bira ve tapas. simdi bunu 5 liradan turkiyede uygulasak ufak bira arti guzel yemek seklinde, orayi once musteri sonra mafya yikar.
  • osmanlıcası gırnata olan şehir. (bkz: gırnata) (bkz: enduluste raks)
  • kendine iki saatte aşık eden şehir. alhambraya çıkar, zamanında müslümanların burada bir saray değil şehir yarattığını, endülüsü nasıl tepeden izlediğini görürsünüz. ağustos ayının soyunda 40 derece güneşten değil, tarihin ve uygarlığın büyüsünden çarpılır, başınız dönmüş bir biçimde bahçelerin, hanların içerisinde gezinirsiniz.

    bir katedralin bu kadar önemsiz kaldığı başka bir katolik avrupa şehri görmek zor gelir; katedralin etrafında yürüyüp, şehrin ana caddesi olan gran via de colon'a çıktıktan sonra, nasıl da modern bir şehre çevirmişler diye üzgün üzgün dolaşırsınız granada'nın içerisinde. gözünüz albaicin bölgesine takılır; alhambranın tepesinden eskiden şehrin surlarının kurulduğu, şimdi bir yahudi mahallesi olan bu bölge zamanında en güzel islam mimarisi ile kurulmuş, mini minnacık, dar ve dik sokaklarla granadanın heybetli tepelerine doğru çıkan, bembeyaz, taze yemek ve meyve kokan evlere sahiptir. kavurucu güneşin altında tepeye doğru ilerlerken, evlerden dışarı dallarını uzatmış incir ağaçlarından incirleri koparıp yerken kendinizi vatanınızın güzel ege sahillerinde hissedebilirsiniz. granada en yakın denize saatler uzaktadır ama zaten buraya günler boyunca yerleşmek için gelmemişsinizdir. belki burada yaşamış olsaydınız, zaten şehrin güzelliği ile birlikte, buranın havası, denizin yokluğunu hissetirmeyecekti, ama zaten buraya sadece bir öğleden sonrasını geçirip şehre aşık olmak için gelmişsinizdir.
  • *öncelikle kent hakkında genel bilgi vermeden şunu söylemeliyim ki eğer granada'ya gidiyorsanız hostelinizi otelinizi önceden ayarlayın. hele hele ispanya'da fiesta zamanı mı bir kontrol edin bölgesel festivalleri soruşturun. bütün ispanya'da olmasa da andalucia bölgesinin kendine has festivalleri olur (burada festivalden kasıt genelde öylesine tatillerdir) onlara çok dikkat edin. yoksa yer bulma sorununuz olur hatta olmaz direk yer bulamazsınız.

    * kalacak yerinizi ayarladınız ve geldiniz diyelim, öncelikle şehrin gran via'sını bulun. gran via hemen hemen tüm ispanyol şehirlerinde bulunan ortak caddedir ki granada'da gran via kilisesi bulunur ve yön tarif etmede de çok yardımcıdır. biz araba kiralayıp gitmiştik eğer ki erasmusluysanız arabayı tercih edin tabi ki. açıkçası valencia tarafından granadaya ulaşmak çok kolay. 400 km'yi 4.5 saatte aldık biz.

    * neyse granada'da faslıların ve cezayirlilerin çoğunlukta olduğunu göreceksiniz. nargile cafeler genelde onların elinde. biz nargile cafeye girmiştik gran via'nın bir üst caddesinde bulunan. gerçekten harika nargile getirdiler, ama şöyle bir alışkanlık var ki bir daha köz isteyemiyorsunuz. ''köz alabilir miyiz'' diyorsunuz aldığınız cevap ''köz? nargileniz bitti mi? yeni nargile istemeniz lazım, kömür ekstra ücret'' oluyor. yani adet ya da satış şekli böyle, adamlar bir an önce sizin işinizi bitirip orayı terketmenize bakıyorlar gibime geldi benim. çünkü genelde mekanlar dolu oluyor.

    * granada'da genelde tüm ispanyol şehirlerinde olduğu gibi geceleri çoğunluğunu barlara giremeyenler sanırım ya da onlarla beraber eğlenmek isteyen yabancılar botellon denilen garaj önü ya da meydan ortasında içkili partiler veriyorlar kendi aralarında. onlara katılmanız sizin daha sonra gittikleri barları öğrenmenizi sağlar. bu bakımdan yararlı, açıkçası içince de güzelleşen insanlar.

    * elhamra'yı (ispanyolların deyimiyle ''la alhambra'') gezmek için bazen önceden bilet almanız gerekebilir. hatta festival zamanları kesinlikle önceden alın. diğer zamanlarda da internetten daha ucuza bilet bulabilirsiniz. elhamra için iki tür bilet var benim bildiğim. bir tanesi bütün saray için diğeri saraydaki bahçeler için. birinin fiyatı 12 diğerinin de 6 euro civarıydı sanırsam. biz festival zamanı gittiğimiz için ancak birkaç yerini görebilmiştik, gerisini gezememiştik.

    * tapas olayı çok güzel. 2 euro verip doyumluk bir öğün sahibi olabilirsiniz. hele ki domuz etiyle aranız iyiyse domuz etiyle yapılan bir sürü tapas var. bir de içkinizi söylüyorsunuz ardından tapas falan ne istersiniz, ''tapaslar müesseden'' benzeri şeyler söylüyorlar. benim ev arkadaşımın önüne 30 kadar zeytin, bir bira, bir sandviç ve bir adet de tapas geldiğini bilirim. 2 euro için mükemmel.

    * granada yakınlarında sierra nevada denilen amerikadan esinlenme biryer var. kışın sanırım daha güzel olur ama biz 40 km gidip direk geri dönmüştük. çünkü bir kayak merkezi vardı sadece (biz ekim ayında gitmiştik). bunun haricinde bir de ufak göl var. öve öve bitiremedikleri sierra nevada çok büyük bir hayal kırıklığıydı açıkcası. ispanya'da çöl temalı filmlerin çekildiği yermiş diye de duymuştum, ne kadar doğru bilemiyorum.

    * şehirdeki park sorunu çok büyük. büyük vanlarla falan gelmeye kalkmamak lazım. park yerlerinin gecelik ücretleri 20 euro'dan başlıyor. ara sokaklarda da çok az yer var. bence arabayı şehrin biraz dış mahallelerine bırakıp otobüsle merkeze ulaşmak çok daha mantıklı.

    * grafitileri es geçmeyin. şehirde çok fazla öğrenci dolayısıyla çok fazla genç var. bu yüzden granada'nın dar sokakları grafitilerle süslüdür. açıkçası süper grafitiler var.

    * benim gördüğüm ispanyol şehirleri arasında en tarihi şehirlerden biri. hatta en tarihi olanı. cordoba(kurtuba) belki onu geçebilir, henüz görmedim. ama sokaklarında dolaşmak büyük zevk. cordoba - malaga - granada ya da dönüş yerinin doğrultusuna göre cordoba - granada - malaga o bölgedeki en güzel şehirler tahminimce. malaga ayrı bir güzeldir (ben malaga için de birşeyler yazayım en iyisi)

    * hediyelik eşya alacaksanız tabi ki elhamra'dan almayın. gidin şehirde çok daha uygun fiyata alabileceğiniz yerler var. ama pazarlık yapmaya kalkınca ''sen türk müsün'' demişti adam bana. adamlar pek çakmıyor açıkçası ticaretten. belki de gelirleri sabit ve yeterli olduğu içindir. ama ispanya genelinde bence bu bir sorun. pazarlık edemezsiniz. adam ''iyi keyfin bilir'' bakışları atar size.

    * son olarak granada'da yediğiniz bir şeyin fiyatına baktınız, iyiymiş dediniz, yediniz. bilin ki o normal fiyat değil ve o fiyata kdv henüz eklenmemiş. %10 civarı bir kdv yiyeceksiniz. dikkat edin sonra bu niye böyle demeyin.
  • endülüs'ün bana göre de en güzel şehridir. yalnız yazın gitmemeye çalışın, zira olağan bir günde 45 dereceyi görürsünüz. nem yoktur, hava terletmez, aslında (türkiye'nin kıyı kesimleriyle karşılaştırırsak mesela) havanın o denli sıcak olduğunu fark etmezsiniz. ben de fark etmemiştim; kafama güneş geçti. vücut sıcaklığım, hava sıcaklığıyla yarıştı. bir yandan o tarihi dokuyu hissedersiniz, diğer yandan tarihi dokunun içinde hayat da devam etmektedir. bu yüzden çok güzel...

    bu arada blog'umda ufacık bir anım vardı bu şehre dair, los lunes al sol*'le de ilintili. tıklamak istemeyenler için buraya bırakayım:

    *
    latin ekolüne değinmişken boş geçmeyelim… granada’da gece 11… çingenelerin topuklarından beyin omlet olmuş. gittim yatmaya, iki döndüm yok. indim pijamalarla otelin önüne. tesadüf, otel şehrin ortasında. çıkınca sağda termometre var hava 34 derece. oturdum basamağa, yaktım bir sigara. dilenci geldi. para işareti yapıyor. “no money” dedim, uzattım bir sigara. aldı yaktı. dikiliyor yanımda. bitirene kadar öyle dikildi. ben de bitirdim sigarayı, niyeyse oturdum yarım dakika kadar. termometrenin olduğu ekrana kafamı çevirdim; ekrandaki saat o anda değişti. lunes yazdı. “lunes neydi lan?!” pazartesi… dedim adamlar yapmış be…

    *
  • ruhumun bir parçasını orda bıraktığıma inandığım, tüm hayatımı geçirebileceğim şehir.
  • nisan'ın 22'sinde gittiğim, 26'sında (uçağımı kaçırmamak adına) terk etmek zorunda kaldığım ve içimde kocaman bir yara açan şehir.
    o kadar sevdim o kadar bayıldım ki şu an yazın orada çalışmak için iş arar oldum! birçok yere başvurdum ve başvurmaya da devam edeceğim. az ispanyolcam çok ingilizcem ile illaha bir iş bulacağım diye düşünüyorum.
    kavuşacağız granada!!
  • ağaçlardan sokaklarına düşen portakallarını özleyeceğim şehir. bilindik yerlerine ek olarak barok tarzıyla cartuja manastırı ve çingenelerin sacromonte kilisesinin ziyaret edilmesi şart. gece içinse la loca de gandoca