şükela:  tümü | bugün
  • 1932'de en iyi film dalında oscar odulunu alan film.
  • (ara: grand hotel)
  • su siralarda londrayi sallamakta olan basarili muzikal. 1928 almanyasinda berlinde bir otelde yasanan olaylari anlatan muzikal, west end sahnelerindeki diger muzikallerin klasik hallerinden ayrilan yapisi ile gercekten ilgi cekici.
    (bkz: donmar theatre)
  • somewhere in time filminin geçtiği yer.
    bu filmin hayranlarının tapınak haline getirdikleri yer.
    türkiye'deki adaşları bir yana (bkz: http://www.grandhotel.com/)
  • fires (which burnt brightly) ' ın yer aldığı 1973 tarihli procol harum albümü.
  • john barrymore ve greta garbonun başrollerini paylaştığı film.
  • başrolünde greta garbo'nun yer aldığı 1932 yapımı, oscar'lı bir edmund goulding filmi.

    "buzlar kraliçesi" garbo, o aksanlı konuşmasıyla bir rus balerini canlandırır filmde. mekân berlin'deki grand hotel'dir. karakterlerden grusinskaya sahne stresini, sanatçı kaprisini bolca yaşayan balerindir; baron von geigern ise fazlasıyla centilmen, ne bir kolyeyi ne de bir cüzdanı çalabilen, sonunda da hayatından olan bir hırsızdır. filmdeki işadamı preysing gerek davranışlarıyla gerekse konuşmasıyla sinir edicidir. garbo, filmde sarfettiği "i want to be alone" sözüyle tarihe geçer ve o söz hayatıyla özdeşleşir.
  • --- spoiler ---

    john barrymore'un popoya şaplakla biten 5 dakikalık kız* tavlama sahnesi vardır ki ders niteliğindedir. ama daha önemlisi hollywood'un yaşar usta'sını görürüz bu filmde. sayılı günleri kalan muhasebeci kringelein.* ölümün, işçi için artık zorunlulukların, emirlerin olmadığı bir özgürlüğün başlangıcı anlamına geldiğini gösterir bize. yakında ölecektir ve artık ona kimse bir şey yapamaz. hayatı tüm zevkleriyle ellerinden alınan işçi sınıfının tüm nefretini, karaktersiz patronu preysing'in* yüzüne ok gibi giden sözlerle saplayacaktır:

    "herkese hakaret etme hakkınız yok. herkesten üstün olduğunuzu sanıyorsunuz ama çok sıradan birisiniz. para basıyor olsanız da benim gibi insanlar köleniz olmak zorunda kalsa da. eğlendiğimi görmek hoşunuza gitmiyor. bir insan ölümüne çalışınca bunu hak eder. işçinize verdiğiniz maaşla yaşayıp yaşayamayacağı umurunuzda değil. 4 hafta hasta yattığım için bana mektup yazıp kovulacağımı bildirdiniz. beni kovamazsınız çünkü ben hastayım. ölüyorum! hayatımda ilk kez kendimin patronuyum. artık hiç kimse bana emir veremeyecek. öldükten sonra bana hiç bir şey olmaz. ben bir pisliksem siz benden daha pisliksiniz, sanayi patronu preysing!"

    kringelein'in bir dostu vardır: von gaigern.* aslında baron değildir, bir hırsızdır; mafyaya borcunu ödeyebilmek için çaldığı mücevherin sahibine* aşık olabilen bir hırsız. saklandığı dolaptan, balerinin "yalnız kalmak istiyorum" sözünden sonra çıkar ve mücevheri odanın ortasına bırakır. beyaz bir sürü içindeki kara koyundur yani. film, kapitalistle hırsız arasındaki farkı gösterir biraz da bize: vicdansızlık kremasıyla süslü açgözlülük. mesela von gaigern, steneografı* tavlar ama o gece balerine aşık olduğu için peşine düşmez, onu kringelein'la dans edip son günlerinde mutlu etmeye ikna eder. ama sanayici gelir -evli olduğu halde- kızı, kringelein'ın elinden zorla alır. çünkü stenograf onun elemanıdır, üzerinde her türlü mülkiyet hakkına sahiptir, "eğlenmek" dahil. von gaigern'la preysing arasındaki fark, baklava çalan çocuklarla, dereleri kurutan şirket patronlarının arasındaki farka benzer.

    --- spoiler ---
  • siyah beyaz filmlerin tüm zarafetini üstünde taşıyan filmdir kendisi.
    greta garbo'nun o içe işleyen muhteşem oyunculuğunun yanında grand hotel'de pek çok hayatın, hikayenin ve umudun kesişmesi nice hayallerin harcanması incelikle işlenir. sinemanın tüm asaletini omuzlanabilecek tek filmdir bana göre.