şükela:  tümü | bugün sorunsallar (1)
  • single player için başıma bir iş gelmeyecekse benim de oynarken sıkıldığım oyundu.
    bitince de ebayde okuttum hemen.

    hiç bir silah bana keyif vermedi. önceki gtalarda yaptığım gibi saatlerce polis avına çıkamadım.

    kanun kaçağı olmayı bıraktım borsa oynadım ordan da bi sik olmadı. herhangi bir mantığı yok borsa sisteminin. oyundaki 2 görev falan dışında bir etkisi yok. al satla para kazanabileceginiz bişi değil.

    tek sevdiğim yanı, kuytu yerlerde vs takılırken random olaylar soygunlar çatışmalar olmasıydı. gaspçılar falan onu da 55 kere tur attım kuytu yerlerde 2 kere yaşadım.
  • 2014'te başlayıp anca bugün bitirebildiğim oyun. hikayesi iyi değil meh. ama atmosfer sonlara doğru azıcık daha iyileşiyor. ben en çok trevor'la rebel radio dinlerken çölde araba sürmeyi seviyordum birde çölde uçak uçurmayı. ama, senaryo bitti nihayet oh be bitti amk oyunu diyip sildim.
  • çetemizle birlikte online'da hala çok eğlendiğimiz oyundur efenim. eğer online'a başlamadıysanız, birlikte oynayacak arkadaşlarınız yoksa veya grup olarak nasıl para kazanacağınızı düşünüyorsanız sizi de oyuna ve çetemize bekleriz. tahmin edersiniz bu oyun iletişim olmadan olmaz bu nedenle discord kanalımız da mevcuttur.
    iletişim için bir yeşil kadar uzağınızdayız görüşmek dileğiyle :)

    edit: bilgisayar platformundayız ve 18 yaş sınırı mevcuttur
  • (önsöz: 140 sayfalık başlığın en dolu olan ya da en dolu gözüken entry'sini girmiş olmaktan gurur duyuyorum)

    insan psikolojisini yuval harari denen, sağdan soldan çırptığı outdated bilgilerle pop kültür öğesi haline gelmiş bir adamdan öğrenen bazı kimselerin zararlı gördüğü oyun(çok pis aşağılarım). bir zizek’e, iki lacan’a, üç de bu harari’ye uyuz oluyorum. bunların hayattaki tek görevi, erasmus’un “körler ülkesinde tek gözlü adam kral olur”(in regione caecorum rex est luscus) sözüne mükemmel örnek olmak.

    insan psikolojisi deyince daha günümüzü düzgünce değerlendiremiyorken fütürizme el atmak bence biraz naiflik, el atıyorsak da kolu kaptırmamak lazım. o yüzden gelecek hakkında net atıp tutmalar yapmayacağım, bir iki kelam edebilme şansımızın olduğu günümüze değineceğim(geleceğe de bir parmağımı sokarım). ama konuya girmeden önce, içimde kalmasın, bazı türk psikolog ve psikiyatristlerine bir seslenişim olacak: oyun, film gibi deneyim nesnelerini ele alırken insan psikolojisini ‘öğrenilen davranışlar’a indirmek kadar davarca bir hareket olamaz. yapmayın. davar mısınız siz?

    bir de, iki kitap önereceğim. birincisi (homo deus değil, o n’alaka mk), “the oxford handbook of media psychology”; medya ve psikolojik etkileri üzerine. 2013 yılında yayınlandığı için mükemmel derecede güncel değil ama konuyla ilgili en kapsamlı kitap bu. en azından bilimseldir; harari, lacan, ve zizek’te dolanan falcılık, götten atmacılık, bakın şimdi çok ilginççilik ve yüzeycilik aurasıyla ilgisi yok. ikincisi de, direkt oyun ve psikoloji üzerine: “gamer psychology and behavior”. 2016’ya ait, yazarlar türk. türk olunca beğenmezsiniz ama bir bakın derim.

    meseleye girelim; oyunlar insanları hannibal, dexter falan yapar mı? derin araştırmalarıma göre, şu ana kadar hiçbir seri katilin psikopati kökenine “çog gta v oynadı yauv” yazılmamış. hatta, bizatihi hayat deneyimlerime dayandığımızda, mortal kombat oynamak ve hayırseverlik arasında bir paralelliğe rastlıyoruz. zengin, kazandığı paranın epey yüksek bir oranını çeşitli yardım işlerine harcayan bir abimizle tanışmıştım; adam mortal kombat hastası çıkmasın mı? dedim vay anasını, dedi gel vs atak.

    neyse ki 80’lerde değiliz, artık martin esslin misali “şiddet izlemek şiddet kanırtır” şeklinde bağırmamızın saçma olduğunu söyleyen bilim var. artık “yav tv’den sonra şiddet arttı, demek ki suçlu tv’dir” gibi tuhaf mantıklardan uzağız.

    başta önerdiğim iki kitaptan oxford olanı şiddet içerikli oyunların uzun vadede de kısa vadede de şiddete sebep olduğu sonucuna varır.

    türkiş olan ikinci kitap ise der ki “yav şiddet-oyun arasında paralellik olduğunu gösteren çalışmalar var ama oyunların yararlarını gösteren araştırmaların bulguları çok daha kuvvetli”. dahası, şiddet içerikli coop oyunların yardımlaşmayı arttırdığını gösteren çalışmalara da değiniliyor: https://www.tamiu.edu/…cuments/video_game_study.pdf

    türkiş olan kitabın taraflı olduğundan şüpheleniyorum, çünkü yazarlar oyun sektörünün içinde olan kişiler. oxford olan ise görece eski olması gereği eksik, konuyla ilgili sadece 2-3 meta-analize değiniyor.

    oyun ve şiddet literatürünün en ünlü araştırması anderson’un 136 araştırmalık meta-analizidir(2010) ki verdiğim oxford kitabı da temelde sırtını buna yaslar. fakat 2017’de bu araştırma hilgard, engelhardt, rouder tarafından yeniden ele alındı, ve dendi ki “araştırmanın bu sonuçları vermesinin nedeni publication bias, biz bunu gözetip verileri yeni yöntemlerle ele aldığımızda şiddet ve oyun arasındaki korelasyonu çok düşük bulduk“. aynı yıl mr. anderson da cevap verir: “doğru. şimdi biz daha iyi bir yöntemle publication bias ve hatta outliers’ı işin içine katıyoruz, bakalım ne olacak. aaa, sonuç çok değişmedi, şiddet ve şiddet içerikli oyunlar arasında hala önemli bir korelasyon var, sen nasıl sadece publication bias’la sonucu bu kadar değiştirdin kardeşim? seninkinde sorun var.”

    sonra ajan simit de demiş ki: “why, mr. anderson? why, why, why? why do you do it? why get up? why keep fighting? do you believe you're fighting for something? for more than your survival?”

    anderson’un popüler meta-analizi(2010): https://www.ncbi.nlm.nih.gov/m/pubmed/20192553/

    hilgard, engelhardt ve rouder’ın tepkisi(2017): https://www.ncbi.nlm.nih.gov/m/pubmed/28639810/

    anderson ve saz arkadaşlarının cevabı(2017): https://www.ncbi.nlm.nih.gov/m/pubmed/28639811/

    2014 yılına ait, 98 araştırmayı ele alan bir başka meta-analize göre de, şiddet içerikli oyunlar agresyonu arttırırken, prososyal oyunlar da prososyal davranışları arttırıyormuş: https://www.ncbi.nlm.nih.gov/m/pubmed/24458215

    101 araştırmadan yararlanan daha güncel(2015) bir meta-analiz ise, şiddet içerikli oyunların dehb, şiddet, prososyal davranışlarda azalma, akademik performansta düşüş, ve depresyonla ilişkisinin “minimal“ olduğunu söylüyor: http://www.christopherjferguson.com/…ngry birds.pdf

    bu da anderson’un meta-analizi kadar eleştiri almış, bir o kadar da savunulmuştur. ortalık böyle akademik kavgalarla dolu. oyunlar şiddete sebep oluyor mu bilmiyorum da oyunların şiddete sebep olup olmadığı tartışması belli ki bazı şiddetvari eylemlere sebep oluyor.

    bu araştırmaların bir de tartışmalı arkaplanı var. bazı araştırmalar oyun firmalarının sponsorluğunda, bazıları ise şiddet-karşıtı aktivist grupların sponsorluğunda yapılıyor. dertler sadece bilimsel olsa iyi yani..

    daha yeni çalışmalara bakarsak,

    çalışma 1(2018): https://www.nature.com/…-018-0031-7.pdf?origin=ppub

    ne diyor lan bu 1: bir grup herife 2 ay gta v, bir gruba da the sims 3 oynatmışlar. ne pozitif ne de negatif bir etkisi olmuş.

    çalışma 2(2018): https://psycnet.apa.org/record/2016-35237-001

    ne diyor lan bu 2: 304 çocuğu incelemişler. gelişimsel ve motivasyonel olarak ne pozitif ne negatif etki gözlemlenmiş.

    çalışma 3(2018): https://www.frontiersin.org/…/fpsyg.2017.02219/full

    ne diyor lan bu 3: olayı fmri’a sokmuşlar. oyunlardaki şiddetin, uzun dönemde beyin aktivitelerini etkileyebilecek nitelikte olmadığı gözlemlenmiş. yani ahlaki yargı gibi fonksiyonlarda değişime sebep olabileceği mümkün gözükmüyor.

    çalışma 4(2017): https://www.ncbi.nlm.nih.gov/m/pubmed/27086318

    ne diyor lan bu 4: benzer bir başka araştırma.

    çalışma 5(2019): https://royalsocietypublishing.org/…098/rsos.171474

    ne diyor lan bu 5: 1004 ergeni(14-15 yaş) gözlemlemişler. agresyonlarında gözle görülür bir değişiklik bulunmamış.

    sonuç?

    yallah hararistan’a.

    şaka şaka.

    görüldüğü gibi, geçmişte şiddet içerikli oyunlar çoğunlukla zararlı görülürken, güncel çalışmalar farklı bir manzara sunuyor. yine de, konuyla ilgili bu kadar bilgi kirliliği varken bir yargıya varmak doğru olmaz. iki görüşü de destekleyen onlarca araştırma var. daha kesin sonuçlara ulaştıran yöntemler kullanılmadığı sürece hiçbir şey diyemeyiz. psikoloji bilimi böyledir, bir araştırma yaparsın, ertesi gün bir daha yaptığında ters sonuç çıkar, zira metodolojik olarak yeterince sağlam bir zemini yok.

    illa bir şey dememiz gerekirse: şu açık ki şiddet içerikli oyunların şiddete etkisi varsa bile çok fazla değil. bulgular çok güçlü değil. bu oyunları neredeyse her ergen oynuyor, ve gitgide daha da yaygınlaşıyor, ama buna karşın yaşanan ‘şiddet’ olaylarında gerileme var. oyunlara ilgi artarken, şiddette azalma yaşanıyor(2016): https://onlinelibrary.wiley.com/…10.1002/soej.12139 bir de bu var(2014): https://nature.berkeley.edu/…ds/marky-etal-2014.pdf

    bu konuların tartışılması zaten uzuuun yıllar daha sürecek, o konuda kimsenin bir şüphesi olmasın. bana sorulursa, ki ben bana soruyorum, transhümanizmin muhtemelen ağızlarda ya da sokaklarda cirit atacağı 2050 yılında(yahut 2100 yılında, 2200 yılında, 3000 yılında ulan!) sansür denen şeye ihtiyaç kalmaz. hadi onu geçelim, işin çok farklı açıları var. hani ray kurzweil haklıca diyor ya “sanal seks gerçek seksten daha zevkli, daha yoğun olacak” diye, şiddet için de aynı şeyi söylememiz mümkün. şiddetin sanal dünyada daha tatmin edici olduğu bir zaman diliminde insanlar gerçek şiddete başvurur mu? şiddetten doğan tatmini şiddet kullanmadan direkt kaynağından stimüle etmek mümkünken niye şiddet gibi dolaylı bir yöntem seçilsin?

    bunu da geç, bir de genetik determinizm ve öjenik seleksiyon olayı var. şiddet potansiyeli ve impulsiflik her şeyden önce genetik ise, bu genler çeşitli şekillerde yok edilebilir. böyle bir durumda, dediğim gibi sansür çok gereksiz kalır ve gelecek günümüzden daha serbest olabilir. j. savulescu’nun çok ünlü bir biyoetik makalesi vardır, mutlaka harari de değinmiştir(https://www.ncbi.nlm.nih.gov/m/pubmed/12058767/). der ki çiftlerin en iyi çocuğa(en iyi derken en iyi hayatı yaşayacak) sahip olmaları ahlaki bir zorunluluktur, çocuklarını seçmelidirler. bunun için iki muhtemel yol da gösterir: “vitro fertilization(ivf)” ve “preimplantation genetic diagnosis(pgd)”. yani teknolojik olarak çok uzak olaylar değil bunlar. sadece, henüz genetik ve antisosyal davranışlar arasındaki bağ tam anlamıyla netlenmiş değil; meraklısı için: https://onlinelibrary.wiley.com/…18517383.wbeccj364 daha basit ve kısa bir şey isteyen için: https://criminal-justice.iresearchnet.com/…rime/15/ uzun olsun hafif olsun diyorsan: https://us.sagepub.com/…/upm-binaries/26264_4sc.pdf daha da ilgilenmek istiyorum, bu işin başını çeken kitabı ver bana, her şeyi göster bana, hadi dayanamıyorum, diyorsan: kevin beaver’ın “biosocial criminology a primer”ı derim.

    sonuç olarak, milyon dene dinamik var iken ebegümeci gibim ortalığı garıştırmayah yeğenim.

    aslında bu sanal şiddetin, özellikle immersive olanların, bir etkisinin olduğuna katılıyorum: bir ölçüde ‘şiddete duyarsızlaşmak’. fakat bundan kastım oyunların empatiyi seyrekleştirmesi değil, empatinin yarattığı negatif duruma karşı coping mekanizmaları üretmeye yardımcı olması, kişiyi soğukkanlı kılması. bunun da kötü bir şey olduğunu düşünmüyorum. hatta, bu manada şiddete duyarsızlaşmanın en az iki olumlu yanı var: birincisi, dediğim gibi soğukkanlılık. rehabilite edilmiş psikopatların itfaiyecilik gibi meslekler için biçilmiş kaftan olduğunu söylerler. bunun sebebi heriflerin manyak olması değil, hiçbir şekilde soğukkanlılıklarını kaybetmemeleri, kriz anlarını mükemmel idare edebilmeleridir.

    ikincisi de, şiddetin yaratabileceği travmadan muafiyet. fakat, küçüklüğünden beri türlü sanal şiddet deneyimlemiş biri olarak, türk halkının koşa oynaya izlediği ve yaptığı kurban kesimlerinden bile çekiniyorum kardeşim ben. duyarsızlaştırmaz demiyorum, ama bende o duyarsızlaşma olmadığına göre oyunların duyarsızlaşmadaki etkisi de öyle çok omnipotans değil. al bir kesinlik daha.

    sansür denilen 'çözüm'ün sınırlarını çizmek zordur. terörizm gibi zarar-vericiliği bariz olan şeylerde sansürü kullanmak yararlıyken, zararı olup olmadığı belli olmayan tartışmalı her konuya sansür getirmek insanları sıkar, sindirir, yaratıcılıklarını öldürür, korkutur. örneğin abd'den fırlayıp türkiye'ye gelmiş 'homofobi', 'seksizm' gibi kavramları istismar etme geleneği bilim adamlarının, edebiyatçıların, komedyenlerin bir iş yaparken rahat olamamalarına, dolayısıyla üretememelerine, onların sınırları sertçe çizilmiş bir kapsüle hapsolmasına sebep oluyor. bu homofobi ve seksizm'i çözüyor mu? hayır, aksine insanların aktivistlerden nefret etmelerine, onları ciddiye almamalarına sebep oluyor.

    nasıl ki islam'ı yayıyorum diye kafa keserken ters bir etkiye sebep oluyorsan, farkındalığı yayıyorum diye insanların dillerini keserken de ters bir etkiye sebep olursun. 'şiddet içeriyor, öyleyse yasaklanmalı' mantığıyla gitmek hiçbir şeyi çözmeyeceği gibi fazladan soruna sebep olur. iş, dostoyevski'yi raskolnikov'u cazip göstermekle suçlamaya kadar gider. bu da dünyayı dönen bir kara mizah haline getirir, ağlanacak halimize gülmeye başlarız çünkü başka gülecek bir şey bulamayız, komedi incitici niteliği gereği yasaklanmıştır.

    fransızlarda "crime de lese-majeste" diye bir terim vardır; "kralı incitme suçu" diye çevirebiliriz. gider henry bilmemkaç'tan yanak alırsanız, ya da önünde soyunursanız, sizi asarlar, kralı incitmiş olursunuz. günümüzde lese-majeste kavramı aslında hala duruyor; o zamanlar kral kutsaldı, kralı incitmek suçtu, şimdi ise 'birey' kutsal, ve her bireye kral gibi yaklaşılması beklenir. bu tespitime lese-individu diyorum. harari homo sapiens'i homo deus'a çevirince tutuyor, biz lese-majeste'yi lese-individu yapınca niye tutmuyor mk?

    sorarım: "mk" diyen bir sözlük yazarı, kadınları incittiği bahanesiyle idam edilse şaşırır mıyız? aramızda bunu destekleyenler var. ama kimilerinin dediği gibi: surat astınız, hayatı zehirlediniz, nero'yu yedirmeyiz.

    nereden nereye geldik, ama işte bunlar hep hayatın gerçekleri!

    telefondan yazdığım için biraz kısa kısa, çok açıklamaya girmeden yazdım, ama yine de fazla konuya değindiğim için uzun bir entry olmuş, kusura kalınmasın.

    saygılar, sevgiler..
  • uzun uzun dolu analizler kasmaya gerek yok. mevzu şiddete alıştırması, yayması falan filan değil. bilimsel açıdan oyun oynayanın gerçek hayatta da şiddete meyli falan öyle kolayca ispatlanamaz zaten tam olarak.

    ortadaki durum başka. ortaya ahlaki bir durum giriyor, bilimsel analizler kasmaya gerek yok... kim ne derse desin bir oyun oynamakla film-dizi izleyip roman okumak aynı şey değil.

    çünkü simülatif olarak yapısal açıdan bir farkı var oyun oynamanın. mesela gta'nın etkisinde kaldığı ve açıkça her oyununda onlardan sahne sahne kopyaladığı scarface, heat gibi filmleri izleyince sen sadece ve sadece bir izleyicisin. ama bu filmlerin bir nevi oyunu olan gta'yı oynayınca işin içine interaktivite çok çok çok daha fazla giriyor, gamepad'ın tetiğine basınca yönettiğin karakter de tetiğe basıyor. ve bu rahatsız ediyor, çok aşırı rahatsız ediyor hem de.

    suç dizileri-filmleri falan gayette severim. çünkü özellikle bu yapımların kült olanlarında amaç suçu bir eğlence haline falan getirmek değildir. çünkü bu yapımlar her zaman ortaya ahlak, aile, değerler, inanç, dostluk, kişilik vs. üzerine bişeyler atıyorlar. evet bazen yanlış anlaşılıyorlar, mesela walter white gibi bir orrrrospu çocuğuna reyiss diye hitap eden kitle var ve olacakta ama bu yapımın değil kitlenin mallığı.

    elbette bir oyun olarakta draması kuvvetli yapımlar var. mafia'dan mgs v'e birçok oyun sayılabilir. ama bunlar sayıca çok az. ve genel oyun sektörü sadece "eğlenmek için şiddet", "şiddet yaparak eğlenmek" odaklı bir sektör. bakın durum ortada aslında da oyuncu kitle bu ortadaki gerçeği görmek istemiyor...

    neyse işte herhangi bir rockstar oyununda da durum üçe katlanıyor;
    1. çünkü birçok oyunda sivil vs. masum insanları sürekli öldürmüyorsun. tamam her oyundan spec ops the line'daki masum insanları öldürdüğünü hatırlatma sekanslarını bekleyemezsin, burada oyun yapımcısının sınırlandırmaları vs. giriyor. ama rockstar bu konuda oyuncuyu sınırlandırmadığı gibi zorunlu senaryo görevlerinde dakika bir gol bir diyerek masum insanları öldürtüyor. gta 4'te kullandığı heat'ten arak aynı sahneyi bu oyunun başında da kullanmıştı hani ve bu oyuna direkt katliam yaparak başlıyorsunuz amk.

    2. oyun mekaniği bozuk olduğu için gizlilik, çok az insan öldürerek bölüm geçme gibi en dandik açık dünya oyunlarında bile olan şeyler nedense rockstar yapımı oyunlarda yok. ve durmadan, bitmeyen savaş oyunlarında bile olmayan sikimsonik bir aksiyonla durmadan polis-sivil vs. dikkat etmeden öldürüyorsunuz.

    3. senaryonun amaçsız şiddet odaklı olması. rockstar senaryolarını öven dickriderlar hiçbir sikimden anlamıyorlar. çünkü aşırı vasat olması yetmiyormuş gibi ay parodi yaptık, ay gönderme çaktık falan diyerek kült yapımların içine sıçarak #87509748 onlardaki yukarıda bahsettiğim izleyiciyi sorgulatan drama kısmını komple alıp hatta tam tersi yöne çevirtiyor bişekilde. gta 4'te, vice city'de scarface'i popülerleştirip içine sıçmak dışında başka bişey yapmadı. rdr 2'de de aynı şey. bu oyunlar ahlaki açıdan sorgulatmıyor etkisinde kaldığı filmler gibi. sadece sorgulatıyormuş gibi yapıp tam tersine suç işleyen, zevkine adam öldüren, sosyopat, kötü ve şerefsiz karakterleri idealize etmeye kalkıyor. rdr 2'nin chapter 6'sında öyle saçma şekilde tüm rockstar sikkoluğu açığa çıktı ki bu durum inkar edilemez. zaten dikkat edin niko'ya, arthur'a övgüler düzen kitle walther white'a reyis çeken kitleyle aynı kitle.

    yanisi sonuç olarak hem senaryo, hem oyun dizaynı, hem de simülatif etkisi açısından özellikle rockstar oyunları hiçbir şekilde savunulamaz. aslında başka meseleler de var ama tuvalete gitmem lazım, başka zaman değiniriz.
  • insanı şiddete yöneltiyor diyen açık ve net maldır. ister 1000 sayfa yazın ister 1 satır hiç fark etmez.
  • rockstar editor arayüzünün çok eğlenceli olduğu oyun. özellikle ayarlardan depth of field yani alan derinliğini aktif ederseniz ortaya çok güzel sonuçlar çıkabiliyor.

    1
    2
    3
    4

    ekran görüntülerinde de görüleceği üzere özellikle bu sıralar offroad'a sardık kuzenimle beraber. o kadar eğlenceli ki. tırmanmadık dağ bayır bırakmıyoruz. hatta işi abartıp freecrawler'a şnorkel takarak suyun içine ne kadar dalabiliriz diye aksiyonlara girdik. tabii yapay zeka şnorkele müsamaha göstermiyor o ayrı.*

    online'da the doomsday scenario haricindeki heist'ler biraz can sıkıcı olabiliyor. şunu al şuraya götür, şu kişiyi karşı binadan sniper ile vur falan. her ne kadar kendini tekrar eden mission'ların var olması oyunun devamlılığını zedelese de, rockstar arada bir yaptığı güncellemelerle diri tutuyor oyunu. yaklaşık 220 saat oyun oynama sürem olmasına rağmen pek sıkıldığımı söyleyemem. yeni arabalar her zaman ilgimi çeker.*
  • gta 5 hileleri ile birlikte oynandığında çok daha zevkli efsane oyun.
  • nopixel rp modu 1 haftadır oyun dünyasını kasıp kavurmaktadır. ben hayatımda böyle sağlam rp görmedim. herkes rolüne o kadar iyi uymaya calısıyor ki kendinizi kaptırıyorsunuz ister istemez. sodapoppin, summ1t, greekgod kimi yakalarsanız izleyin twitchte. böle bi tasak o - la - maz.

    200 bin kisiden asagı inmiyor twitch gta kanalı, ortalık yanıyor. siktiğimin ekşisi yine boş çeviriyor. ya bi boktan haberi olmayan geçkinler yada çoluk çocuk. asla kilit bilgiye ulaşmak mümkün değil.
  • rockstar denilen manyak firma öyle bir movie editor koymuş ki oyuna.. otur 20 bölümlük dizi çek. otur 3 saatlik film çek. koy netflix'e millet animasyon niyetine otursun izlesin ..

    overheat part i

    overheat part ii