şükela:  tümü | bugün sorunsallar (1)
  • hikayelere onem veren biriyim. cografyalarin da hikayeleri olduguna inaniyorum. bugun bunu dusundum: neden bu kiz isvecten boyle bir bilincle cikiyor da dunyanin baska bir yerinden genc iklim aktivistleri yetismiyor? soyliyim.

    cunku ancak iskandinav ulkelerinde yetisen genclerin elli yil sonrasini dusunecek luksleri var. cunku onun yasindaki kizlar ortadoguda evlendiriliyor, asyada cocuk isci ya da seks kolesi olarak calistiriliyor, amerikada lise katliamlarinda oluyorlar, suriyede savastan kaciyorlar, latin amerikada yoksullukla mucadele ediyorlar. greta bm’de ekosistemi dusunerek aglayabiliyor cunku onun cografyasinin boyle toplumsal travmalari yok. askeri darbe, ekonomik kriz, dunya savasi gormemis. bir sabah uyanip uc sehir uzaginda gupegunduz oldurulen kadinin hikayesini okumamis. ben boyle bir hikayenin icindeyken « iklim sorunu gercektir » diye bagirdigimda sesim onunki kadar gur cikmiyor ne yazik ki. durusuna sonsuz saygi duymakla birlikte baslattigi harekete sessiz kalanlari anlayabiliyorum. cunku elli yil degil elli gun sonrasinda ne olacagini bile bilmiyorlar.

    iklim sorununu ciddiye almakla birlikte hicbir zaman halihazirdaki siyasal sistemin yarattigi insan haklari ihlallerinin ve krizlerinin ustunde bir yere koyamadim maalesef. belki iflah olmaz bir ortadogulu oldugum icindir. ama bu da benim cografyamin hikayesi. napalim, herkesin cografi travmasi kendine.
  • geçiniz bunları efendim. geçiniz!

    siz bu kızın kim olduğunu biliyor musunuz? araştırdınız mı?

    bu kızın dedesi; olof thunberg. 1963 yılında film yaptı, ödül kazandı.

    bu kızın babası; svante thunberg. yönetmen, aktör, söz yazarı. ödülleri var.

    bu kızın annesi; malena ernman. eurovision'a katıldı. ülkesinin önde gelen sanatçılarından. aynı zamanda oyuncu.

    şimdi bu kız buraya tesadüfen gelmedi. bal gibi proje, bal gibi pr. 16 yaşındaki bir çocuğun sözleri gibi mi ey cahiller? hadi onu da geçtim, ne çevre ama değil mi? bla bla diyip ağlıyor. o zaman hadi ben onları cibuti'ye davet ediyorum. 1 hafta, çok değil 1 hafta gelsinler insanlıknamına cibuti'de yaşasınlar. hadi. 1 hafta çok değil. ama ailecek gelecekler, öyle kızı yollamayacaklar. 94 yaşında hala turp gibi olan dedesi gelecek mesela. annesi dolce & gabbana elbisesini giyip gelmeyecek. babası bremont saatini takmayacak.

    siktirin.
  • benim hayallerimi çocukluğumu çaldınız sözüne ithafen bir türk twitter kullanıcısı;

    17 yıllık hayatımda 13 seçim, bir darbe teşebbüsü, iki kumpas, komşu devletlerde iç savaşlar ve işgal, sayısız terör eylemi, yüzlerce şehit haberi, iki ekonomik kriz, milyonlarca kişilik göç dalgasına tanık oldum. isveç’te neyini çaldılar acaba çok merak ediyorum.

    edit: kızın konuşma tarzı çok komik. inanılmaz iyi bir dublaj sanatçısı olabilir
  • how dare you derken ağzına yapıştıracaksın bir tane. şımarık burjuva çocuğu tiyatrocu.
  • ne derse tersi yapılması gereken bir çocuk.
  • yasamakta oldugum avrupa sehrinde bu kucuk kiz cocuguna gosterilen saygi ve duyulan hayranlik ne tarihin ulu filozoflarina, ne eserleri caglardir kulaklarimizda yankilanan ve cagdasliklarini asla yitirmeyecek olan muzisyenlere ne de medeniyete yaptiklari katkilarla insanligi her zaman bir adim daha oteye goturmus/goturen bilim adamlarina gosteriliyor/duyuluyor.

    yahu ne yapmis bu cocuk bu kadar abartilacak? pembegotland pardon isvecte dogmus buyumus, mureffeh bir ulkede mureffeh bir ailenin cocugu olarak "ula kuresel isiniyok" demis ve okula gitmemis. vay be.... vaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaay be.... ne buyuk meziyet be kardesim.

    simdi diyeceksiniz, e be kizilayli ugur efendi, kiz dunya capinda protestolar yapilmasina onayak olarak hukumetleri bu konuda bilinclendirdi (sanki bilincli degillermis gibi hahahaha neyse ya). ben de size su cevabi vereyim: enerji uzerine master yapan biri olarak kuresel isinma, ghg salinimlari, alternatif ve yenilenebilir enerji kaynaklari uzerine uzun zamandir ders aliyorum, proje yapiyorum, okuyorum, yaziyorum. sayet bir politik hareket kuresel isinma konusunda gercekten etkili bir sey yapmak istiyorsa 6 hedefi olmali:

    1. cin
    2. abd
    3. rusya
    4. hindistan
    5. japonya
    6. almanya

    bu ulkeler gelismis/gelismekte olan ulkeler olarak en fazla co2 salinimi yapan ulkeler (https://www.ucsusa.org/…-countrys-share-of-co2.html)

    bu ulkeler arasinda almanya 2050ye kadar radikal degisiklikler yapma planina sahip ("energiewende" yazip aratabilirsiniz ya da german climate action plan 2050) ama guncel salinimlari hala cok fazla. abd'nin tutumu malumunuz. cin ve hindistan hala devasa enerji santralleri kuruyorlar. rusya ve japonya konusunda bilgi sahibi degilim.

    bu ulkelerin kurmus olduklari kapital duzen malesef oyle ha deyince degismeyecek. uzun yillar boyu ilmek ilmek islenmis, optimize edilmis sistemler, lobiler, enerji talebi vs. vs. yuzlerce faktor var. peki protesto edilmemeli mi? bu fitrattir mi denmeli? hayir.
    radikal degisiklik isteyenler hayatlarinda radikal degisikler yapmaya ve radikal aksiyonlara hazir olmali. burada radikalden kastim terorizm vesaire kesinlikle degil, kastim su:

    - abd, cin, almanya, rusya, japonya mali hic bir urunu kullanmamak.
    - genis capli boykotlar organize etmek
    - sagda solda ahkam kesmeden once bu konuyu derinlemesine okumak, arastirmak ve en onemlisi ogrenmek.

    peki derinlemesine okumak, arastirmak, ogrenmekten kastim ne?

    - enerji piyasasi
    - ulkelerin enerji kaynaklari
    - enerji jenerasyonu metodlari
    - bu metodlarin bilimsel isleyisi
    - az yada cok muhendislik temelleri
    - ekonomi
    - kapitalizm
    - lobicilik
    - bir ulkedeki ekonomik iliskiler
    - yenilenebilir enerji jenerasyonunda kullanilan metodlarin verimleri, teknik limitleri
    - enerji depolama teknolojisi
    vs.
    .
    .
    .

    simdi greta hanim, cikip da benim basima eksirsen sana verebilecegim tek cevap

    "fan, greta! dersini calis, buyu, dunyanin uzerine kuruldugu sistemleri iyicene anla, olayin teknik boyutunu iyice hazmet sonra git milletin kafasini sik"

    ayrica enerji uzerine master yapan bir muhendis olarak gorusum su sekilde: kuresel isinma konusunda gerekenler yapildigi takdirde bile yeterli olmayacak. gerekenleri yapmak belirli bir gelismislik seviyesi gerektiriyor ve dunyanin cogu gelismis degil. ulkelerin adeta bir cocugunki gibi gelisim gosterdigini gorebiliriz; kurulurlar, debelenirler, gelismeye calisirlar, gelisirler, olurler (olebilirler). gelismekte olan dunya gelismeye devam edecek ve o gelismenin gerektirdiklerini yapacaklar. bu esnada co2 salinimlari artacak bile.

    simdi asil kaygi ne uzerine?

    doga mi?
    dunya mi?
    insanlik mi?
    hayvanlar mi?

    cevap bence insanlik. doga bir sekilde yolunu bulacak ve var olmaya devam edecek. buzul cagi, meteorlar vs. den sonra doga hep var olmaya devam etti. gretacik gibi insanlari tetikleyen sey kendi bencil egolari, kendi var olma sevdalari. aslinda dunya icin bir seyler degil, kendileri icin bir seyler yapiyorlar.

    "siktir oradan" dediginizi duyar gibiyim.

    eyvallah.

    peki sunu yapsaniz sizce sonuc ne olur:

    bir birinci dunya ulkesindeki boyle cevreci mevreci gecinen bi pembe gotluye sorun:

    + kapitalizm hakkinda ne dusunuyosun?
    - ay kapitalizm pis kaka katil
    + yasadigin ulke kapitalist mi
    - evet
    + degissin ister misin
    - evet
    + yasadigin ulke kapitalizm sayesinde mi mureffeh bir ulke oldu?
    - evet?
    + kapitalizmin sagladigi kolayliklarla, refahla, alim gucuyle mi senin o gotcugun pespembe oldu?
    - evet
    + gotun pembe oldugu icin iklim, cevre vs. sevdalisi mi oldun?
    - evet
    + bu kolayliklardan memnun musun?
    - evet
    + peki bu guzel ve kolay hayati yasarken de kapitalizme sovuyor muydun?
    .
    .
    .

    cevap ne olacak dersiniz?

    isin asli bence su. bu insanlarda ciddi bir kimlik sorunu var. bir seye bagli olmak istiyorlar cunku ailevi ve milli baglari zayif. bir siyasi hareketin parcasi olarak kendilerini onemli hissetmek istiyorlar. 95% inin samimiyetinden suphe ederim.

    (edit: hirsimi alamadim)
    solar cell'le calisan tekneye binmis de amerika'ya gitmis bana show yapiyor. sanki dunyadaki herkesin sonsuz imkani var, amariga'ya botla gidecek zamani ve parasi var da itlik olsun diye ucakla gidiyorlar. greta'ymis. cok pis tutuldum sozluk. bir de bm zirvesine falan cagiriyolar bunu, bir de nobel vericez diyorlar.

    (edit: hala alamadim)
    21. yuzyil kulturel ve akademik yozlasmanin en buyuk oldugu yuzyildir amk. kolay mi lan nobel almak? bu kiza nobel verilmesinin tartisilmasi bile absurd uzeri absurd (absurd**absurd (bkz: python) ) bir olaydir
  • dünya'nın yeni poster çocuğu. o konuşsun ağlasın biz dinleyelim. isveçliler doğa ile çok iç içe ve duyarlı ya, böyle bir çocuk anca onlardan çıkabilir. isveçliler doğa için dua edermiş. thoughts and prayers.

    sen düşünceni dile getirince başın belaya girer bu çocuk eylem yapar nobel ödülüne aday olur. ama tabi ya bu kız çok tepki gösteriyor bak trump'a yüzünü ekşitmiş mmmhhh aferin. amerika'da siyahilerin haklarını savunan aktivistler arabalarının bagajlarında ölü bulunuyor, bilim adamları araştırma yapıp bir şeylerden işkillenince ortadan kayboluyor ama devrimin başında olacak bu küçük kızı tüm dünya pür dikkat dinliyor birleşmiş milletler'de mikrofon uzatıyor çok ilginç. amazon ormanları yanınca evini kaybeden yerli halka kimse mikrofon uzatmıyor, palm yağı üretiminin merkezi endonezya'da orman yangınları yüzünden soluduğu hava zehirli olan çocuğu kimse dinlemiyor ama. olsun aferin ona. bir gözyaşını da bizim için akıtır artık.
  • gaz alma misyonunu başarıyla yerine getiren pr fenomeni.

    kimi sorumlu tutuyor? belirsiz. (yersen dünya liderlerini)
    neyden sorumlu tutuyor? belirsiz.
    sorumlulardan ne istiyor? bir şey yapmalarını.
    ne yapmalarını istiyor? belirsiz.

    bu kızın bir değişiklik yapacağına inanan cidden saftır.
    bir iletişimci olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim, bir konuyu sümen altına itmektense, sulandırmak daha iyi. çünkü insanlar konuyu zihinlerinde tüketip unutuyor. o da bunu yapıyor.
    hiçbir fayda sağlamadan 1-2 yıla unutulur. zaten elle tutulur bir şey de sunmuyor. sunsa, zaten oralara çıkıp konuşması mümkün değil.

    çevre felaketlerini önlemek için neler yapılması gerektiğini merak edenler, ecotopia adlı kitabı okusunlar.
    (bkz: ecotopia)

    bu iş gerçekten çok ciddi. bu kızla sulandırılamayacak kadar ciddi.

    hadi çıkıp biri bm kurulunda desin ki apple, ıbm, samsung üretimini yavaşlatsın. dünyadaki silikon madenleri bunlar yüzünden tükeniyor.
    hadi fast fashion kavramını sorgulasın.
    h&m, zara ve ıkea gibi hızlı tüketim markalarını sorgulasın.
    büyük tarım şirketlerini, toprağı mahveden zirai ilaç firmalarını sorgulasın.
    yer mi? yemez. zaten oraya çıkartmazlar bu lafları edecek birini.

    gerçekleri konuşalım. şu an sürüklendiğimiz çevre felaketiyle gerçekten mücadele etmek için çok radikal değişiklikler gerekiyor.
    bir kere tüketim odaklı ekonomi terk edilmeli.

    bu ne demek?
    ihtiyaç fazlası üretim duracak demek.
    yani artık gerçekten ihtiyacı olan ürünler üretilecek, yıllarca kullanılacak.
    hatta bazı ürünler sadece kamu faydası için olacak.

    en basitinden artık 2 yılda bir cep telefonu, bilgisayar değiştiremezsiniz demek.
    5 yılda bir yeni otomobil devri bitti.
    hatta otomobil devri bitti.
    öyle her sezon yeni tekstil ürünü almak? unutun.
    uçakla seyahat? belki sadece kıtalararası.
    kitlesel tarım üretimi? zirai ilaçlama? bitecek.
    yani artık sadece bölgesel ihtiyaçlara yönelik üretim yapılmalı.
    bu ne demek?
    metropol diye bir şey kalmayacak. insanlar ufak şehirlerde yaşayacak ki sınırlı sayıda üretim yapıp kendilerine yetebilsinler.
    ülkelere ihracat kotası getirilecek ki sadece ihtiyaçları kadar üretsinler.

    böylece kaynak tüketimi önemli ölçüde azaltılacak.
    enerji ihtiyacı azalacak.
    böylece doğanın dengesini bozan elektrik santralleri azalacak.
    ivedi bir nüfus planlaması yapılacak.
    nüfus kontrol altına alınacak.

    insanlar tükettiklerini yerine koymak zorunda tutulacak.
    mobilya mı alıyorsun?
    harcadığın ağaçları yetiştirmek zorundasın.
    o mobilyayı da iki sene sonra değil 20 sene sonra değiştirebilirsin.

    bunlar ilk akla gelen yöntemler.
    böyle bir önlem planı ne demek biliyor musunuz?
    tüm batı medeniyetinin yaslandığı büyüme odaklı ekonominin çökmesi demek.
    abd ve avrupa'yı ayakta tutan değerleri yerle bir etmek demek.

    ama çıkıp "geleceğimizi çalıyorsunuz" demek kolay.
    bunu söyletmek de kolay. kitlelerin gazını alıyor.

    işin bir de şöyle bir boyutu var. gelişmiş ülkeler, çevre konusunu gelişmekte olan ülkeler üzerinde bir baskı unsuru olarak kullanıyor.

    mesela bakın kızın bm'ye şikayet ettiği ülkelere gelişmekte olan ya da büyük pastadan aldığı payı artırmakta olan ülkeler.

    neslican tay bitti, şimdi yeni oyuncağınız hayırlı olsun.
    paylaşın instagram'da. 30-40 sene sonra istanbul'da palmiye ağaçları yetişmeye başlayınca, pazarda çengelköy coconut'u görünce, ya da ege'de tropik kasırgalar yaşanınca şaşırmayın.
  • vendee globe teknesiyle atlantik seyahati yaparak bizlere karbon emisyonu düşük seyahat alternatifi dersi vermiş.

    öncelikle vendee globe tekneleri olan, thunberg'in bindiği malizia ii'nin de dahil olduğu, imoca 60 sınfı teknelere bakalım. 60 teknenin uzunluğunu ifade ediyor. bu tekneler 20 metre civarı, küçük değiller. single handed tabir edilen tek başına seyir için tasarlanıyorlar. örneğin the ocean race (eski "volvo ocean race") tekneleri ekip seyrine yönelik. bu yüzden çift simit dümen var. imocalar yeke kullanıyorlar. 20 metre tekne sadece tek kişi için (isterseniz 20 kişi de biner, ama olayı o değil).

    imoca 60 yelkenleri hariç 4.2 ila 4.7 milyon avro arası bir fiyattan satılıyor. yeni nesil için fiyatların 3.7 milyona düşürülmesi amaçlanıyor (belki yapmışlardır, takip etmedim). volvo ocean race'in kullandığı vo 65'lerin tam set yelkenlerinin tutarı 400 bin dolardı diye hatırlıyorum. daha büyük, daha fazla tayfalı olduğu için daha fazla yelkeni olduğunu varsayalım, imoca 60 en iyi ihtimalle yarısı fiyatınadır.

    yani bu müthiş çevre dostu tekneler dünyanın parası, sadece tek kişi tarafından kullanılıyorlar ve kullanılma amaçları birinci dünyanın şımarık denizcileri için eğlence. okyanusu 1.8 tonluk 8 metrelik tekneyle geçen de var, imoca 60 şart değil.

    bir de yelkenli en temiz ulaşım araçlarından olsa dahi pratik bir çözüm değil. tropiklerdeki kasırga, tayfun, orkan vs. sezonlarını da sayarsak her denizde her sezon kullanması zor. sezon boyunca her havada kullanmak da mümkün değil. üstelik bakımı çevre dostu değil, meşakkatli ve masraflı. özellikle anti fouling boyaları zehirli (zehirsiz olanları da tam olarak zararsız değil ve etkileri daha az) ve denizlerdeki yaşamı tehdit ediyor (bu konuda büyük tankerler için de kurallar var, demirleme de kurala tabi sağa sola katil yosun taşımayın diye, öevre dostu imajı bir yara daha aldı). yazın marina masrafı (akdeniz özellike pahalı, kuzey ülkeleri idare eder, ama teknenin büyüklüğüne ve marinaya göre orada da fiyatlar yükseliyor), kışın bakım masrafı az buz para değil. bu da yelkeni düzenli olarak belirli bir zümrenin yapabileceği anlamına geliyor. bu masraflar kümülatif olarak çok. marinayı ucuz hesaplarsak teknenin sıfır fiyatının % 10'u yıllık masrafı. dizel tankına dizel böceği girdi, motorun vanasını açmadım yandı, direği bumbayı kırdım, yelkeni yıtrrım diyorsanız astarı yüzünden pahalı. yani çevre dostu ama bisiklet gibi çevre dostu değil, kalantor işi. hiçbir ek msaraf çıkmasa dahi standard yıllık masrafla 10 sene içinde bir tekne parası daha harcamış oluyorsunuz.

    dahası vendee globe fransız emperyalizminin dünya denizlerindeki, okyanuslarındaki egemenliğinin bir tezahürü. karayipler'den pasifik'e, oradan güney okyanusu'na ve hint okyanusu'na fransa'nın denizaşırı toprakları var. güney kutbu yakınındaki bir adası ya da hint denizindeki adalarıyla (ki basas da india ada bile değil) yüzbinlerce kilometrekarelik okyanus bölgelerini münhasır ekonomik bölge ilan ediyorlar. basas da india yüzünden hem madagaskar hem de mozambik'le papaz oldular, kimse de senin ne işin var okyanusun ortasındaki bu ülkelerden bir kaç yüz km ötedeki ada dahi olmayan bir sığlıkta demiyor. toplam alanı 80 km kare olan bu eski ve denize batmış atol sayesinde fransa 123 bin km kare münhasır ekonomik bölge ilan etmiş (bunun gibi dünya çapında yüzlerce adası var, siz hesaplayın). madagaskarlı kendi okyanusundan balık avlayamıyor. balığı geçtim, fransa'dan izin almadan buraya turistik tur yapan teknelere fransız donanması müdahale ediyor, bazen teknelere el koyuyor. aynı fransa şu anda doğu akdeniz'de türkiye'nin münhasır ekonomik bölge taleplerine kıbrıs rum kesimi'yle karşı çıkıyor mesela. thunberg bilerek ya da bilmeyerek bunlara alet oluyor.

    vendee globe gibi organizasyonlar fransa'nın dünya denizlerindeki varlığının kültürel ayağını ve haklılaştırma basamağını oluşturuyorlar. bazı videolarda dünya okyanuslarındaki fransız donanması tarafından selamlanan tekneleri gösteriyorlar (kurtarma operasyonları da var). kafanıza işliyorlar bunları, kimse de fransa'nın güney kutbunun aşağısında ne işi var, oradaki o adaları sahiplenip balığına nasıl çöküyor demiyor.

    thunberg ve temsil ettiği zihniyet gerçek bir sorunu ve çözüm için yapılması gerekenleri sulandırıyor. vendee globe teknesiyle karbon izi az olarak okyanus aşmak demek 5 m avroluk yüksek teknoloji tekneye yeşil ışık yakmak, daha beteri denizleri, okyanusları sömüren, kaynaklarını bencilce avrupa'ya aktarıp hala madagaskarlının, mozambiklinin, yüzlerce yıldır sömürdüğü üçüncü dünyalının ekmeğiyle oynayan küresel ısınmanın arkasındaki güçlerden bir olan avrupa emperyalizmine destek çıkmak demek. sen dünyanın anasını ağlat, endüstri devrimi diye bas atmosfere kömürü, sonra ver atomu, kaynakları da güzelce sömür, sonra küresel ısınma var diye kalkınacak ülkeye karış, ama madagaskar'dan gasp ettiğin balığı geri vermeye, o haklarından feragat etmeye yanaşma. millet de salak gibi küresel ısınma gibi büyük bir problemi, problemin sebeplerini savunarak tartışsın. küresel gerizekalılık bu işte. sınıfsal arkaplanından, küresel güç ilişkilerinden soyutlayıp yelkenliyle new york'a gitme elitliğiyle küresel ısınma karşıtlığı. tam aptal hipster kafası.
  • 70li ve 80li yıllarda doğan, yani televizyonla büyüyen, apolitik ve konformist bir hayat süren çoğumuzun aksine, 90lı ve 2000li yıllarda doğanlar dünyayı değiştirebileceklerine çok daha fazla inanıyorlar. çünkü beğenelim veya beğenmeyelim, öyle veya böyle dünyayı değiştirmeyi başarıyorlar. hem de bizim algılamakta bile zorlandığımız bir hızda. bu genç kız da bu kuşağın en aktif şekilde sesini duyuranları arasında.

    kimileri bu kızın proje olduğunu, sahte olduğunu, aktör veya kukla olduğunu düşünecektir. baştan aşağı dezenformasyon ve entrika ile dolu şu çağımızda böyle bir kuşkuya kapılmak için haklı nedenlerimiz olduğu doğru. fakat şunu da göz ardı etmemek lazım; asıl proje olan bizleriz. yani özellikle 80den sonra doğanlar. yani kenan evren ve turgut özal nesli. neo liberal dünyanın oportünist, konformist bireyleri ya da nazım'ın dediği şekilde söylersek, akrep gibi, serçe gibi veya midye gibiyiz çoğumuz. işte bu yüzden greta thunberg gibilerini görünce hayret ediyor ve hemen komplo teorilerine sarılıyoruz. çünkü her şeyden önce artık biz bu dünyayı değiştirebileceğimize yani iyiye doğru götürebileceğimize olan inancımızı kaybettik. öyleyse bırakalım da bizden sonraki nesillerin inançlarının ve arzularının peşinden gitme konusundaki cesaretlerini kırmayalım. görünen o ki biz başaramadık, hatta çoğu zaman denemedik bile. bırakalım da bizden sonrakiler en azından denesinler. dünyayı daha iyi bir yer yapmayı denesinler, hayal etmeyi ve mücadele etmeyi denesinler.