şükela:  tümü | bugün
  • kafam buna takıldı bir kaç aydır, yazmak istedim.

    bazen görürüz, duyarız, biliriz; bazılarımız memleketi, ülkesi, milliyeti, dini, cinsiyeti, mesleği, görünüşü ile çok memnundur. hepsiyle birlikte memnundur demiyorum, ama bunların sadece bir tanesi bile kişinin gururlanmasına, coşmasına, kendini güzel bir yere, bir topluluğa ait hissetmesine sebep olabilir. olur. buna karşı değilim, gayet güzel bir şey. ben de isterdim bunların tek birtanesiyle bile olsun "heyt bee! ben öyleyim! ben şöyleyim! ben buyum!" diyebilmeyi (lan, hep caps basıyom noktadan sonra ama unuttum hiçbiri capli çıkmayacak bu harflerin).

    ama diyemiyorum. benim geldiğim yerde memleket, ülke, milliyet, bunların pek bir önemi yok, çünkü kimsenin kafasında tam oturmayan şeyler. dinin pek bir önemi yok, çünkü 50 yılda bir değişebilen değerler. cinsiyetin, mesleğin, görünüşün bir tadı yok, çünkü çok zorlama ve kabalıkla kabul ettirilen şeyler (neyler? normlar).

    benim memleketim, ülkem, (buradaki "ülkem, memleketim gibi" kelimelerden bir benimseme çıkarmıyorum, anlatım bozulmasın diye iyelik ekliyorum) dünyanın bir gaz bulutu olduğu günden beri işgal altında oldu. milliyetim, bulunduğum toprak parçasını eline geçiren her toplumda tekrar yazıldı. olmayan dinim her gelen yeni topluluk ile başka bir renge büründü, havuç oldu, domates oldu. cinsiyetim erkekti ama annemle, aplamla büyüdüm ( "abla"ya "apla" demek ne büyük zevktir, tükrük saça saça), ağdayı, kadınların adet dönemlerini, ev temizlemeyi, çiçek böcek sevmeyi, kibar olmayı, kavga etmemeyi öğrendim; futbolu, kas geliştirmeyi, arabanın yağını, suyunu değişmeyi, sert olmayı, "erkek adam" olmayı öğrenemedim. yaşadığım yerdeki insanların %70i memurdu, ben sanatla ilgilenince "hayırlı işsizlikler" kartları atıldı kapımın altından. görünüşümden mutlu olamadım, saçlarım şekilsizdi, boyum uzun, hareketlerim sakardı, ergenliğe girdikçe de vücudum kıllandı, zaten dedim "erkek adam" ne bilmiyorum, o yüzden vücudumu da sevemedim ilk başta. tabi sonra onu affettim, övünemesem de beni ben yaptığı için sevdim vücudumu. saçlar da uzayınca şekil aldı hem. orası iyi.

    ama geriye kalan tüm o kesinsizlikler, kimliksizlikler, uyumsuzluklar ve dışlanmış bir toplumun beni dışladığını düşünmem, beni bunları düşünmeye itti. karar verdim ki, ben milliyetsizim, dinsizim, cinsiyetsizim, mesleksizim. ben renksizim.

    ben griyim.

    ben kıbrıslıyım (kıbrısın havada asılı olan tarafından, gri tarafından, yatağın tersinden). iki arada bir derede kalmış damat gibi birşey. sürekli değişen milliyet kimliği yüzünden kimse sahip çıkmıyor kimliğine, zaten yine değişecek diye. yaşam koşulları her geçen gün değiştikçe, beklentiler istendiği gibi olmayınca düzgün olanın da kafası bozuluyor. ekonomi, piyasa bozuluyor, politika ve politikacılar gölgelere bürünüyor. onlar morgoth, halkın geri kalanı da hobbitler misali. hobbitler kadar olsaydılar daha çalışkan olurdular o ayrı. kimsenin umrunda da değil hiçbirşey. kendi paramız yok, kendi irademiz yok, birşeyi başarma isteği yok, düzgün, hayırlı, mantıklı bir birey olma isteği yok. sadece bok göte dayanıp baş gösterene kadar sıkıyoruz. sonra küçük bir rahatlama olunca herkes yine unutuyor sorunlarını.

    işte böyle ilginç bir halktan geldiğim için, burada da bu konuyla bir kaç yazı okuduğum için, bunu eklemek istedim. kendi halkım hakkında nasıl hisettiğimi söylemek istedim. ne kadar gri hissettiğimi.

    griyim çünkü bunlar beni üzen şeyler. bir gün bunların beni çok iyi bir bireye dönüştüreceğine inanmak istiyorum.

    o zaman da şeffaf olurum bence. daha milliyetsiz, daha dinsiz, daha cinsiyetsiz, daha özgür.

    edit: ha bi de buyur, seni gri yapan, ya da daha da güzeli, şeffaf yapan şeyleri anlat, paylaş!
  • bir gri olarak uyumun ve sakinliğin yansımasıyım. ne siyah kadar karanlık ne de beyaz kadar aydınlığım. tam ortası, ikisinden de bir şeyler barındıran bir rengim. düşüncelerimi belirtmede ne bir beyaz kadar açık ne de bir siyah kadar ketumum. dediğim gibi ben uyumum. olan veya olabilecek durumlarda arka planda bir yandan sakin ve sessiz diğer yandan ciddi ve sert duruşlu, uyumlu bir rengim. barındırdığım renk skalası siyahtan az aşağı beyazdan az yukarı olduğundan ötürü hiç azımsanmayacak bir çeşitliliğe sahibim denilebilir.
  • gri olmak. gri'nin bir parçası olmak. olabilmek.
    renkler güzeldir ama gri başkadır. gri olabilmek ise bir karardır, tercihtir. gri olmak kendini bulabilmektir.
    ne arada kaldım, ne de belli bir kararım var demektir. olmayan bir şey olmaktır. ya da bulamadığın-bulunmayan bir şey olmaktır.
    soyut mu? dibine kadar soyut. somut mu? hayır somut değil. gri olanı tutamazsın. gri olanı göremezsin, koklayamazsın, tadamazsın, işitemezsin veya dokunamazsın.
    gri olmak ne siyah olmaktır ne de beyaz. kendin olmaktır. kendin olabilmektir. gri olmak kolay değildir belki ama çabalamaya değer.
    ne kadar gri olabildim peki. bilemiyorum. kendimi bulmaya çalışıyorum. 'siyah ve beyaz'dan sıyrılmaya çalışıyorum. lekelerimden arınmaya çalışıyorum...
    inanıyorum bir gün tamamen gri olacağım.
    *(bkz: #76834511)
    **lana del rey - the other woman