şükela:  tümü | bugün
  • werner herzog'un 2005 yapimi belgesel filmi. timothy treadwell isimli kendisine insanlarin degil de ayilarin dunyasini habitati secmis bir garip amerikalinin hikayesini anlatan belgesel, treadwell'in alaska'da 13 yaz boyunca cektigi 100 den fazla saat filmin herzog'un eline gecmesi ile proje ortaya cikmis. herzog'un elinin degdigi herseye kalbi de bir o kadar degdigi icin cok samimi bir film olmus, hayli dusundurucu ve de komik.
  • benzer yapida bir baska belgesel icin:
    http://www.imdb.com/title/tt0117395/
    (bkz: project grizzly)
  • bir doga belgeselinden cok,sectigi garip hayat tarzi ile cesaretini kanitlamis bir hayalcinin oykusu.
    nitekim ,evi terkederken "umarim bir daha geri donmem"-"ben o hayvanlar icin olebilirim" gibi cumleler kullanmis olan "timothy treadwell" 2003 yilinda arkadasi olarak adlandirdigi ayılardan biri tarafindan oldurulmustur.

    t. treadwell 1957-2003
  • ayilardan, dogadan, kustan bocekten de onemlisi, basit ihtiyaclarini gidermis modern insanin hayatina anlam bulmak icin ne manyakliklar yapabilecegini gosteren bir belgesel.

    rahmetli (spoiler degil bu, basindan biliyoruz adamin en son kampinda oldugunu) uzun bir sure kimlik bunalimi yasiyor, kendini uyusturucuya veriyor filan, o siralarda bir sekilde bu ayilara merak sarinca hayatini buna adiyor. kendine bir amac bulamadigi insanlarin dunyasindan giderek uzaklasip, resmen bir ayi olmak, ayi gibi yasamak istiyor. bunun icin her sene pilini pirtini toplayip, girmenin yasak oldugu dogal rezervlerde * ayilarla beraber aylarca araliksiz kamp yapiyor. tabii ki silah falan yok yaninda, bu konuda cok kati.

    fakat bu hayvan sevgisi ve ayi metamorfozu dusu, giderek bir delusion halini aliyor ve adamcagiz kendini en sonunda ayilarin koruyucusu, ormanin ruhu filan ilan etmeye basliyor. hatta durup dururken federal hukumete kufur etmeye basladigi ve bunu 10 dakika surdurdugu bir bolum var ki adamin ruhsal dengesizligini acik secik one cikariyor.

    kendi kafasinda kurdugu ve kendine bir misyon yukledigi dunyasinda, o ayilarla dost ve aralarinda bir sevgi bagi var ama gercekte ayi dedigin boyle insani duygulari ayni yogunlukta ve cesitlilikte yasayabilecek bir varlik degil. belgeseli hazirlayan ve narrate eden adamin da cok guzel yakaladigi gibi, ayilarin kayitsizligini ve dogal hayatin acimasizligini oyle siddetli bir algida secicilikle yorumluyor ki, adama sempati duymaktan ziyade aciyorsunuz. zaten aksi halde, yani bu algida secicilige sahip olmasa, hayatini uzerine insa ettigi temellerin saniyesinde yikildigini gorup, kendini tekrar uyusturucuya suna buna verecekmis gibi bir havasi var.

    fakat tabii insan, kendini hissetigi gibi olur tarzi geyiklerin de acikca patlak verdigi bir suru yer var; yani her ne kadar boyle ayiyim edebiyati yapsa da yeri geldiginde celiskileriyle yuzlesiyor, icindeki korku ortaya cikiyor, bir takim bariyerleri asamiyor.

    simdi bu ayilarla birlikte yasamasinin nasil olup da ayilara yarar sagladigini ben de anlamadim. kampta olmadigi zaman okullara gidip bedava verdigi dersleri ayri tutuyorum ama ayilarla beraber yasamasi, yarardan ziyade zarar getiriyor belgeselde de bahsedildigi gibi. buna alisan ayilar, kacak avlanan insanlardan da kacmiyorlar, patir patir avlaniyorlar. ama iste insan kendini bir kez boyle acayip hayallere inandirdi mi, rasyonel dusuncenin sinirlari disinda kaliyor tamamen.

    evrimsel acidan bakildiginda bir insanin basina gelebilecek en korkunc olum sekliyle yuzlesiyor, canli canli yeniyor. daha da kotusu kendi kadar deli olmayan kiz arkadasinin da akibeti ayni oluyor. kapagi kapali kameralar olayin sesini kaydetmisler ama cok moral bozucu oldugu icin dinletilmiyor.

    her ne kadar tasvip etmesem de, ister istemez uzuldum adam icin film boyunca. olumune sebep olabilecek ayilarin dahi vurulmasina karsi olan bir adamin bu vasiyetinin bile yerine getirilmemis olmasi da ayrica uzucuydu. en kotusu de, tum hayati boyunca inandigi degerleri, kuraklik neticesi ac kalmis bir ayinin temsil ettigi doganin karsi konulmaz kayitsizligiyla bulusunca, o son dakikalarinda yasamis oldugu muhtemel muthis hayalkirikligi. belki bir ihtimal o andaki olum korkusu ve adrenalin baskiniyla bu hayalkirikligini duyacak zaman bulamadi. insallah oyle olmustur.
  • nedense geçtiğimiz sene gözden kaçmış, hakettiği değeri görmemiş bir belgesel film. hayatını sinemaya adamış bir yarı deli(yarı dahi)nin*, hayatını ayılara adamış kendince aktivist bir yarı deliyi* anlatması kısaca. filmi etkileyici kılan en büyük unsur, izlediklerimizin timothy treadwell'in kamerasından yansıması elbette. biz bu adamın öleceğini filmin başında biliyoruz, izlediklerimiz de o sona doğru nasıl gittiğini resmediyor adeta. zaman zaman ayıları filme alırken sesini duyuyor, zaman zaman da kamera karşısına geçip tutkulu tiradlar atmasını izliyoruz treadwell'in. ayılarla birlikte yaşarken kamerası devamlı açıkmış, bu yüzden herzog'un eline geçen materyal oldukça şişkinmiş ama herzog sihirli sinema duygusunu bu filmi kurgularken ve dış ses olarak seslendirme yaparken eksik etmemiş ve en başında izleyiciyi içine çeken bir film çıkmış ortaya.

    çok etkileyici anlar var, anlatıp filmin içine etmek istemediğim, ama benim için en etkileyicisi treadwell'in ve kız arkadaşının ayılar tarafından parçalanırken kameranın kaydettiği ses kaydını herzog'un dinlediği ve sonra treadwell'in arkadaşına "bu kasedi yok et, sakın dinleme" dediği andı. elbette biz de bu sesleri duymuyoruz, herzog daha sonra yaptığı açıklamada bunu filme koymayı bir an bile düşünmediğini, kameranın kapağının kapalı olmasının ve görüntü alınamamasının da iyi olduğunu söylemiş zaten.

    tutkunun farklı anlamları farklı açılımları var elbet ama hayvan sevgisinin varacağı en yüksek noktayı, bir tür tutkuyu resmeden en başarılı filmlerden biri bu. bir gorillas in the mist naifliğinde değil, daha sert, daha acımasız, daha içten, çünkü bu gerçek.
  • ilk başlarda sağ gösterip sol vuran ve bu özelliği nedeniyle hakkında fazla bilgi edinmeden seyredilmesini şiddetle tavsiye edeceğim, bırakın sadece belgesel kategorisini, bence sinemada son yıllardaki en çarpıcı, en trajik yapımlardan biri...
  • etkileyici bir film. olayın gerçek olduğunu; hiçbir hedefi, amacı olmayan insanların yaşadığı dünyamızda alabildiğine yalın, basit bir adamın alabildiğine insanlık için küçük ama kendi için büyük bir hedef uğruna öldüğünü bilmek filmi çok daha etkileyici yapıyor. uğruna savaşılacak, uğruna ölecek bir şey bulmuş bir adam timothy treadwell. bir dünyayı gösteriyor "grizzly man". ayıların dünyasını bir insanın gözünden gösteriyor. bir insanın dünyasını ayıların gözünden ya da, kim bilir? düşündürücü bir film, en çokta timothy'nin ayılardan değil insanlardan korkması ile. selametle...
  • timothy treadwell (bu soyadını kendi kendine uydurmuştur) isimli bir adamın trajik hayat hikayesini anlatan belgesel film. timothy gençken, yaşadığı çevresinden uzaklaşma, kişilik bunalımı vs. konuları bir şekilde kendini doğanın en vahşileri olan boz ayılara veren ve onlar üzerinde uzmanlaşan ancak bunu özdeşleştirme gibi aşırı derecede uç noktalara vardıran birisi. filmde çoğunlukla timothy'nin kendi çekimleri vardır ve ortamı görünce neden dünyevi sıkıntılardan kaçtığını imrenerek izledim ancak sapkınlık derecesindeki ayı hayranlığı da timothy'nin gerçekten hazin sonunu göz göre göre getirmiş.
  • "'i will protect these bears with my last breath', treadwell says. after he and amie become the first and only people to be killed by bears in the park, the bear that is guilty is shot dead. his watch, still ticking, is found on his severed arm. i have a certain admiration for his courage, recklessness, idealism, whatever you want to call it, but here is a man who managed to get himself and his girlfriend eaten, and you know what? he deserves werner herzog." - roger ebert
  • bu gece discovery kanalında yayınlanacak belgesel. sıradışı bir deneyim olacağına inanıyorum.

    yayın saati: 22.00

    fragman:

    http://www.youtube.com/watch?v=ogydumiigw0