şükela:  tümü | bugün
  • "bütün değerleri değiştiriş denemesi" alt ismiyle birey yayıncılık'tan çıkmış olan nietzsche kitabı...
  • nietzsche ye göre "varligin en içten özüdür".kesisen ya da zit,olumlu ya da olumsuz kuvvetlerde kendini güncelleyen yaratma ilkesidir.önceden yerlesmis ilkeleri ve degerleri kabul etmemek,bunlari dönüstürerek yeniden yaratmak kavramini içerir
  • kapitalizmin kendini yaratma biçimi. sistem insanları arasında konuşlanan ilişki biçimi. istemeği istemek, gücü istemeği istemek...
  • nietzsche'nin güç istenci şu şekilde açıklanabilir: nietzsche insanoğlunun yaşam mücadelesinin özünün bir güç istemi olduğunu savunur. nietzsche' ye göre bütün canlılar yaptığı tüm eylemleri kendini korumak için değil, daha fazlası olmak için yapar ve güç istemi yaşamın devamlılığı için şarttır. nietzsche böyle buyurdu zerdüşt'te güç istencini şu şekilde ifade eder:

    "nerede canlı gördümse ben, orada kudret idaresi gördüm; uşağın iradesinde bile efendi olma iradesi gördüm. daha güçlüye kendi iradesi kandırır zayıfı hizmet etmeye, daha zayıflara efendilik etmek istediğinden bu irade: tek hazdır bu onun vazgeçmek istemeyeceği. ve küçük nasıl baş eğerse büyüğe, en küçüğün tepesinde keyif sürebilip hükmedebilsin diye, en küçük de öyle baş eğer ve tehlikeye hayatını kudret uğruna."
  • güç istenci sınır bir olgu karşısında olan ve onu yenen enerjiyle birlikte oluşan iradedir.
  • nietzsche'yi anlamak için anahtar kavramlardan biri olsa gerek. insanın kendini gerçekleştirmesi olarak tanımlıyor nietzsche. bütün insanların yaptıklarını yahut yapabildiklerini kendini korumak için değil, daha fazlası olmak için yaptıklarını söylüyor. yani insan hep daha fazlasını olmak isteyen bir varlık ve güç istiyor. fakat güç derken öyle fiziksel anlamda değil. mesela birini dövmek de bir güç istencidir, hediye vermek de. dövdüğünüz zaman anlık bir etkiye maruz bırakırsınız oysa hediye vermek karşıdaki insanı "köpekleştirir." insanın bu tip bir güç istencine ihtiyacı olduğunu düşünüyor. uzun vadede işine yarayan, toplumda saygı ve itibar kazanmasını sağlayan bir güç istenci.. bu yüzdendir ki güç istenci insanın aklına ilk gelen şeyi yapması değil, onu daha güçlü hale getirecek olan şeyi bulup uygulamasıdır diyor özetle.
  • güç arzulamanın (güçlü olmayı istemenin) insanın en temel içgüdülerinden biri olduğu iddiası temelinde friedrich nietzsche'nin aslında kitap olarak yazmadığı (not defteri yazmalarının korunması ve sonradan kitap haline getirilmesi), kitabının adı.
    güç istenci kavramının insanları yanıltacağını, üst insanı yanıltmayacağını biliyordu nietzsche (niçe). gücü arzulayan insan elde ettiği güçle üstünlük taslamaması gerekirdi. güç başkasını ezmek için değildi, aksine bu köle ruhluların sapkın güç anlayışıydı. gerçek güç istemi yaşamı geliştirmeli, aşkı, sevgiyi, oluş'u, 'verme'yi (paylaşmayı), yaratıcı olmayı sağlamalı, yok etmeyi değil var etmeyi desteklemeliydi. köle ruhlu decadentler, kardeşlik, eşitlik,demokrasi, liberalizm, özgürlük yalanlarıyla güçlülerin öğretilerini yıkmakta, hayata düşman, yıkmayı seven, ezen, üste çıkmayı isteyen hınç duygusuyla dolu insanlar yaratır. onlar yaşamayı sevmez. bağlanır, bağımlı kalır, yok eder, yük taşıyan eşek gibidirler. gerçek yaşamda yük taşımaz insan, sadece yaşar, var eder, yok etmez. sever, olduğu gibi yaşar, kendini yaşar. başkasının hayatlarını, başkalarının köleliklerini, dayatmalarını değil. oluş halindeki insan yapmak için önce yıkmalıdır. kendinden uzaklaştıran değerleri yıkmalı, sonra olması gereken oluş'u yaşamalıdır. (bkz: but the gods only protect the strong)
  • anlamak için "kuvvet iradesi" olarak ifade edilmesi gereken, friedrich nietzsche'ye ait bir eser ve bu eserde işlediği görüş.

    kuvvetin hakta olduğu değil, biricik hak ölçüsü olduğu, kuvveti olanın iradeyi tayin edeceği yönündeki görüşleriyle nietzsche, buradan işi übermensch nazariyesine götürmüş, o da zaten nazizm'e varmış ve hitler'in cermen merkezli üstün avrupa ırkı inancını netice vermiştir.
  • hobbes'un de cive'de anlattığına göre "bütün insanlar diğerlerine kıyasla şan ve kazanç peşinde oldukları için, normal olarak diğerleriyle basitçe arkadaşlık etmekten ziyade onların üstünde egemenlik kurmaya eğilimlidir (aktaran, e.m. wood, özgürlük ve mülkiyet). ancak montesquieu boyun eğdirme ve güç istenci ,arzu gibi düşüncelerin hobbes'un sandığından daha karmaşık bir açıklaması olduğunu iddia eder. "kanunların doğası üzerine"de (cambridge 1989 baskısı, s.7) özgürlük kadar boyun eğiş biçimlerinin de kanunla ilişkisi olduğunu gösterir.

    bu bir yerde akılda tutulsun. adorno'ya gelelim. onda ilginç bir şekilde psikanalize saldırı karşısında insanın en derin düşüncelerine temel sağlayan arzu'ya yönelik bir savunu vardır. bu savunu jaspers ve heidegger özelinde varoluşçuluğun özgürlüğü "hegelci soyut insan"a indirgeyen yaklaşımına karşı yapılır. insanın kendi deneyimlerine ve aklına bağlılığı "nihilizme karşı bir ilaç olarak sunulur" der (adorno, sahicilik jargonu, 57).

    ancak adorno'da bu bağlılığın "yasalara bağlılık" noktasına kadar eleştirildiğini görmüyoruz (ya da ben göremedim henüz). "düzenin değiştirilmesi" talebi ile yasaların tanınmaması (kanunsuzluk) talebinin (hitler almanyasından kaynaklı) bir çekince yarattığından söz edebilir miyiz?

    bir ihtimal evet, ancak onun eleştirdiği şey uyma zorunluluğu anlamındaki itaatten çok (bkz. berlin'in negatif özgürlük tanımı) gönüllü boyun eğişe yani bağlılığa dairmiş gibi geliyor bana. bu yüzden savunduğu şey güç istenci ve arzunun var olan bağlılık biçimlerinin değiştirilmesi için serbest bırakılmasıdır (idyotik yani toplum dışı olmayan ve eski toplumun devamını sağlayan iş bölümü gibi mekanizmalara boyun eğmeyen bir yolla).

    bu noktada nietzsche'ye yakın düşen adorno bugünkü temsili demokrasinin düşünce babası montesquieu'ya da yöneltebileceğimiz bir eleştiri getiriyor: "nietzsche'nin hilekâr buldu-ğu felsefi sistemin kuramsal olma olasılığı ne kadar düşükse, sistemde onun yerine geçen şeyin kendini salt iddiaya dönüştürme olasılığı o kadar yüksektir. aslında boş laflar, sistemin çözülmüş katılığının kalıtıdır" (age, 70). bence bu fikir düzen değişikliğine dair bir talebin, gerçekten başka bir düzeni kurup kuramayacağına dair işe yaramaz kuşkuculuk yerine, düzen değişikliğini temsil ettiği iddia edilen öznenin yerine geçmesini "buyuruyor".