şükela:  tümü | bugün
  • gulus eyleminin mastar hali. (bkz: gulmek)
  • (bkz: gurme) diyecekken r özründen dolayı kelimenin bu şekilde ağızdan çıkışı.
  • bendeniz ve harun kolçak düeti güzel şarkı.
  • gülmek eyleminin olumsuzu.
  • genelde bir kepazelik anısının güvenilen bir kişiye anlatılması sonucu söylenebilir.

    - abi bişi annatacam sana ama gülmeyeceksin.
    - ne gülecem, anlat sen.
    - geçen gün iş görüşmesine gidecektim ya...
    - eee?
    - tam şirket binasına gidecem, herifin biri omuz attı bana. sinirler zaten bozuk, "önüne bak hayvan oğlu hayvan!" dedim. bana yumruk attı, ben de hayalarına bastım tekmeyi. herif kıvranırken gittim şirkete.
    - sonra?
    - dediler ahmet bey'le görüşeceksiniz, şu odada bekleyin. 5 dakka sonra omuz atan öküz girdi içeri...
    - muhahaha o muymuş lan? *gülmeye devam eder*
    - gülme!!!!
  • gülme krizine girildiyse, duyulması en kötü cümlelerden biridir. özellikle ciddi ortamda belli etmeden, yüz patlayacak gibi kızarmış şekilde gülünüyorsa, bu uyarı üzerine daha da gülesi gelir insanın. komik bir olay olduysa ve doğal olarak gülünüyorsa, bu uyarı da batar insana, gıcıklık olsun diye gülmek istersiniz. kaprisli birinden duyulması da olasıdır, bozulmuş numarasıyla tehdit eder gibi bir ''gülme!'' uyarısı. hulasa, her şekilde kötüdür. bırakınız yapsınlar, bırakınız gülsünler.
  • ağlama/üzülme/ajitasyonun evrensel olabilmesi daha kolay iken, sanırım güldürünün aynı boyutlara ulaşması zorlaşıyor. keza güldürü yerli materyalden ziyadesi ile beslenen bir öğe. ve eğer siz o yerli öğelere aşina değilseniz, bu sizde herhangi bir çağrışımda bulunmayacak ve gülme eylemini tetiklemeyecektir.

    bu nedenle kendi kültürünüz dışında bir ortamda bulunduğunuzda, en çok zorluk çekeceğiniz hususlardan biri "gülme" olacaktır. çünkü gülme, kişinin kültürel, ailesel, toplumsal/sosyal geçmişinden beslenen bir olgu. burada bahsettiğim bir insanın düşmesi ve akabinde ona gülünmesinden ileri gelen basit güldürü unsuru değil. bahsettiğim daha çok ince mizah.

    bunların dışında belki de en önemli faktör "dil". aynı dili paylaşamadığınız bir toplulukta ortak bir güldürü unsuru bulmak ziyadesi ile zor. hatta bunu biraz daha daraltır isek, kendi toplumunuzun, aynı dili konuştuğunuz toplumun içinde bile farklı altyapılara sahip insanlar arasında bile ortak bir güldürü unsuru bulmak güçleşiyor.

    belki realist dönemin yıkılması, hatta modernite dönemini de geçtiğimizde, artık dil denen öğenin kalıplarının dışına çıktığını, artık bir "oyun" öğesi haline geldiğini fark etmek çok da zor değil. artık kendi içinde bulunduğu tarihin/dönemin vehameti ile baş edemeyeceğini anlayan insan, ya da artık dünyada anlamın peşinden koşmaktan vazgeçen insan "dil"e sığınarak, dili bir gülmece/oyun öğesi olarak işleyerek belki de bu anlamsızlık içerisinde bir yerlere tutunma çabasını gösteriyor. hayatın ciddiyeti altında ezilmemek adına onu bir nevi gülünçleştiriyor, hayatın kendisini bir gülmece unsuru haline getiriyor.

    hayatın kendisi ya da (var ise) anlamı bireye gülünç gelmeye başladığından, dil vasıtası ile onun üstesinden geliyor. bunca zamandır aklın rasyonelliğine dayatılmış insan, bir şekilde bir patlama yaşıyor. aslında, bir duygu/his/mantık ne kadar abartılır/dayatılır ise o kadar gülünçleşmeye başlıyor. aydınlanma çağından beri insanoğlunun tutturduğu mantık da mantık diretmesi artık "komik" geliyor.

    mesela bu abartmaya en basit örneklerden biri, pembe diziler. burada fazlası ile dayatılmış bir duygusallık söz konusu, ki bu yükleme insanda ziyadesi ile biriktiğinde bir absürdlük uyandırıyor. dizi de gülme amacı gütmediğinden, zaten yola mizah gibi bir amaçla da çıkmadığından, izleyen de yaşanan olayların abartılmışlığını fark ettiğinde mesela gülme unsuru doğuyor.

    "neler oluyor fernando söylesene"
    "tanrı aşkına jose, niçin böyle davranıyorsun?"

    gibi kalıp cümleler ile sürekli bir de bu dizilerin içerisindeki anlamsızlığı çözmeye çalışan karakterler de mevcut. eh haliyle, zaten dizi kendi başlı başına "komik" iken, bir de karakterlerin bu abartılmışlığı hiçe sayarak mantıksal çerçevede diğer karakterlerin eylemlerinin nedenlerini çözmeye çabalaması daha da "komik" oluyor.

    bir de bunun parodisi yapılması aslında anlamsız. zaten bu dizi kendi başlı başına gülünç, bir de üstüne paradosinin yapılması gülünçlüğü daha da gülünçleştiriyor. bu da az önce dediğim abartılmışlığa dönüyor tekrar. gülünçlük fazla abartıldığında "komik" olmuyor "gülme" unsuru doğmuyor.

    zaten, kısacası "komik" olmak amacı/iddiası ile ortaya çıkıp gülme unsuru yaratmak isteyen bir iş ne derecede bunu başarabiliyor bilmiyorum. ya da nasıl "komik" olma amacına sahip. "komiklik" mi yapıyor "mizah" mı üretiyor, bloklar arasında sıkıntı mı var, evet bunlar da bir başka tartışmanın konusu.
  • henri bergson'un üzerine yazdığı denemeleri içeren kitabının adı. (bkz: le rire)*
  • henri bergson'un "gülme" kavramı üzerine bizler ile fikirlerini deneme şeklinde paylaştığı kitabının ismi. kitabın uzun ismi de şöyle sanırım; gülme: komiğin anlamı üzerine denemeler.

    bergson bu eserinde, gülmenin kendisi üzerine, yani tam olarak gülmenin kendisine odaklanmak yerine, gülmeyi kışkırtan etkenlerin üzerinde durmaktadır. gülmeyi harekete geçiren nedir, gülmenin itkileri nelerdir? kısacası aslında neden güleriz? bu denemelerde mühim olan gülmenin etkileri üzerinde değil, fekkat gülmenin süreci üzerinde durmaktır. bergson'a göre gülme, öznel bir eylem olabileceği gibi aynı zamanda toplumsal bir çemberin içine de yerleşebilir. bu nedenle, bireysel olanın yanına, bir de sosyal boyutları yerleştirmektedir. gülmenin tanımını yapmaya çalışırken, onu toplumsal boyutları ile ele almakta, böylelikle de bu gülmenin kolektif yanını bizlere sunmuş olmaktadır.

    aslında neden güldüğümüzü anlamadığımız bazı olaylar üzerine bergson bize bazı fikirler sunmakta:

    örneğin birkaç özet geçebiliriz:

    - gülme ciddi anlamda bir insan gerçeğidir. bir manzara gülme kaynağı olamaz, fakat insanların hayvanlarla eğlenmeye başlamaları genellikle onlarda insan davranışları görmelerinden kaynaklanır. insan sadece gülebilen bir varlık değil, aynı zamanda gülmenin de kaynağıdır.

    örneğin bergson düşen insanlara niçin güldüğümüzü de sosyal çerçevede ele alıyor:

    - bergson'a göre toplum hayatı aslında alıştığımız katı kurallar içermektedir. davranışlar, hareketler belli normlara göre düzenlenmiştir. toplum içerisinde yaşamak hareketlerin seri ve esnek değişimlerini gerektirir. oysa düşme bu kuralı yıkar. çünkü insan orada bu katı toplum kurallarını yıkıcı bir hareket göstermiştir. o seri ve esnek hareket değişimini yerine getirmekte başarısız olmuştur.

    taklit de bir güldürü öğesidir:

    - çünkü taklitte mekaniklik vardır. neden biri bir başkasını taklit ettiğinde güleriz? çünkü birey artık kendisinden çıkmıştır, bir başkasını taklit ettiğinde mekanikleşmeye yol almıştır. doğallığından çıkan ve bir başkasının hareketinin içine yerleşen insan gülünç ve mekaniktir.

    bu farklılaşma ögesi aynı zamanda "yaygın"lıkla da alakalıdır. örneğin eski moda kıyafetler giyen bir insan komik bulunur, çünkü o yaygınlığın bir parçası olmamıştır. ama o kıyafetler moda iken o yaygınlığın bir parçası idi ve komiklik oluşturmuyordu. ama şimdi o topluluğun dışarısında kalmasından ötürü komik olarak algılanmaktadır.