şükela:  tümü | bugün
  • her dizisinde aynı formülü uygulayan gülse birsel tarzı dizi yapma rehberidir. uzun bir entry olacak baştan uyarayım sonra sövmeyin başlık altında. öncelikle dizinin ana gövdesine zengin bir aile konulur. bu ailenin evleri, dükkanları olması şarttır. avrupa yakası'nda sütçüoğlu, yalan dünya'da kocabaş ve şu anki dizisinde özpamuk ailesi. bu aile lüks, nezih bir muhitte yaşamalıdır. sütçüoğlu ailesi nişantaşı, kocabaş ailesi cihangir, özpamuk ailesi de bebek, arnavutköy civarı bir yerde yaşıyor olmalı. sürekli istinye park karikatürü bir alışveriş merkezine gittikleri için böyle bir tahminde bulundum çünkü diziyi iki bölüm sardıra sardıra izledim. kafam kaldırmadı, devam edemedim abartılı oyunculuk ve gülse birsel'in sesi yüzünden. neyse konuyu dağıtmayayım. diğer formüllere geçelim.

    kesinlikle bir kürt şivesiyle türkçe konuşan biri ya da birileri yan karakter olmalıdır. avrupa yakası'nda şesu, şesu'dan sonra tanrıverdi yalan dünya'da selahattin ve şehmuz, jet sosyete'de derya karadaş isimli yetenek abidesinin canlandırdığı karakter. aynı karakteri yalan dünya'da da canladırıyordu btw. kesinlikle ama kesinlikle karadeniz şivesi olacak. yoksa o sitcom kahkaha efekti boşa gider. avrupa yakası'ndaki dursun karakterinin sadece adını değiştirip "reis" yapıp yalan dünya'ya koymuştu. replikleri bile aynıydı. ne oldi rengin soldi, x bir yönün var takdir edeyrum oni deyip durdu adamcağız 500 bölüm. jet sosyete'de tombik bir ablanın canlandırdığı karakter var. ömür arpacı herhalde "ehhh yeter be kardeşim bıkmadın mı?" demiş olacak ki o ablayı bulmuş. senaryoyu da ona göre yazmış.

    gülse birsel efsanevi oyunculuk yeteneğiyle dizinin başrolü olacak ama adı jenerikte başrol olarak geçmeyecek. büyük tevazu sahibidir. kendisinin sesi kötü değil kendisi metot oyuncudur. bu yüzden sesi öyle rahatsız edici çıkar her dizisinde. özdeşleştiği karakterle alakalı yoksa munis bir sesi vardır. dublaj olayı metot oyunculuğu yüzünden teklif dahi edilemez zaten bilinir dünya'da metot oyuncu denilince 3-4 isim direkt aklınıza gelir ve bunlardan yalnızca birisi kadındır. daniel day-lewis, christian bale, eddie redmayne ve gülse birsel. takdir edersiniz ki kadın olan gülse birsel. eddie abimizin danish girl filmindeki karakteri sizi yanıltmasın.

    dizide muhakkak bir oyuncu iki karakteri canlandıracak. hatta mümkünse iki oyuncu, iki karakteri canlandıracak. canlandıran oyunculardan biri kati suretle kadın olacak ve bu kadın oyuncu hem yaşça genç bir karakteri hem de yaşlı bir karakteri canlandıracak. avrupa yakası'nda binnur kaya hem şahika hem de dilber hala'yı ata demirer, volkan dilber hala'nın adanalı sevgilisini oynamıştı. üstüne vural çelik de zıt karakterli gülenay/kubilay kardeşleri canlandırmıştı. yalan dünya'da aynı taktikle tıpkı gülenay/kubilay gibi olgun şimşek de selahattin ve ahmet adında zıt karakterli iki kardeşi oynamıştı ve tabi yine binnur kaya gibi gonca vuslateri de genç karakter olarak eylem'i yaşlı teyze olarak da vasfiye hanımı oynamıştı. jet sosyete'de hasibe eren biri genç(nispeten) biri yaşlı iki karakteri oynuyor. genelde ikinci çift karakterli oyuncu dizinin ortalarında beliriyor jet sosyete yeni sayılabilecek bir dizi olduğundan henüz çift karakter oynayan ikinci oyuncu yok. çağlar çorumlu'nun ya da cengiz bozkurt'un falan ikizi çıkar memleketten 10-20 bölüm sonra kesin.

    şiveli lokomotif yan karakter mutlaka olacak. burhan altıntop karakteriyle ortaya çıkan bu ihtiyaç aslında gülse birsel'in yazmasıyla değil de engin günaydın'ın doğaçlamasıyla ortaya çıktığı çok belli. avrupa yakası'nı izleyenler hatırlar, burhan ilk başta kıl, şivesi çok batmayan, yalaka, abazan bir karakterdi. ama şesu varken öyleydi. güzel bir gözlemdi çünkü bu tip beyaz yaka şirketlerde hep böyle burhan muadili bir adam olur. engin günaydın ve bülent polat avrupa yakası'ndan önce zaga'da böyle komedi dükkanı'nın(tolga çevik'in 398329382 sezondur süren süper orijinal ve komik projesi) atası olan deneme skeçler yapıyorlardı okan bayülgen ile birlikte. uyumları ordan olsa gerek ikisi müthiş atışıyorlardı. bülent polat avrupa yakası'ndan ayrılınca, yerine ikame edilen sarp apak'ın da yetenekleri kısıtlı olunca ona farklı bir karakter yazıldı ve burhan tek başına ilerlemeye başladı. artık şesu üzerinden paslaşamıyordu. artık abazanlığından çok hamaratlığı ön plana çıkarılmıştı. abazanlığını da sürekli zengin bir kadını kapaklayıp evlenmek isteme hırsıyla törpülediler. doğaçlama olduğunu da ilk iki sezon dizi bitip jenerik girince yanda komik çekim hatalarını gösterdikleri sırada incelerken fark ettim. engin günaydın ne zaman görünse farklı replikler konuşuyordu ve setteki herkes yarılıyordu. yani genel bir metin vardı evet ama engin günaydın rahatça dışına çıkabiliyordu kendisine bu özgürlük tanınmıştı çünkü başarılıydı. muhtemelen karakteri de kendisi yarattı. daha sonra burhan aşırı tutup bir ekol olunca gülse birsel devam etmek istedi ama engin günaydın tekrara düşmek istemediği için reddetti. işin cılkının çıkacağını kestirmiş sanırım.

    daha sonra burhan muadili selahattin karakterini yazdı. olgun şimşek de tıpkı engin günaydın gibi* gibi acemiliğini bir demet tiyatro'da yapmış, tiyatro kökenli ve epey iyi bir oyuncu. hatta alacakaranlık dizisinde engin günaydın ile ikisi komedi dışında ciddi rollerde birlikte oynamışlardı. yani beraber oynamışlıkları çoktu. büyük üstad "olgun da engin kadar iyi bu dizinin lokomotifi de o olsun ya" diye tasarlamış. adam güzel oynadı ama karakter o kadar basit, tek düze ve banaldi ki olgun şimşek gibi iyi bir oyuncu bile bayıyordu. çünkü aşırı zorlamaydı. zenginimsi ailenin çakalımsı damadı. evi o yönetiyor, kendisine bağlı bir karısı var falan 90'lı yıllardaki tırt komedimsi dizilerde bile o kadar işlenmişti ki bu 2012'de geçen bir dizide artık "öeehhhh" dedirtiyordu. aynı formül. şiveli, yanar döner, milletin arkasından iş çevirmeye çalışan, çakal geçinen ama safın teki olan falan bir karakter. yeni dizisinde de çağlar çorumlu aynı formülden gidiyor. bu sefer ağız da burhan'a yakın bir ağız. amasya tokat arası 1.5 saat var yok. şive nerdeyse aynı. karakter burhan'ın abazan olmayanı ve evli olanı. hamarat değil. burhan gibi tahsilli de değil orijinal bir tarafı yok. mavi yakayken şirketin genel müdürü yapılıyor, yanındaki arkadaşlarıyla ortam kurmaya çalışıyor, kendini ispatlamaya çalışıyor falan fişman.

    erkek yan karakterlerin büyük çoğunluğu önüne gelene yazacak. bu da şaşmaz bir kural. avrupa yakası'nda volkan olsun, sertaç olsun, kubilay olsun, sacit, bülent bey olsun, şesu olsun, burhan hatta tacettin olsun hepsi önüne gelene yazıyordu. yalan dünya'da aynı formül vardı karakterler bara, pub'a hatta pavyona gidiyor ve önüne gelene yazıyorlardı. jet sosyete'de durum aynı. tamam reel hayatta durum daha farklı değil ama bu kadar da değil hiç mi sadık biri yok gerçekte? üstadın dizilerinde neredeyse yok.

    orta yaş bunalımındaki oksijen alıp testesteron veren erkek karakterler kesinlikle olacak. avrupa yakası'nda bülent, yalan dünya'da çağatay, jet sosyete'de cengiz. bunların hepsi hafif monşer, kibar ve elittir. arkadaş bıkmadın mı ya. ben yazarken bıktım.

    performerlar. avrupa yakası'nda genelde yılbaşı özel bölümlerinde olurlardı. az bilinen şarkıcılar ıvır zıvırlar gösteri yaparlardı ya da zaten ünlü ve kendini bir de orda göstermek isteyenler vardı daha sonra tanrıverdi'nin çalıştığı rock bar'a çıkarılan 3-5 grup oldu öyle başladı. yalan dünya'da aynı formül izlendi karakterlerin takıldığı mekanlarda az kişinin bildiği ya da bilinen şarkıcılar, gruplar sahneler alıp çıkış şarkılarını söylettirdiler. millet "aaa ne güzel şarkı kim bunlar..." diye merak etsin diye. jet sosyete'de de aynı ekol sürüyor. bu olumsuz bir şey değil az ünlü, az bilindik şarkıcılara ve gruplara bir kapıdır. lakin arkadaş torpili yapıp zaten aşırı bilinen ama bir süredir haber alınamayan tipler de "aaa bu yaşıyormuş ölmemiş" denilsin diye çıkarılıyor bu da hoş değil.

    sarp apak ve hasibe eren kadroda kesinlikle bulunacak. her dizide abartılı oyunculuk ve mimik olacak. ben avrupa yakası'nı severim. yalan yok şimdi. bok atmayayım durduk yere. ama diğer iki dizi tırt. tekrar izlenmez. avrupa yakası'nı izlerken hasibe eren'in karakteri her çıktığında ileriye sardırıyorum. dayanamıyorum. kulaklarım kaldırmıyor sesini, gözlerim kısılıyor görmek istemiyor o oyunculuğu. bilmiyorum belki yeteneklidir ama sıdıka'dan başka bir şeyde göremediğimiz için bir şey demek istemiyorum. lakin gülse birsel dizileri(başka işi gerçekten yok baktım çok ufak şeyler var yalnızca) kadın hem yok hem de olduğunda aşşşşşşşıırı abaratılı ve rahatsız edici bir oyunculukla oynuyor. yönetmen falan demiyor mu ya hiç "ablacığım az azalt şu abartıyı" diye.

    bir de son olarak bir karaktere bir laf, bir cümle, bir hitap yapıştı mı 186 bölüm sıkılmadan o replikler, o hitaplar, o laflar yazılacak. her bölüm gerekirse o kelime 348 defa kullanılacak ama halktan esirgenmeyecek. for example;

    burhan: yeaavrım, pabucumun x'i, delüğanlı, hey geri vs vs
    selahattin: canım canımcım,
    kubilay: biri beni durdursun, çok x gördüm kendimi
    emir: çok sert
    çağatay: vücut yağ oranım %12, yooo, ilahi komedya
    dilber: hoşşik, soykası batasıca
    sertaç: abi bir proje var
    bülent: embesil, gece daha genç, kalem müdürü
    tanrıverdi: çok pis dalarım, rock forever
    iffet: soldan soldan geliyorlar
    sacit: beni kontak etme
    şahika: rahat mısın sen, paçoz
    tülay: ezik miyim ben
    vasfiye: ne çektin be

    vs vs vs

    karakterleri öyle düz ve basit yazacaksınız ki, karakterle özdeşlemiş hale gelen bir kelimeyi lugatından çıkarsanız karakter cümle kuramayacak halde olmalı. o kadar düz ve basit, çok karikatürize karakterler olacaklar. yoksa formül tutmaz. rehber bu kadardı. okuduğunuz için teşekkür ederim. bir de cenk ve erdem beylerden cenk olanına jingle yaptıracaksınız onu unutmuşum o da yalan dünya'dakini nil karaibrahimgil'e yaptırdığından. neyse, formüle dikkat ederseniz siz de 3-4 sezon oynayacak türk sit-com'u yapabilirsiniz. teşekkürü sonra edersiniz.
  • madem bu kadar kolaysa sen yapçılar geldiğine göre olmuş rehberdir. bir bitmediniz yıllardır şu mecrada. sanki hür teşebbüsün çok değer verildiği ve saygı duyulduğu bir ülkeyiz de biz sadece götümüzün üzerinde eleştiri yapıyoruz.

    piyasadan ve şartlardan bihaber gelip burda insanlara akıl veriyorsunuz çok bir şey biliyormuş gibi hiçbir şey bilmiyorsunuz. bu ülkede tanıdığı, torpili pardon referansı olmayan bir insanın tutup senaryo yazıp ardından bu senaryosunu alıp bir yerlere götürüp, senaryosunun dizileşeceğini falan düşünecek kadar dünyadan kopuksunuz.

    hepsini geçtim, istediğimizi veya gönlümüzden geçeni yazamayacak mıyız? ne kadar tuhaflaştı bu insanlar anlamak mümkün değil. misal olması açısından diyorum ben yönetmen david cronenberg'i severim. yaptığı işlerin hepsini seyretmişimdir. başlığına biri olumsuz bir şeyler yazabilir. ki yazmışlardır da. gidip "sen ne anlarsın, kolaysa sen çek" der miyim? demem. o, o insanın görüşüdür. aşırı saçma, sırf yazılmak için yazılmış bir şey değilse zaten fanatizm yapmaya gerek yok. kimse dört dörtlük değil. çok fazla şiddet kullanıyor bazen bu eleştirilebilir, eskisi gibi bilim kurgu yapmıyor hafif piyasaya kaydı. eleştirilebilir. piyasa bir adam değil, hakkında trollük yapsan tutmaz. ee yani ben bu adamın guardı falan değilim, severim de niye fanatik gibi savunayım? woody allen'ı sevmiyorum mesela. yaptığı işler çok yavan geliyor bana. bunu makul, mantıklı sebeplerle izah edemeyecek miyim?

    ben yukarda meramımı anlatmışım. paragraflarca yazmışım, hadi çık de ki "onların hiçbiri gerçeği yansıtmıyor" adam tutmuş "kolaysa sen yap" diyor. ya kardeşim, ben orda "bırakın lan bana piyasayı ben çekeceğim bundan sonra komedi dizilerini" mi demişim? yoksa bu kadın hep aynı formülü kullanıyor ve bundan hiç sıkılmıyor mu demişim? bir de bu fanboy/fangirl müessesi de çok baydı. babanızın oğlu/kızı gibi savunuyorsunuz burda insanları. abi herkes sizin sevdiğinizi sevmek zorunda değil ki? sırf yazmak için yazıyorsunuz, yazdıklarınızın hiçbir kadri kıymeti yok. boşa byte israfı anasını satayım. yok 3 günde 100 sayfa senaryo yazıyormuş da yok 4 günde diziyi çekiyormuş da eee? babasının hayrına mı yapıyor bunları? kadın hem senarist olarak, hem dizinin başrol(!) oyuncusu olarak senin ömrübillah göremeyeceğin bir parayı belki de 3-4 bölümde kazanıyor. bu kadar emek, bu kadar kasması ondan sanat aşkından değil.

    öyle olsa zaten sürekli farklı bir şey denerdi. derdi para olmasa ilkinde tutturduğu sistemi sonrakilerde denemezdi. farz edelim ben bir tüccarım, iç pazar için yurt dışından mdf yapıştırıcı ithal ediyorum. burdaki mdf üreticilerine satıyorum. iyi kazanıyorum. fuar tezgahları, mobilya, tasarım&dekorasyon vs birçok alanda hizmet veren firmaların hepsi müşterim. şimdi ben iyi kazanıyorum ve ticari bir alanda başarılı oldum diye "devir teknoloji devri ben yapıştırıcı işini bırakayım, portable rechargeable usb blender getirtip satayım" der miyim? demem. çünkü hali hazırda iyi satan bir ürünüm, bir pazarım var. onu iptal edip, geleceği muallak olan bir ürüne bel bağlamam. ticaret risk işidir ve evet fortuna favet fortibus ama işler öyle değil burası avrupa değil. türkiye. bu işte klasik tüccar mantığıdır. elimde bir formül var, kâr getiriyor ve ben bu formül dışına çıkmak istemiyorum. çıkarsam zarar edebilirim he kâr da elde edebilirim ama o riski göze alamıyorum. aynı formülden gitmek istiyorum.

    türkiye'deki sanat işlerindeki mantık da tam olarak böyle yürüyor. tamam prodüktörler de tüccar. onlar da tutmuş formüllerden yürüyor ama hiç mi değişmiyor piyasa? sit-com bizde yoktu 90'ların ikinci yarısından sonra girdi ondan önce var mıydı?(gülşen abi ülkedeki ilk sit-com olsa da trt tek kanallıktan çıktığı için yeni açılan özel kanalların etkisiyle pek tutmamıştı. muadil çok komedi dizisi vardı. bundan ötürü de bir süre daha sit-com çekmeye cesaret edilememişti. yeri ayrıdır.) yoktu "bu formatı burda da tuttururuz ya yerelleşme yaparız bir deneyelim şansımızı" diyen insanlar sayesinde oluştu. o yıllarda biliyorsunuz mahalle&aile dizileri trenddi. trendin dışına çıkıldı ve 2000'lerin başlarında her yer sit-com olmuştu. dadı, çocuklar duymasın, ayrılsak da beraberiz, belalı baldız, tatlı hayat, avrupa yakası vs vs. her yer sit-com'du. şimdi bakıyorsun yok ağa dizisi, yok mafya dizisi, yok entrikalı aile dizisi. her yer bunlardan kaynıyor değil mi? entry ekşi şeylere girmiş, bana orda burda "her yer mafya dizisi, entrika dizisi onlara niye laf atmayıp buna atıyorsun" demişler. ulan ben bin tane entry girmişim. hangi entry'imde mafya dizisi övmüşüm? bu bir. ikincisi, mafya dizileri niye tutuyor? çünkü formül basit ve o formül tutuyor. alıcısı çok. bunun gülse hanım'ın çektiklerinden farkı nedir? tek farkı tür farkı olması. biri suç, dram, gerilim, aksiyon. diğeri salt komedi. ama sistem ve formül? mafya dizisi formülü açılımı yapacak değilim ama tr'deki sistem basittir. esas bir oğlan, yanına esas bir kız. esas oğlan ajans keşfi olacak oyunculuk yeteneği kısıtlı olacak. kız opsiyonel. manken de olur oyuncu da. bunlar kavuşamazlar. esas oğlana yaşlımsı bir akıl hocası. bu kesinlikle tiyatrocu olmalı. esas oğlana ilk sezonun finali gelmeden öldüreceği 1-2 ortalama villain. bu arkadaşlar da yılların dizi/film oyuncuları olacaktır. ortalama kötülerin başında da yaşlı bir criminal mastermind. bu da kesinlikle tiyatrocu. al sana 3 sezon garantili mafya dizisi. eee? fark ne? formül üzerinden gitmek garanticilerin işidir. yaratıcıların değil. işi sanata, emeğe vuracağınıza az bir şey bilin de öyle vurun. bu bağlamda, gülse birsel dizilerindeki mafya ve ağalı dizilerle dalga geçme sekansları da oksimoron yaratmaktadır. zira sen de formülle çalışıyorsun onlar da. e ne farkın kaldı da dalga geçiyorsun diye sormazlar mı? sormuyorlar işte. sevdikleri birine eleştiri yapınca "sen çek" diyebiliyorlar en fazla. etraflıca düşünmüyorlar düşünememe sebepleri de film/dizi kültürlerinin pespaye olması.

    bir de gülse birsel için emekçi demiş ya. kahkaha attım.(yalan olmasın "dehayı küçümsüyor" kısmında da attım) ayda 300-400 bin lira kazanan emekçi mi olur lan? o parayı burdan herhangi birine versinler 3 günde değil 100 sayfa 1000 sayfa senaryo çıkarır, 4 günde de dizinin ilk sezonunu çeker. ama o kadar kaliteli olur mu değil mi? neticede üstad neler nelerrr anlatıyor. ne espriler havada uçuşuyor, ne metaforlar ne göndermeler değil mi? "ceeeeengizzzzzzzzzzzzz diye ortada dolaşan tavşan dişli, gold digger ex manken neverland'e ait hiçbir yerde konuşulmayan bir şiveyle son 78 projesinde aynı karakteri canlandıran ve yetenek dendiği zaman akla ilk gelen isim olan derya karadaş'ın canlandırdığı ev hanımı karakteri. ki aynı karakter önceki dizide pavyonda konsomatristi. sarp apak üstadın canlandırdığı zengin playboy karakteri. bunlara replik yazmak, bu karakterlere olay örgüsü dizmek zaten çok büyük bir uğraş hakikaten ben büyük bok yemişim. 3 günde bu diziye 100 sayfalık senaryo yazmak büyük uğraş zaten. ki espriler de sosyal medyada ne gündem olduysa onun üzerine zaten. gerçekten büyük bir emek var ortada, ben bu büyük emekçilerin hakkını yemişim.

    birileri "sit-com'un mantığı bu zaten yhaaaaa" şeklinde bir şeyler demiş. sözlükte değil de sağda solda gördüm. the jeffersons ve the cosby show benzer formülle bezelidir. big bang theory ile the office aynı mıdır? ya da seinfeld ile it's always sunny in philadelphia benzer formülle mi gitmektedir? seinfeld'i louie'ye benzetebilirsin ama louie durum komedisi değildir o çok başka bir dizidir. salt komedi değildir. ya da friends'i belli açılardan how i met your mother'a benzetebilirsin. tutup da "amerikan sit-com mantığı bu zaten yaaaaa bu böyle eleştirilir mi yaaaaa" diyemezsin. sayın bakanım'ın avrupa yakası ile ne benzerliği var? ya da tatlı kaçıklar ile dadı'nın? formül başka bir şey. formül garanticiliktir farklı yönlerden beslenmeyi kısıtlar. zaten amacın da para kazanmaksa bu sende bir yara açmaz. daha dün the bohemian rhapsody'i izliyordum filmi adını veren şarkıyı prodüktör onaylamıyordu. sözleri, müzikal altyapısı ve 6 dakika olması gibi sebeplerden. o mainstream rock bir şarkı istiyordu ama grup ideallerinden vazgeçmeyip, prodüktörü dinlemedi ve böyle efsane oldu. sanırım yeterince açıklayıcı olmuştur.

    son olarak, ben daha iyisini değil 500 kat iyisini yaparım. gel koy önüme sermayeyi. set ekibini ben ayarlarım. sen bana gereken optimum parayı ver yeter ki. öyle bilip bilmeden atıp durma. sen parayı çık, ben 3 günde 1000 sayfa yazıp 1 günde de diziyi çekerim ayda 300-400 bin kazanmakta gözüm yok 50k'ya fitim. ortamlarda da emekçi dersin kim nerden bilecek aq.
  • özet; lüks semt, yüksek statü sahibi bi aile, bozuk şiveli abartılı karakterler, birkaç uyanık karakter ve akıllı, güzel ve diğer karaterlerin ortalamasında gülse birsel. kahkaha efektlerini de koyduğun zaman gülse birsel dizisi oluyor
  • aslında güzel bir yazar kendisi, en güzel dizisi avrupa yakası o dönem farklı bir diziydi. sonrasında ise yaptıkları sanki avrupa yakasının devamı gibi oldu, ya da seyirciler tarafından öyle hissedildi, aynı oyuncuları aynı karaktere koyarak karakterlerin ya da dizinin gelişmesini engellediğini düşünüyorum. bu konuda belki biraz daha yaratmalı ya da değiştirmeli.
  • gülse birsel genellikle şu 3 temel eksende ilerleyen senaryo ve karekterler oluştuyor:
    batılılaşma vs. yanlış batılılaşma
    doğunun güzel yanları vs. batının samimiyetsizliği
    batının güzel yanları vs. doğunun muhafazakarlığı ve cehaleti

    örneğin yalan dünya için:
    kocabaş ailesindeki gülistan (hasibe eren): yanlış batılılaşma
    kocabaş ailesindeki çocuk (bartu küçükçağlayan): yanlış batılılaşmanın başka bir formu
    kocabaş ailesindeki selahattin: doğunun cehaleti ve ahlaksızlığı
    kocabaş ailesindeki vasfiye teyze (gonca vuslateri): doğunun muhafazakarlığı
    kocabaş ailesindeki baba (altan erkekli): doğunun güzel yanları
    yan dairedeki deniz (gülse birsel): batının güzel yanları
    yan dairedeki emir (sarp apak): batının samimiyetsizliği
    vb.

    yani aslına bakarsanız gülse birsel dizileri türk toplumunun bir aynasıdır. bu dizilerde kendinizi görebileceğiniz bir karekter mutlaka bulunur. bu nedenle gürse birsel tarzı diziler başarılı kabul edilebilir.
  • takribi 17-18 sene önce o dönemki ev arkadaşım olan sevdiğim bir ağabeyimin ilgisi üzerine dikkat kesildiğim gülse birsel'in çalışma formülünü tanımlayan başlık.

    tabi yıllar içinde kaşarlandık, sikilmedik bir kulağımızın ardı kaldı, her çeşit iti köpeği, kolpayı, mübareği gördük.

    gülse hanımın cast tercihlerindeki katılımını hınzırca buluyorum. bu metodu hollywood uygular. bunun üzerine son yıllarda bayağı geyikler çıktı internette. peki bu metod nedir? çok basit. ticari bir prodüksiyon hedef odaklı olduğundan yazdığınız metindeki karakteri ortaya koyacak iyi bir oyuncu aramak yerine direkt yazdığınız karakteri yapıma koymak(ekstra oyunculuğa gerek yok güzelim kendini koy ortaya). ehehehe. gülse hoca allah için gerçekten istanbul'daki yaygın tiplemeleri hakkına vererek yapımlarına yediriyor. ha seyretmem. elit ya da ayrıksılıktan değil içine dalamıyorum bir türlü. ancak o tiplemeleri bizzat tanıdığım ve esasında bir şekilde bu hayatlara dahil olduğum için lokal lezzeti de vermiyor değil. yiğidi öldür hakkını ver.

    onun dışında çok şey yazılır da türkiye'de gülse birsel kendini ve işlerini çok doğru bir yere koydu. cem yılmaz gibi. normal şartlarda gönlümün kaymadığı isimler ancak demiri tavında dövmek hususunda usta bu insanlar. körlerin ülkesinde tek gözü olan kraldır geyiği gibi. bunlar da lazım, böyle böyle tekamül edeceğiz işte. olduğu kadar.

    nasıl ki netflix mal değneği aklına hizmet ama hardcore ekmek getiren amerikan metodunu doğru ticari süreçlerle işletiyorsa gülse birsel de türkiye'de az buçuk geyiği, özellikle istanbul'a özgü sıkışmış stereotipleri, enerjileri ortaya koyma tarafında rol almış bir figür. birol güven de onun bir türlüsü. yalnız işte bu tarz bir profesyonellik biraz da insanları ayıran o ince çizgideki tarafını belli ediyor. buradan çok feci felsefe kasarım da gerek yok. gani müjde, cem ceminay da sevmem ama onlar da lazım. umur bugay'ın hastasıyım o ayrı diye de bağlıyorum. *
  • arkadaslar; biraz insaf edin yahu.

    kadin 3 gunde 100 sayfa senaryo yaziyor, kalan 4 gunde de 2 saatlik dizi cekiyor.

    bu bile tek basina inanilmaz bir basari.

    hadi bunu bir hafta yaptin.

    gulse birsel bunu her yil 40 kere art arda tekrarliyor.

    kendinizi dusunun; calisirken insanin turlu turlu modu, verim dusuklugu, moral bozuklugu, anksiyete krizi, nezlesi, hastaligi oluyor.

    bazen kendimi zorluyorum; iki satir makale yazamiyorum. kreatif bir sey uretmek zaten basli basina kompleks bir surec.

    buraya yazdiginiz basitlestirilmis formullerle olsaydi herkes gulse birsel gibi is cikarabilirdi.

    halbuki gulse birsel'in basarisinda bin turlu detay var; seytan o binlerce ayrintida (ve surecte) gizli.

    senaryoyu yazmakla da is bitmiyor; yuz kisilik bir ekiple cekimler icin deliler gibi gunde 14-15 saat calisiyor kadin.

    kusura bakmayin da burada bol keseden elestiren tum eksi yazarlari bir araya gelsin; kadindaki 'genius' verimliligin yarisini zor yakalarlar.

    yaptigi her dizi de bir sekilde tutuyor, kendine gore bir kitle topluyor.

    ve bu basariyi (inanilmaz zor bir tempoda) sistematik olarak her hafta tekrar ettiriyor kadin.

    gulse, turkiye gibi bir ulkede kadin olarak neredeyse 20 yildir zirvede meslegini basariyla devam ettiriyor.

    benim boyle emekcilere sinirsiz saygim var.

    kendisi hic senaryo yazmamis, dizi setinde ter dokmemis bir dolu eksi insan yine her zamanki gibi emegi, basariyi, dehayi kucumsuyor.

    hadi ordan. madem bu kadar kolay; sen daha iyisini yap yiyorsa.

    helal olsun gulse birsel sana!

    onunde saygiyla ve sevgiyle egiliyorum.
  • gülse birsel tarzı film yapma rehberi de buna benzer bir şeydir, sadece süreyi bölüm yerine saatten hesaplamak gerekiyor.

    (bkz: aile arasında)

    tanım: insanların gözünü açabilecek rehber.
  • yucitek sandımdı, amazing hayrullah çıktı.