şükela:  tümü | bugün
  • çarşamba günü hürriyet'te kaleme aldığı yazısında bir cümle daha etseydi söyleyeceği ama söylemediği şey "suriyelilerin başını çektiği türkiye'nin mülteci sorunsalı konusunda acilen bir referandum yapılmalı!"

    isteyen okuyabilir

    özellikle bayramda mudanya'da yaşananlardan sonra dost sohbetlerinde düşüncelerimi ifade etmeye çalırken gevelediğim her noktayı çok güzel bir şekilde birleştirmiş ve başı sonu belli bir düşünce haline getirmiş. kendisine teşekkür ederim :)

    başlıklar halinde yazdıklarını özetlersek:
    - savaştan kaçan insanlara ve özellikle çocuklara yaklaşımımız merhametli/şefkatli olmalı
    - türkiye'yi ucuz, özgür, kimsenin karışmadığı bir yer olarak görüp tatile gelen arap turist ile mültecileri birine karıştırmamalıyız
    - özellikle çocukların eğitimini üstlenmek zorundayız ama bu mevcut eğitim sistemimizde aksaklığa yol açıyor. vatandaşımızın çocuklarının eğitimini kötüleştirmek hakkı kimsenin yok. bu konudaki iki doğrunun da uygulanabileceği net bir eğitim politikası üretmeliyiz.
    - mevcut mültecilerin iş edinmesi için destek olmalıyız ama mevcutta vatandaşımızın işsizlik yaşadığı bir ortamda mültecilerin devlet desteği ile çalıştırılması vicdanları zedeler. hakkaniyetli bir çalışma politikası üretmeliyiz.
    - mültecilerin en azından sıcakta barınma ve doyma koşullarını onlara sağlamalıyız ama ücretsiz yardımlar onlara giderken kendi vatandaşımıza en az o kadar yardım yapmıyor isek bu kabul edilemez. barınma ve gıda konularında adil bir pozisyon almalıyız.
    - barınma konusu dolaylı olarak mudanya'da yaşanan sorunu da adresleyeceği için ekstra önemli. bu olaylar çıkmadan önceye göre parklarımız, sahillerimiz ve tüm ortak kullanım alanlarımız daha güvensiz. kadınların üzerindeki tehlike gittikçe artıyor. mültecilerin güvenlik ihtiyacı da bu konunun bir parçası. mültecilerin durumu bizden daha kötü. süriyeli kadınlar 2. eş adı altında satılıyor. hem mültecilerin hem vatandaşlarımızın güvenlik sorunlarını çözecek politikalar hayata geçirilmeli.
    - toplam barının mülteci sayısı artmaya devam edecek mi yoksa daha fazlasını kabul etmeyelim mi? bu konuda da net şekilde bir karar verilmeli.

    gülse birsel özetle bunları yazmış. e tüm bunların kararını kim verebilir? tabii ki halk verebilir. dolayısıyla gülse birsel'in "ne yapacağız?" sorusunun aslında tek bir anlamı var: "suriyelilerin başını çektiği türkiye'deki mülteci sorunsalı konusunda acilen bir referandum yapılmalı!"

    edit: ilk cümlemde de son cümlemde de belirttiğim gibi gülse birsel “referandum” kelimesini kullanmamıştır. ama mantık ve algı sahibi bir birey bu yazıyı okuduğunda net olarak bu talebi çıkarabilir. ülkemizin pisa skorları hepimizin malumu. okuduğunu anlama konusunda sondan üçüncüydük son hatırladığım.sözüm buraya “öyle bir şey dememiş” yazan suserlere: eğitim şart. beyniniz basmadığı için anlamıyorsunuz. yapacak bir şey yok tabii bu yaştan sonra.

    edit2: referandum gitsin mi kalsın mı diye yapılamaz. referandum yukarıda yazdığım başlıklara çözüm getirecek şekilde kanun maddeleri değiştirilerek ve bunu halka sorarak yapılır. hükümet “şöyle olsun” der, muhalefet “öyle olmasın, böyle olsun” der. halk hangisini seçerse o olur.
  • suriyelilere bu paraları harcamasak dünyada camii yapmadığımız kalan ülkelere de camii yapar yine kendi ülkemizdeki fakir fukarayı rahat ettirmezdik.

    garip guraba yemek yemezse ölmez ama dünyanın her köşesine, ülkemizin her sokağına camii yapamazsak ölürüz.

    https://ichef.bbci.co.uk/…6985243_yaplancamiler.png
  • kadın birebir benim hissettiklerimi anlatmış yazısında.
    yalniz degilmisim demekki.
    çok değerli bir yazı.
  • evet'i basarım.
  • olaki yapılırsa, suriyeliler de bu referandumda oy kullanacaksa, netice alınamayacak referandum olacaktır.
  • ne referandumu ya. nerden çıkıyor böyle şeyler allasen. demokratik kongo cumhuriyeti mi burası?
  • aslında onlar türkiye'ye gelmiyorlar. istanbul'a geliyorlar. dünya üzerinde abd, kanada gibi ülkelerin politikaları göçmenlik üzerine. elbette sıkıntılar oluyordur zaman zaman ancak bu kozmopolit şehirlerde lokal halkın ve göçmenin beraber yaşadığını gözlemliyorum. suriyelisi, afganı, korelisi, çinlisi, hintlisi daha sayamadığım her milletten insanlar oradalar.

    neden istanbul'a geliyorlar? sen, ben, baban, deden neden geldiyse ondan! türkiye hiçbir zaman istanbul'un alternatifini yaratamadı. konya'dan küçük ülkelerde eşit bir nüfus dağılımı görülürken, amerika'nın her eyaletinin bir yaşama sebebi vermesi, ekonominin eşit miktarda dağılmasına sebep oldu. çiftçi, çiftçilik yaptı, bankacı şehirde kaldı.

    türkiye'de ise hiçbir zaman bu böyle olmadı. büyük şehirler yatırımlarla, beton yığınları avm'ler ile parıldarken, yurdum insanı kendi şehrinden utandı, çıktığı kabuğu beğenmemeye başladı ve istanbul hayaliyle yaşadı.

    anadolu'nun ortasında bir üniversitede civar illerden gelen öğrencilerin arasında 3-4 istanbul'da yaşayan kişiden biri bendim. herkes istanbul'a gitmenin hayallerini kuruyordu ve bir şekilde yolunu buluruz diyorlardı. çünkü yaşadıkları şehre övülecek, yaşanacak hiçbir sebep inşa etmemişler, var olan güzelliği de yok etmişler, insanını eğitmemişler, orada bir köy var uzakta demişler.

    hal böyle olunca suriyeli ne yapacak? koca anadoluyu atlayıp, istanbul'un yolunu tutacak. hiçbir şey yapmasa da tüm gün boğazda serinleyecek. çünkü anadoluda onu çeken hiçbir şey yok. umut yok, yatırım yok, istihdam yok, tarım yok, para yok.

    biz birlikte yaşamayı bilsek, işimizi, paramızı, evimizi kapacaklar diye hırçınlaşmasak, onlara da örnek olsak, empati kursak, belki anlaşırdık. böylece ne istanbul böyle kan kusardı, ne de böyle ekonomiye katkısı olmayan vasat altı insanlar kalırdı.

    bor, niğde'nin bir ilçesi. çok güzel de bir lafı var: geçti bor'un pazarı...
  • bölgede medeni olduğunu iddia eden tek ülke türkiye. bu medeni ülkeye savaştan kaçan insanlar geliyor. bir süre sonra medeni ülkenin bal tabakasındaki bazı arkadaşlar bu savaş kaçaklarından (sizlere göre kaçak onlar) rahatsız olup kendi ülkelerine yollanmasını istiyor. kaçaklar sınırdan dışarı çıktığı gibi kurşuna diziliyor. peki suçlu kim? savaştan kaçan fukaralar mı? kurşuna dizen caniler mi? yoksa göz göre göre insanları ölüme gönderen medeni insanlar mı?

    edit: savaş bölgesine bayramda eğlenmeye gitmiyorlar. bayram olduğu için sadece o zaman öldürülmeden geride bıraktıklarını aramaya fırsat buluyorlar.
  • türkiye'nin suriyeli problemi yoktur, akpli sorunu vardır. ve suriyelilerin tamamı referandumla gitse de akp gitmedikçe sorunlar devam edecektir. ha akp derken tek bir parti değil, koca ülkeyi kaplayan bir zihniyetten bahsediyorum. akp bunun şu anki vitrin adı.

    eğer millet aklını başına toplamazsa, ve kendisine hediye edilen cumhuriyeti sahiplenmezse bugün suriyeli gelir, yarın askerini kuzey kore'ye gönderirsin, öbür gün bir ülke işgal eder, sonraki hafta artık ne denk gelirse. belki devlete yerleştirilmiş bir cemaat darbe yapar, kimbilir.
  • halk diplomasiden, siyasetten, imtiyazdan çok anlar ya halka soralım, gülse birsel gibi zeki bulduğum bir kadının bu saçma soruyu sorması çok ilginç.