şükela:  tümü | bugün
  • (bkz: kolay değil)*.
  • 70lerden mukemmel bir sezen aksu parcasidir, 78 senesinde serce isimli albumunde okumustur minik serce bu sarkiyi, iste sozleri:

    uzaklardan bir ses zaman zaman
    fisildar sanki adimi usul usul
    ve eger yagmur yagiyorsa bir de
    o aksam...
    her bir damla celik misali agirlasir
    kulaklarim cinlamiyor ne zamandir
    beni hasretle anan biri yok artik her hal
    bir garip bencil duygu ki ruhumu saran
    ictigim ickinin buruk lezzeti acilasir
    gun gelir serseri ruhum elbet
    acinin lezzetine de alisir mi alisir
    alt tarafi insanim iste herkes gibi
    aklim ara sira olsa da karisir...
  • (bkz: gun olur)
  • sezen aksu imzalı olanı, tüm yalnız hisseden, acısını damıtmayı başaramayan serseri ve güzel ruhlara armağan edilesi şarkı.
  • "bugün grev günüdür dostlar
    elele türkülerle coşalım hey!"

    dizeleriyle grev gününde coşmayı sağlayabilecek etkiye sahip. tekrara alınıp dinlenilesi bir melodisi var.
  • sezen aksu'nun, çok afedersiniz, adamı geriden şişleyen şarkısıdır. kaldı ki 1 mayıs'ın ruhuna da sezen yakışır aslen...

    gün gelir serseri ruhum elbet
    acının lezzetine alışır mı alışır
    alt tarafı insanım işte herkes gibi
    aklım ara sıra olsa da karışır
  • kaybolmayan yıllar arşivi ile keşfettiğim 78 model sezen aksu şarkısı..

    (bkz: harikulade)
  • (bkz: an gelir)
  • olaganustu bir sezen aksu sarkisiymis bu, yeni kesfettim.. yalnizlik dolu ruhlara yazilmis.
    sonunda cok aci cigliklar atiyor sezen'im..

    ---

    kulaklarim cinlamiyor ne zamandir
    beni hasretle anan biri yok artik herhal
    bir garip bencil duygu ki ruhumu saran
    ictigim ickinin buruk lezzeti acilasir..
  • can dündar'ın mart 2011'de milliyet'teki köşesinde yazdığı efsane yazının başlığı. yazıyı olduğu gibi buraya alıyorum. ntv işte bu muhalif görüşü daha fazla taşıyamamıştır. kendisi her ne koşulda olursa olsun mücadeleye devam edeceğini belirtmiştir.

    vahşi bir kısrak gibi bu toprak…
    üzerine bineni, onu ebediyen dizginleyeceğini zannedeni alıp çalıyor yere…
    asi bir ırmak gibi bu toprak…
    öfkesi, coşkusu, şiddeti, tutunmak isteyen her şeyi sürükleyip katıyor önüne…
    değişimin hızı öyle yüksek ki, ona ancak değişerek direnebiliyorsunuz.

    böyle bir toprakta, herhangi bir şey için “bin yıl sürer” demek laf değil, gaf sayılır.
    nitekim bin değil, on yıl süremedi 28 şubat’ın etkisi…
    ve kaderin garip cilvesi:
    “28 şubat 1000 yıl sürer” diyen komutanın, yine komutan olan yeğeni uğurlamaya gitti, 28 şubat’ta devrilen lideri…
    hoş devrilen lider de, “adil düzen kurulacak, ama geçiş dönemi kanlı mı olacak, kansız mı” sorusunun akabinde gidivermişti; bu toprakların öyle tumturaklı lafları, aba altından sopaları kaldırmadığını kendisi de göremediğinden…
    örnek öyle çok ki:
    şunun şurasında 20-30 yıl önce evlerin gizli bölmelerinde sakladığımız kitapları milliyet, gururla okurlarına armağan ediyor şimdi…
    birkaç yıl önce adını “sayın”la ananların hapsedildiği abdullah öcalan, şimdi hapishanede devletle pazarlıkta; cezaevinden ev hapsine nakli konuşuluyor.
    “kıbrıs türk’tür türk kalacaktır” sloganından, “biz kıbrıslıyız, sen kimsin” pankartına kaç yılda geldik ki?

    hem heyecan, hem korku veren bir hız bu…
    heyecan veriyor; çünkü dünyanın en dinamik toplumlarından birinde yaşadığınız duygusuna kapılıyorsunuz. yakın geçmişe bakınca hiçbir şey umutsuzluğa düşürmüyor sizi… şartların hızla değişeceğini genetik olarak biliyorsunuz. “bu da geçer yahu” bir yaşam felsefesine dönüşüyor. her güneş, yeni sürprizlere gebe olarak doğuyor. yüzde üç oyu olan partinin iktidar düşü görmesi, en fakirin bir anda zengin olabileceğini düşlemesi, uzay nedir bilmeyenlerin astronot olmak için kuyruğa girmesi bundan…
    değişimin hızı aynı zamanda korku veriyor; çünkü önüne kattığını sürükleyen bu deli sel, korkunç bir öngörülmezlik yaratıyor. o selde hiçbir kural kök salamıyor, hiçbir değer yargısı tutunamıyor. “hain”lerle “kahraman”lar süratle yer değiştiriyor. mağdurlar bir anda mağrur pozisyonuna geçiveriyor. müebbet mahkûmu, yarın çıkabileceğine inanıyor. kaçan inşaat yapan, yarın affedileceğini biliyor. hız, inançsızlığa, kural tanımazlığa, unutmaya hizmet ediyor. toplum, hafızasızlaşıyor.

    bugün değişimin hızından nemalananlara, “nerde şimdi o ‘bin yıl sürer’ diyenler” diye meydan okuyanlara, acele etmemelerini tavsiye edeceğim.
    çünkü onlar da aynı sel suyunun içindeler. onla geldiler; onla gidecekler.
    28 şubat’ın bin yıl sürmemesini, hiçbir iktidarın ilelebet sürmeyeceği, dünyanın kimseye kalmayacağı şeklinde tercüme etseler iyi olur.
    dün haksız yere cezaevine tıkılanlar bugün başbakan olabiliyorsa bu, bugün gece baskınlarıyla hücreye attıkları insanların da yarın meclis’e gelip hesap sorabileceği anlamı taşıyor çünkü…
    bu toprak, “keser döner sap döner, gün gelir hesap döner” atasözünü de yaratmış bir topraktır aynı zamanda…