şükela:  tümü | bugün
  • 2002de vefat etmiştir.
  • isi gucu bir yana itip, iki satir yazmaya basladiginda, her hikayenin bir aniyla bitmesi yaslilik alameti olsa gerek. boyle bakinca, son gunlerde, yaslanmak denen bu illetin pencesinde oldugumu da sukunetle fark etmis oluyorum, ama yazamadan da duramadim.

    bu enteresan adamla, yaza ramak bir serinlik zamani, bogaz goren bi tepede karsilastim. tepe, memleketimizin muteber okullarindan birinin bahcesi oldugundan ve her persembe oldugu gibi derse yine yirmi dakika gec kaldigimdan, kan-ter ve endise icerisindeydim. once onu fark etmedim bile, zira beynim siniftan iceri dalinca yiyecegim azarlama sinsilesinden, vakurlugu elden birakmadan cikma yollarini arastirmakla mesguldu. kapiyi acmadan biraz durakladim, ustumu basimi duzeltiyordum ki, artik amca diyebilecegim adam yanima yaklasarak, "kacir bu dersi, girme" dedi.

    yuzumun sekli nasil degistiyse, ben agzima acamadan, bu sefer de, "simdi girsen bisey anlamazsin, ara verirler nasil olsa, o zaman hissettirmeden girebilirsin" aciklamasini ekledi. hakliydi aslinda, ben de o yuzden, "haklisiniz aslinda, nasil olsa tek kelime anlamadan oturucam" dedim. sonra sahici bir merakla, "siz de mi dersi kacirdiniz?" diye sordum. o zamanlar o okulda, kelli felli adamlarin, emeklilik aktivitesi olarak master yapmasi pek bir modaydi.

    "yok ben oglumu bekliyorum" dedi. anlasilan bizim siniftan birinin babasiydi ama icimden bir akrabalik tesis konusmasi yapmak gelmediginden sadece gulumsedim. amca sessizlikten haz etmiyordu anlasilan, ayrica benim susmamin pek ender rastlanilan bir durum oldugu bilgisine de sahip olmadigindan, o kiymetli sukuneti bozmak icin "ne isle mesgulsunuz?" diye sordu. topuklu ayakkabilar, asortik canta, buram buram parfum kokusu, ogrenci olmadigim asikardi dogrusu. "bankaciyim" dedim. cevapla yetinmedi, hangi banka, bankanin nesi dibine kadar sordu. ben de yanitladim. artik soracak bisey kalmadiginda, "cok guzel evladim" dedi, "gelecegi var bu meslegin." tespit pek isabetli sayilmazdi ama ben yine efendice gulumsedim. "bizim oglanlar" diye devam etti, "mesleki kariyeri bu cihetten anlamadi, biri buralarda is tuttu, oburu de yazip ciziyor. ama ikisi de seviyor mesleklerini, onlarin da seveni cok" gururumu incitmeden gururlanmaya niyet ederek.

    ben rekora gidiyordum gulumseme meselesinde, yine sustum gulumsedim. o sirada iceriden sesler geldi, konverzasyon sona erecekti ikimizde anladik. amca son dakika aktivitesi olarak, adimi sordu, soyledim, o da kendininkini soyledi, sahiden de karsilikli menun olduk.

    tam iceri giriyordum, dondum, "iceride tek sinif var, oglunuz sinif arkadasim olsa gerek, geldiginizi haber vereyim mi?" diye sordum, bir isim bekliyordum. "sagol kizim, benim oglan sizin ogretmeniniz, biraz daha hava alayim ikinci ders te bitince ben giderim yanina" dedi. kacirdigim dersin hocasi sevket pamuk'tu.
  • kendi agzindan kendisi ve orhan pamuk hakkinda soyledikleri icin bkz:

    http://www.acikradyo.com.tr/…mv=a&aid=16477&cat=100
  • orhan pamukun babası ve ibm' in türkiye'deki ilk genel müdürü.türkiye'ye ilk bilgisayarı getiren kişi de kendisiymiş.
  • en sevdiğim erol evgin şarkılarından olan şoför mehmet'in bestecisi olduğunu öğrenince hayretlere garkolduğum adam, evet aynı adam, isim benzerliği yok, orhan ve şevket'in babaları
  • orhan pamuk'un muhterem pederi. bir gün baba olursam, çocuklarını yetiştirme yönünü örnek alacağım güzel insan.

    verdiği bir röportajdan altını çizdiğim cümleler:

    "biz dört kardeştik, okumaya çok meraklı olan bendim. evin arka tarafında büyük bir kütüphanem var. duvarların kitaplarla dolu olması, öyle inanıyorum ki çocukları çok etkileyen bir şey. benim kitap okuduğumu gördükçe onlar da okudular. okumak, orhan'da bir tutku oldu."

    "bir çocuğa devamlı "bu böyle olacak, tartışma, yap!" derseniz o da ileride eline fırsat geçtiği zaman aynı mantıkla hareket eder."

    "orhan'da bir yazma tutkusu başladı. sartre, camus ve meksikalı yazarlarda bulunan bir tutkuya benzer bir tutku. bunun üzerine ben neyi arzu ediyorsa onu yapmasını istedim."

    "ben baba oğuldan çok arkadaştık çocuklarımla. ben erken evlendim, yirmi altı yaşındayken iki oğlum vardı. otuz, otuz beş yaşına geldiğimde birlikte futbol oynardık. gençler-moruklar diye iki takım yapardık akrabalarla birlikte. böyle yakın arkadaş olduğumuz için evimizde otorite gibi bir sorun da yoktu."

    bu da orhan pamuk'un gözünden babası:

    "her şeyle dalga geçmesini bilen, alay edebilen biri. bu yüzden olsa gerek, öyle büyük bir otorite, bir üstün varlık, bizi derinden derine etkilemesi gereken bir yüce kişi hissetmedim hiçbir zaman. bende bir korku fikri olmadı. mesela başbakanlar, devlet büyükleri, din kuran kişiler, peygamberler, hepsi babamdan öğrendiğim ve onun bize sezdirdiği kadarıyla biraz da dalga geçilebilecek, bıyık altından gülünebilecek bir dünyanın parçasıydılar."

    "onunla her şeyi konuşabileceğimi hissederdim."

    "bir kere babam denilince dik vaziyette değil, yatay vaziyette, salondaki divanın üzerine uzanmış, kitap, gazete okuyan babam gelir aklıma. kafamdaki resim her zaman budur."

    "okuduğu kitaplarla ilgili olarak da hatırlarım onu. bir kere eve sürekli kitap alınırdı. ingilizce ve fransızca iki dergi takip ederdi. bütün bunlar bana kitabın insan hayatının ayrılmaz bir parçası olduğu duygusunu vermiştir. bendeki kitap sevgisi sanırım büyük ölçüde babamdan kaynaklanır."

    "bütün dünyaya, hayatın her yanına bıyık altından gülerek bakan, mizah duygusuyla bakan bir adamdır. anlayışlı bir insandır."
  • orhan pamuk'un babası, itü inşaat mühendisliği'nden mezun yüksek mühendis.

    ibm'in türkiye'deki ilk genel müdürlüğünü yapmış. ayrıca daha önce itü işletme fakültesi'nde ders vermiş. stratejik yönetim ve senaryo tekniği isimli bir kitabı da varmış, kitabı beraber yazdığı kişiler arasında haluk erkut ve füsun ülengin gibi itü endüstri'den hocalar da var.

    ayrıca briç oyuncusuymuş, milli takımda da oynamış, şöyle bir kitabı da varmış.

    bir önceki entry'de bahsedilen sözlerinin olduğu röportaja buradan ulaşılabilir.

    orhan pamuk'un kendisini anlattığı kısa bir röportajı

    1960 yılında ibm sistemlerinden bahsettiği bir yazısı