şükela:  tümü | bugün
  • kisa copun uzun copten hakkini alacagi gunu beklemekten yorularinlarin feryadi, neden hep geceyi ovuyoruz ? mesai saatinin bitmesini bekleyenlere de bir yudum su lazim. gunduze de bir siir birakalim. basliyorum.

    herkes seni sen zanneder.
    senin sen olmadığını bile bilmeden,
    sen bile
    seni ben geçerken
    derim ki,
    saati sorduklarında;
    onu ''o'' geçiyordur
    kimse anlam veremez.
    tamir ettirmedin gitti derler şu saati.
    ettirmek istiyor musun demezler.
    bir bozuk saattir yüreğim, hep sende durur.
    zamanı durdururum yüreğimde,
    sensiz geçtiği için,
    akrep yelkovana küskündür.
    şu bozuk saat çalışsa benim için ölümdür.
    bil ki akrep yelkovanı geçerse,
    atan bu yüreğim durur.
    bırak bozuk kalsın, hiç değilse
    bir bozuk saattir yüreğim, hep sende durur.

    hasmetlim turgut uyar
  • ayni anda hem attila ilhan'i hem ahmet hasim'i sevenleri unutur muyuz sandiniz ?

    ışıkları söndür suna su
    vapurları duyacağız ha
    dün gece uykumda sıçradım
    beni mi çağırdın suna su
    nereye gideceğiz ha

    yabancı değil ben kaptanım
    aç kapıyı suna su
    büyük yağmurda ıslandım
    şarabın var mı suna su
    sabahı bulacağız ha

    kadehini dinleme çıldırırsın
    elimden gelmeyen bir o
    bütün trenleri kaçırdım
    saatin kaç suna su
    yarın öleceğiz ha !
  • bu vapuru kaçırırsam beni belki de cinnet basar
    belki kanser olurum bu yıl sınıfta kalırsam
    nöbette uyursam eğer kitaplarımı yakarlar
    etimde şirpençe çıkar bu kızı alamazsam
    bu işi bitiremezsem şehirden beni kovarlar
    izin kağıdım yanar konuşacak olursam
    bu senet bankalar kapanmadan
    ruhumun rengini kapatmayacak olursa
    ölür kuyuya düşen çocuk...

    devamı için

    (bkz: ismet özel) (bkz: jazz)
  • ''akşam erken iner mapushaneye'' diye başlayan ahmet arif şiiri
  • nerede o denizim benim, lekesiz gökyüzüm?
    hani o içtikçe susuzluğumu arttıran çeşme?
    kim götürdü bakışlarımı, ne oldu gözlerime?
    hani benim ellerim, ayaklarım, saçlarım, yüzüm?

    bu ben değilim besbelli, bu bir başkası!
    gözlerim yabancı bakıyor gözlerime aynadan
    o kim? böyle durup durup beni aldatan?
    besbelli bir oyuna gelmişim açıkçası

    birini sevmişim besbelli, beni koyup gitmiş,
    ondan şimdi aradığım hep o, hep ben!
    o ikisi kırmış beni, yıkmış , incitmiş

    şimdi bilmediğim bir şarkı her yerde söylenen;
    sevinçten , mutluluktan , sevgiden uzak.
    ne acı! senin olmak , sende olmak , sensiz olmak!
  • pazar akşamları

    şimdi kılıksızım, fakat
    borçlarımı ödedikten sonra
    ihtimal bir kat da yeni esvabım olacak
    ve ihtimal sen
    yine beni sevmeyeceksin.
    bununla beraber pazar akşamları
    sizin mahalleden geçerken,
    süslenmiş olarak,
    zannediyor musun ki ben de sana
    şimdiki kadar kıymet vereceğim?

    orhan veli kanık.

    oraya yaz, buraya yaz, her yere yaz. bu başlığı sevdim.
  • nasıl yaşlandım

    gittim kendime aldım,
    bir dayı yeleği.
    üstüne de geçirdim,
    güzel takkeyi.
    gençken yapardım ben,
    bukakkeyi.
    gitti gençlik, gördün mü?

    şimdi ayağımda var,
    yün çoraplar.
    üstüne güzece sar,
    kalın kaşkollar.
    gençken çalışırdım ben,
    bacak omuzlar.
    gitti gençlik gördün mü?

    kiminde olur sütun,
    gibi bacak,
    kiminin meme dolgun,
    hoplayacak,
    gençken kayardım ben,
    sıcak sıcak.
    gitti gençlik gördün mü?
  • çok şükür

    bir insan daha var, çok şükür, evde;
    nefes var,
    ayak sesi var;
    çok şükür, çok şükür.

    orhan veli kanık.

    allah'ım yaşamak ne güzel şey.

    düzenleme: allah'ım ben ne günah işledim?
  • sana, bana, vatanıma, ülkemin insanlarına dair

    "telgrafın tellerini kurşunlamalı’"
    öyle değildi bu türkü bilirim
    bir de içime
    -her istasyonda duran sonra tekrar yürüyen-
    bir posta katarı gibi simsiyah dumanlar dökerek
    bazan gelmesi beklenen bazan ansızın çıkagelen
    haberler bilirim mektuplar bilirim.

    gamdan dağlar kurmalıyım
    kayaları kelimeler olan
    kırk ikindi saymalıyım
    kırk gün hüzün boşaltan omuzlarıma saçlarıma
    saçlarının akışını anar anmaz omuzlarından
    baştan ayağa ıslanmalıyım
    gam dağlarına çıkıp naralar atmalıyım.

    içimde kaynayan bir mahşer var
    bu mahşer bir de annelerinin kalbinde kaynar
    çünkü onlar yün örerken pencere önlerinde
    ya da çamaşır sererken bahçelerinde
    birden alıverirler kara haberini
    okul dönüşü bir trafik kazasında
    can veren oğullarının.

    bir de gencecik aşıkların yüreklerini bilirim
    bir dolmuşta yorgun şoförler için bestelenmiş
    bir şarkıdan bir kelime düşüverince içlerine
    karanlık sokaklarına dalarak şehirlerin
    beton apartmanların sağır duvarlarını yumruklayan
    ya da metal denizi parkların ıssız yerlerinde
    örneğin hint okyanusu gibi derin
    isyanın kapkara sularına dalan.

    nice akşamlar bilirim ki
    karanlığını
    bir millet hastanesinde
    dokuz kişilik kadınlar koğuşu koridorunda
    başını kalorifer borularına gömmüş
    beyaz giysilerinden uykular dökülen tabiplerden
    haber sormaya korkan
    genç kızların yüreğinden almıştır.

    bir de baharlar bilirim
    apartman odalarında büyüyen çocukların bilmediği bilemeyeceği
    anadolu bozkırlarında
    istanbul’dan çıkıp diyarbekir’e doğru
    tekerleri yamalı asfaltları bir ağustos susuzluğu ile içen
    cesur otobüs pencerelerinden
    bilinçsiz bir baş kayması ile görülen
    evrensel kadınların iki büklüm çapa yaptıkları tarla kenarlarında
    çıplak ayakları yumuşak topraklara batmış ırgat çocuklarının
    bir ellerinde bayat bir ekmeği kemirirken
    diğer ellerinde sarkan yemyeşil bir soğanla gelen.

    yazlar bilirim memleketime özgü
    yiğit köy delikanlılarının
    incir çekirdeği meselelerle birbirlerini kurşunladıkları
    birinin ölü dudaklarından sızan kan daha kurumadan
    üstüne cehennem güneşlerde göğermiş mor sinekler konup kalkan
    diğeri kan ter içinde yayla yollarında
    mavzerinin demirini alnına dayamış
    yüreği susuzluktan bunalan
    içinden mahpushane çeşmeleri akan
    ansızın parlayan keklikleri jandarma baskını sanıp
    apansız silahına davranan
    nice delikanlıların figüranlık yaptığı
    yazlar bilirim memleketime özgü

    güzler bilirim ülkeme dair
    karşılıksız kalmış bir sevda gibi gelir
    kalakalmış bir kıyıda melül ve tenha
    kalbim gibi
    kaybolmuş daracık ceplerinde elleri
    titreyen kenar mahalle çocukları
    bir sıcak somun için, yalın kat bir don için
    dökülürler bulvarlara yapraklar gibi.

    kadınlar bilirim ülkeme ait
    yürekleri akdeniz gibi geniş, soluğu afrika gibi sıcak
    göğüsleri çukurova gibi münbit
    dağ gibi otururlar evlerinde
    limanlar gemileri nasıl beklerse
    öyle beklerler erkeklerini
    yaslandın mı çınar gibidir onlar sardın mı umut gibi.

    isyan şiirleri bilirim sonra
    kelimeler ki tank gibi geçer adamın yüreğinden
    harfler harp düzeni almıştır mısralarında
    kimi bir vurguncuyu gece rüyasında yakalamıştır
    kimi bir soygun sofrasında ışıklı sofralarda
    hırsızın gırtlağına tıkanmıştır.

    müslüman yürekler bilirim daha
    kızdı mı cehennem kesilir sevdi mi cennet
    eller bilirim haşin hoyrat mert
    alınlar görmüşüm ki vatanımın coğrafyasıdır
    her kırışığı sorulacak bir hesabı
    her çizgisi tarihten bir yaprağı anlatır.

    bütün bunların üstüne
    hepsinin üstüne sevda sözleri söylemeliyim
    vatanım milletim tüm insanlar kardeşlerim
    sonra sen gelmelisin dilimin ucuna adın gelmeli
    adın kurtuluştur ama söylememeliyim
    can kuşum, umudum, canım sevgilim.

    (bkz: erdem bayazıt)