şükela:  tümü | bugün
  • bu güne geceye sabaha öğlene emir kipiyle bir şeyler bıraktırmalı akım var ya... ben onların hepsini kaka bırakmak gibi görselleştiriyorum. “geceye bi şiir bırak” misal. yazarlar sırayla gelip çömelip pıt diye lirik bir parça bırakıp gidiyorlar. “kuşluk vaktine bir mühendislik terimi bırak” veya. mühendisler sırada işte, teknik, hoş bir parça bırakıp ilerliyorlar. benim kameram pozisyon itibarı ile ortada. sağda sırada bekleşenler, tam karşımda “bırakma” yeri var, ben bırakanı yandan görüyorum. işi biten soldan ilerleyip kadrajdan çıkıyor, sağdan yenisi gelip çömeliyor.

    ama çok naif, tatlı bir aksiyon, yani kaka derken sansürlemek için söylemedim. harbiden tavşan kakası gibi yani, pıt diye küçük sevimli bir parça bırakıp ilerliyorlar.

    benim psikolojik tespitim de bu. sıra azdı diye buna girdim, pıt diye bıraktım tatlı tatlı, gidiyorum. kendi filminde küçük rolünü oynayan syhamalan gibi şenim şu an:)
  • "yeterince yakından bakıldığında kimse normal değildir.." freud

    çünkü:

    “normal insan kurgudur” foucault
  • "usulüne göre gömülmeyen her şey hortlar."

    (bkz: jacques lacan)
  • mükemmeliyetçilik sadece işkolik ve her şeyi titiz yapan insanlar için söylenen bi durum değildir, her şeyi erteleme hastalığından muzdarip hep yarıda bırakma eğilimi gösteren insanların da bu durumlarının altında yatan şey mükemmeliyetçiliktir.
  • insanların zekası çoğaldıkça düşer. çünkü kendi aklınızla hareket etmek yerine farketmeden o toplumun aklına uymayı tercih edersiniz.
    örnek:
    en basitinden sokakta görseniz fotoğraf çektireceğiniz birisine statta 40 bin kişi kufredersiniz. linç kültürü de bunun aynısıdır. beğendiğiniz bir şeyi o güruh beğenıyorsa ayrı bı seversiniz. tam tersiyse ayrı bi söversiniz. (ekşide bunun her gün yüzlerce örneği vardır.)
  • tespit kelimesi yerine tesbit yazanların geçmişte türkçe öğretmeniyle travmalar yaşadığı görülmüştür.

    edit: başlığın önceki hali "güne psikolojik bir tesbit bırak" idi.
  • "bir insan durduk yere ne kadar sıklıkla ahlâktan söz ediyor, onu bunu ahlâksızlıkla itham ediyor, cepheyi ne kadar büyütüyorsa gündelik hayatında toplumdan gizlediği veya gizlediğini sandığı o kadar ahlâksızlığı, o kadar rezilliği, o kadar kepazeliği vardır!"

    (bkz: cephe büyükse arkası kalabalıktır)
  • havadan sudan bir sohbet sırasında bile karşınızdakinin size yalan söyleme ihtimali %80dir. <bunu bi yerde okumuştum

    bunlar ise benimkiler:
    türkiye'de çok fazla patolojik yalancı var. adam oksijen alıp yalan veriyor. bu kişiler ille özel hayatınızda değil, iş arkadaşınız, komşunuz da olabilir. patolojik yalancıların özellikleri en ufak, en gerekmeyen yerde bile yalan söylemeleridir. bu insanların hiçbir sözüne güvenemezsiniz. güvenmeniz için sizde ciddi sorunlar olması gerekir. zira bakteri bile öğrenir. siz o kişinin 3 yalanından sonra hala onun her dediğine güveniyorsanız ve gerçek sanıyorsanız... güvende olmak için tecrit altında yaşamanız gerekir.

    bu kişiler bu ülkede neden bu kadar fazla? neden yalan söylemeden 30 saniye bir konuşma sürdüremiyorlar? neden yalan söylemeyi yaşamaları için elzem bir unsur olarak görüyorlar? bunların sosyologlar tarafından araştırılması gerekiyor.

    psikologlar, patolojik yalancılığın temelinin çocuklukta, dayaktan kaçmak için tek yolun yalan söylemek olduğu düşüncesinin öğrenilmesiyle atıldığını, sonraları ise yalan söylemeden yaşayamaz hale geldiğini, çok fazla yalan söylediğini herkesin anladığını, bu yüzden kendi anne-babası dahil kimse tarafından sevilmeyen insanlara sebep olduğunu anlatır.

    fakat neden özellikle türkiye'de hastalıklı derece yalan söyleyen insanların bu kadar çok olduğunu, hepsinin gerçekten dayakla mı büyüdüğünü araştırmak için sosyologları göreve davet ediyorum
  • "karşındaki kişinin acısını fark edemezsen, öfkesine de anlam veremezsin." twitter'da görmüştüm bu cümleyi, ani bir farkındalık yarattı.
  • eyleme dönüşmeyen arzu, ruh bozukluğuna yol açar.

    william blake