şükela:  tümü | bugün
  • spor spikerlerinin en eskilerinden, vay anasına sayın seyirciler repliğinin mucidi
  • 80'lerin ortalarinda cenk koray'la beraber, cenk koray'in bizi kutumuzu acmakla tehdit ettigi studyo pazar'i da sunardi. gunes bey, uzunca oldugu icin, bir nebze laurel ve hardy'yi hatirlatirlardi bana o halleriyle.
    bir de kisa anekdot:
    hatirlayanlar vardir, o programin sonunda illa bir yabanci sarki gosterirlerdi. lakin, tabii simdiki gibi cesit yoktu pek. bir hafta modern talking, bir sonraki hafta laura branigan, bir sonraki hafta tekrar modern talking vs. olurdu. bir ara laura branigan'in self control'undan bayginlik gelmisti bana. her neyse, seyrediyorum her zamanki gibi merakla kim cikacak diye. 'evet simdi de laura branigan'dan ....' dedi ve sustu gunes bey. ben icimden 'hadi be, gene mi?' diye gecirirken, gunes bey, 'the lucky one' diye patlatti. ama o kadar heyecanli bir sekilde soyledi ki hala dusundukce guluyorum. sanirim onu da baymisti her hafta ayni sarkilari anons etmek.
    simdi binlerce km. otede nereden aklima geldi bu ben de bilmiyorum ama neyse, oyle iste...
  • uzun boylu, bıyıklı, köşeli çerçevli gözlüklü bi adamdı. yüzünü görünce gülme hissi uyandırırdı. sanki hiçbişey söylemeden espri yapıyomuş gibi dururdu.
  • şu an hıncal uluç'un köşesinde abuzittine mektuplar yazmakla meşgul...
  • su anda marmaris datca arasinda bir camping isleten trt duayeni
    (bkz: amazon)
  • trt 'nin tele pazar adlı programını yetmişli yılların ilk yarısında tansu polatkan'la birlikte sunmuştu.
  • parçalanmış bir arabayı taksit taksit kazanmak üzere kurulmuş bahtsız bir yarışma formatının sunuculuğunu da yapmıştı.
  • 80'lerin enterasan sunucularından biriydi. yine bir programına bir yarışmacı katılır ve aralarında şöyle bir diyalog geçer:

    - evet sizi tanıyalım...
    - adım hede hödö. odtü metalurji bölümündeyim.
    - hehee yaaa yarın havalar nasıl olacak?
    - ?!
    - ...
    - hayır güneş bey. ben meteroloji değil metalurji okuyorum.
  • uzun, yağlı, pırasa saçlı, koyu çerçeveli gözlüklü, dünya yansa umrunda değil, daha doğrusu cesedi burada ruhu değil hissettiren spor ve aktüalite sunucusu. çocukluğumuzu geçirtenlerden biri. cenk koray'la birlikte yaptıkları programın isim çeşitlemeleri acaba stüdyo pazar*, tele pazar ve tele spor muydu.. pazar sıkıntılarını daha sonra ergen olunca anlayacaktım, ama o her programa pazar sıkıntısıyla çıkardı sanki. gömlek ceketle bile programa çıksa sanki sırtında kalın bir gocuk, daha doğrusu post varmış gibi dururdu. zekası, başka şeylere daha ilgili yaklaşabileceği belli gibiydi. o zamanlar uyaran fazlalığı/bombardımanı olmadığından bakmaz, ilgilenmez görünsek de yayının öbür tarafındaki insanları, onların içlerini daha bol bol ve ilmek ilmek incelemişiz galiba.

    sabah okumuyorum ama galiba hıncal uluç'un köşesindeki iç-köşesi tecelli'den abuzittin'e mektuplar devam ediyor.