şükela:  tümü | bugün
  • aykırı insandır.

    yılların tatil klişesidir bu. ne diye bozarsın ? ayrıca bilmez misin ki susurlukta mola vermeyen yolculuğu tamamlayamaz.
    bu nedenle susurluk tostu+ayran menüsü tüketilmeyecek olsa bile bir sigara, kahve içmek için burada durmak gerekir.
  • izmirli ve hatta duruma göre ankaralı olabilir.
  • ayıp eden insandır. misal biz birkaç arkadaş ankara'dan adana'ya 15 saatte gittik, sırf ayran-tost yapıcaz diye...
  • ona insan falan denemez. susurluk'ta o tostu yiyip outlet'ten parmak arası terlik ve şort alacaksın arkadaş.

    hayvanlığın lüzumu yok..
  • ayransız kalasıcadır.
  • rotası üzerinde susurluk bulunmayan insan olabilir mesela. bilecik üzerinden gidiyor olabilir.
  • ortaklarda çöpşiş>susurlukta tost denklemine uygun olarak mola veren insandır.
  • akhisarda akhisar köftesi yiyeceği için vermeyen insandır.
  • neleri kaçırdığını bilmiyordur...

    gerçi ben güneyliyim zaten. benim için fark eden bir şey yok. yine de, bu konuda güzel bir anım var.

    yıl 2012. aralık ayı. üç tane kızı aynı anda idare ediyorum. biri trabzon, diğer istanbul, üçüncüsü de çanakkale'de. üçünün de birbirinden haberi yok. çanakkale'daki telefon etti ve dedi ki, "seni çok özledim. hemen gel". gelmez miyim? aldım arabayı, vurdum kendimi yollara (benim iki hatuna da eskişehir'e, ağabeyimin yanına gidiyorum, demiştim. yalana gel!).

    ama, bir sorun var: uykuluyum. susurluk'tan sonra outlet vardır. güzel bir yerdir. hemen arabayı outlet'in oraya çektim. bir döner gömdüm. ardından da sıtarbaks'a girdim. oradaki çocuklar, bana çanakkale yoluna nasıl sapacağımı tarif ettiler. oturdum. hiç kimse yok. hava soğuk ama öyle fazla esmiyor. bir elimde kahvem, diğer elimde telefonum (diğer iki sevgili uyumamış. birisi memesinin fotolarını göndermiş, diğeri ise işyerindeki mevzulardan bahsediyor) takılıyorum. bir süre oturdum. içim geçmiş. gözlerimi bir açtım... otuz dakika uyumuşum neredeyse. çok iyi geldi bana. bir espresso çekip, yola çıktım.

    böyle bir anıdır. sonrasında, çanakkaleye'ye geldim (mal gibi uzun yoldan gitmişim. millet trakya üzerinden giderken, ben nerelere nerelere girdim). benim kız kapıyı açtı. boynuma sarılmadı. bir cigara yaktı ve "bak, dandik", dedi; "seni bir sikerim götten, ölürsün gülmekten. sen başkaları ile mi kırıştırıyorsun lan!". abla, iki saat boyunca ağzıma sıçtı ve sıvadı resmen. bir şey demedim. oturdum. ona tatlı tatlı baktım. gözlerimin içine bakamıyordu. göz göze geldik. sonrası malum. en son, hatun uyurken, ben yine istanbul yolundaydım. diğer hatun aradı. trabzon'daki kızdı sanırım. endişelenmiş. "doktorlar ile kavga ettim", deyip onu daha da endişelendirdim. istanbul'daki hatun zaten başka işlerin peşindeydi (o da manken gibiydi. bir süre takıldık).

    neyse, geldim istanbul'a. arabayı park ettim. yukarıya çıktım. fatih, horul horul uyuyor. vay anasına dedim. aradan iki gün geçmiş; herifi bıraktığımda uyuyordu; geldim, yine uyuyor. "uyan ulan, ayı!" dedim. yüzüme pis pis baktı. askerden bilirim; uyuyan insanı uyandırmayacaksın. fazla ısrarcı olmadım. tuvalete geçtim. diğer iki kızdan gelen mesajları okuyarak güzelce sıçtım bir güzel. çanakkale'deki, "sen tam bir orospu çocuğusun! tam bir hayvansın. ama sana tutkunum", diye mesaj atmış. cevap vermedim (orospu çocuğu olmak kolay değil). sonra, çıktım ve tam mutfağa doğru gidiyordum ki, kapı çaldı. açtım. benim istanbullu hatun gelmiş. cakkada cukkada sakız çiğneyerek içeriye girdi. "işten izin aldım. canım sıkıldı. beni bir yerlere götür", dedi. "işim var ama..." demeye kalmadan, "senin işini sikerim ben! aylak adamsın. ne işin olur lan senin", dedi. bir şey demedim. yine tatlı tatlı bakmaya başladım. bir kadın ile sevişmeden önce, bana "tatlı tatlı bakma" durumu hasıl oluyor hep. siz de fark etmişsinizdir. "tamam", dedim, "nereye götüreyim seni?". "akçay'da bizimkilerin yazlığı var. oraya gidelim". "önce sevişelim" teklifimi, "orada sevişiriz" diye geri çevirdi; o da, seviştikten sonra sıvıştığımı iyi biliyordu.

    anahtarları aldım, fatih yine uyuyordu. tuvaletin sifonunu çekmeyi unutmuştum. yolda giderken aklıma geldi. fatih, bana dev küfredecekti. susurluk'ta durduk. aynı yerde oturduk. kendime türk kahvesi, istanbullu sevgilime de tol frappaçino (adlarını ezberleyemedim) aldım. oturdum. geceye baktım.

    ve "hayat garip", diye düşündüm.