şükela:  tümü | bugün
  • freud'un, günlük yaşamda sık sık karşılaşılan dil sürçmelerinin*, unutmaların veya akla gelen çeşitli sayıların ardındaki sebepleri incelediği eseri.

    yazar bu eserde örneğin kişiden üç basamaklı bir sayı söylemesini ister ve o sayıyı o kişi için anlamlı olan kavramlara öyle bir bağlar ki, rastgele tutulan bir sayının bile aslında akla o kadar da gelişigüzel bir şekilde gelmediğini gösterir.

    bu sayıları yorumlarken bazen "şu sayı, şu iki sayının toplamından veya çarpımından ibarettir, o iki sayının da senin için şu anlamı vardı zaten" gibi matematiksel işlemlere de başvurur. bu yüzden kitap muhtemelen devlet bahçeli'nin baş ucu eseridir.

    (bkz: devlet bahçeli'nin 40. yıl hesabı)
  • (bkz: #28474102)
  • (bkz: #36075093)
  • "hede'nin adını hep unutuyorum" ya da "ayhan ışık'a sadri alışık diyorum" ya da "mehmet akif'in hede şiirini okurken kara diyeceğime sarı dedim" gibi vakalarda bu tarz hataların tesadüfi olmadığını, kişinin geçmişi ile bağlantısı olduğunu/olabileceğini anlatan bir freud çalışmasıdır. kolay anlaşılır ve ilgi çekicidir.
  • insanın gerçekten hayret ettiği acayip bir kitap.
  • kitapta özel adların unutulması, dil sürçmeleri, yanlış okumalar, kalem sürçmeleri, izlenimlerin ve tasarımların unutulması, yanlışlar, gerekircilik, şansa inanma, boşinanlar, birleşik parapraksiler gibi bir çok bölümde yaptığımız her hatanın ardındaki nedeni sorgulatacak açıklama ve bir çok örnek var.
    parapraksi = hatalı işleyiş

    "parapraksi, aslında ciddi ve bilinçli olarak kabul edilmesi tasarlanmamış bir düşüncenin simgesel temsili." olarak geçiyor kitapta. günlük yaptığımız davranışlara bu kadar anlam yükleyince bir paranoyaktan olan farkımızdan da bahsediyor biraz ama yine de işin ehli olmayan biri bu sorgulamayı yapınca işin çok sağlıklı bir yere gidemeyeceğini düşündüm. okunması kolay bir konu her ne kadar çevirisi dili biraz zorlaştırmak istese de örnekler sizi yormadan ilerliyor. yanılmalı edimler bölümünde bizim salomemizden de bir örnek var;

    lou andreas-salomenin kendi üzerinde yaptığı bir gözlemi içeren olay beceriksizlik ediminde inatçı esrarın açıklanmamış amaçlara nasıl da hiç de beceriksiz olmayan bir şekilde hizmet ettiğinin inandırıcı bir örneği olabilir;
    sütün pek bulunmadığı ve pahalı olduğu bir dönemde, durmadan sütü taşırıyor her seferinde de müthiş bir telaş ve öfkeye kapılıyordum. diğer zamanlarda hiç de dalgın ya da dikkatsiz olmamama karşın sütü taşırmadan kaynatabilme çabalarım sonuçsuz kalıyordu. sevgili beyaz teriyerimin (dost) ölümünden sonra özellikle dalgın ve dikkatsiz olmam beklenirken, sütü artık taşırmadığımı fark ettim. aklıma gelen ilk düşünce şu oldu: neyse taşmadı, ocağa ya da yere dökülen süt ziyan olacaktı." ve aynı anda dost' um gözlerimin önüne geldi, oracıkta oturmuş, iştahlı gözlerle sütün kaynamasını bekliyordu, başı azıcık yana eğilmiş, kuyruğunu umutla sallıyordu, büyük bir güvenle, gerçekleşecek olan o harikulade kazayı bekliyordu. artık her şeyi anlamıştım, ayrıca köpeği farkında olduğumdan daha da fazla sevmiş olduğum ortaya çıkmıştı."

    dalgınlık ve dejavuyla ilgili olarak da;

    "herkes çok sevdiği bir dostunun kapısına vardığında, kendi anahtar demetini çıkarıp burası kendi eviymişçesine kapıyı kendi anahtarlarıyla açma deneyimini yaşamıştır. sonuçta zili çalmak zorunda olduğunda, gecikme yaratan bir edimdir bu, ama kişinin kendini bu arkadaşının yanında çok rahat hissettiğinin - ya da hissetmek istediğinin - bir işaretidir bu."

    "benim görüşüme göre bir şeyi önceden yaşamış olma duygusuna yanılsama demek yanlıştır. bu daha çok, böyle anlarda, önceden yaşadığımız, ancak bilince ulaşmamış olması nedeniyle bilinçli olarak anımsayamadığımız bir şeye dokunulmuş olmasıdır. kısaca söylemek gerekirse "deja vu" duygusu bilindışı bir fantezinin anımsanmasına karşılık gelir. herkesten kendi deneyiminden bildiği üzere, aynı türden bilinçli yaratımlar olduğu gibi dışı fanteziler (ya da gündüz düşleri) de vardır."