şükela:  tümü | bugün
  • jared diamond'in tubitak yayinlarindan cikan, kültürler ve toplumlar arası farkları temellerinden sorgulayan, "neden avrupalılar amerikayı keşfetti, amerikalılar avrupayı keşfedemedi?" veya "hastalıklar toplumların ilerlemesi üzerinde ne kadar etkili?" gibi sorulara cevaplar arayan bir kitabı.
  • bu kitabı okuduktan sonra amerikalıların mezopotamya uygarlığına niçin düşmanca baktıklarını ,niçin ırak'ı talan ettiklerini anlamak kolaylaşıyor...
  • "gelişmiş uygarlıkların hepsi birbirine benzer, gelişmemiş uygarlıkların gelişememe nedenleri ise kendine özgüdür" diye tek cümlelik bir özeti aklıma getiren kitap.

    yalnız; istatistiklere ve "ilk"lere hafiften takıntılı biri olmamdan dolayı bir bilgi çelişkisi gözüme çarptı kitapta. yazar önce şöyle diyor: "insanların (avrasya'dan) avustralya'ya yerleşebilmeleri için gemi gerekiyordu ve yerleşmeleri tarihte geminin kullanıldığını gösteren ilk kanıt olma özelliğini taşır. aradan 30.000 yıl geçene kadar (yani 13.000 yıl öncesine kadar) dünyanın akdeniz dışındaki bir yerinde denizciliğin başladığını gösteren güçlü bir kanıt yok.

    daha sonra da şunu diyor: "... ama unutmayın ki dünyada denizciliğe en erken başlamış insanlar avustralyalılar ile yeni ginelilerdi."

    bana bazı yerlerde durumu kurtarmak için 'ama' ile başlayan övgü cümleleri kuruyormuş gibi geldi. beyaz suçluluk duygusu mudur nedir? ya da belki bana öyle gelmiştir, öyle olmayabilir de. kitapta şahane bilgiler olduğunu da söylemeliyim tabi...

    bunlardan bazıları şöyle:

    --- spoiler ---

    ...örneğin nohut, akdeniz'den, etiyopya'dan doğuda hindistan'a kadar geleneksel çiftçilerin her yerde yetiştirdikleri bir üründür. hindistan, bugün dünyadaki nohut üretiminin %80'ini yapmaktadır. bu yüzden insanın yanılıp nohutun hindistan'da evcilleştirilmiş olacağını sanması işten bile değildir. oysa nohutun yaban atası yalnızca türkiye'nin güney doğusunda bulunur. nohutun gerçekten de orada evcilleştirildiği yorumunu destekleyen bir olgu daha vardır. evcilleştirilmiş olabilecek nohutun cilalı taş çağından kalma arkeolojik yörelerde bulunan ve m.ö. yaklaşık 8000 yılına ait en eski kalıntılarına güneydoğu türkiye ile onun hemen yakınındaki kuzey suriye'de rastlanmıştır.

    ---------------------------------------------------------------------

    ...afrika'nın dört zebra türü (evcilleştirilememe meselesinde) daha da beterdir. evcilleştirme çabaları onları arabalara koşmak kadar ileri gitmiştir. 19. yy.'da güney afrika'da koşum hayvanı olarak denenmişlerdir. tuhaflıklarıyla ünlü lord walter rothschild, londra sokaklarında zebraların çektiği bir arabayla dolaşmıştır. heyhat, zebralar yaşları büyüdükçe akıl almaz derecede tehlikeli olurlar.

    ---------------------------------------------------------------------

    ...örneğin mısır'da arpa dışında ilk sekiz tarım bitkisinden hiçbiri yaban doğada yetişmez. mısır'ın nil vadisi bereketli hilal'in dicle ve fırat vadilerine doğal çevre olarak çok benzer. bu yüzden de o iki vadide başarılı olan paket (evcilleştirilmiş tarım ürünleri paketi) nil vadisi'nde de başarılı oldu ve o görkemli yerel mısır uygarlığının doğmasına yol açtı. sfenksleri ve piramitleri aslında mısır kökenli değil, bereketli hilal kökenli ürünleri yiyen insanlar yaptılar.

    ---------------------------------------------------------------------

    ...hastalıklar insanların ölüm nedenlerinin başında geldiği için tarihi biçimlendirmede de önemli rol oynamışlardır. ikinci dünya savaşına kadar savaşlarda ölenlerin çoğu savaş yaralarından değil savaşta taşınan hastalıklardan ölüyordu. büyük komutanları göklere çıkaran bütün o askeri tarihler insan egosunun balonunu söndüren bir doğruyu hafife alıyorlar; eski savaşların galipleri her zaman en iyi komutanlara ve silahlara sahip olan ordular değil, çoğu kez yalnızca düşmanlarına bulaştıracak en berbat mikropları taşıyanlardı...

    ----------------------------------------------------------------------

    ...insanlık tarihinin en büyük salgını birinci dünya savaşı'nın sonunda 21 milyon insanın ölümüne yol açan grip salgınıydı. kara ölüm (veba) 1346 ile 1352 tarihleri arasında avrupa nüfusunun dörtte birinin ölümüne yol açtı. bazı kentlerde ölüm oranı %70'i buluyordu.

    ----------------------------------------------------------------------

    ...insanlık tarihinde öldürücü mikropların oynadığı önemli rolü çok iyi gösteren olay yeni dünya'nın avrupalılarca fethedilişi ve nüfusunun azalışı olayıdır. avrupalıların tüfekleri ve kılıçlarıyla savaş alanlarında ölen amerikan yerlilerinden çok daha fazlası avrasya mikropları yüzünden yatakta öldüler. yerlilerin ve yerli şeflerin çoğunu öldüren ve hayatta kalanların morallerini çökerten bu mikroplar yerlilerin dirençlerini yerle bir etti. örneğin, 1519'da cortes yanında 600 ispanyol'la birlikte, nüfusu milyonları bulan, askeri bakımdan son derece üstün aztek imparatorluğunu ele geçirmek üzere meksika kıyısına çıktı. ispanyollara kesin üstünlük sağlayan şey isponyol kübası'ndan gelen mikroplu bir köleyle 1520'de meksika'ya ulaşan çiçek hastalığıydı. salgın haline gelen bu hastalığın sonucunda azteklerin neredeyse yarısı öldü. imparator cuitlahuaç da ölenlerin arasındaydı. 1618'de meksika'nın daha önce 20 milyon olan nüfusu aşağı yukarı 1,6 milyon düşmüştü.

    -----------------------------------------------------------------------

    ...bir yurtseverlik şarkısı olan "güzel amerika"da uçsuz bucaksız göklerden, bir denizden öteki parlak denize kadar dalgalanan amber renkli tahıllarımızdan söz edilir. aslına bakarsanız bu şarkı coğrafi gerçeklikleri tersine çevirmektedir. afrika'da olduğu gibi amerika kıtalarında da yerel tarım bitkilerinin ve evcil hayvanların yayılmasını sınırlı gökyüzü ve çevre engelleri yavaşlatmıştır. kuzey amerika'da atlas okyanusu'ndan büyük okyanus'a, kanada'dan patagonya'ya ya da mısır'dan güney afrika'ya kadar uzanan yerli tahıl tarlaları falan olmamıştır ama avrasya'nın uçsuz bucaksız gökleri altında atlas okyanusu'ndan büyük okyanus'a kadar dalgalanan amber renkli buğday ve arpalar olmuştur.

    -----------------------------------------------------------------------

    ...bereketli hilal'in batı bölümünde m.ö. 1500 yılına gelmeden geliştirilmiş olan alfabe ile yazı ilkesi bin yıl içinde batıya, kartaca'ya ve doğuya, hindistan'a yayıldı ama tarihöncesi dönemde mezoamerika'da gelişen yazı sistemi neredeyse 2000 yıl andlar'a ulaşamadı.

    -----------------------------------------------------------------------

    ...bir başka nedenden dolayı yeryüzünden silinen ölümcül bir hastalık da yeni gine'de görülen titreme hastalığıydı, yamyamlıkla bulaşan ve şimdiye kadar hiç kimsenin kurtulamadığı, ağır hareket eden bir virüsün yol açtığı bir hastalık. avustralya devlet denetiminin 1959'da kurulmasıyla yamyamlığa ve dolayısıyla da titreme hastalığının yayılmasına son verildiğinde, bu hastalık yeni gine'nin 20.000 kişilik fore kabilesinin köküne kibrit suyu dökme yolunda ilerliyordu. tıp kayıtları bugüne kadar bilinen hiçbir hastalığa benzemeyen bu hastalığın hikayeleriyle doludur ama bir zamanlar korkunç bir salgına dönüşen bu hastalık ne kadar gizemli bir şekilde başladıysa o kadar gizemli bir şekilde yok olmuştur.

    -----------------------------------------------------------------------

    ...nasıl olduysa ilk yazıcılar önlerinde kendi çabalarına kılavuzluk edecek bir örnek, çabalarının sonunda ortaya çıkacak şeyin herhangi bir örneği olmadan bütün bu sorunları çözdüler. bu iş hiç kuşkusuz öylesine güç bir işti ki tarihte yazıyı tamamiyle kendi başlarına icat etmiş insan topluluklarının sayısı da az oldu. tartışmaya yer bırakmayacak şekilde yazının bağımsız olarak icat edildiği iki yer vardı, biri mezapotamya, öteki meksika; mezapotamya'da sümerler m.ö. 3000 yılında, meksika yerlileriyse m.ö. 600 yılında icat etmişlerdi. günümüzde uzman dilciler, yazısız diller için kopya yöntemiyle yazı sistemleri tasarımlıyorlar. türkiye'nin 1928'de kabul ettiği latin alfabesini devletin resmi dilcileri türkçe yazıma uyarladılar, aynı şekilde kiril alfabesi de rusya'daki pek çok kabile diline uyarlanmıştır.

    -----------------------------------------------------------------------

    ...ilyada ve odysseia okuryazar olmayan dinleyiciler için okuryazar olmayan ozanlar tarafından söylenmiş, kulaktan kulağa aktarılmıştı, yüzlerce yıl sonra yunan alfabesi ortaya çıkıncaya kadar yazıya dökülemedi.

    --- spoiler ---
  • herkese iyi gelmeyecek kitap. yüce rabbimin papua yeni ginelilere tek protein kaynağı olarak domuzu vermis olması gibi bir mantık hatası barındırır. bu deyyus jared diamond biz inananların akıllarını biyoloji, antropoloji gibi ipe sapa gelmez şeylerle bulandirip bor madenlerimizi ele geçirmek istemekte.
  • mükemmel bir kitaptır velakin vasat bir belgesele sahiptir.

    daha da yazılacak çok şeyler vardır ama başlık altında “bu nasıl belgesel amk,1.5 saatime yazık amk. amk da amk sonra gene aq…” gibi şeyler okuyunca insanda yazma hevesi kalmıyor “amk”.

    adam yıllarca emek veriyor,papua yeni ginelerde ömrünü çürütüyor,ortaya değerli bir eser çıkarıyor; sokaktaki adamın tepkisi :”1,5 saatime yazık amk.”ilk paragrafta yazdığım gibi böyle başarılı bir kitaba bu kadar vasat bir belgesel yakışmamış ama böylesi sığ bir yoruma verilecek tek cevap:” çok değerli 1.5 saatinle çizgi film izleseydin kardeş; senin için daha faydalı olurdu”.

    gelen mesaj üzerine edit: yukarıda "bu ne biçim şey aq, belgeselini izledim izlemez olaydım aq" tarzı gereksiz bir entryi vardı. ona istinaden yazıldı.
  • tübitak popüler bilim kitaplarinin 173 numarali kitabi olan ve cevirisi ülker ince tarafindan yapilan kitabi. buyurun arka kapak yazisi da aha asagida

    "neden avrupalilar amerika'yi kesfetti de amerikalilar avrupa'yi kesfetmedi?" bu basit sorunun ardinda insanligin mö 11.000'den günümüze tarihi gizli. fizyoloji profesörü jared diamond, tüfek, mikrop ve çelik'te, aklimiza gelmeyen, geldiginde çocukça buldugumuz sorularin yanitlarini arastirirken, tarimin baslamasindan yazinin bulunusuna, dinlerin ortaya cikisindan imparatorluklarin kurulusuna, tarihin seyrini belirleyen pek çok önemli adimi ayrintisiyla inceliyor. insan topluluklari arasindaki farkliliklarin, esitsizliklerin nedenlerini, temellerine inmeye calisarak sorguluyor; günümüz dünyasini biçimlendiren etkenlerin izini sürüyor... biyoloji, jeoloji, arkeoloji, cografya gibi degişik bilim dallarindan beslenen, "batili" kosullanmalardan arinmis, gelecegi gösteren bir tarih kitabi.
  • her on sayfada bir insana oha dedirten örnekler sunan
    çok seğerli bir kitap.

    yalnız yazarımız polinezya endonezya kuntinezya gibi bölümlere -şahsi ilgisinden ötürü sanırım- biraz fazla yer ayırmış kanaatimce

    --- spoiler ---
    okuyucu o bölgeye pek hakim değilse kuntinezya java adasının güneyinde mi? hangisinin nüfusu ney? filan gibi şeyleri bilmiyorsa kitabın bitebilmesi için o bölümlerin atlanması gerekiyor.
    --- spoiler ---
  • internetten pdf'si bulunabilir.
  • ben diamond'u ve yaklaşımını severim, sürekli bir "olm akıllı olun lan, çıktığınız deliği küçük görmeyi bırakın, doğadan geldik doğaya gidiyoruz. teknoloji falan pırt diye peydahlandı mı sanıyorsunuz?" hatırlatması vardır okuyucuya. candır.

    --- spoiler ---

    kitap kabaca şunu söyler :
    - abi şimdi mesela avrupalı'lar gelip amerika yerlilerini keşfetti, sömürdü, di' mi? neden sence?
    - çünkü avrupalılar teknolojik üstünlüğe sahipti. peki o neden?
    - çünkü teknolojik birikim ve bunun için gerekli materyal akışını gerçekleştirecek kadar güçlü ve düzenli/verimli bir toplumsal ve siyasi sistemleri vardı. peki o neden?
    - çünkü avrupa (ve ortadoğu falan) sofistike bir işbölümü yapılmasını sağlayacak kadar kalabalık bir "hayatta kalmak için tarım yapması gerekmeyen" nüfusa sahipti. peki o neden?
    - çünkü avrupa (ve aslında ortadoğu) gıda üretiminde kişi başı verimini görece erken geliştirmişti. peki o neden?
    - çünkü avrupa'da hayvancılık ve tarım daha erken başlamıştı. peki o neden?
    - çünkü avrupa-ortadoğu faunasındaki hayvanlar sürü haline yaşayan, dolayısıyla evcilleştirmesi kolay yabanıl hayvanlardı (ilk sığırlar, koyunlar, keçiler falan). bu hayvancılık kısmı işin. tarımda da, yine bu bölgenin florasındaki yabani bitkiler arasında nispeten büyük tohumlu bitkiler çoğunluktaydı (yabani buğday, arpa, falan). dolayısıyla avcılığı yavaştan bir kenara koyup tarıma başlamak mantıklı/rasyonel bir iş oldu, hem de daha kolay oldu. peki bu şartlar neden böyleydi?
    - çünkü akdeniz havzasının iklimi flora ve faunanın bu şekilde gelişmesi için çok uygundu.

    sonuç : "herşeyin en temelindeki değişken etrafınızı saran doğal şartlardır" der diamond abi, bu yüzden environmental determinism akımının yılmaz savaşçısı olarak gösterilir. kanımca makrosu çok kuvvetli olmakla birlikte mikrosu da bir o kadar zayıf bir analitik yaklaşımdır; ancak "büyük resme" yaklaşıp kendisine kulak verildiğinde diamond'un "sırf yumurta tavuktan çıkar, tavuk yumurtadan hiç çıkmaz" demediğini, sadece "abi ilk defa yumurta tavuktan çıkmıştır diyorum sadece, tabi ondan sonra birbirlerinden çıkmaya başlamışlar" diye mırıldandığını duymak mümkündür.

    --- spoiler ---
  • arka kapak yazısında geçtiği gibi bir tarih kitabı, dahası şahane bir kitap. çok klişe gibi gelecek ama okumaya başladığımdan beri ciddi anlamda ufkumu açan ve tarihi olaylara daha değişik bir pencereden bakmamı sağlayacak bir kitap oldu.

    tarih kitabı sınıflandırmasına aldanmamak gerek, zira çıkarım yaparken biyoloji, antropoloji, coğrafya gibi bilim dallarından yararlanmasıyla o çok basit gibi görünen ancak genelde doyurucu bir şekilde cevaplanamayan "neden?"li sorulara etkileyici yanıtlar üretiyor. örneğin, klasik bir tarih kitabının kuru anlatımıyla açıklanamayan ilişkiler, neden ve sonuçlar biyoloji biliminin de desteği alınarak masaya oturtulduğunda bir anda açık bir şekilde görünür oluyor ki yazarının bu kadar değişik alanlardan yararlanarak elde ettiği bilgileri bir tarih kitabına yedirmesi çok başarılı şekilde kotarılmış. bu durumu okurken fark etmenin en kolay yolu 600'da küsür sayfa boyunca bulabildiğiniz "saçma" önermelerin sayısı. zira çarkların arka planındaki tarihin kendi akışından bağımsız sürekli gerçekleşen bilimsel olgular kitapta anlatılıp ilişkiler kuruldukça, o önermeler son derece akla yatkın hale geliyor; çoğunluğu sayısal ve bulgulara dayanan bilgiler olduğu için de güvenilirliği artıyor. bu nedenle de tarihin özellikle yaşadığımız ülkede benimsetilmeye çalışılan ezberlenecek bir olaylar ve kişiler silsilesi olmaktan çıkarak rasyonel bir zemine oturmasına yardımcı oluyor.

    kitap, konu edindiği "basit" sorulara böyle "basit" cevaplar (toplumların gelişiminde besinlerin rolü, kıtaların coğrafi konumu ve uzanışı, salgın hastalıklar vs.) verdiği için de "bütün her şeyi bunlarla açıklayamazsın" türünden eleştirilerle karşılaşabiliyor ki bu da son derece doğal aslında. ancak bu konu üzerinde daha geniş bilgi sahibi olmak ve çeşitli kaynaklarla karşılaştırma yapmak isteyen bir okuyucu eleştiriler konusunda dikkatli olmak zorunda (aslında bu her eleştiri okumasında geçerli, bu kitaba özgü değil) çünkü guns germs and steel ciddi anlamda evrim gibi mekanizmalara değinen bir kitap. işin boktan tarafı bazı eleştirilerde bu noktadan sonra ortaya çıkıyor, kitabın evrimsel tartışma kısmının okunup artık geçerli olmayan lamarkizm mantığıyla incelenmesi ve dahası doğal seleksiyonun geçerli olmadığı aşamalarda sanki kitap tersini iddia ediyormuş gibi örnekler verilmesi gibi bazı sakat durumlar mevcut.

    bioloji ile alakalı bir eseri eleştirecek insanların biyoloji ile yeterince ilgili olması doğaldır ancak bu "tarih kitabı" hakkında fikir beyan edenlerin çoğu ne yazık ki kitabın bilim dallarındaki çeşitliliğini yakalayamadığı için eleştirilerle beraber okunurken dikkatli olunması şart. eğer okuyucu da aynı durumdaysa bazen bu çarpık eleştirilere kapılıp kitabın bahsetmediği şeyleri bahsediyor zannetmek veya anlatılanları yanlış anlamak mümkün.

    ha ben bu eleştiri kısmına niye bu kadar taktım onu da belirteyim, kitabı okumaya başladığımdan beri etkilenmiş olduğumdan, sözlüktekilere ek olarak hakkında yazılanları okumak için çıktığım bir internet gezintisinde karşılaştığım birkaç eleştiri metninde (blog, kişisel sayfa vs.) bu hataların tipik bir şekilde birbirini andırdığını fark edip rahatsızlık hissediverdim; bu da beni böylece bu uzun entrynin sonuna getirdi. bu metinlerdeki bazı görüşleri de daha detaylı bir şekilde değerlendirmek istedim ancak henüz kitabı okumayı bitirmediğim için bunu askıya alıyorum.

    kaçıranlar için previously on #11143507 : okuyun, okutturun.