• bir gunlugune anlaminda bir terim.. ornek bir kac gun kalinabilecek bir yere sabah gidip ak$am oradan donerseniz gunubirlik gitmi$ olursunuz..
  • denize sıfır arazilere kondurulan villaların resmi dairelerdeki nicki.

    günübirlik temelde, konaklama yapılmayan, çay kahve içilip haydi en fazla yemek yenilen tesislerin konumunu ifade eder. "günübirlik tesis" diye geçer bunlar. denize sıfır araziler halka açık alanlar olduğundan, buralara yalnızca günübirlik tesis yapma izni vardır. günübirlik tesislere herkes özgürce gelip, hizmet alabilir.

    yurdum müteahhiti denize sıfır inşaatları için günübirlik statüsü izin alır, denize sıfır araziye maharetlerini kondurur. sonra güle güle oturulur bu evlerde. aklınızda bulunsun, bu evlere elinizi kolunuzu sallaya sallaya girip "bi çay, iki de kahve" deyip salondaki en güzel yere oturabilirsiniz. evsahipleri size hizmet vermek zorundadırlar. yerse, polis çağırsınlar...
  • turkiye'de bircok sacmasapan imar yasasinin yarattigi bir olaydir bu. sehir planlamasi diye birseyin halen daha adam gibi olmadigi ulkemizde uygulanan, "yassah!" mentalitesi ile birseyler yapmaya calisanlarin dogurdugu bir problem.

    burada hatali olan, oraya "gunubirlik" diye ev yapan degil, o eve imar izni vermeyendir. "doga katliamidir bu hettere hoooyt!" diye de hemen bagirmayin, zaten orada imar izni mevcuttur tesisler icin. zira surdurulebilir cevrecilik cercevesinde sacmalik olur.
  • cemal süreya'nın 1975-1976 yıllarında politika gazetesi'nde sanat üzerine yazdığı 95 yazısını biraraya getirdiği kitabının adı... "günübirlik" adam yayınları, 1982.
  • istanbul gibi dolup taşan bir yerde günübirlik aktivitelere katılıp yalnız kalma isteği, her seferinde trajediyle sonuçlanır. kimse gelmez diye cehennemin ucuna da gitsen, orada "kimse gelmez" diyen en az otuz bin kafa bulursun. "iddia ediyorum sağ kulağından sokup sol kulağından çıkartan 1 milyon insan bulurum" sikkoluğundaki facebook grupları gibi oldu ama durum bu. daha bir kere olmuş değil ki, kafa dinlemek için gidip de insan içinde kalmayayım. adalara giderken de böyleydi, anadolu kavağı'na da.

    günübirlikçi değil, piri reis kumandasında osmanlı ordusu amına koyayım. adalar'a bir yaklaşmamız vardı ki allah allah sesleri eşliğinde; ada sakinleri kelime-i şehadet getirdi. on bin kişilik bir çıkarmanın içinde yer aldım birçok kere. anadolu kavağı'ndaki kaleye tek başıma çıkıp etrafı sessizce izleyecekken, uzaktan kaleyi fethetmeye geliyormuş gibi görünen yeniçeri ordusunun neferi gibi kaldım. günübirlik diye hangi dala elimi attıysam şu yedi tepeli'de, öbek öbek insan çıktı. ordunun mangalcıbaşılarıyla yan yana yürüdüm, faytonların altında kalma tehlikesi geçirdim.

    tüm teşebbüslerim, başkası tarafından da planlandığı için evden çıkamaz oldum. buraya ulaşamazlar dediğim sarp uçurumlarda, yanan mangal ve dayak yiyen çocuk ağlamasıyla karşılaştım. buraya inemezler dediğim en karanlık mağaralarda okey şıkırtılarıyla yüzleştim. insanlardan kaçamayacağımı ve günübirlik turlarla başarıya ulaşamayacağımın anladığımda 46 yaşındaydım, hayat üzerimden ellerini çekmeye başlamıştı.

    zaten topu topu yedi gün varken, kaç farklı günübirlik tur yapılabilirdi ki?*
  • hayatı böyle yaşayanlar, yani bunu hayat tarzı haline getirenler, diğer insanlarda pek güven telkin etmezken, bende hasır altından azıcık kıskanmayla karışık hayranlık uyandırırlar.
  • günübirlik, hayatta fırsat bulup yapabildim denilen şeylerin şirin ev sahibi, üstelik kira da almıyor. bi sabah kalkıyorsun, "büyükada'ya gidip bisiklete binmeliyim." diyorsun. "e kahvaltı?" diye soran anneye yerim bi şeyler diyorsun. hoppala paşam malkara keşan düşüyorsun ankara-istanbul yoluna. bir deyim hiç bu kadar lezzetli olmamıştı ağzında, inan bana. cam kenarı biletinin işaret ettiği yerde kocaman bir teyze. hadi ben neyse de, peşi sıra geride kalan evler, ağaçlar, duble yollar hiç bakmayın ardınıza teyzem uyudu çoktan. ben de kitap okuyorum, söz bi dahakine.

    eski dostlarla buluşma andı: gencim güzelim doğruyum, hey taksim! nam-ı diğer ayrılan yollar*, işte buradayım oğlum. 26 temmuz 2010 istanbul yağmuru. aa ağlama melis. ben de özledim, sırılsıklam. biraz muhabbet, azıcık hal hatır, lanet olası iş güç. gitmek mi zor kalmak mı, altı üç kapı alır mı, mars'ta hayat var mı? sen bilirsin istanbul. anlat istanbul. ya da sus istanbul, yarın erken kalkacaksın.

    çok bekletmedim değil mi? hep son anda yetişirim de vapura. ayrıldı ayrılacakken atlarım boynuna: bırakma beni buralarda. birlikte gittiğimiz en güzel yer ilan ediyorum büyükada'yı, takdis ediyorum, sir unvanı veriyorum, yüceltiyorum bana ihtiyacı olmayan varlığını. akşama varırken gün, teşekkür ediyorum sana, olur olmaz anlatıyorum, lafı uzatıyorum, son vapur kaçsın diye. ve yine son anda yetişiyorum ben, her şeye.

    son olarak üç kere: yemişim master'ını da doktorasını da. oh be!
  • günü gününe yaşıyorsun da toplamına hayat diyorsun ya
    da
    heves duyup, plan yapıp resmin büyüğünü görüyorsun ya
    da
    günün sayılı ya
    da
    6 ay da geçirsen bu mecrada, 3 yıl
    da
    günübirlikçisin ya
    da
    işbirlikçi.

    küçük hesapların işlem hatalarından ibaret zaman dilimi.

    ding an sich!