şükela:  tümü | bugün
  • bulunulan gurbet ulkesine gore degisiklik gosterebilecek bir turkcedir.
  • istisnai durumlar olsa da, genelde memleketten göçülen zamanda kalmış, pek fazla değişemeyen donuk dildir.. olan değişim, yaşanılan memleketin diline doğru kayma olarak görülebilir..
  • ne tam türkçedir, ne de bulundukları ülkenin ana dili.

    konuyla ilgili gurbetçi kuzenle aramızda geçen diyalog şu şekildedir:

    ekşi peri: serkan, senin türkçen mi daha iyi, almancan mı?

    kuzen: ikisi de boktan!
  • gurbet ellerde yasadigimdan mütevellit sürekli maruz kaldigim türkcemsi bir dildir, ama 2008 avrupa sampiyonasinda hirvatistanla oynadigimiz macin son dakikalarinda bir gurbetci kardesimiz kendini asmistir ve seneler gecmesine ragmen benim sesli gülmeme sebebiyet veren bir cümle patlatmistir. kalecimiz rüstü'nün bosa cikip son dakikalarda gol yedigimiz pozisyonun ardindan rüstü einfach atladi * diye bir cümle kurdu, arkadaslar olarak adamla papaz olmamak icin biyik altindan gülmüstük o anda ama disari ciktigimizda birlikte yarilmamiza vesile olmustu, turu atlamanin coskusuna ayri bir doping yapmistir.*
  • cok da gulunecek bir turkce degil bu. kendimden de biliyorum, boyle bir turkce'ye sahip olmak gibi bir istegimiz yok ama sebeplerimiz var.

    ozellikle dilbilgisi konusunda, hic gurbetci olmamis ve turkiye'de sabah aksam turkce konusan bircok kisiyle cok rahat kapisirim ama telaffuzumuz malesef istesek de, istemesek de de-gi-si-yor.

    bir kere sunu netlestirelim. yurtdisinda yasayip, sadece turkler'le takilip, surekli turkce konusmak tam bir salakliktir. salakliktir cunku gittiginiz ulkeye adapte olmanizi, kulturunu ogrenmenizi ve tecrube kazanmanizi engeller. ustelik hayatinizi da fazlasiyla zorlastirir. bunlari yapmayacaksan, adapte olmayacaksan, kulturunu gelistirmeyeceksen, zaten neden yurtdisinda yasamaya baslayacaksin ki?

    her neyse, ben iki elin parmaklarini gecmeyecek gun kadar once turkiye'ye dondum ve malesef istemesem de; bazi kelimeleri hatirlamadigimi farkediyorum. "takdir etmek" yerine, "ya hatirlayamadim, appreciated desem" diye icinden cikmaya calistigim bircok durum oluyor. bazen birilerine ingilizce cevap verdigimi, sadece o kisiler "farkinda olmadan ingilizce konusuyorsun" derlerse farkediyorum. onlar bana bunu gulumseyerek (yarilarak degil, insanca gulumseyerek!) hatirlatmasalar, ben farkinda bile degilim.

    neyse ki etrafimdaki insanlar gormus gecirmis insanlar da, turkce konusmaya tekrar adapte olmamin zaman alabilecegini bilip, buna hic ama hic aldiris etmiyorlar. hayatinda iki kelime yabanci dil ogrenmemis adamlar ise "hehe artist bunlar, gotumuzle gulduk, turkiye'desin oglum turkce konus" diye ozguveninin, empati yeteneginin nerelerde oldugunu zaten belli ediyorlar.

    bu da zamanla duzelecek bir sey, dil unutulmuyor ama kelimeler unutulabiliyor, birazcik anlayis gosteriverin etrafinizda boyle insanlar varsa.

    daha da diyecek bir sey yok. aide do posle.
  • dört çeşittir:

    1) bu çeşit, türkiye'de düzgün bir eğitim almamış ya da alamamış, ilerleyen yıllarda da bir şekilde yurt dışına kapağı atmış kişilerin türkçesidir. çoğu zaman gurbetçiler iç anadolu'dan göçtüğü için bu türkçe de istanbul türkçesi değil, iç anadolu ağzıdır. arada bulundukları ülkenin kelimelerini de körelen türkçelerinin içine serpiştirirler. ki bu da masumcadır aslında, çünkü genelde bu kelimeler, türkiye'de olmayan şeylerdir.

    2) ikinci çeşit türkçe aksanı, çocuklukları sırasında türkiye'den taze göçmüş ailelerde büyüyen ikinci kuşağa aittir. bunlar bir sonraki adımda bahsedeğim kesimden daha iyi bir türkçe bilirler ama artık gerçek anadilleri, o ülkenin dilidir. türk eğitim sisteminden geçmedikleri için ailelerinden öğrendikleri iç anadolu ağzını düzeltmeye imkan bulamazlar. bunlar türkçe'de karşılığı olan kelimeleri de o dilin kelimeleriyle ikame ederler, yani daha fazla türkçe'de olmayan kelimeleri, o dildeki telafuz şekilleriyle zikrederler. bunların türkçesi biraz komiktir, çünkü atıyorum çok iyi almancalarını duyduktan sonra, size dönüp yozgat türkçesiyle karışık almancaya geçerler. gülmemek için kendinizi zorlarsınız.

    3) bu ekip, ya ikinci nesil anne babaya sahiptir. türkçeleri öyle bozuktur ki, iç anadolu aksanını seçmekte bile zorlanırsınız. ancak fiilleri telaffuz edişlerinde hala yozgat kökenleri buram buram kendisini hissettirir. "gardaş, ben çok iyi fusbal öynöyorum" türkçesi ki insanda katıla katıla gülme isteği oluşturur. bu ekibin bir de atıyorum almanya'da doğmuş türk baba ve alman anneye sahip versiyonu vardır ki, evlerden ırak. ne dediklerini asla anlayamazsınız... "ben biraz türkçe biliyoğ" diye girerler lafa genelde. bunların tek türkçe öğrenme fırsatı, köylerinde geçirdikleri tatillerdir. o da iç anadolunun bir köyüdür. bu tatil boyunca da kardeşleriyle anadillerinde konuştukları için fazlaca geliştiremezler aslında.

    4) bu ekip ise, ikinci kuşaktan olsa da istanbul türkçesi konuşur. çünkü türkçe kitap okur, türkçe film izler vb. ancak bunlarda da anadillerinin getirdiği bir aksan kendisini hissettirir. genelde ekonomik durumları da iyidir. bunları takdir edersiniz, iki dilde de son derece yetkindirler.