şükela:  tümü | bugün
  • tüik verilerine göre türklerin pasaportsuz olarak gidebileceği -yavru vatan kıbrıs dışında- tek ülke olması sebebiyle en çok ziyaret edilen ülke olmasının garibime gitmediği ülke.

    adamlar canı sıkılınca rize trabzon'dan çıkıp batum'da casinoya, ucuz benzine, karıya kıza gidiyor.
  • dogu karadeniz yaylalarinda huzurlu bir tatil gecirme hayalleriniz yavas yavas suya düserken bir anda imdada yetisen guzel ulke. internetten yaptigim arastirmalar sonucu dogu karadenizin guzel yaylalarında (pokut, gito vs.) birkac dag evinde konaklayabilecegimi ogrenince heyecanla fiyat sorup, rezervasyon yaptirmak icin telefon actim. maalesef heyecan kisa surdu. geceligi 70 liraymis, sadece kahvalti dahilmis, yaylaya cikmak icin ozel arac gerekmis, onlar alırlarmis ama tek yon 80 liraymis... bunlarin ustune gelsende olur gelmesende tavrindaki konusmalarda cabasi. google earth’i acip etraftaki civar yaylalari incelerken birden mouseyi fazla oynatmisim, birden artvin’i gecip gurcistan’a geldim. iste o anda bir isik yandi kafamda. ankara’dan taaa tiflis’e kadar 23 saat surecek otobus yolculugunun bilet fiyatinin sadece 70 lira oldugunu da ogrenince hic dusunmeden yola cikmaya karar verdim. (donuste ucak kullanmanizi tavsiye ederim. ayni yolu otobusle 23 saat geri gelmek eglenceli olmayabilir)

    cevrenizdekilere “ben gurcistan’a gezmeye gidicem” deyince tepkiler genellikle soyle oluyor:
    - ne isin var olm orda bobregini calarlar walla
    - daha savastan yeni ciktilar, tehlikelidir cok gitme ne isin var
    - dikkat et hırsızı bolmus, calmasınlar herseyini…..
    …bu liste boyle sacma sapan uzar gider….hic kulak asmayin yola devam edin.

    geceligi 20-25 liraya tiflis’te kalabileceginiz hosteller mevcut ama couchsurfing.com ‘a girip gürci bir aileye misafir olma sansini da deneyebilirsiniz. ben oyle yaptım 8 gun boyunca hayatimda gordugum en misafirperver insanlarla, cok lezzetli yemeklerini yiyerek, ev yapimi sahane saraplarini icip toast yaparak, beraber ulkelerini gezerek, sohbetler ederek mukemmel bir tatil gecirdim. evime dondugumde, cantama sikistirdiklari ev yapimi 2 litrelik kola sisesi icine doldurulmus kirmizi sarabi icerken o kucuk, guzel ulkeyi nekadar cok ozleyecegimi fark ettim.

    bu deneyimi cektigim bir kac fotografla ozetleyecek olursam:

    http://fc03.deviantart.net/…_by_no_data-d30rfrl.jpg
    http://fc07.deviantart.net/…_by_no_data-d30q7qw.jpg
    http://th07.deviantart.net/…_by_no_data-d30qom0.jpg
    http://fc02.deviantart.net/…_by_no_data-d32fft5.jpg
    http://th04.deviantart.net/…_by_no_data-d313nzv.jpg
    http://fc00.deviantart.net/…_by_no_data-d33d1qr.jpg
    http://naim.acwtn.com/…0/untitled-41-fotokritik.jpg
    http://naim.acwtn.com/…main/2010_10/untitled-29.jpg
    http://naim.acwtn.com/…/main/2010_10/untitled-2.jpg
  • bu sene sarp kapısından ardına baktığım ülke. gürcistan tarafında görebildiğim kadarıyla güzel bir kumsalı vardı ve bikinili ablalar çimiyordu. bizim tarafta ise kumsal yoktu. kayalıklar vardı. denizde çimen ablalar yoktu. kayalıklar vardı.
  • doğu karadeniz abazanlarının hafta sonu enerjilerini atmak için gittikleri ülke. sorsan hepsi cennetlik, hepsi müslüman, başı açık türk kadınlarının hepsi şeytan. bir de dönünce polis rüşvet aldı bizden diye ağlıyor beyinsizler. sikiniz kopsun, gürcü polisler siksin sizi inşallah.
  • türkiye'ye dönüş tarafınki son tabelasında good luck yazan ülke.

    haksızda sayılmaz.
  • bir arkadaş anlattı. gürcistan'da bir eczaneye gidiyor, eczacı yaşlı bir adam, gençlerin çok şarap içtiğinden yakınıyor.

    "- gençler çok içki içiyorlar, çok kötü, böyle olmaması lazım, sürekli şarap içiyorlar, bu kadar içmek iyi değil, bence günde 5 litreden fazla içmemek lazım."

    böyle bir ülke işte.
  • türkiye'de ekonominin, hükümetin, sistemin harika ve kusursuz olduğunu tüm ülkelerin bizi kıskandığını iddia eden bir yakınımın, vergisi ucuz diye araç almaya gidip 15.000 tl sinin tokatlandığı ülkedir. neyse canım, kafkas havası belki biraz zihin açar.
  • 2014'de türkiye'ye 1.755.289 kişi gelmiş buradan. ülkenin nufusu 2013de 4.4 milyon kişi. arkadaş kapatın ülkeyi gelin buraya o zaman.
  • türkiye'ye epey bi' komşu ülkedir.. ülkeye giriş için kimlik ve 15 tl ücret yetiyor. gürcistan ile ilgili efsane haline gelen tüm olumsuzlukları hafızanızda bi' kenara bırakın, neden çünkü gidenler bilir, gidecek olanlar da göreceklerdir ki aslında bilindiği gibi değildir. daha önce günü birlik gittiğim zamanlar olmuştu, lakin son gidişimde ajaria kentinde yüksekçe bir köyde bir ailenin yanında yatıya da kaldım. belki de hayatım boyunca görebileceğim en misafirperver insanları tanıdım o evde, o köyde. durumları pek iyi değildi, gürcistan'ın ortalama durumu öyle zaten. çok zengini de var, zengin olup fakir gibi -kimine göre- yaşayanı da, çok fakir olanı da... zaten sarp sınır kapısından geçtiğiniz andan itibaren yoksulluğu resim olarak görüyorsunuz. takribi kırk yıl öncesinde gibi hissedersiniz kendinizi. abartmıyorum hayır. çok lüks bir otelin hemen yanında bir gecekondu, başka bir gecekondunun hemen önünde bir limuzin görmeniz mümkün. evler, bakkallar, marketler, mağazalar, yollar,... göreceğiniz hemen hemen her şey köhnemiş vaziyette. bazı sokaklarda yürürken tepenizdeki evin balkonunun üzerinize düşeceği hissine kapılabiliyorsunuz. buna istinaden mimarisi, tüm güzelliğiyle bu geri kalmışlığa ve yoksulluğa karşı ayakta kalabilmiş, çok da hoş duruyor. durumları kötü dedim ya, buna rağmen aile fertleri ellerinde ne var ne yok önümüze seriyorlardı ve bu durumdan aldıkları keyif, mutlulukları her hallerinden belliydi. yemekte bazı ritüelleri vardır; dünyaya dair akla ne gelirse iyilik, güzellikten söz edilir, dilekler temenniler söylenir, ama herkes konuşur muhakkak. konuşma bitince de kadehler tokuşturulur, midelere yuvarlanır içecekler.. elmadan yaptıkları, adına ''çaça'' dedikleri %80lik içecekleri, şahane safi elma sularını, tap taze sütlü mısırlarının tadını asla unutamam, hâlâ damağımda. yatma zamanı geldiğinde, üst kattaki odaya götürdüler bizi. odanın ahşap kokusu ile beyaz çarşafların mis kokusunun karışımında deliksiz bir uyku çektik. gündüzleri birlikte köylerini, şehirlerini gezdik, tercüman bir arkadaşın yardımıyla ve çat pat da gürcüce eşlik ettiğim sohbetler ettik.. velhasıl gürcülerin insan ilişkileri inanılmaz. orada insanlar birbirine tanışıklık olsa da olmasa da öyle içten sarılır, birbirini öper ki inanamazsınız. milli içkileri şarap. şarabı kendilerinin icat ettiklerini söylüyorlar. bir diğer ev yapımı içkileri ''çaça'', votkanın bir versiyonu gibi ama kat kat alkollü. ispirtodan epey hallice, ilkç içişinizde feleğiniz şaşıyor ama alışınca keyif veriyor insana. :) fabrikasyon olanı ise çok pahalı ve gürcüler tadının o kadar da iyi olmadığını söylüyorlar. içkiyi çok seviyorlar, günün her saatinde genci yaşlısı herkes içiyor. su gibi içiyorlar, sarhoş olanına ise denk gelmedim köyde.. önemli toplantıların, sorunların, mühim kararların en iyi sonuçlanacağı yer masa onlar için. gerçekten de masada uzun zaman oturuluyor, hele akşam yemekleri bir kaç saat sürüyor.. o ev halkı özgür ruhlara sahipti her anlamda.. bunu evvela çocukların dinlerini özgürce seçebilmelerinden anlayabiliyordum. çocuklardan biri hristiyanlığı seçmiş, biri müslüman, bir diğeri ateist. yan evde anne baba dışında herkes hristiyan idi. ne mutlu dedim, ne mutlu bu çocuklara.. özgür oluşları cümlelerinden, ifade biçimlerinden, tavırlarından, her hallerinden anlaşılıyordu..

    ve tabi ki doğası; ormanlar, göller, deniz, dağlar, bu doğanın içinde serpilmiş ufak tefek mütevazi evleri, insana belgeseldeymiş hissi vermiyor değil. gittim, gördüm, yaşadım. yeniden gideceğim zamana kadar, burada bahsettiklerimden çok daha fazlasını anımsayarak neşeyle anacağım gürcistan'ı, insanlarını..
  • gürcülerde medeniyet yokmuş. bunu diyen adamın da ülkesine ve vatandaşlarına bak hele. iddialı bir şekilde söylüyorum, bizle karşılaştırılmayacak kadar medeniler. türkler gürcülerin yanında mağara adamı gibi kalıyor.

    örnekleyeyim.

    sen hiç ömrü hayatında satranç oynayan taksici gördün mü bu ülkede?

    ben sadece bir aylık kalış sürecinde yağmur yağarken arabaların arka kısmına tahtayı koyup ayakta satranç oynayan taksici dayılar gördüm.

    herkes sanatla aşırı ilgili. sokaklar resim yapıp satanlarla dolu. bu ilgi üstelik boş değil. bir de çok müşterileri var. bizim ülkemizdeki çomarlara orijinal van gogh tablosu getirsen 20 liraya bile satamazsın.

    boktan bir trafik akışı olmasına rağmen yol kenarında bekleyen yaya görünce hemen dururlar. trafik ışığı olmayan yerlerden bahsediyorum. yayaya yol veren şoförlere arkadan korna çalacak barzolar yoktur. aynı şeyi trafik ışığı olmayan bir türkiye caddesinde deneyin. 24 saat bile geçse bir kişi durmaz.

    nüfusun ciddi bir oranı ingilizce bilmektedir hem de iyi seviyede. o kadar farklı mekanlara gittim ki, merkezi olmayan yerlerde bile en az birkaç tane ingilizce bilen insanla karşılaşıyorsun. ve genelde de iyi seviyede oluyor ingilizceleri.

    adamlar kaldırımda yürürken bile biraz darlık varsa, metrelerce geriden kenara çekilip geçmenize izin veriyorlar. ankara'da merkezi bir yerde elinize büyük bir koli alıp yürümeyi deneyin. yol vermek bir yana sizi ezmek istercesine üstünüze üstünüze yürüyen insanlar göreceksiniz.

    giydiğiniz kıyafet yüzünden gözle tecavüze uğramazsınız mesela. bu barbarlık gösterisi olan dik dik insanlara bakış, maalesef genç-yaşlı, kadın-erkek fark etmeksizin herkeste var türkiye'de.

    gördüğüm tek falsoları yollara tükürmeleridir ki, aynı durum türkiye'de de var. yani özetle türkiye'den en az 2-3 yüz yıl öndedirler medeniyet olarak. sen medeniyette afganistan'ı yakala önce, gürcülere giydirmeye ondan sonra sıra gelir elbet.

    edit: gözlemlerim tiflis dahilinde yapılmıştır. trafikte yol verme ve ingilizce bilme gibi durumlar adeta küçük bir türkiye haline dönen batum ile doğal olarak farklı olacaktır.