şükela:  tümü | bugün
  • thierry hentsch "akdeniz'de doğu-batı ilişkileri: gerçeklik ve mitos, kabullenme ve inkar olarak sınır" başlıklı makalesinde doğuya olan bakışının eleştirisini yapar. bu eleştiri genel olarak öteki/başka kavramı üzerinden ilerler.

    bu şarkiyatçının türkçede 3 ciltlik "islamiyet" adında kitabı mevcut. amerika'da arapça profesörlüğü yapmış, arap edebiyatına (gerek islam öncesi gerek islam sonrası) yönelik onlarca yıl çalışmış, hatta "islâm tarihi âlemin bir aynasıdır" bile demiş biri. gel gelelim ki hentsch'in makalesindeki görüşleri bundan farklı.

    eserleri konu bazında gayet geniş ve bir noktada içerik olarak kapsamlı addedilse bile le goff'un öncülüğündeki tarihin dönemlere ayrılması fenomeninin (hentsch makalesinde buna karşı çıkmakla beraber bu fenomeni modernizme atfeder) reddi doğrultusunda grunebaum'un çalışmalarına da karşı çıkılır. çünkü, islam tarihini 'klasik islam', 'ortaçağ islamı' gibi dönemlere ayırmıştır.

    hentsch'in hakkında yorumları ise eklektik olarak şöyle:

    "genel olarak islam dünyası, özel olarak da araplar batı’nın islamiyeti anlamak için gösterdiği ciddi ve enerjik çabalarını hiç bir zaman kavrayamıyorlar.” sekiz yıl sonra, aynı grunebaum, "akdeniz'de kültürel geleneklerin birliği” konulu bir yazısında, aynı düş kırıklığını bir başka biçimde ifade ediyordu. kendini "aradığı bir adanın, bir boğazın, bir okyanusun var olmadığını farkeden kaşif gibi hissediyor ve arayışını bir düş kırıklığına vardırıyordu: "akdeniz, kesin olarak arap rönesansı yüzünden, birleşmiş bir kültürel bölge değildir ve belki de hiç bir zaman olmayacaktır.” bu iki cümle akdeniz'de islamiyet'le batı arasındaki birliğin (convergence) olanaksızlığına, onu aynı özlemleri çevrelemek ister gibi açılır ve kapanır. kısacası öteki, ona yönelmiş olan anlama çabalarını anlamadığı için, bütün yaklaşma umudunu yıkar."

    "eğer sandığım gibi, durum böyleyse, ötekine bakışımızın tarihini anlamadık demektir; sınırın salt olumsuz olduğuna karar kıldık. ve grunebaum'u örnek olarak gösterdiysem, öteki ile cilan ilişkide bu sınırın, kendini anlamamanın gücünü göstermek için, bildiğim kadarıyla oryantalistler arasında bu acı verici açmazdan kurtulmayı sağlayan kavramların hazırlanmasında en ileri gideni olduğu içindir. aynı zamanda acı bilançoyu araştırmasız batı'nın müslüman doğu üzerine uydurduğu en uzun süreli mitoslardan birine çıkarmış (aşılmaz bir engel ve karşı konulamaz bir kopuş olarak islamiyet), hatta sanıyorum, ötekinin kullanılışında antropolojik ve metodolojik düşünceyi başka hiç kimsenin yapmadığı kadar uzağa devam ettirmiştir."

    "kendininkini anlamak için başka kültürleri kullanmaya olan eğilim [sınırın olumluluğu olarak adlandırılabilecek olan şey] bir başka kültürün belli bir değere sahip olan bir varlık olarak tanınmasından açık olarak ayn tutulmalıdır." ne öteki hakkındaki , merakla, ne de seçmecilik (éclectisme) ya da bağdaştırmacılıkla (syncrétisme) ilgisi yoktur. daha çok "kendi uyarlamamızın gerçekliği olarak başkasının deneyini kullanmaktır" ve bu tutumla antropoloji kendinin olan yeri alabilmiştir. kendimizi yeniden keşfetme ve yeniden kurma ihtiyacımız, insanlığın toplum kültürel bilgisini oluşturan geri-plan karşısında kültürel antropolojiyi günümüzün temel kaygısı haline getirmiştir."

    "grunebaum, bu bilinçlenişe götüren yolu gerçekleştirirken sonuna dek gitmeyebilir ve islam ile batı arasındaki kültürel birliğin eksikliğinden üzüntü duymaz mıydı? epistemolojik bilinçliliği neden onun, ötekinin varlığını pozitif bir olgu, bizi kendimiz ve dünya görüşümüz üzerine düşünmeye zorlayan bir şey olarak kabullenmesine neden izin vermedi? onun bilinçliliği gerçekte bu görüşün tek olanaklı ve verimli görüş olamayacağım kabullenmeye dek varmadı. tersine bu bilinç onu temellendiren gelişmenin diğerinden üstün olduğu ilkesinden yola çıkıyor."

    "gerçekte grunebaum'un tezi en azından iki şeyi anlamamıza olanak tanıyor: 1) batı kendini, diğer kültürlerin kendilerini anlamalarından daha iyi anlıyor; 2) ve diğerlerini onların batı'yı anlamalarından daha iyi anlıyor. buradan, batı'nın ötekini, ötekinin kendini anlamasından daha iyi anladığını düşünmeye, grunebaum'un "uygarlıklar tahlilinde" üstünlükten incelikle, açıkça üzerinde durmadan ve genel olarak söz ederek aştığı bir tek adım kalıyor. grunebaum'a göre batı, kendi üzerinde islamiyet'in sahip olabileceğinden daha üstün olan bir bilgiye sahiptir, çünkü islam kendi kendinin anlaşılmasında dünya gerçekliğine açıklıktan yoksundur (sachlihkeit)."

    "aynı zamanda, belki bir biçimde denebilir ki batı, maddi plandaki üstün konumuyla, ötekini yine batı’dan geçmeye, yani kendi kendisinin anlaşılmasında, batı egemenliğinin (maddi ve zihinsel) kendinde ve daha geniş bir anlamda dünya üzerinde yol açtıklarını hesaba katar biçimde düşünmeye zorlar. grunebaum'u haklı kılan batı etkisinin "dünyasallık" (mondalité) taşımasıdır. ama bu "hak" bu noktada biter: bir olgu saptamasıdır ve değer saptamasına dönüşecek güçte değildir. zaten grunebaum'un tezi kesin olarak bu düzeyde (değerler düzeyinde) yön değiştirir ve doğu üzerine en çok tekrarlanan klişeler içimle kaybolur."

    "islam bizim yöntemimize uygunluk göstermediği için, grunebaum islam'ı "temel karşı-insancıllık"la (antihumanisme fondamental) suçlayabileceğini sanır; bu uygarlık kesin olarak doğrulukla yetinmeyi reddetmektedir. açıkça bu, şunu söylemeye geliyor ve grunebaum söylüyor da: temel isteklerimizi paylaşmayan bir kültürle, müslüman uygarlığıyla anlaşmazlık olduğunu bir kez daha ortaya koymak önemlidir."

    kaynak: 75. yılında türkiye'de sosyoloji, yay. haz.: ismail coşkun, bağlam yay. s. 55-64.