şükela:  tümü | bugün
  • kitel kulturu ile ilgili olarak yaptigi aciklamalarda asıl bunalımının kitle toplumlarından kaynaklandıgından soz etmıs ve bununla ılgılı yanılmosam kıtlelerın ruhu die bi kitap yazmistir..
  • (bkz: gustav mahler)
  • irka dayali, irk temelli kitle hareketi uzerine dusunce ve tespitlerine eserlerinde yer vermis sosyolog. gunumuzde millet ve cag icindeki kitle psikolojisi uzerine yazilari daha fazla deger gormektedir. millet ve cag etkenlerinin kitle hareketindeki etkilerinin yani sira kitle lideri etkeni uzerinde de epey kafa yormustur; kitle liderlerinin cogunu "yari deli" oldugunu soylemistir.
  • the psychology of socialism kitabına http://socserv.mcmaster.ca/…ll3/lebon/socialism.pdf adresinden ulaşılabilen yazar.
  • ''başlayan devrimler, gerçekte sona eren inançlardır.'' diyen ünlü sosyolog.
  • "reformlar, bir umudun yerine bir başkasını koymaktan öte hiç bir şey yapmadılar, hiç bir zaman" diyen meşhur fransız sosyoloğu
    1841-1931 yılları arasında yaşayan aynı zamanda bir hekim de olan le bon özellikle inançların toplumsal hayata olan etkilerini incelemiştir. bu araştırma ile şu sonuçlara ulaşmıştır:
    - insan kesinlikle mantığı ile hareket etmez,
    - insan, heyecanlarının ve duygularını esiridir, bu nedenle çok saçma şeyler yapmaya eğilimlidir.
    - insan bir şeye inandı m ı artık onun etkisinden çıkması oldukça zordur.
    - katı inançlar, eleştirinin aklın ve mantığın gelişmesini engeller.
    - insanoğlu geçmişte inançsız yaşayamadığı gibi gelecekte de inançsız yaşayamayacaktır.
    - insanların tapındığı, tanrı veya din yıkılabilir ama peşisıra yeni dinler yeni tanrılar ortaya çıkacaktır.
    - eğer bir milletin inançlarında bir değişim bir reform, bir devrim başlarsa, toplumsal hayat ve kurumlar da baştan sona değişir.
    - bu yüzden inançlar toplumu tarihi belirleyen en önemli etkendir.

    evet le bon'un tespitlerini irdeledikten sonra, tarihe bakılırsa (30 yıl savaşları, yüz yıl savaşları, haçlı seferleri vb...) geçmişte yapılan ve halen süren (israil-filistin, amerika-iran-afganistan) din savaşları göz önünde bulundurulursa üstadın çok haklı olduğu kolaylıkla gözlemlenebilmektedir.
    ayrıca nietzsche 'nin hayran olduğum bıyığı gibi le bon'unda çok şekil bir sakalı vardır görmeye değer...
  • http://www.sabah.com.tr/…09/hem_halkci_hem_seckinci

    "... günümüzde adı pek de hatırlanmayan bir "sosyolog" olan gustave le bon on dokuzuncu asrın son yıllarından öldüğü 1931'e kadar türkiye'de dünyanın en önemli düşünürlerden birisi olarak kabul edilmiş, tezleri ahmed rıza bey ve enver paşa'dan, atatürk ve fuad köprülü'ye ulaşan asker, entelektüel ve devlet adamlarını derinden etkilemişti.

    le bon tıp eğitimi almasına karşın daha sonra ilginç antropolojik ve sosyolojik çalışmalar kaleme almış ve "kitle psikolojisi" kuramına önemli katkılarda bulunmuştu. freud da bu alandaki temel tezlerini kendisinden almıştı. ihtilâllerden ve bilhassa fransız ihtilâlinden nefret eden le bon her türlü topluluk gibi temsil işlevi gören meclislerin de kitle psikolojisini yansıtan bir "kalabalık" olduğunu savunuyordu. ona göre bireyin zekâ seviyesiyle orantılı kararlar almasını önleyen "yığın psikolojisi" sendikaların, siyasî partilerin ve bilhassa meclislerin çalışmasına egemen olarak batı uygarlığının çöküşünü hazırlıyordu. bu süreci tersine çevirmenin tek çaresi seçkinlerin inandıkları dönüşüm programlarını bu tür temsilî yapılara karşın taviz vermeden uygulamalarıydı. bu programları kitlelere benimsetmenin yolu ise bunları onların onayına sunmak değil, bunların kendilerinin yararına olduğunu onlara sürekli biçimde tekrarlayarak içselleştirilmelerini temin etmekti. (le bon'un bu tezi bernays aracılığıyla modern propaganda kuramını da etkileyecekti).

    le bon'un ittihad ve terakki ve chp'nin "halka rağmen ama halk için" uygulamaya koydukları toplum mühendisliklerinin fikir babalarından birisi olduğu kuşkusuzdur. 1908 temmuzunda meclisin yeniden toplanması için dağa çıkan enver bey, le bon'a atıfta bulunarak bir "despotun" yerini birkaç yüz meb'usun almasının ciddî bir farklılık yaratmadığını savunmuştu. enver paşa'nın "yok kanun, yap kanun" vecizesinde en çarpıcı ifadesini bulan anlayışa göre meclis temsil ve siyaset aracı değil dönüşüm programı tasdikçisi ve meşrulaştırıcısıydı. nitekim ittihad ve terakki 1914 sonrasında meclisi tamamen devre dışı bırakarak ülkeyi günümüzün kanun hükmünde kararnamelerine benzer kavânin- i muvakkate (geçici kanunlar) ile idare etmişti.

    le bon'un çok sayıda eserini dikkatle okuyan ve onlardan etkilenen atatürk de tartışan, muhalefet yapan meclisler için benzer bir kanaati dile getiriyordu. kendi görüşüne nazaran meclisler birinci meclis gibi muhalefet ve tartışma odağı değil "kız gibi" olduklarında, yâni dönüşüm programına koşulsuz destek verdiklerinde, topluma hizmet sunabilirlerdi. el kaldırıp indirerek bir günde yüzü aşkın geçici kanun kabul eden 1914 sonrası meb'usanı ile tek parti döneminin göstermelik seçimlere karşın gerçekte atanan milletvekillerinden oluşan meclislerinin sosyolojik meşrulaştırıcısı da le bon idi..."

    (bkz: şükrü hanioğlu)
  • jön türkler ve atatürk üzerinde belkide en çok etkisi olan avrupalı düşünür. eserlerinin bir çoğu abdullah cevdet tarafından türkçeye çevrilmiştir.
  • kitle psikolojisi ile ilgili kitabı şöyle biter: bir ideal etrafında toplanarak uygarlık oluşturmak ve ideal gücünü yitirince çözülüp dağılmak; işte bir milletin hayat seyri bundan ibarettir. bu son sözün yanısıra basit dili nedeniyle de ayrıca severim kendisini.
  • kitleler psikolojisi isimli kitabında, altını çizmenin gerekli olduğu çok fazla satırlar var. altını çizdiğim birkaç yeri paylaşayım, bu arada kopyala/yapıştır değil alın teri;

    "kitleler hiçbir zaman gerçeğe susamamıştır. hoşlarına gitmeyen mantıksızlıklar karşısında, gerçekdışı eğer kendilerini çekerse, bunu ilahlaştırarak buna yönelmeyi daha üstün tutarlar. onları hayallere çekmesini bilenler onlara hakim olurlar ve hülyalarını ortadan kaldıranlar da onların kurbanı olur."

    "şimdiye kadar uygarlıkların büyük zemberekleri olmuş olan şeref, nefsi feda, dini inanç, şan ve vatan aşkı gibi duygular, akıl vasıtasıyla değil çoğu defa akla rağmen ortaya çıkmıştır."

    "önce de gösterdik ki, kitleler yargıdan etkilenmemek durumunda değillerdir. yalnız kaba şekilde çağrışımlardan anlarlar. onların üzerinde etki etmek isteyen hatipler de daime onların duygularına hitap ederler, hiçbir zaman akıl ver yargılamalarına başvurmazlar. aklî mantık kanunlarının onlar üzerinde hiçbir fiilî etkisi yoktur."

    "kavimler her zaman karakterleriyle yönetilirler."

    "her genel inanç hemen hemen bir uydurmadan başka bir şey olmadığından incelenmeden kurtulmak ve kontrol edilmemek şartıyla yaşayabilir."

    "genel inançlar sayesinde her dönemin insanları, boyunduruğundan kurtulamadıkları ve birtakım gelenekler, düşünceler, âdetler şebekesiyle çevrili bulunurlar."

    "kitlelerin kendilerine kabul ettirilmiş fikirleri vardır, muhakeme mahsulü fikirleri hiç yoktur."

    "kitlelerin genel karakterlerini parlamentolarda da aynen buluruz. düşüncelerdeki basitlik, çabuk hiddetlenme, telkine yeteneklilik, duygularda aşırılık, önderlerin güçlü nüfuzu."

    "duygularla mücadele edileceği zaman yargılamanın tam yoksunluğunu yakından görmek için ilkel insanlara kadar inmeye gerek bile yok. en basit mantığa aykırı olan bazı hurafelerin uzun yüzyıllar boyunca ne kadar sağlam, yerinden sökülmesi ne derece güç olduğunu hatırlamak yeter."

    "canlı varlıklardan birkaçı bir araya gelir gelmez, bunlar ister hayvan ister insan kalabalığı olsun, içgüdüsel olarak bir önderin egemenliği altına girerler. insan topluluklarında önderler büyük bir rol oynarlar. onun iradesi, düşüncelerin gerçekleştiği ve oluştuğu bir kaynak olur. kitle, çobanından vazgeçemeyen bir sürüdür."

    "dünyayı yöneten dinler ve küremizin bir yarısından öteki yarısına kadar genişleyen imparatorluklar, ne filozoflar, ne de özellikle şüpheciler tarafından kurulmuştur."

    "bununla beraber iddianın gerçek bir etki meydana getirmesi için mümkün olduğu kadar aynı kelimelerle tekrar edilmesi gerekir. napolyon 'biricik ciddi söz sanatı tekrardır' demiştir. iddia olunan şey tekrar edilmek suretiyle sonunda kanıtlanmış bir gerçek gibi kabul edilebilecek kadar ruhlara yerleşir."

    "hayvan gibi insanlar da yaradılıştan taklitçidirler. taklit, insan için bir ihtiyaçtır. şu şartla ki, taklit kolay olsun, mesela modanın yayılması bu ihtiyaçtandır. ister düşünceler, ister sonsuz eserler, yahut sadece kostümler söz konusu olsun, modanın etkisinde kalmamayı başaran kaç kişi vardır?"

    "fakat adaya yalnız nüfuz da yetmez. seçmenler düşüncelerinin ve gururlarının beğenildiğini, okşanıldığını görmek isterler. aday olan kimse seçmenlerini pek fazla övmeli ve en olmayacak şeyleri vadetmekten çekinmemelidir. işçilerin karşısında patronlarını alabildiğine kışkırtmamalı, onları fazla aşağılamamalıdır. rakip adaya gelince, onun en rezil bir kimse olduğunu, birçok cinayetler işlediğini, herkesçe bilindiğini, iddia, tekrar ve sirayet yollarıyla ortaya koyarak seçmenler karşısında itibarını kırmalıdır. burada ispata ve delile benzer bir şey aramaya da gerek kalmaz. eğer rakip olan aday kitle psikolojisini iyi bilmiyorsa, kendisine karşı kullanılan itiraflara, o itiraflar oranında sözler sarfedeceği yerde, birtakım ispatlarla karşılamaya kalkarsa, o andan itibaren kazanma şansını kaybetmiş olur."

    "bugünkü kitle oluşumlarında insanların zihniyetleri aşağı seviyededir."

    "bir meclis çok mükemmel teknik kanunlar da çıkarabilir. gerçi bu kanunları kendi odasında huzur içinde çalışan bir mütehassıs tarafından hazırlanmıştır ve meclisten çıkarılan bu kanun gerçekte meclisin değil bir ferdin eseridir. ve şüphesiz ki bu gibi kanunlar en iyi eserlerdir. kitlelerin eseri her zaman bir fert tarafından yapılan işlerden aşağı seviyede olur. melisleri fazla intizamsız ve tecrübesiz tedbirlerden yalnız mütehassıslar kurtarır. "

    "kanunların çoğaltılmasıyla hürriyet ve eşitliğin daha iyi korunacağı hakkında hatalı vehimlerin kurbanı olan kavimler her gün daha ağır, daha dayanılması zor boyunduruklara kendilerini teslim etmektedirler."

    "vatandaşların artan kayıtsızlığı ve acizliği ile hükümetlerin rolü daha fazla büyümeye başlar. hükümetler bireylerin kaybetmiş oldukları girişim ruhunu, yönetim gücünü kendileri elde etmeye mecbur olurlar. her girişimi, her şeyi başarmaya ve korumaya çalışırlar. devlet o zaman kesin ve ilahi bir güç olur."

    "bir birlik, bir blok oluşturan kavim sonunda aralarında bağlantı olmayan, bir süre geleneklerin ve kurumların zoruyla süren bir bireyler yığını haline gelir. işte o zamandır ki, çıkarları ve eğilimleri başka olan, aralarında ayrılık bulunan, kendilerini yönetmekten aciz insanlar, en küçük işlerinde yönetilmeyi isterler. o zaman devlet yutucu nüfuzuyla işe başlar."

    "en iyi çikolatanın x marka olduğunu yüzlerce defa okuduğumuz zaman, buun birçok defa söylendiğini düşünür ve sonunda okuduklarımızın bir gerçek olduğuna kanaat getiririz. y markalı tozun önemli kimselerin hastalıklarına iyi geldiği yolundaki binlerce şahidin tasdiklerine bakarak, biz de aynı hastalığa tutulduğumuz zaman y markalı tozu deneyime kalkarız. aynı gazetede filan adamın tam bir alçak ve falan adamın çok namuslu bir kimse olduğunu okuya okuya sonunda bunların bu özellikleri gerçekten taşıdıklarına kanaat getiririz. şu şartla ki, bu iki sıfatı bu adamlar için tersine kullanan, o gazeteye aykırı fikirde bulunan başka bir gazeteyi sık sık okumayalım. iddia ve tekrar hayatta yarışabilmek için en güçlü araçlardır."

    "bazı düşünceler, bazı duygular ancak kitle halinde bulunan bireylerde kendini gösterir veya hareket alanına çıkar."

    "kitlelerin eğilim ve sevgisi hiçbir zaman iyi hükümdarlara değil, kendilerini şiddetle baskı altında bulunduran baskıcılara karşı olmuştur."

    "bir kitleye bağlı bulunan bireyin durumu hemen hemen uyutulan bu kimsenin durumuna benzer. artık hareketleri bilinçli değildir. bu kimsede, uyutulan şahısta olduğu gibi bazı melekeler yıkılmış olduğu halde, diğerleri olanca yoğunluğuyla harekete geçirilmiştir. yapılacak bir telkinin etkisi o kimseyi savaşa karşı konulamaz bir coşkunlukla bazı işlere sürükleyebilir. kitlelerdeki coşkunluk, uyutulan kimsedekinden daha fazladır, çünkü telkin bütün bireyler için aynı olduğundan birbiri üzerine karşılıklı etki coşkunluğu arttırır. bir kitlenin, telkine karşı direnecek derecede güçlü kişiliğe malik fertleri sayıca pek azdır ve genel akım onları sürükler."

    "şüphesiz, kitleler çoğu defa aşağı bir ahlak düzeyinde bulunduklarını göstermişlerdir. fakat bu, neden böyledir? sadece şunun içindir ki, yıkıcı gaddarlık içgüdüleri, her birimizin ruhunda uyuyan, ilkel devirlerin sonuçlarıdır. tek başına birey için bu içgüdüleri tatmin etmek tehlikeli olur, halbuki bireyin sorumsuz ve cezasız kalacağından emin bulunduğu bir kitleye karışması, kendisine bu içgüdülere uymak için bütün serbestlikleri verir. bu yıkıcı içgüdülerimizi kendi cinslerimize uygulayamadığımız vakit, onları hayvanlara yönelterek sakinleştirmeye çalışıyoruz. av merakı ve kitlelerin gaddarlığı aynı kaynaktan meydana gelir."