şükela:  tümü | bugün
  • kazanması zor-kaybetmesi son derece kolay olan, insanların arasında pambuk ipliğine asılı bir halde duran güven adlı duygunun o pambuktan ipliğin kopması sonucu düşüp sırra kadem basması. bir daha da eskisi gibi olmaz hiç bir şey. belki yeniden bulursun yitirdiğini ancak artık o senin kaybettiğin değildir. bir miktar "şüphe" katmıştır bünyesine, zihnini her zaman kemirip duracak olan.
  • özellikle sevgili kişiye karşı cereyan ettiğinde sittin sene beyninizi, ruhunuzu emen, paranoyaklaştıran, lan acaba dedirten olay. sonuçta kaybedilen güven geri gelir mi, gelmez. akabinde sevgiliden ayrılınır ve fakat daha kötüsü günahsız yeni sevgiliye de kuşkucu tavırlarla dünyayı dar etme potansiyeline kavuşmuş olursunuz.
  • yunan düşünürü protagoras'ın başına gelen şey.

    (bkz: şüphecilik)
  • "ölüm gibi bir şey oldu
    ama kimse ölmedi" dir.
  • pisagor'un adalet kupasına benzetiyorum ben bu süreci. 'bardağı taşıran son damla' derler ya, hayır. bardağı tamamen boşaltan son damladır esasen olan mevzu bahis 'güven' ise. bende öyle en azından. bu nedenle güvenimi kaybettiğim kişilere bu durumu açıklamakta çok zorlanıyorum.

    insanların ufaklı tefekli beklenmedik hareketleri akabinde ufak çapta şaşkınlıklar yaşarız, bardak dolmaya başlar. işin garibi, bu 'ufak tefek beklenmedik hareketler' çoğaldıkça bu sefer geçmişe dönük bir muhakeme başlar. örneğin olay anında çok üzerinde durmadığınız ya da yanlış anladığınızı düşündüğünüz bir şey; aslında geniş pencereden bakabildiğinizde o uzatmalı 'ama'lı çıkarımlar kadar komplike değil. şöyle örnek vereyim, biri size verdiği bir sözü gerçekleştirmeyi unuttuğunda bunu çok takmazsınız. üzerine sizinle buluşmak yerine başka bir buluşma için sizi eker ve telafi etmez. huysuzlamaya başlarsınız. bir olur, iki olur, olay artık 'anlayış' alanınızdan çıkmıştır ve karşınızdaki insanın bütün o 'ama'larına rağmen, sizin onu tanıdığınız kişi değil de aslında tam da size yansıttığı kişi gibi olduğunu kabullenirsiniz. bu kabullenme anından sonra geçmişe dönük, o an 'bardağı doldurmayan' şeyler de hooop, bardağı dolduruverir. mesela aslında size o söz verdiği şeyi yapmamasının nedeninin sadece ve sadece önceliklerinin bambaşka olması olduğunu kabullendiğiniz o an, sizi öncelik sıralamanızda alt sekmelere iten o 'öncelikler' kadar size değer vermediğini kabullenirsiniz ve hooop, bardak doluverir. kim bilir, belki geçmişe dönük söylediği bir yalanı hatırlarsınız ve hooop, bardak yine doluverir.

    ve bir an, sadece tek bir an, o son damlada anlarsınız ki; bardak o son damla ile tamamen boşalıvermiş. bunun can yakan bir şey olacağını sanırsınız. aksine, bu sizi rahatlatır.

    çünkü meğer sizi bunca zamandır yoran şey, birine güvenmek istemek içgüdüsüymüş ve karşınızdaki insana karşı güveninizi kaybedeceğinize dair korkunuzdur. o korkuyla diken üstündesinizdir, o duygu ile huzursuzsunuzdur, o duygu ile hayal kırıklığına uğramış ve yalnız hissetmişsinizdir. bardağınız o son damla ile boşaldığında ise ilk şoku atlattıktan sonra anlarsınız;

    "sıkı sıkı tutunduğun şeylerin hepsini kaybedersin. bu sana kötü bir şeymiş gibi geliyor olabilir; aslında seni özgürleştiren bir şey. "
  • yabancı yatırımcının türkiye’den gitme nedeni. iktidar değişene kadar da geri döndürülmesi artık imkansız. çünkü ciddiyet kalmadı.