şükela:  tümü | bugün
  • bilim öncesi insanlar, deprem gibi doğal felaketleri tanrının gazabı, cezalandırması, uyarısı olarak görürlerdi. şimdi bilim ilerledi, depremin nasıl ve niçin olduğunu biliyoruz: fay hattına ev kurarsan, evini sağlam yapmazsan önünde sonunda yıkılacağından haberdarız. artık birkaç cahil dışında kimse depremi tanrının kullarını cezalandırması olarak değerlendirmiyor.

    ancak, onca bilimsel ilerlememize karşın, depremin yerini ve zamanını tahmin edemiyoruz. bilemediğimiz için korkuyoruz, depremin tedirginliği ile yaşıyoruz.

    ve bilemediğimiz, bizi korkutan, çaresiz kaldığımız tüm doğal afetlerin izahını, binlerce yıldır yaptığımız gibi "bilinmeyen bir güç"te arıyoruz. ilkel insanın; "açıklayamadığı" depremi "tanrıların kızgınlığı"na bağladığı gibi, modern insan da açıklayamadığı depremi "abd'nin kızgınlığı"na bağlıyor.

    bir bilinmezi, yine başka bir bilinmezle, haarp ile, illuminati ile, gizli servisler ile, ufo'lar ile açıklamaya çalışıyoruz. cahil aklımız, gücümüzün yetmediği yerde, başımıza gelenleri "bizden çok daha güçlü" başka bir şeye bağlamaya o kadar bayılıyor ki...

    ne zaman nerede olacağını bilemediğimiz depremin artık tanrı tarafından gönderilen ceza olmadığına eminiz ama, depremin "görünmeyen güçlerin" verdiği bir ceza olduğu o kadar işlemiş ki genlerimize; "tanrı yapmadıysa, abd yapmıştır, illuminati yapmıştır" diyor ve buna inanıyoruz...
  • yahu corba olmus bu.

    simdi teslanin uzaktan ampul yakma deneyinde kullanilan teknikle haarpin bir alakasi yok. bambaska teknolojiler bunlar. tesla'nin bir de "deprem makinesi" vardi, ama o da bidigin matkabi yere vurup, binanin resonant frekansina uydurmaktan ibaretti. yani buradaki mantik su herhalde: ionosferden seken dalgalar, fay hatlarinin rezonant frekansina uyarlarsa, orayi yeterince sallarlar, hatta kirilma yasanir yani deprem olur..

    millet de diyor ki, haarp'in yolladigi dalgalarin frekansi ve enerji seviyesi oyle ki bu imkansiz. bunu birak, stratosferi bile dogru duzgun etkileyemediginden hava kosullarinda da degisiklik yaratamaz. zaten ionosfer dogal olarak surekli degisiyor gece ve gunduz arasinda, o degisimlerin de hava kosullarina bir etkisi yok, kaldi ki haarpin etkisi bu dogal degisimlere kiyasla cok daha dusuk.

    diyelim isin bilim kismindan anlamiyoruz. hepimizin elektromanyetik dalga uzmani olacak hali yok. o zaman mantigimizi calistiralim:

    haarp gizli bir proje mi? hayir. ilgili butun raporlar, finansman bilgileri, deney sonuclari halka acik. sadece raporlar degil, tesisin kendisi de halka acik bazi gunlerde. bolgedeki liselerle programlari var, gidip orada calisiyor ogrenciler. abd vatandasi bile olmayan bir suru yabanci tesiste calisiyor arastirma gorevlisi olarak. projenin spesifikasyonlari gizli askeriye birimlerince veya savunma sanayince degil, universitelerce belirlenmis. oyle bir tane universitenin bir tane adami da degil bu isten sorumlu olan: university of alaska, the leland stanford university, penn state university (arl), boston college, dartmouth university, cornell university, virginia tech, university of maryland, university of massachusetts, mit, polytechnic university, ucla, clemson university and the university of florida. yani dunya kadar insan -bircogu yabanci- bu ise bulasmislar.

    ulan bizim dandik sirketteki musterilerin yarisiyla konusabilmek satis elemanlarindan secret veya top secret clearance isteniyor, alt tarafi network kurulacak, burada herifler deprem yaratacak silah bulmuslar, elin cinlisi rus'u gelip ehliyetini gostererek tesiste takilacak aylarca. beyler, agalar, cilgin misiniz?

    ve japonya gibi bu depremlerden zarar goren onca ulkenin askeriyesi, gizli servisleri salak, girenin cikanin belli olmadigi, dingonun ahirina donmus bu tesisi sabote etmiyorlar. yahu koordinatlarini web sayfasina koymus adamlar, birileri icbm atacaksa veya sinsi sinsi denizaltidan fuze sallayacaksa kolaylik olsun diye herhalde.

    dahasi onca yildir hepi topu 250-300 milyon dolara mal olmus ve bilimsel yonu acikca bilinen sistemi baska kimse de kurmuyor; milyarlarca dolari tanka topa yatiran ulkeler parayi denklestiremiyorlar, mal mal bakiyorlar abd 22 senedir bununla ugrasirken.

    komplocu arkadaslarin bazen sabirlari tasiyor ya hani, sebep gostermeden kendileriyle dalga gecenlere diyorlar "bi siz akillisiniz zaten" diye. ben de putin olsam, chavez olsam, kuzey koredeki dumbuk cuce olsam aynisini onlara soylerdim, "bi size malum oldu, bizimkilerin aklina hic gelmemisti bunlar, hemen basliyoruz calismalara.. cuk kafali japon askerlere de soyledik, alaskayi istila edeceklermis" (tabii once eksi sozlukte bir hesap acar, oyle soylerdim. ra ra ras putin nickini alirdim. kimyongiller. hugo boss. bosta degillerse sahibinden alirdim, hayir diye bir cevap tanimazdim)
  • (bkz: enerjinin korunumu kanunu)

    bir kıta tektoniğini 2 metre kaydıracak enerjiyi vermeden o fay 7.8 lik deprem üretmez. iran'daki deprem yerkabuğunun 30 km derininde oluşmuş, yani 30 km x 200 km (fay kırık boyu) x 200 km = 1.2 milyon km3 kayayı 2 metre sürükleyecek kadar enerji verilmesi gerekiyor. 1 m3 kaya = 3 ton yani toplam ağırlık = 1.2 x 10^6 x 3 x 10^9 = 3.6x10^15 ton ağırlığı 2 metre sürükleyeceksiniz.

    7.2 x 10^18 kgm iş yapmanız lazım. bunun kaç tane hidrojen bombası patlatmaya eş değer olduğunu hesaplamıyacağım ama bu enerjiyi uzaktan iyonosferle yansıtmayı bir kenara bırakın, bunu üretebiliyorsanız zaten dünyanın enerji sorununu çözdük demektir. ortadoğuda petrol için savaşmaya gerek yok ki !
  • "high frequency active auroral research program" ın kısaltması olup amerika ordusu tarafından geliştirilmekte olan bir proje. yetkililere göre bunun amacı füzeleri havada imha etmek, toprağın altını incelemek, denizaltılarla haberleşmeyi kolaylaştırmak, ve büyük bir alandaki tüm haberleşmeyi kesmek gibi çok çeşitli amaçları vardır...

    ancak amerikanın en ünlü jeofizikçilerindden birine göre ise bu teknoloji iklimleri değiştirmek, ozon tabakası ile oynamak, deprem yaratmak, radyasyon yaymayan termonükleer patlamalar yaratmak gibi korkunç güce de sahiptir....

    fazla bilgi için altavista ya da yahoo da haarp yi aramak yeterli...
  • depremler olduğunda mutlaka buraya damlıyorlar o yüzden özet geçiyorum. jeofizik mühendisiyim, bana deprem laga lugası yapmaya kalkmayın.

    haarp denilen tesisin deprem veya doğa olayları yarattığı düşüncesi bir avuç geri zekalı tarafından sürekli dillendirilmektedir. bu bir komplo teorisidir. haarp tesisinin bu amaçları bırakın bu biçimde kullanılması bile ne teoride mümkündür ne pratikte. şüphecilik ile internete bir avuç dallamanın yazdığı osuruktan korku hikayelerine inanan bir moron olmak aynı şey değildir.

    dağılın şu başlıkların altından artık ve insanların korkularından hit kazanmaya çalışmaktan vazgeçin.
  • tam bir mal turnusolü başlık.

    hitler başta olsa ari ırk için bu komplocu çomarları gaz odasında yakar, stalin savaşın ön cephelerine koyar, mao toplum kültürünü geliştirme adına çalışma kamplarında sürünürür, atatürk vatanın selameti adına istiklal mahkemelerinde sallandırırdı.

    edit: mesaj atan komplocu sığırlar için amme hizmeti.
    https://yalansavar.org/2020/01/18/haarp/
  • nicola tesla adlı bilim adamının araştırmalarının, başlangıç noktasını oluşturduğu teknolojidir. basitçe tesla, atmosfere bir manyetik dalga göndermiş ve bunun çok daha güçlü bir enerji olarak döndüğünü görmüştür. fakat tesla bunu insanlığın iyiliği için kullanmak istemiştir, 40km den 100 ampulu kablosuz yakması ve elektriğe meydan okuması, büyük şirketleri tedirgin etmiş ve tesla beş parasız ölmüştür. haarp şu an rusya ve amerika elinde büyük bir güçtür, en önnemli becerileri arasında;
    - hava koşullarını yönetmek
    - deprem oluşturmak
    - insan beynini etkilemek
    - dünyanın diğer ucundaki cihazları etkisiz hale getirmek, vardır.
  • hayatımın 8 senesini bu basitçe antenlerin geliştirilmesine adadım. 2 sene önce de bu işi bıraktım. kazandığım para yapılan bu üst düzey mühendisliğin verdiği yıpranmayı bertaraf etmeyi yeterince sağlıyor. muhtemelen de yedi sülaleme yetmese de sıkılmaz isem hayatımın sonuna kadar çalışmasam yetecek kadar para kazandırdı.

    basitçe antenler diyerek başladım bu yazıya. çünkü görünüş açısından antene benzemekteler. tam olarak anten demek yanlış olur, çünkü çok kapsamlılar.

    işe girişim biraz şansa da olsa ilgi alanımla çok ilgisi vardı. hala öğrenciydim lakin okulu bıraktım, anlaşma yaparken avukatlar mavukatlar her şeyi çözdü hiç umrumda bile değildi ama kendi ufak odamdaki ekipmanın zirvesi burada olacak ve ar-ge yapacaktım.

    yaptım da; yaparken de kimsenin göremeceyeceği şeyler gördüm. gördük. yıpratıcı diyorum;

    ışığın hızını çok ufak bir hassasiyette ölçebilen teknolojiye sahipken, hızını ölçemediğimiz, başka taneciklerin ve dalgaların ya da bunların bir arada bu işi yapabiliyor olması haarp'ın yola çıkış sebebinin özeti diyebiliriz.

    şöyle diyeyim, 8 sene boyunca deney diye tabir ettiğimiz ölçümler yaptık, bunları analiz ettik, yorumladık. ve bu teknolojiyi hep daha çok geliştirecek, malzemeyi, aleti, edavatı ürettik tekniğini geliştirdik.

    ışığın hızından hızlı hareket eden ve bu hareketi ışıktan farklı bir karakteristikte gerçekleştiren bir parçacığı kullanabilseydik, evrenin sınırını bir adım arttırabildik. bilinen, evren ışık hızında genişliyor teorisine ek olarak öne sunulan evren ışık hızından hızlı genişliyor teorisi de bu sebeple ortaya çıkıyor.

    biz de """"""kanıtlayamaksızın""""""", ışığın hızından daha hızlı olan bu taneciğin """""varlığına inanıp""""" bunun üstüne deneyler yaptık, yapıyorlar da hala.

    yıpratan kısmı şu, bilimin ışığında büyüyen bir bünye olarak ben, bu tekniğin doğru olması ihtimalini, bir ilahi dinin gerçek olma ihtimali ile eşit buldum. çünkü haarp'ın yola çıkış olayı, böyle bir şeyin gerçek olabilme ihtimali üzerinde durmasıydı.

    yani bir din inancını zirvede yaşadığına inanan bir adam, yaradanına ulaşmak için tasavufa baş vuruyor. bu bir yöntemdir ve hep kendini geliştirmen gerekir. sabretmen gerekir. tasavuffa hiç girmediğimi ancak ne olduğunu bildiğimi söylemem de gerekir. çünkü kökünde, bilimin ışığında büyüyünce bir inanca pek prim veremiyorsunuz.

    işe girdiğim sene, bu tekniğin teknolojik açıdan geliştiği kadarıyla gönderilmiş bir sinyali incelediğimde ve analiz ettiğimde gördüklerim gerçekten çok enteresandı. olayı asıl enteresan yapan, sekiz sene önce gönderilen sinyalin geri yansıyan sinyali bugün incelediğimizde, 6 sene önce baktığımız şeyden daha da farklı şeyler görüyoruz.

    biraz karışık, 8 sene önce gönderilmiş bir sinyali ele aldığımızda, bu sinyal gönderdiğimiz günden bu güne sadece 4 senelik bir çapta/mesafede yolculuk yapmış oluyor. eğer bunu ışıkla yapsaydık, ışın demetleri atsaydık, fotonları kullansaydık atıyorum, bu 4 ışık yılı kadar bir mesafe olacaktı. haarp'ta kullanılan teknikte, ışık hızından daha hızlı hareket ettiğimizden aynı sürede daha uzun bir mesafe kat etmiş oluyoruz.

    şöyle şeyler oluyor, ışığı ve haarp sinyalini aynı anda bir yerlere gönderiyoruz, atıyorum, süreleri de anlaşılabilir olması için değiştiriyorum, uydumuz olan ay'a çarpıyor ve geri yansayacak. 2 sene sonra gerçekten, ay'dan ışık yansıyor lakin bu anda haarp'tan haber yok. lakin 1 sene sonra yani toplamda 3 sene sonra haarp sinyalleri gelmeye başlıyor. biz böyle olunca yaptığımız işin yanlış olduğunu hakkatten de haarp sinyallerinin ışığın hızından yavaş olduğunu düşünüyoruz. bu sinyallerin kalitesi de düşmüş oluyor.

    ancak, inanıp da tekniği ve teknolojiyi geliştirip yola devam ettiğimiz de şu oluyor. ışık ve haarp'ı ay'a tekrar gönderdiğimizde 2 sene sonra gelmesi gereken ışın 1.99999998 yılda geliyor, ışık bizim ölçümlerimize göre daha geç geliyor. sonra peki daha önce denediğimizde ne oldu diye sorunca da bunu araştırmaya başlıyoruz.

    bu sefer ay'a değil de farklı yerden, yaklaşık açılarla, orada geniş bir bölgeye bu sinyalleri ve ışığı gönderiyoruz. hakkatten'de ay deneyinde olduğu gibi haarp sinyalleri 3 sene sonra geri dönüyor. lakin bu sefer ışık geri dönmüyor.

    buradan da haarp'ın yansıyabildiği lakin ışığın yansıyamadığı bir yerle karşı karşıya olduğumuzu düşünüyoruz. sonra gelip ay niteliğinde bir materyal ile ufak çaplı deneyi daha kontrollü yaptığımızda haarp sinyallerinin ay'den çok az yansıdığını ve çok az bir kayıpla ay'ı geçebildiğini görüyoruz. radyo sinyallerinin duvarı geçebilmesi gibi düşünebilirsiniz bunu.

    haarp tekniğimiz de hassaslaştıkça ay'dan yansıyabilen demetleri daha çok gözlemleyebiliyoruz.

    sonuç olarak, ay'ı geçip, bir yerden yansıyan bir haarp sinyali geri dönerken, ışığın oradan yansıyamaması bir çok soru sormamızı sağlıyor.

    bu şekilde ışığı tamamen soğuran şeyin ne olduğu konusunda daha çok bilgiye sahip oluyoruz. ay'ı geçip de ışığın yansıdığı yer çok büyük ihtimalle bir karadelik. zaten karadeliğin varlığını bu şekilde düşünmeye başlıyoruz.

    ki ar-ge'nin güzel yanı budur, ilgi alanımız olduğu için eğlenerek yapıyorduk bu işi, boş zamanlarımızda uzay pisliğini inceliyorduk. atıyorum, daha önce fırlatılan bir uydunun bir kazadan sonra yörüngeye oturan parçalarından herhangi birisini kim daha önce bulacak diye iddialara giriyorduk birasına filan. bunu da saniyeler içinde yapabiliyorduk zaten. bunu tekniğin hassasiyetini anlatabilmek için söylüyorum, 10 yıllar önce sadece kağıt üstündeki rakamlardan ibaret olan bu teknik şu anda, ekranlarda görsel olarak, derinliği kesin olmasa da 3 boyutlu olarak gözlemlenebiliyor. yani şöyle diyebilirim, uluslararası uzay istasyonu'nu en ince ayrıntısına kadar, ekranlarda renderleyebiliyoruz.

    haarp'ın dünya üzerinde çok farklı noktalarda sayıca çok fazla bulunmasının sebebi budur. farklı yerlerden eş zamanlı aynı noktaya gönderilen sinyaller sayesinde, 3 boyut ve ayrıntı konusunda çok hassas bir hale geliyor.

    ve kesin olarak söyleyemesem de bu sinyallerin ışık hızından farkı çok yüksek. ilk gönderilen sinyal ışığın da yansıyabildiği bir yerlerden yansıyıp döndükçe daha kesin sonuçlar elde edebilmekle birlikte şu anda bu hız farkının aşağı yukarı 1000 katı olduğunu öne sürebiliriz. ama çok değişken, çünkü sinyallerin karakterini tam olarak çözemiyoruz. yarın geri yansıyacak bir sinyal ile bu hız farkını 800 kat olarak tanımlayabilrdik. kesin olarak söyleyememin sebebi bu.

    ben oradayken gözlemlenen en ilginç olayı da anlatmak boynumun borcu sanırım; rastgele sinyaller gönderirken sağa sola, bu sinyallerden birisi yıllar sonra geri dönmeye başladı. yansıma çok zayıftı ancak zamanla güçleneceğini ve kararlı bir hale geleceğini ve maksimum kaliteye ulaşacağını düşünüyorduk. bu sinyal hiç bir zaman güçlenmeyi bitirmedi. her geçen zaman daha da kaliteli bir hale geliyordu. ve görsel olarak işleyebildiğimiz zaman belli bir simetrisi varmış gibi görünmeye başladı. bir gezegeni görsel analizinden bir küre bekleyebiliriz. zaten sinyalleri bir gezegene gönderdiğimizde bize yaklaştıkça artan sinyal kalitesini zaten gözlemleyebiliyorduk. ama bir yıldız ya da gezegenin görsel analizinden farklı sonuçlar vardı.

    bu mantıkla en azından hareketli ve dünya'ya yaklaşan bir şey olduğunu kanıtlamış olduk. şekli de söyleyeyim, konik, köşeleri olan enteresan bir şekil. yani bir tasarım olarak düşünün. abartısız o zamanlar bunun başka birilerine ait bir yolculuk aracı olduğu üzerinde çok durduk. bir süpernova yani bir patlayan yıldız olduğunu da düşündük ve de patlamanın hala genişlediğini düşündük. kesin kanıtlar hala yoktu. nihayet sinyal kalitesi arttıkça yani dünya'ya yaklaştıkça bu cismin kendi rastgele oluşmuş ekseni etrafında dönen ince uzun bir niteliksiz bir gök cismi olduğunu anladık.

    çok büyük ihtimalle bir uydu'ya ya da bir gezegene çarpan bir gök taşının artakalan parçalarından biri olmalı. ancak o kadar büyük ki, eğer bu doğrultuda gelirse, çarpmadan geçmesi imkansız görünüyor. yani, jüpiter'in güneşe olan uzaklığından daha büyük bir yarıçapa sahip. eğer ki güneş'i ortalayarak gelseydi, güneş sisteminden jüpiter'e kadar olan her şeyi silip süpürecektir.

    şu anda haarp'ın en çok üstünde durduğu mevzulardan birisi bu. çok çok uzaklarda, yani bu süreçte oluşacak bir karadeliğin çekimine girip yok olması az da olsa ihtimal dahilinde. bir de şu var, zaten haarp'ın gözlemlediği bir karadeliği pas geçti hali hazırda.

    tam olarak emin olamıyoruz işte. zamanından hızından çok emin değiliz çünkü, haarp sinyallerinin hızından emin değiliz.

    bu yüzden yatırımcılara akıl veren bilim adamlarından anti-teorisyenler de bu tekniğin tamamen saçmalık olduğunu, aslında burnumuzun dibini dahi gözlemleyemediğimiz bir teknoloji olduğunu ileri sürüyorlar.

    haarp'ın bilimsel açıdan güzel tarafı da bu esasen lakin yıpranmamı da engellemiyor. birileri çıkıp ateistler gibi allah yok, din yalan diyor.

    bilimselliği ve yöntemlerini kabul eden biri olarak ateistliği makul görüyorum. ancak anti-teorisyenler de ateistler gibi çok mantıklı argumanlar ile geliyorlar.

    bu yüzden, inançlardan ve getirilerinden kaçınmak için bilimselliği dozunda tutmak ve kanıtlandığı kadarını kabul etmemiz gerektiğini düşünüyorum.

    bu değil ki haarp'ı reddediyorum. ama bunu bir parçası olmak, kanıtlanamayan bir şeye inanmak yıpratıyor.

    lakin şu soruya hiç cevap veremiyorum;

    haarp'ın doğru bir yöntem olduğu, ışıktan hızlı hareket ettiği kanıtlanırsa, bu güne kadar öğrendiğim tüm bilimin yanlış olması karşısında ne yapacağım?

    en güzel kısmı da sona saklayayım dedim, oluşturduğu iddia edilen depremler;

    bu depremler var;

    bazen çok çok çok güçlü devasa bir sinyal demetini bir impulse şeklinde gönderecek iken, çok yüksek miktarda enerji depolamamız gerekiyor. haarp basitçe şehir şebekesini hiç kullanmayan tesisler üretiyor artık. kendi nükleer santralleri var. yerin altında, dağın içinde, okyanus içinde vs. ancak haarp labaratuvar ve antenlerinden bir miktar mesafe uzaklıkta.

    bu depolanmış yüksek enerjiyi, sinyalleri yüzlerce impulse şeklinde atacak antenlere taşırken kullanılan devasa çaplardaki ve kütlelerdeki kablolar kendi aralarında manyetik etkileşime giriyor ve titreşmeye başlıyorlar bir müddet. bu sırada o civarda ufak sarsıntılar oluşuyor. bunları oturduğumuz yerden zaten biz de hissedebiliyorduk.

    ancak bir fay hattındaki kırılma tamamen bu güne kadar öğrendiğimiz depremlerden farksız. ama bu titreşimlerin o fayları etkileyebileceğini de çok bariz bir şekilde biliyoruz.

    ama haarp'ın amacı, öyle asılsız teorilerdeki gibi deprem üretmek filan değil. olay şöyle işliyor, daha güçlü sinyaller gönderebilmek için, enerji tekniği gelişiyor. bununla paralel olarak kablo teknolojisi de bu titreşimleri azaltıcak şekilde gelişiyor. zaten bu titreşimler haarp için de bir sıkıntı özünde...
  • tektonik hareketler sizin belirlediğiniz ölçüde ya da frekans aralığında nokta atışlarla çözülecek kadar basit mevzular değil; hele "gelişmiş" cihazlar ve sistemler ile yenilecek ya da meydan okunacak kavramlar hiç değil. levhalar, fay hatları; jeolojik tüm bileşenlerin kaynakları belirli bir sisteme, döngüye bağlı olarak hareket eder.

    milyon yıllık değişimlerden bahsediyoruz. adam tutmuş "iyonosfere sinyal yollanıyor" diyor, "aşırı şişkin balonu iğneyle patlatmak" diye saçmalıyor. sanki haxball oynarken admin otuz sekme birden açıp lag yapıyor da millet oradan oraya savruluyor. vay babam vay, ne günlere kaldık. ciddi ciddi fay hattını böyle bir şey sanıyor herif.

    açın bakın dünya deprem haritasına, her gün en az 6'yı görüyor bir kıta. yahu el insaf, "deprem yaratacak makine" diye bir şey olsa adamların manisa'da, elazığ'da işi ne? yoksa ayarı tutturamadılar mı? şey çok komik, istanbul için bekliyorlarmış adsghehjs... neyi bekliyorlar lan? daha hangi buhranı yaşayacaksın 1929 gibi bir şey mi bekliyorsun, burnuna kadar boka batmış adamlar haarp diyor ya çıldıracağım dsghefheh...

    bu manyakça komplolar kimseye bir şey kazandırmaz kendinize gelin. dünya siyasetini yönlendirmek, ülkeleri "işgal" etmek veya "kirli emellerini" uygulamak için depremden medet uman dangalaklar da kendini yüksek bir yerden boşluğa bıraksın. trump, putin, esad vb. kişiler manyak falan ama bunları düşünüp böyle şeylerden medet umacak kadar da geri zekalı olamazlar kusura bakmayın.

    adamlar ciddi ciddi tesla diyorlar. tesla'nın adını anarken destur çekmesi gereken adamlar osilatörün gelişmişini yapmış olabileceklerini ve bununla yer hareketlerinin kontrol edileceğini iddia ediyor. bunun neden "mümkün olamayacağı" izah edildiğinde de üst perdeden "yeniliklere, farklı fikirlere açık olun" diye çemkiriyorlar.

    kardeşim ne fikri, aşı karşıtlığından ne farkı var bu dediğin şeyin. sen komple bir jeoloji bilimini iki satırlık tesla okumanla tarumar ettin lan nerenden çıktı o fikir? sabır taşı olsa çatlar vallahi.

    abi şaka gibiler. her depremden sonra aynısını görüyorum. e peki sayın çok bilmişler, iki yüz küsür sene önce olan deprem için ne söyleyeceksiniz? her deprem sonrası oluşturulan, deprem fırtınalarından tutun da yer hareketlerinin ve şekillerinin konumlanışına bakarak bir sonraki depremi öngörebilen çalışmalar; bizim gibi aktif faylar üzerinde olan bir ülkede zaten bu zaman diliminde deprem olacağını söylüyor yıllardır. ne yılları, 99 depreminden beri konuşuluyor bu.

    sizin derdiniz gerçekten beyin fırtınası yapmak mı yoksa muallakta kalmış zaman aralığı üzerinden fırsatçılığınızı aklamak mı?

    yapmayın etmeyin. tesla şu an kalkıp gelse, bu manasız hezeyanlarınızı görse yaptığı bütün aygıtları elleriyle gömer. adamın ismi üzerinden prim yapmayın bari. dünya üzerinde iklim değişikliği de dahil, doğa olaylarını kontrol etmenize yarayacak bir "birim", "mekanizma" yok arkadaşlar. iki dünya savaşı, hatta soğuk savaş yaşanalı beri hemen hemen her kıtaya abartılı sayıda bomba düşüyor ve iklime esas zararı veren şey hem savaş sanayi ile ilgili manasız büyüme hem de tarım arazilerinin büyük ölçüde yok edilmesi sonrası yeni bir kalkınma modelinin olmayışı.

    yani ciddi ciddi insanı çıldırtmaya uğraşıyorlar. pes vallahi.

    edit: imla.
  • ne hikmetse amına koduğumun makinesi bir tek türkiyede kullanılıyor. ya bir boka yaramayan sömürgeden hallice bir ülkeyiz, rolünüzü niye bu kadar büyütüyorsunuz. rusyada anti haarp mı var mesela?