şükela:  tümü | bugün
  • bugün tv'de bir kez daha yakaladığım ve bir kez daha seyredip bir kez daha kahkaha attığım film
  • an itibariyle hd olarak star tv ekranlarında gösterilmektedir. maç da yokmuş bugün, başka ne izlenebilir ki?
  • müthiş bir kadroya sahip yeşilçam sinemasının kült filmlerinden biri. münir özkul, adile naşit, şener şen, ayşen gruda, halit akçatepe gibi isimleri barındırır. özellikle şener şen'in vecihi karakteri izlenmeye değerdir.

    kıt kanaat geçinen kalabalık bir ailenin sevimli ve bir o kadar da sıcak hikayesini anlatır. toplumdaki sınıf mücadelesini bu denli canlı ve derinden işlediği için filmin orijinal ismi hababam sınıfı olarak değiştirilmiştir.
  • çok güldüren, az hüzünlendiren güzel filmlerin adı.

    bu filmleri argo konuşmalar, öğretmenlere yapılan şakalar vs. için eleştirip kötü filmler olduğunu söyleyenleri hiç anlayamadım, neyi nasıl beğenirler, beğendikleri bir şey var mı merak ettim.

    bu filmler sadece komedi değildir, en azından bana göre öyle. dalga geçtikleri öğretmenleri dara düştüğünde işinden olduğunda onların yardımına koşan da bu öğrencilerdir. vefa vardır. iç güzelliği vardır. en önemlisi temiz kalpli gençlik vardır. aynı şekilde başı dertte olan öğrenciye de sahip çıkan, yardım eden öğretmendir. bir hatadır, evli çocuk sahibi olan çaresiz öğrencinin çocuğuna bile hep beraber bakmışlardır. insanlık, anlayış, empati vardır. çok güldürür ama ara sıra vurur(tokatlar) hüzünlendirir, insanın gözünden yaş gelir. tabii kötüleme, hata bulma amacıyla izlemiyorsanız.
  • müdür bey: hababam sınıfından kim geldi buraya
    hafize ana: güdük necmi, domdom ali, tulum hayri, hayta ismail
    müdür bey: yemeklere dokundular mı?
    hafize ana: dokunmaya kalktılar, ellerini kırdım.
    müdür bey: bu yemekleri onlar yiyecek.
    hafize ana: oh oh iyi iyi
  • (bkz: rıfat ilgaz)'in romanidir. (bkz: ertem eğilmez)'in sinemaya uyarlarladigi film.
  • hababam sınıfı / kemal sunal

    müfettiş : adın ne?
    şaban :hz. ebubekir

    müfettiş : oğlum adın ne diye sordum
    şaban : hee hz. şaban

    müfettiş :otur yerine
  • rıfat ılgaz romanıdır
  • rıfat ılgaz serinin ilk kitabını stepne takma adıyla yayınlamıştır. gerisini üstattan dinleyelim:

    "kitap çıktı. yazarı stepne… ister dolmuş’un yedek lastiği olsun, ister kitabın yazarı… okuyucu kafasını bu konu üzerinde hiç yormadan beş bin kitap, dergi gibi eriyip gitmişti. kitapçı vitrinlerinde yerini bile almaya vakit kalmamıştı. aldığım iki yüz elli lira, mizahtan, mizah kitaplarından aldığım ilk telif ücretiydi. şairlik adımı kullanmadan mizah yazarı olmuş, kitap çıkarmış, ilk kez kitaptan para kazanmıştım.

    dergi kapandıktan sonra geriye kalan yeni hababam sınıfı öykülerinin bir bölümünü de tan basımevi’nde haluk yetiş basmıştı. nasıl olsa kitap kendini sattıracaktı. bu bakımdan, dizgi, baskı hacıbaba işi olmuştu. kapağını bile turhan selçuk’un dergideki çizgilerinden yararlanarak ben düzenlemiştim. olmuşken olsun dedim. ünü rıfat ılgaz’ı çoktan aşan hababam sınıfı’na ilerde sahip çıkabilmek umuduyla kapağa da adımı koydurdum. birinci kitabın her bakımdan bir devamı olduğu halde ilk eleştiriler çok umut kırıcıydı:

    “birincisi çok daha güzeldi. ne gerek vardı bu ikincisine?”

    oysa dergide severek okudukları öykülerdi bunlar. kitap olarak derlenince mi gereksizleşiyor, değerden düşüyordu? bu tür eleştiriyi yapanların gene de iyi niyetli arkadaşlar olduğunu sonradan öğrendim.

    babıâli demirbaşlarından dağıtıcı faruk kitabı evirip çevirdikten sonra:

    “nerde stepneee…” demişti, “nerde rıfat ılgaz… herif yazmış… ancak iki hikâyesini okuyabildim bu yeni kitabın. bırak dostum sen bu işleri!”

    ne demek istediğini anlayamamıştım. şaşkın şaşkın bakıyordum yüzüne:

    “rusçan fena değil!” dedi. “doğrusu ilk kitabı çok güzel çevirmişsin!”

    ben rusça biliyordum haaa?.. haraşo’dan başka tek sözcük bilmiyordum rusça olarak. şaşkınlıkla sordum:

    “ben mi çevirmişim. hangi yazardan?”

    “hangi yazardan olacak! stepne’den.”

    “yani bu stepne sovyet yazarı, öyle mi?”

    “bırak lâf cambazlığını… ha sovyet yazarı, ha rus yazarı… hepsi bir kapıya çıkar… baktın birincisi iyi gitti, ikinciyi de sen yetiştirdin geriden.”

    babıâli’nin kral faruk’u beni sinemacılarla karıştırıyordu. ya da mayk hammer üreticilerine benzetiyordu. bir koyundan iki post çıkarmakla suçluyordu yani… haklıydı bir bakıma. yanlışlığı birinci kitabın kapağına stepne koymakla değil, ikinci kitabın üstüne kendi adımı yazmakla yapmıştım. hey garip kişi! durup dururken ne diye böyle işlere özenirsin! baban da mı mizah yazarıydı? şairlik neyine yetmiyordu senin?"

hesabın var mı? giriş yap