şükela:  tümü | bugün
  • pierre bourdieu'nun geliştirdiği bir terimdir. sınıfsal bir konsepttir ve içselleştirilmiş eğilimler diye türkçeye çevrilebilir. bourdieu der ki; senin pratiklerin, yaptığın hareketler sosyal yapıdan etkilenir, her hareket sosyal yapıyı yansıtır. objektif ile subjektif perspektifleri birleştirmeye çalışan bir sosyolog olarak sonra da bütün bunların içselleştirildiğinden, bunun da habitus ile gerçekleştirildiğinden bahseder. sosyal yapı sizin hareketlerinizi, sizin habitusünüz ile etkiler. habitus sizin sınıfınızın size verdiği içselleştirdiğiniz özelliklerinizdir.
  • insanlarin zevklerinin belirli bir alt yapidan geldigini ve altkulturun boyle ustkulture gecesinin cok zor oldugunu aciklayan bir kavram. (sarap, muzik, sanat zevki...)
  • ancak bourdieu'deki diğer iki temel kavram olan “alan” (champ) ve “pratik duygu” (sens pratique) kavramlarıyla birlikte düşünülerek anlaşılabilir (ben demiyorum taner timur diyor) zira sözlükte 'sens pratique' ile ilgili bilgi yok ancak 'champ' kavramına dair doyurucu bir yazı var. linkini veriyim tam olsun: (bkz: alan/@babaerenler)
  • norbert elias'ın 1989'da yayımlanan ''almanlar: on dokuzuncu ve yirminci yüzyıllarda habitusun gelişimi ve iktidar mücadeleleri'' (the germans: power struggles and the development of habitus in the nineteenth and twentieth centuries) çerçevesinde işlevsel kıldığı habitus kavramı özcü olmayan bir biçimde kullanılmıştır.

    elias habitus kavramı vasıtasıyla ''somutlaşmış sosyal öğrenme'' (embodied social learning) süreçleri ile bir tür ''ikinci doğa''ya ya da mizaca (second nature) referans vermektedir. özellikle kavramın ''somutlaşmış sosyal öğrenme'' boyutundan sezebileceğimiz üzere, norbert elias'ın kavramı bir sürece, dolayısıyla dinamik karakterli bir sosyal yapı-davranış-karakter kombinasyonuna atıfta bulunmak için kullanmış olmasıdır. elias'ın statik analizin tuzaklarından kurtulmak için araçsallaştırmaya çalıştığı habitus kavramı paradoksal bir biçimde böylesi bir analize uygun şartları yeniden üretebilecek makro bir düzeyde kullanılmıştır: elias bize ''alman ulusal habitusu''ndan bahseder. burada kavram, anlaşılacağı üzere, fazlasıyla statik bir kavram olan o bildik ''ulusal karakter''in ikamesi olarak düşünülmüştür. elias'ın deyimiyle ''ulusların kaderi yüzyıllardır o ulusun üyelerinin habitusları içinde tortusallaşmıştır''ve dolayısıyla bireylerin habitusları ile birlikte uluslarınki de değişir.

    norbert elias'a göre ''bir halkın ulusal habitusu biolojik olarak verili ve değişmez değildir. ulusların habitusu maruz kaldıkları devlet-formasyonunun ortaya çıkış süreci ile çok yakından ilişkilidir. kabileler ve devletler gibi, ulusların habitusları da zamanla değişir ve gelişir. irksal ortaklıklara rağmen ulusal habituslar önemli farklılıklara yol açmaktadır''. norbert elias için ulusal habitusu anlamak için kritik olan süreç devlet-formasyonunun oluşum sürecidir. burada vurgulanması gereken nokta elias'ın habitus kavramıyla yakalamaya çalıştığı ilişkisellik mantığıdır. ulusal habitus, öyle anlaşılmaktadır ki, hem devlet-formasyonu tarafından biçimlendirilmekte hem de bir biçimde ve etkisi sınırlı olmak kaydıyla devlet formasyonun şekillenişi üzerinde etkili olmaktadır. bu karşılıklı etkileşim mantığı yapısalcı ve öznelci yaklaşımlara bir alternatif oluşturmak niyetiyle kurgulanmış gibi gözükmektedir. bu yönüyle habitus kavramsallaştırmasının elias'taki kullanımının elias düşüncesindeki temel temalara uygun olduğu da söylenebilir. zira elias için uygarlık henüz tamamlanmamış bir süreçtir ve uygarlığın alamet-i farikaları olan utanma ve sıkılma sınırları, temizlik pratikleri, özdenetim mekanizmalarının işlevselleşmesi gibi unsurlar, açıktır ki, bir ''somutlaşmış sosyal öğrenme'' süreci ile birlikte vücuda gelirler.

    ''yapı ve özne''nin arasında bulunan bir belirsizlik mıntıkası gibi duran elias'ın ulusal habitus kavramsallaştırması bana e.p.thompson 'cu çağrışımlara sahipmiş gibi de geliyor. thompson da deneyim ve etkileşim vurgusuyla, toplumsal aktörlerin algılama biçimlerine özel bir önem vermektedir ve bu açıdan da elias'ın çabaları ile de yakınlaşmaktadır. şimdi ulusal habitus üstüne düşünmemizin neden önemli olabileceğini sözlükten birtakım entryler ile örneklemek isterdim ama gerek yok. yani herhalde....
  • stéphane chevallier ve christiane chauviré'nin ortak eseri dictionnaire bourdieunün habitus maddesini çevirdim egzersiz babında, buraya da koyayım. metnin kurgusu çok iyi olmasa da kavramla ilgili önemli noktalara işaret ettiği söylenebilir. sürç-ü tercüme edilmiştir illa ki, affoluna.

    aristo’dan başlayıp leibniz, husserl ve merleau-ponty’ye uğrayarak norbert elias’a kadar uzanan uzun bir tarihe sahip kavram. bourdieu de bu kavramın kendine has bir versiyonunu geliştirir: belirli bir sınıfa* ait/bitişik olan şart(lanma)lar [conditionnement] habitusları üretir. bunlar kalıcı ve aktarılabilir istidat** dizgeleridir. bu dizgeler hem hedeflere bilinçli bir yönelmeyi veya bu hedefleri elde etmek için gereken iş(lem)lerde bilinçli bir ustalaşmayı [maitrîse] gerektirmeksizin nesnel olarak amaçlarına adapte olabilen/uygulanabilen hem de kurallara itaati gerektirmeksizin düzenlenmiş [reglée] ve düzenli olabilen ve böylece bir orkestra şefinin düzenleyici fiili olmaksızın bir bütün olarak uyum içinde işleyebilen doğurucu ilkeler ve eylem ve temsil organizasyonları/düzenekleri olarak iş görürler.
    oldukça önemli bir teorik işlev yüklenen ve alan kavramıyla birlikte iş gören habitus, bourdieu düşüncesinin merkezî kavramıdır. bourdieu’nün de belirttiği gibi habitus, öncelikle, düzenleyici (?) [dispositionnel] kavramların çoğunda olduğu gibi, yanlış/sahte problemleri bertaraf etmeye yaradığı için değerlidir. ama aynı zamanda çok önemli açıklayıcı bir işlevi de vardır. habituslar kalıcı olarak şekillendirdikleri eylem ve temsillerde aktüel olmaya ve işlemeye meyilli nesnel imkanlardır [potentialité]. ya da pierce’ın dediği gibi “reel imkanlar”. bourdieu habitusu açıklamak için “yapılandırıcı yapılar” veya chomsky’nin doğurucu gramerine atıfla “doğurucu ilke” terimlerini kullanır. tarihi ve sosyal şartlanmaların ürünü olan -bu tamamen onlar tarafından belirlendiği anlamına gelmez- habitus aynı zamanda eylem üreticisidir: mekanik olmayan bir biçimde, ilgili sosyal alanın mantığına nesnel olarak uygun, bu mantık tarafından izin verilen***, dolayısıyla sınırlanan davranışlar üretir. bourdieu, habitus’un bedenleşen karakteri üzerinde ısrarla durur: sosyal şartlanmaların bazı görünüşleri/yönleri bedenlere, bedensel hareketlere, tavırlara işler. böylece bunlar aslında onları habitusları aracılığıyla öğrenen-edinen agentlara**** “doğal” gözükürler.
    habitus teorisi, entelektüalist rasyonel hesap teorisinin hesabını veremediği bir eylem kategorisi ile (de) ilgilidir: agentlar habitusları nedeniyle herhangi bir hesap yapmaksızın, kendiliklerinden/anlık olarak seçimlerini sınırlarlar. kararlarında rol oynayan (bu) baskılar, özellikle geçmişin-tarihin etkisi, genellikle algılanmaz. bourdieu, sosyal şartlanmaların doğallaşmasının bir sonucu olan bu tarihin unutulması durumuna “bilinçaltı” adını verir.
    habitus belirli bir alanda, bütün yapıp-etmelerimiz üzerine düşünmemize gerek kalmadan, “doğallıkla” (edinilmiş bir doğallık) hareket etmemizi mümkün kılar: habitus, hesap ve düşünce tasarrufu sağlar. görüldüğü üzere habitus belirli bir eylem kategorisiyle ilgilidir. ne dışsal sebeplerin/etkilerin mekanik sonucu, ne de (salt) düşünce ve hesabın ürünü olan bu eylemler, toplumda en yaygın ve karakteristik eylemlerdir.
    son olarak, habitus sadece bir eylem prensibi değildir. o, içinde bulunulan sosyal düzenin içselleştirilmesinden neşet eden ve bu düzene uygun algı ve tasnif şemaları sağlar. belirli bir alandaki hakim bilişsel ve zihni yapıların temelinde yer alır. ikinci bir doğa olarak işleyen habitus, toplumun inşa ettiği ve ardından meşrulaştırmak için “doğallaştırdığı” toplumsal yaşam niteliklerini “doğal” ve “kendiliğinden” kabul etmemizi sağlar: bu açıdan habitus bir yanılsama/illüzyon sebebidir.
    zor da olsa, sınıf habitusumuzdan, özellikle dilsel olanından, bağımsızlaşmamız mümkündür. ancak bunun için basit bir farkındalık/bilinçlilik hali yeterli değildir -zira habitus bedene işlemiştir-; uzun bir kendi istidatlarını tanıma, eğitme ve yönetme ameliyesi gerekir. sınıf habituslarının bir süresi***** vardır, dolayısıyla geri döndürülemez değildirler.
    bourdieu’ye sıklıkla, habitus kavramına bağlı olarak, determinizm eleştirisi yöneltilmiştir. ama ona göre, “habitus, bazen algılandığı gibi, kader değildir”. o sıklıkla, habitus tarafından müsaade edilen “oyun alanı”nın altını çizmiştir: habitus, bir bütün olarak davranışların düzenliliğini/uygunluğunu sağlarken eylemlerde doğaçlamaya da izin verir. aynı şekilde, habitusun eylemleri üretme tarzıyla ilgili olarak da mekanizm eleştirisi yapılmıştır. ancak bourdieu, habitusun varlık-hallerinin [modalité] hem mekanik gereklilikten hem de düşünümsel özgürlükten farklı olduğunu belirtmiştir. habitus, agentlara bir özgürlük alanı sağlar: baskılara/zorunluluklara entegre olmanın belirli bir alanda, yaratıcılığı mümkün kılarak, belli bir özgürlük sağlayacağı bir gerçektir. (bir müzisyen, kompozisyon çalışarak, gam yaparak müziğin pratik şemalarına ve normlarına entegre olmadan serbestçe beste yapamaz.) habitus kavramında, sosyal baskılara/zorunluluklara ve onların zorunlu olarak içselleştirilmesine dair bir felsefeden ziyade, teorik akla indirgenemez olan pratik bir akılsallığın [ratinonalité] ürünü olan edinilmiş yeteneklere ve kabiliyetlere dair bir felsefe mevcuttur.
    son olarak, habitus kavramı haddinden fazla teorik hizmette bulunmakla ve istatistiki düzenliliklerin basit tasviri sayılabilecek konularda haddinden fazla laf kalabalığına yol açmakla eleştirildi (düzenleyici kavramlara sıklıkla yöneltilen bir eleştiri). ancak eğer sosyal dünyanın düzenliliklerini, veya genel olarak düzenliliği, sadece tasvir etmek değil aynı zamanda açıklamak istiyorsak düzenleyici kavramlardan vazgeçmenin son derece zor olacağı da açıktır. (ayrıca düzenleyici kavramları, konuyla ilgili ciddi ve nicelikçe bol anglo-sakson literatürüne uyarak, sadece uyku getirici araçlar olarak görmek çok indirgemeci bir yaklaşım olacaktır.) bu elbette habitus kavramının bütün eleştirilerden azade olduğu ve bütün uygulama alanlarında iyi iş gördüğü anlamına gelmez. o, özellikle oyunların ve edinilmiş teknik bir yetkinliğin gerektiği kolektif eylemlerin analizinde kullanışlıdır. habitusun en iyi örnekleri, uyumlu/uygun bir performans ortaya koymaları birbirlerine benzer ve birbirleriyle uyumlu habituslara sahip olmalarını gerektiren oyunculara dair örneklerdir (bir orkestranın müzisyenleri gibi). bu performans aynı zamanda hem bir tür otomatizmi, ön-görmeyi (anticipation) hem de yaratıcılığı içerir. (bourdieu’ye göre bunlar ancak pratik bir akılsallıkla değerlendirilebilir/yargıya konu edilebilir, teorik değil.)

    * bourdieu’den bahsediyorsak sınıf dediğimizde sosyal bilimlerdeki önceki sınıf kavramlaştırmalarıyla araya bir mesafe koymamız gerekir. bourdieu’nün sınıf kavramlaştırması hakkında ayrıntılı bilgi için la distinction’a başvurula.
    ** fransızca “disposition”. bizde genelde (görebildiğim kadarıyla) yönelim, yatkınlık gibi kelimelerle karşılansa da bunların hiçbiri disposition kelimesinin anlam zenginliğini karşılamaya yetmiyor kanaatimce, meselenin sadece bir yönüne vurgu yapıyorlar. disposition hem yatkınlık/eğilim, hem huy, tabiat hem de düzen/leme anlamına gelebilen bir kelime ve bu kelimelerin hepsi habitus kavramının anlam alanına bir şekilde dahil. o yüzden hem yatkınlık/eğilim hem de huy, tabiat anlamlarına gelebilen istidat kelimesi daha uygun bence. ama bu kelime de hem taşıdığı fıtrî tını hem de disposition’un düzen/leme anlamını karşılamaması bakımından yetersiz kalıyor. daha iyi bir karşılık bulan beri gelsin.
    *** yazarın kullandığı “autoriser” fiilini cümle içersinde biraz sırıtsa da birebir izin vermek olarak çevirdim. zira burada izin verme kelimesi hem “kabul etme” hem de “mümkün kılma” anlamlarını kapsıyor. birinden birini tercih etmek diğerini feda etmek olacaktı. anlam yerine üslubu feda ettim.
    **** yok hacı, yok. bourdieunün agent'ını karşılayacak bir kelime yok. bulan varsa beri gelsin. fail, aktör; bunlar zaten olmuyor. bourdieu mezarında ters döner valla. direk ajan desek bambaşka bir anlam alanı var kelimenin türkçede, komik oluyor. vekil desek birebir çevirip, agentı yapının şamaroğlanına çevirmiş oluyoruz. zaten şüpheli olan özgürlük alanını da elinden alıyoruz. en iyisi agent kelimesini dilimizde misafir etmek, şimdilik.
    ***** habitusların bir süresi olduğunu söylerken yazar durée kelimesini kullanıyor, durée ölçülebilir-nesnel zamandan farklı olarak yaşanmış-öznel zamanı ifade eder. yazarın ifade etmek istediği, bence, habitusların sosyal-tarihsel bir yaşanmışlık içerisinde oluştukları/inşa edildikleri, zaman-üstü/verili/doğal olmadıklarıdır. dolayısıyla geri çevrilebilir, değiştirilebilirler.
  • evela ansiklopedik bilgimi arz edeyim; ardından nefesim yeterse üç beş kelam ederim;
    latincede habitus; habeo, habere, habui, habitum fiilinin supinum gövdesinin -habitum-; masculenum singularis nominativus ve vocativus halidir. kökenbilim araştırıcılığı yapmaktansa; sadece latincede habitus 'a varıncaya dek hangi ifadelerle karşılaşmaktayız ve anlamları nelerdir, bunun üzerinde durayım; en sonda habitus manasını vereyim;

    -habeo fiili; sahibim manasındadır; maliğim, tutuyorum, saklıyorum, hıfzediyorum, ihtiva ederim, içime alırım, kapsarım, -olayı- bilirim, yetkim vardır, -kişiye- davranırım, muamele ederim, sayarım, telakki ederim, dikkate alırım, eylemi yaparım, yerine getiririm, mal sahibi olurum manaları da vardır.
    -bu fiilden doğmuş bir sıfat karşımıza çıkıyor; habilis, bu terimin manası; yönetilir, yönetilebilir, uygun, elverişli, yatkın, yetenekli, çevik, tez, uzman, mütehassıs
    -bu sıfattan da şu dişil kelime doğuyor; habilitas, habilitatis (f); yetenek, istidat manasında.
    -bundan da habilitabilis sıfatı çıkıyor; yani oturulabilir, ikamete elverişli . yani gördüğünüz gibi mana üç aşağı beş yukarı değişti. iskan'a döndük.
    -artık ikamet manalı kelimelerle yüz göz olma zamanı; habitatio, habitationis (f); mesken, ev manasında.
    -bir diğer ismimiz; habitator, habitatoris (m) görüldüğü gibi dişilden, erile geçtik; manası ikamet eden kimse, bir evin sahibi, kiracısı. zaten -or eki latincede genelde; "eylemi yapan" şeklinde manalaşıyor.
    -artık bir fiil üretme zamanı geldi; habito, -are; yani sakin olmak, ikamet etmek, yaşamak, oturmak, kalmak, her zaman bir yerde olmak manalarında.
    -bu fiilden habitudo, habitudonis (f) dişil ismi ürüyor; hal, durum, vaziyet manasında.
    -ve geldik başlıktaki kelimeye; habitus; bakın şimdi, bu kelime habeo fiilinin supinum gövdesinden türedi dedim ya; bu haliyle; mütemayil, yatkın, şişman, etli anlamlarına gelmekte. aynı şekilde; habitus, -us (m) yani dördüncü çekimden bu isim ise; hal, durum, görünüm, giysi, giyim, karakter, nitelik, mizaç, tabiat, huy, duyu manalarını içeriyor.

    kelimeler arasında yolculuğun böyle bir getirisi var efendim; bakın başladığımız noktaya döndük; dikkat ederseniz alfabetik ve lugat dizilişine göre bahsettiğim kelimelerden ilki habeo fiiliydi; manasını yazdım yukarıda, vardığımız sonuç onca kelimeden sonra yine aynı fiilin supinum gövdesinden türemiş bir başka isim oldu.

    nefesim yetmedi, kelimenin felsefi irdelenmesini başka bahara bırakıyorum.
  • insanların sosyal dünyayı algılama, anlama ve değerlendirmeleri için bir dizi şemaları vardır. bu şemalar sayesinde insanlar hem pratik yaratır hem de onları algılar ve değerlendirir.

    habitus, sosyal dünyanın yapılarının içselleştirilmesinin bir ürünüdür. habitusu içselleştirilmiş bir sosyal yapı olarak düşünebiliriz. bu kavram sosyal dünyada belli bir pozisyonda uzun süre bulunmanın sonucunda elde edilir. yani bireyin sosyal dünyadaki konumuna bağlıdır. herkesin habitusu aynı değildir. fakat sosyal dünyada aynı konumda bulunanların da habitusu benzer olur. bu şekilde habitus kollektif bir olgu da olabilir.

    belli bir zamanda var olan habitus, kollektif tarih tarafından yaratılmıştır. bir bireyin sahip olduğu habitus o bireyin hayatı boyunca kazanılır.

    insan eylemleri ve pratikleri, habitus ile sosyal dünya arasında aracılık eder. bir yanda pratik ile habitus yaratılır, diğer yanda pratik sonucu sosyal dünya yaratılır. pratik habitusu etkilese de habitus, pratiği şekillendirir ve türetir.

    kaynak:

    george ritzer, jeffery stepnisky. sosyoloji kuramları - sociological theory.
  • genlerime işlemiş ama bir şekilde reddettiğim, hayat fırsat verdi de uzaklaştığım habitusa tüm hücrelerimle teslim olurum her bayram.
    aile toplanır çünkü. gitmeden üç gün önce mideme kramp gider. "sen bunları geçtin, bırak ne olursa olsun düşme" derim ama bilirim yine de oyun alanına girer girmez köklü parçası olacağım.

    bayram sofrası kalabalık. akranlarım, hepsi işinde gücünde insanlar, başka habitusların misafir oyuncuları bir iki on yıldır. iyi de kıvırdık bu işi. ama düştük yine bozkırda top çevirme şenliklerine. kaçacak alan yok.
    dünyanın en saçma, asla parçası olmamamız gereken bin yıllık tartışmalarına dalıyoruz gene. kimse kimseyi dinlemiyor. herkes bağırıyor ve kimse yadırgamıyor. herkes diğerinin çürük olduğundan emin. can hıraş mesnetsiz fikrini savunuyor. kazanç yok. sav yok, önemli olan herkesin elinin kanlandığı suçu kendi kanından diğerine itelemek. o da olmazsa ayıbı bastırma yoluyla susmamız beklenecek.

    burada hasretten bahsedemezsin. beraber büyüdüğün kardeşlerine duygusal yakınlık gösteremezsin. derdini soramazsın. sana tek verebileceğimiz yanında gergin şekilde dikilmek. yalnızlığını, etrafını çevirerek, nefes aldırmayarak kafana çakarız. hoş gelmedin. gülecek bir şey yok ve sakın ağlama..

    burada varlığını, yani burada şu an bulunduğunu gösteren şey diğerleriyle çatışmandır. unutma, küsüp "tamam" deyip ilk gidenin sözde zaferini arkasından gösterişli bir şekilde toprağa vereceğiz.

    sen buranınsın. ama seni buraya ait hissettirmemek için anamdan/halamdan/yengemden emdiğin sütü burnundan getireceğiz.. hoş gelmedin ve asla gidemeyeceksin.
  • etkiye verdiğiniz tepkinin toplumsal kodlanmalarla çok ilgili olduğunu fark ettiğinizde habitus unuzdan hızlıca kaçmanız gereken anı yakalamışsınızdır demektir.

    kişisel gelişim kitaplarının habitus tan hiç bahsetmeyişinin de, bu sabahların da bir anlamı olmalı. ikincisinden emin değilim.
  • habitus, bilinç ve dil düzeyinin altında yer alarak düşünce ve eylemin seçilimini kısıtlamasına rağmen bu iki unsuru tamamen belirleyemediği için içselliğin dışsallaştırılması anlamında toplumsal dünyayı üreten ve dışsallığın içselleştirilmesi anlamında da bizatihi toplumsal dünya tarafından üretilen istencin ötesinde konumlanmış ilişkisel pratiğin mantığıdır.

    bu çerçevede habitus, hem oyun alanının yapısalcı bir içerikle birlikte baskıcı yanını pekiştirmekte hem de aktörün maddi ve kültürel bir anlamda yeni oyun alanları üretmek için mücadele etmesini sağlamaktadır. ilk aşamada, oyun alanının çıkar, kural ve kanaatlerini bedensel ve sezgisel bir yatkınlığa bağlı olarak yeniden üreten habitus'un sonraki aşamalarda gelecek inşası için gerekli olan tahayyül gücünü içermesi nedeniyle tarihsel deneyimleri, pratik yatkınları ve gelecek tahayyüllerini kapsadığı görülebilir. dolayısıyla habitus, erken çocukluk döneminde bedensel anlamda şekillendirici bir aygıt olurken modern toplumda tarihi ve pratik deneyiminin bir sonucu olan sınıf hiyerarşisi içinde temellenmektedir denebilir.

    aktöre oyun alanı içinde karşılaştığı güçlükleri tabiri caizse el yordamıyla aşma olanağı sağlayan habitus'un bir taraftan aktöre hazır ve verili bir yaşam kültürü sunduğu için iktidarın suç ortaklığını yapan diğer taraftan ise aktörü oyun alanında tutarak ona özerkleşme olanağı sağladığı için direnişin kaynağı olan bir muhteva taşımasından dolayı yapı-fail ikiliğini aşma noktasında anahtar mahiyeti gördüğü açıktır. bu minvalde habitus'un aktörü belirlenmiş muhtelif yapısal ihtiyaçların ifa edilmesi sürecine adapte ederken aynı zamanda çatışmanın kaynağı olan toplumsal farklılaşmayı üreterek aktörde don kişot etkisi yaratan bir muhteva inşa ettiği de ortadadır.

    bu noktada, kavramın daha iyi anlaşılması için yaşlılık metaforu gündeme getirilebilir. bir kuşağın elde etmek için mücadele ettiği değerlerin yeni bir kuşak için anlamsız gelmesi ve aynı şekilde yeni kuşağın elde etmek için mücadele ettiği değerlerin bir önceki kuşak için gerici bir anlam taşıması sürecinden doğan arzu sistemi uyuşmazlığının toplumsal bir çatışmaya yol açması durumuna bağlı olarak verili oyun alanındaki iktisadi ve kültürel kaynakların dağıtımı sırasında gerçekleşecek olan toplumsal çatışmanın kendine özgü yaşlanma yasaları olacağını belirtmek mümkündür.

    bu anlamda habitus farklılıklarından doğan yaşlanma yasalarını -yaşlanma yasalarından doğan habitus farklılıkları da denebilir- gündeme getirerek aynı zamanda tarihsel ve dinamik bir mahiyete sahip olduğu görülen bir toplumsal değişme tahlili geliştirmek söz konusudur.