şükela:  tümü | bugün
  • şimdi geriye doğru gözlem yapınca, lise ve öncesi öncesi okul döneminde, gelir grubu düşük bölgelerde çok sayıda potansiyelli gencin davranış, giyim ve hiç önemli olmayan bir davranış silsilesi sebebiyle daha eğitimli toplumun kendine ait olmadığı hissiyatıyla özgüvenini sağlamayıp kaybolup gittiğine şahit oldum.

    umarım yeni gençlik maddi durumun zayıf olması ve eğitimsiz aileden gelmiş olması durumunu eğitim ve gelişiminin önünde duygusal bir pranga olarak düşünmez.
  • bourdieu tarafından hem sosyal dünyayı oluşturur hem de onu tarafından üretilir diye özetlenmiştir. yine bourdieu tarafından verilen oyun örneğinde oyuncuların belirlediği stratejiler olarak örneklendirilmiştir.

    tabiri caiz ise bizim külli irade dediğimize yapı, cüz-i irade dediğimize ise bir nebze habitus olarak bakabiliriz. bize bir kart veriliyor ve o karta göre de oyun oynayacağız stratejilerimizi düzgün kurarsak oyunu kazanarak sonuçlandırırız, ki kuran'da bu kazanım cennet olarak tasvir ediliyor. kaybedersek de cehenneme.
  • içinde bulunduğunuz sosyal yapının size kattığı içselleştirilmiş hareketlerdir.
    yani o sosyokültürel yapıya ait olma hissi
  • okulların toplumsal ve kültürel eşitsizlikleri bir kuşaktan diğerine aktarma sürecinde bourdieu kullandığı iki temel kavramdan biridir. habitus ve kültürel sermaye. habitus, her kuşakta çocukların toplumsal gruplarında toplumsallaşma deneyimleri yoluyla toplumsal dünyalarının ve nesnel maddi koşullarıyla ilgili olarak yapılanır diyebiliriz.
  • ne tam olarak bireyseldir, ne de davranışları tek başına belirler. eylemleri gerçekleştirenlerin içinde işleyen yapılandırıcı bir mekanizmadır. çeşitli durumlarla başa çıkmayı sağlayan strateji üretme ilkesidir. habitus, çevresel taleplere tutarlı ve sistematik bir biçimde tepki verir.
  • habitus, bilinç ve dil düzeyinin altında yer alarak düşünce ve eylemin seçilimini kısıtlamasına rağmen bu iki unsuru tamamen belirleyemediği için içselliğin dışsallaştırılması anlamında toplumsal dünyayı üreten ve dışsallığın içselleştirilmesi anlamında da bizatihi toplumsal dünya tarafından üretilen istencin ötesinde konumlanmış ilişkisel pratiğin mantığıdır.

    bu çerçevede habitus, hem oyun alanının yapısalcı bir içerikle birlikte baskıcı yanını pekiştirmekte hem de aktörün maddi ve kültürel bir anlamda yeni oyun alanları üretmek için mücadele etmesini sağlamaktadır. ilk aşamada, oyun alanının çıkar, kural ve kanaatlerini bedensel ve sezgisel bir yatkınlığa bağlı olarak yeniden üreten habitus'un sonraki aşamalarda gelecek inşası için gerekli olan tahayyül gücünü içermesi nedeniyle tarihsel deneyimleri, pratik yatkınları ve gelecek tahayyüllerini kapsadığı görülebilir. dolayısıyla habitus, erken çocukluk döneminde bedensel anlamda şekillendirici bir aygıt olurken modern toplumda tarihi ve pratik deneyiminin bir sonucu olan sınıf hiyerarşisi içinde temellenmektedir denebilir.

    aktöre oyun alanı içinde karşılaştığı güçlükleri tabiri caizse el yordamıyla aşma olanağı sağlayan habitus'un bir taraftan aktöre hazır ve verili bir yaşam kültürü sunduğu için iktidarın suç ortaklığını yapan diğer taraftan ise aktörü oyun alanında tutarak ona özerkleşme olanağı sağladığı için direnişin kaynağı olan bir muhteva taşımasından dolayı yapı-fail ikiliğini aşma noktasında anahtar mahiyeti gördüğü açıktır. bu minvalde habitus'un aktörü belirlenmiş muhtelif yapısal ihtiyaçların ifa edilmesi sürecine adapte ederken aynı zamanda çatışmanın kaynağı olan toplumsal farklılaşmayı üreterek aktörde don kişot etkisi yaratan bir muhteva inşa ettiği de ortadadır.

    bu noktada, kavramın daha iyi anlaşılması için yaşlılık metaforu gündeme getirilebilir. bir kuşağın elde etmek için mücadele ettiği değerlerin yeni bir kuşak için anlamsız gelmesi ve aynı şekilde yeni kuşağın elde etmek için mücadele ettiği değerlerin bir önceki kuşak için gerici bir anlam taşıması sürecinden doğan arzu sistemi uyuşmazlığının toplumsal bir çatışmaya yol açması durumuna bağlı olarak verili oyun alanındaki iktisadi ve kültürel kaynakların dağıtımı sırasında gerçekleşecek olan toplumsal çatışmanın kendine özgü yaşlanma yasaları olacağını belirtmek mümkündür.

    bu anlamda habitus farklılıklarından doğan yaşlanma yasalarını -yaşlanma yasalarından doğan habitus farklılıkları da denebilir- gündeme getirerek aynı zamanda tarihsel ve dinamik bir mahiyete sahip olduğu görülen bir toplumsal değişme tahlili geliştirmek söz konusudur.
  • fransız sosyolog pierre bordieu’nun sosyolojik çözümlemeye kazandırdığı ve alanın tarifi için kullanılmış olan “habitus” kavramı, insanın sosyal alandaki yatkınlıklarının bir bütünü olarak tanımlanabilir. habitus; bireyin şahsi alışkanlıklarından öte, öznel olanın kolektifleşmesi, düşünümsel olarak öznenin toplumsallaşması durumlarını da içermektedir. habitus, sınıf mevkilerinin belirlediği insanın yatkınlıklarının toplamıdır, tüketim alışkanlıklarını şekillendirir, farklı mevkilerdeki bireylerin sembolik sınırlarını çizer. hem pratik üreten kavramlar sistemi, hem de algılama ve değerlendirmeyi sağlayan kavramların sistemini oluşturan habitus; nesnel olarak farklı olan temsil ve pratikleri sınıflandırır, izlenebilecek diğer bütün muhtemel stratejiler arasından izlenecek stratejinin hangisi olacağının öngörülmesini sağlar.

    bourdieu’yu habitus tasarımını geliştirmeye yönlendiren ilk neden, fransız sömürgeciliğine karşı bağımsızlık savaşı başlatan cezayir’e askerlik görevi için gittiği dönemde yaptığı gözlem ve araştırmalardır. bourdieu bu dönemde kapitalizmin veya para ekonomisinin rasyonel mantığıyla henüz kuşatılmamış “kapitalizm öncesi” kırsal köylülük yaşamında batıyla karşılaştırıldığı zaman irrasyonel gibi görünen, fakat belirli bir habitusa dayandığı için kendi içinde rasyonel bir mantığı olan iktisadi davranışlar gözlemler. bourdieu bu gözlemleri sonucunda, davranış ve edimlerin ardında onları habitus olarak ortaklaştıran “yapılandıran yapıların” rasyonel varlığını keşfeder. örneğin; bir köylü başka bir köylüye hayvanını ödünç vermektedir ve karşılığında bir şey istememesini “hayvan bende kalsaydı yemini ben verecektim” şeklinde açıklamaktadır. köylülerin yaşamında bir şey vererek karşılığında para veya başka bir şey talep etmek yakışık almadığı gibi, eve komşudan gelen dolu bir kabın komşuya boş geri gönderilmesi de yakışık almaz. alışılmış mübadele ilişkilerinin para veya bir getiri üzerinden sağlanan bir başarı anlayışıyla değil de yardımlaşma davranışının kazandırdığı haysiyet kazanma etrafında biçimlenmesinin bir nedeni de köylülerin “zaman” ve “beklenti/kader” anlayışıdır. köylülere göre canlı yaşamının zamanı daireseldir; doğarsınız, yaşarsınız, ölürsünüz ve yeni bir yaşam için yeniden doğarsınız. geleceği, başarı ve başarısızlığı belirlemek, insanüstü varlıklara, tanrı’ya aittir ve insan sınırlı yaşamı içinde yalnızca kendi yaptıklarından sorumludur. bordieu’nun keşfettiği ikinci şey, tarımsal deneyimleriyle zor zamanlar için hububat depolama, gıda maddelerini tasarruflu kullanma gibi alışkanlıkları olan köylülerin para sahibi olduklarında kendi geleceklerini güvence altına almak için aynı tutumlu ve dikkatli alışkanlıkları gösterememeleri, yeni durumu yapılandıran düşünsel alışkanlıklara sahip olmadıkları için yeni duruma uygun bir habitus geliştiremedikleridir. örneğin; toprak verilen küçük köylüler çabucak bu arazilerini satmakta, paralarını çarçur etmekte ve sonuçta tarım işçisi olarak çalışmak ve kentlere göç etmek zorunda kalmaktadır. köylülüğün toplam yaşam koşullarından kaynaklanan pratik mantığı para ekonomisinin ileriye dönük olanaklar vadeden soyut mantığına doğru gelişerek yeni bir habitus oluşumunu sağlamamaktadır.

    bourdieu’ya göre, sosyal bağlam içindeki kişisel deneyimleri anlamadan habitusu ve dolayısıyla sosyal özneyi anlamak olanaksızdır. bu çerçevede bourdieu; habitusu toplumsal sınıf, cinsiyet ve sosyal mekanla (alanla) ilişkilendirerek anlamaya ve açıklamaya çalışmaktadır. bourdieu, toplumsal sınıfların diğer toplumsal yapılar ve kurumlar gibi ancak gündelik pratik edimlerle (praxis) yaşamda nesnel olarak var olabileceği gerçeğinden hareketle ilk önce farklılıklar barındıran sosyal mekan olgusunu irdelemeye başlar. kişileri sosyal mekân içine kuramsal olarak yerleştirebilmek için onların “sermaye” miktarlarına ve bireşimlerine, birbirlerine karşı göreceli konumlarına ve ilişkilerine bakmak gerekir. sınıfsal konumları tanımlamak için sosyal mekan içindeki farklı konumların yaşam stillerini ne ölçüde farklılaştırdığını (örneğin; zevklere, sosyal dünyaya bakış açılarına ve özellikle beğeni ve tercih farklılıklarına değer ve sosyal anlam katan sosyal praksisin nasıl işlediğini) anlamak gerekir.

    sınıfsal konum, edim olanaklarını farklılaştıran iki temel araç tarafından belirlenmektedir. bunlardan biri mülk (para ve mal mülkiyeti), diğeri ise eğitim (düzeyi); başka bir deyişle “ekonomik sermaye” ve “kültürel sermaye”dir. kişinin toplamda her ikisine sahip olma ve bu sayede kendisi için sosyal alan ve edim olanakları açma derecesine göre kabaca üst, orta ve alt sınıf olmak üzere üç toplumsal sınıftan söz edilebilir. toplam “sermaye” içinde değişen ekonomik ve kültürel sermaye oranlarına göre her üç sınıf da kendi içinde yatay olarak farklılaşabilir. örneğin; üst sınıf kendi içinde mülklü veya eğitimli üst sınıf olarak ayrışabilir. bu anlamda bir rektör, ekonomik sermayesi düşük, fakat kültürel sermayesi yüksek; bir işveren (kapitalist) ise ekonomik sermayesi yüksek, fakat kültürel sermayesi düşük bir üst sınıf bireyi olabilir. bu çerçevede aynı sınıfın üyelerinin beğeni tercihleri, yaşama bakışları ve yaşam stilleri de farklılaşabilir. bourdeu’nun sınıf çözümlemesinde “sınıfsal konum” ve “yaşamı yürütme ve yönetme” (tarzı) arasındaki ilişki merkezi bir konum kazanmaktadır. bourdieu, sınıfsal habitus diyebileceğimiz özelliklerin incelendiği ince ayrımlar eserinde zevk ve beğeni, sınıfsal dil kullanımı, yemek yeme alışkanlıkları veya adabı gibi konuları çözümlemiştir.

    habitus “can çıkar, huy çıkmaz” kalıp deyişindeki gibi dirençli olmaya eğilimlidir, fakat “sermaye” artırımı sayesinde olağanın veya alışılmışın dışındaki yeni sosyal alanlarda farklı güçlerle karşılaşmada kazanılan deneyimler ve fırsatlar aracığıyla değişime açıktır. örneğin; ait olunan sosyal sınıfın “gerektirdiğinden” daha iyi bir okula gitme, emekçi sınıfı çocuklarının veya göçmen aile çocuklarının üniversiteye gitmesi, saygın bir meslek edinmesi ve meslekte yükselmesi onların ailelerine oranla kültürel sermayelerini artırarak ekonomik sermayelerini de artırabilir ve bu yazının başında tanımladığımız anlamda habitus değişimi sağlayabilir. fakat bu bağlamdaki en önemli sorun; kapitalizmde cinsiyet, sınıfsal, etnik veya dini kökenin ideolojik olarak ayrımcılığı, örtük veya açık ırkçılığı körükleyen etmenler olarak kullanılabilmesidir. bu nedenle kadın; toplumsal cinsiyetine, “yabancı” bir etnik veya farklı bir dini kökene ait olarak “damgalanan” ve kendilerine belirli olumsuz veya yetersiz özellikler atfedilen bireylerin kültürel sermayelerini artırarak ekonomik sermayelerini artırma girişimleri, başarılı olsalar da, onların sosyal ve sembolik sermayelerini doğrudan ve her zaman artırmayabilir, arzu edilen toplam “başarıyı” güçleştirebilir veya engelleyebilir ve sonuçta habitus değişimini geriletebilir. egemen siyaset ve kültür açısından “uyum” baskısıyla istenilen habitus değişiminin eşitlikçi ve özgür bir insani gelişim açısından ne ölçüde anlamlı olduğu ise ayrı bir tartışma konusudur.

    aynı toplumsal sınıfa veya bir toplumsal sınıfın aynı katmanına ait insanlar genelde benzer kültürel eğilimler ve tercihler sergilerler; hoşlandıkları ve beğendikleri şeyler ve tarzlar birbirine benzer. konuşma, bakış, yürüme ve gülme tarzları, yemek tercihleri, şaka ve mizah anlayışları, edebiyat, spor ve sanata ilgi duyma dereceleri ve ilgi duydukları alanlar; eğlenme, kıyafet, süslenme ve ev döşeme biçim ve tarzları birbirine çok benzer. bu onların aynı “habitus”a sahip olması demektir. habitus, insanın aile ve yakın sosyal etkileşim çevresi içinde, daha sonra okul eğitiminde kazandığı ve içselleştirdiği algılama, düşünme, hareket, davranış ve edim kalıplarıdır. zihinseldirler, fakat insanın üstüne sinerek bedene de “geçerler”, tarz olarak görünürler. benzer habitusa sahip insanlar hayatı benzer şekilde yaşarlar. habitus insanlara toplumsal hiyerarşide aynı konumda olma, belirli bir gruba, grup içinde bir gruba veya toplumsal bir sınıfa ait olma duygusunu verir. kültürlü, zarif, uygar veya zevk sahibi olmanın neleri içerdiği ve nasıl dışa vurulduğu, bir toplumda her zaman “saygın” egemen sınıflar tarafından belirlendiği için, üst sınıflar kendi habituslarını alt sınıflara karşı mesafe koymak için kullanır. bu şekilde toplumda sürekli olarak kültürel egemen üst sınıflarla kültürel olarak onlara benzemek isteyen alttan gelen “yeni yetmeler” veya “sonradan görmeler” arasında statü, üstünlük veya yer tutma savaşımları yaşanır. “kültürel sermaye” “ekonomik sermaye”ye ulaşmada bir araç olabilir, fakat saygınlık, şöhret, toplumsal konum vb. etkenlerden oluşan “sembolik sermaye”yi arttırmak her zaman doğrudan ekonomik sermayeyle sağlanamayabilir. bu nedenle güç kazanmak isteyen insanlar duruma göre farklı ilişki kurma ve erişim stratejileriyle, sosyal ilişkiler ağını içeren “sosyal sermaye”leri de dahil farklı sermayelerini genişletmeye çalışırlar, fakat çoğunlukla strateji geliştirmede kendi habituslarının etkin olduğunun farkında değildirler.
  • habitus çetrefilli bir kavramdır. bodrum'da yalıkavak marinayı sıradan bir vatandaş olarak gezdiğimde habitus kavramını daha iyi idrak ettim.
  • insanların sosyal dünyayı algılama, anlama ve değerlendirmeleri için bir dizi şemaları vardır. bu şemalar sayesinde insanlar hem pratik yaratır hem de onları algılar ve değerlendirir.

    habitus, sosyal dünyanın yapılarının içselleştirilmesinin bir ürünüdür. habitusu içselleştirilmiş bir sosyal yapı olarak düşünebiliriz. bu kavram sosyal dünyada belli bir pozisyonda uzun süre bulunmanın sonucunda elde edilir. yani bireyin sosyal dünyadaki konumuna bağlıdır. herkesin habitusu aynı değildir. fakat sosyal dünyada aynı konumda bulunanların da habitusu benzer olur. bu şekilde habitus kollektif bir olgu da olabilir.

    belli bir zamanda var olan habitus, kollektif tarih tarafından yaratılmıştır. bir bireyin sahip olduğu habitus o bireyin hayatı boyunca kazanılır.

    insan eylemleri ve pratikleri, habitus ile sosyal dünya arasında aracılık eder. bir yanda pratik ile habitus yaratılır, diğer yanda pratik sonucu sosyal dünya yaratılır. pratik habitusu etkilese de habitus, pratiği şekillendirir ve türetir.

    kaynak:

    george ritzer, jeffery stepnisky. sosyoloji kuramları - sociological theory.
  • gencliginiz boyunca, iste progressive rocklar, indieler, klasik muzikler falan dinlediniz. sevgilinizden ayrildiniz, artik ibrahim tatlises, kazanci bedih, hakan tasiyan, muslum falan dinliyorsunuz.

    iste siz ne yaparsaniz yapin bir alt kultur neferisiniz.