şükela:  tümü | bugün
  • yörük karagöz, ineğinin hastalandığı bölümde onu dizine yatırıp ona öyle candan öyle naif sözler söyler ki hayvanını çocuğu gibi kardeşi gibi sevmiş ve o sahnede karagöz’ün safiyane üzüntüsünü haluk bilginer bize ustalıkla yansıtmıştır:

    ‘’anaa anaa altun ölmiye galktuu ana nerdesün!! nice yoldaşluk ettüük tezeğinle pilav bişürdüük buzalarını obayı basan tatara verdüük sütünüle serpüldüük şimdiye kadar beynürünü yedüük sütünü içdüük hasta babacıma şifa ettüük kışın nefesüyle ısındıık ye altun ye ye de canlanasın göktanrı sana sıhhat vere.oohohoooyy nice buzağılarını yedüük derilerini ayacıklara çarık ettüük akçakızı çadıra yama ettüük yol bitti deyü bırakma kendünü galk!bak şehürlü sığırlara hepüsünün keyfi yeründe! ‘’

    yine bir başka sahneden hacivat ile karagöz kovalaşırken ahalinin ortasına düşerler. hacivat sen ne iş tutarsın diye sorar. karagöz:
    — ben yörüğüm. hem yörürüm hemi de verürüm. tatarlara buzaları verdük beygüleri verdük kazları verdük gardaşları verdük halayı teyzeyi verdük eşkıyaya malımızı verdük aşımızı verdük ama ac olarak hep yürüdük yörüdük amma eksülerek..
    hacivat:
    —burdaki esnaflar daha iyi bilir alışsız veriş olmaz.
    karagöz:
    —biz de öyle dedük çoğalak dedük şehirli olak dedük.tatardan galan son ineği de bu hacıcavcava gaptırdık.
    sorarım size nedir bu yörüklerin halı?? sizinki alışveriş de bizimki niden veriş? bizde neden alış eksüktür?

    14.yüzyıl dönemini anlatan yörük ağzını ve kültürünü ne de güzel lanse etmiş amma maalesef değeri bilinmemiş türk sinemasının en iyi filmlerinden biridir. senarist levent kazak yönetmen ezel akay bu ülkenin nadide sanatçılarısınız.

    ayrıca kamera arkası hastaları içün filmini izleyüp üzerine tuz biber niyetine hacivat karagöz neden öldürüldü kamera arkası
  • film özünde benim için bir farkındalık yarattı. yıllarca isimlerini duyduk ama neymiş, kimmiş bunlar diye hiç araştırma gereği duymadım. bu da benim ayıbım olsun.

    filme gelirsek, doğru mudur değil midir bilemem ama şimdiki rüşvet yiyenler ağaç kovugundan çıkmadı ya silsile yoluyla günümüze kadar gelmiş olmalı bu rüşvet işi.

    halka rüşvetin araplardan geçtiğini, devlet kurumlarında yaptıramayacağın iş olmadığını, işin zorluğuna göre rüşveti fazla verirsen işin o kadar hızlı yapılacağını aktarıyor pervaneci.

    diğer önemli mevzu; minareyi çalan kılıfını hazırlar deyimi kaynak olarak filmde anlatıldığı gibi midir bilinmez ama tam isabet olmuş. orhan gaziaylarca seferdedir. giderken döndüğümde caminin minaresini bitirin diye emreder ahi teşkilatına. ancak döndüğünde hala minare tam olarak bitmiş degildir. suçu ise karagöz ve hacivat'a atarlar.

    karagöz: hacivat'im ben ahi olmak isterim. kuşak bağlamak isterim. niçün de bana.

    hacivat: niçüün?

    karagöz: bende caminin taşlarından 30'lu tekke örmek isterim.

    hacivat: bende aynı caminin yumurtasindan kendime aşevi tekkesi açmak isterim. çeşitlerimiz de bellidir haaa. çiğ yumurta, pişmemiş yumurta, çılbır, yerini yadırgamış yumurta...

    karagöz: yani hep yumurta.

    hacivat: heee hep yumurta

    karagöz: heee cami yumurtası. cami inşaatı bitti nitcen?

    hacivat: eeeee nitcen?

    karagöz: eee dua et cami bitmesin.

    devleti soyma işi taaaaa osmanlı'nın kuruluş yıllarından bugünlere değin olan bir şeymiş bunu öğrendim.

    filmin yönetmenine saygılar.

    edit: "dahi" kelimesi "ahi" yapıldı.
  • --- spoiler ---

    arap ülkelerinde teze bir fikir vardır. adı rüşvettür. her kim ki işi devlete düşer ise vereceği işini yaptırmak içün paradur. iş ne kadar zor ise rüşver o kadar büyür. rüşvet ünen hallolmaz iş kalmaz. icabında cenk ederken kılıcın açamaduğu kapuyu rüşvet açar.
    --- spoiler ---

    özeti...
  • türk tarihine dair, her biri dolu dolu bir film olabilecek altın değerindeki beş ayrı hikayeyi tek bir senaryoda işleyebilerek adeta beşi bir yerde değerine ulaşmış; okullarda "dün eğitimi" verilirken izletilesi mükemmel film.

    --- spoiler ---

    pırr: eşrefoğlu hanlığı pervanesi çandarlı halil bin süllü; hânı olan süleyman bey'e anadolu'yu paramparça etmiş moğollar'a karşı artık birlik olma zamanının geldiğini, beyliklerin sadece bir direniş çağrısı beklediklerini söyler. süleyman bey bunun yerine "cenk itme, sevüş" zihniyetini benimsediğini belli edince, pervane onu sahte bir mektupla moğolların anadolu genel valisi timurtaş'a yem eder. böylece hem vergi kapısı olan gariban ahaliyi kırdırmamış, hem de günü geldiğinde ricallerine dahil olabileceği diğer beyleri ezdirmemiş olur. "eşrefoğlu fatihi" timurtaş'ı halifelik vaadiyle mısır'a çektirir, mısırdakiler onun kollarını bacaklarını gövdesinden ayırırlar. böylece kendisi gibi cinin gözü bir bende olan kadı eretna'nın yeni anadolu genel valisi olmasını sağlar.

    eki: moğol, eşrefoğlu süleyman'ın derisinden turşu kurup onu ibret diye beyşehir gölü'ne bandırdıktan sonra, kendisine sığınacak yeni kapı arayan pervane; kendisini, bir uç beyliği olduğu için küçümsediği osmanoğulları'nın payitahtı bursa'ya bir oyunla kabul ettirir. burada, "devlet kurar ama idaresini bilmez" osmanoğulları'nın iradesine kılıç gölgesi altında şeklen boyun eğmiş iç zümreler (ahi'lerin riyasetindeki yerli sermayedar olan esnaflar, gizli gizli hıristiyanlıklarını sürdüren doğu roma kökenli* asiller) ile temasa geçer. onlara taze devletin başına en uygun şekilde çöreklenebilecekleri arap diyarı adetlerini (devlet işlerinde rüşvet, fakirin uçan kuşundan dahi vergi alınırken ahiler'in vakfa bağlanıp vergi harici bırakılması) anlatır. şehre kabul oyununu sezen bacıları* lağvetmenin yollarını arar.

    : pervane, uç'un tek akıllısının kendisi olmadığını görür. beyliğin önemli şahsiyetlerinden (osman gazi yadigârı) köse mihal*, oyunlarına sadece kendisinin damadı olacaksa destek vereceğini belli eder. müstakbel gelin olan bacıbey ayşa hatun, pervane'nin su altından yürüttüğü samanları ifşa edecek delillerin peşindedir. orhan gazi'nin "rum güzeli lülüfer'i" nilüfer hatun, bey şehirde yokken yönetimin köse mihal gibi bey yoldaşlarında değil de kendisinde olmasını ister; beyliğin kadısı ve defterdarı olmuş pervane'yi malum bir delille* tehdit ederek bu isteğine desteğini arar. şehirde ise ahiler yozlaşmanın dürüstlükten daha çok akçe kazandırdığını görmüştür ve sağda solda, irili ufaklı türlü düzenlerin peşindedir. bu zümreler, güç savaşlarına ancak orhan gazi'nin gazadan döneceği kesinleşince ara verirler.

    dürt: ortaya hem pervane'nin hem de devlete çöreklenme peşindeki zümrelerin oyununu açık edebilecek iki kafadar (yörük bahadırı karagözlü* ile garp kurnazı hacı ivaz çelebi*) çıkar. ayşa hatun şahsında bacıların devlete çöreklenmeye dair gölge oyunlarını aydınlatma çabası, çörek meyyali zümrelerin tam işbirliği yüzünden sonuçsuz kalır. ayşa hatun'un telkinleriyle karagöz ve hacivat, gazadan dönen orhan gazi'nin huzurunda güldürüklü temaşa sergilerler. mizahlarının yumruğuyla tüm yozlaşmış zümreleri; başta kadı pervane olmak üzere düzenbaz ahileri ve onlara göz yuman, beyliğin önde gelen rumî asillerini dürterler. karagöz bahadır, pervane'nin ve köse mihal'in devlet işlerinde müşterek altın tavuğu konumundaki ayşa hatun'un elini tutmaya; orhan gazi'nin bizzat kendisinden hak kazanır. orhan gazi bu sırada; dürtülmüş zümrelerin örümcek ağında iğnesinden korkulan bir bal arısı haline geldiğinden habersizdir, fethettikçe bu ağda fethedildiğinin ise farkında dahi değildir. temaşanın mizahında ahilerden ve pervane efendi'den aldığı yozlaşma kokusunu, bu kokunun üzerine kanlı kelle atarak çözmek ister.

    baş: kadı pervane efendi, kurduğu düzenleri; karagöz ve hacivat'ın temaşası nesnesinde kendi oyunlarıyla bozmaya çalışan ayşa hatun'un bacılarına, bir kez daha kendi kurduğu bir oyunla karşılık verir. orhan gazi kelle istemiştir lakin istediği kellelerin kimin kellesi olduğunu sormayı fütursuzca ihmal etmiştir. kadı pervane, ahi reisleri ve rumî asiller; yozlaşmanın suçunu el birliğiyle kendilerini dürten karagöz ile hacivat'a yıkarlar. iki kafadar apar topar idama mahkum edilir, ayşa hatun olanları engellemeye yetişemez. kadı pervane'nin bendesi emir çoban'ın emriyle idam hükmü infaz edilir. türk'ün tarih boyunca en büyük kavgası (yerleşikliğe türklüğü kaybetmeden geçiş) yine ölüm doğurmuştur. silahlarını teslim eden bacılar (şahsında türk kültürü) bitirilmiştir. osmanoğlu beyliği'nde bundan böyle kadınların hepsi (ve şahsında türk kültürüne dair her şey) yeniktir. yozlaşmış zümrelerin erkekleri (şahsında araplaşmış "rumî türk" zihniyeti) ise, artık yenik olsa da galiptir.

    --- spoiler ---

    kesinlikle izlediğim en iyi türk filmi.

    şu beş anlatının her birinden dolu dolu ayrı birer film yapılabilirdi, anlatacakları şeylerden çıkan senaryoların yoğunluğuyla hiçbiri de sinemada sırıtmazdı. her biri öylesine "derin" mevzular.

    yönetmen ezel akay, senarist levent kazak, sanat yönetmenleri hakan yarkın, naz erayda ve (filmin efsanevi müziklerini de yapan) ender akay başta olmak üzere; filmi oyunculuklarıyla bambaşka yerlere taşıyan haluk bilginer'in ve beyazıt öztürk'ün ve güven kıraç'ın (ve adları bu giride belirtilmeyecekse de tarihe geçmiş tüm ekibin) ellerine sağlık.

    dirilip pınar olmuş, irkilip ırmak olmuş, akıp bu filme dolmuş, taşmışlar elhamdülillah.*
  • görsel
    görsel

    düşük bütçesine rağmen çok büyük işler çıkartmış ama gişede çakılmış epic film. (bütçe 2005/2006 için 5.000.000 tl - toplam hasıtat; 24 hafta 4.233.546 tl)
    arriflex 535b ve arriflex ııı ile 35mm çekilen film sinemalarda da 35mm oynadı.

    ''arap ülkelerinde teze bir fikir vardır. adı rüşvettür. her kim ki işi devlete düşer ise vereceği işini yaptırmak içün paradur. iş ne kadar zor ise rüşver o kadar büyür. rüşvet ünen hallolmaz iş kalmaz. icabında cenk ederken kılıcın açamaduğu kapuyu rüşvet açar.''

    ''-avrat bacı dediğin evde tereyağlı dolma yapar...
    +bacılar şeyh edebali'nin mirasıdır, ağza alanın ağzı temiz ola.''

    ''-bursa'da çok kilise var dirler?
    -ee?
    -e madem vakit eksük, cami de istersüüz, çaksanıza minareyi kilisenin çatusuna!
    -o kilisenin gideni vardur.
    -kilise var ise, gideni de var ise, gazamız ne güne durur?
    -çünkü gadu efendü, şehrün zaptı er geç olur, çelik kılıç demir kapıları açar, amma gönülde aynı zapt olmaz. gönül kapısın heç bir kılıç açmaz!''

    ''-kafinur?
    -birliğimizin gücü!
    -yook, güç dedüğün garın doyurur, öyle olsaydı selçuklu çok yaşarıdı... meni bülürsün kadu, cenk itme sevüş, men muna inanurun.''
  • ezel akay'ın ne güzel projesiydi bu film. adı bile çok güzel. hacivat ve karagöz neden öldürüldü?

    gaybın güzeli, eski domates güzeli kam ana var, aman dikkat bacıyân var, hacını boynunda tutmaya gayret eden kadın efendi var, şekerden değil yunus emre'den yapılmış şarkılar var ve dere kunduzu musun sabah yıldızı mısın? gibi bir soru var.

    ne güzel, hiç olmadı insanların kulaklarında gözlerinde belirdi o zamanlar. bunlar kitaplarda var ama sinema perdesinde olunca beğenen az oldu, kulp takan çok. bu coğrafya kendine dair olanları beğenmekte ne kadar tutumlu. film yahu, adı anılsa yeter. yetmez mi?

    bu filmi gökova'da açık hava sinemasında izledim. açık havada o güzelim cin daha da güzel göründüydü gözüme.
  • bu filmi 2006 yılında, sinemada, o zamanki sevgilimle izledim. o zamanki sevgilim şimdiki karım, çocuğumun annesi. geçen sekiz yılda defalarca daha izledim bu filmi, birkaç kez kardeşimle, bir kez can dostumla olmak üzere. aşağı yukarı her izleyişimde ağladım. müziklerini belki her gün dinledim. alkollüysem her dinleyişimde yine ağladım. ama bu filmin bana verdiği zevki bugüne dek hiçbir film vermedi. karagöz'ü bu kadar iyi anlamış bir senarist-yönetmen ikilisinin elinden çıkan bu şaheser, henüz olmadıysa bile türk sanatında (sinema, edebiyat, resim, heykel, mimari diye ayırmıyorum) bir dönüm noktası olacak bir gün. şimdi, kundaktaki oğluma dinletiyorum müziklerini. biliyorum, anlıyor.
  • mustafa armağan adlı f tipi yapılanmanın tarihçi diye ortaya saldığı adamın bir şekilde güncel siyasi amaçlarını tezgahlamak için kendine alet ettiği filmdir. bu olaydan sonra film değerini kaybetmemiştir. mustafa armağan'ın değeri ile ilgili yoruma girmek istemiyorum. ancak filmle ilgili bir söyleşivermiş -dikkatinizi çekerim, söyleşi vermiş değil, söyleşivermiş-
    kendince bir tarih yaratmış yine mustafa bey, tarih bilimine armağan etmiş bunları da.
    eh, bizim de bir kaç kelamımız olacaktır elbet.

    soru (orta):
    osmanlı devleti’nin kuruluş dönemine ilişkin göndermeleri de olan ‘hacivat karagöz neden öldürüldü?’ filmi orhan gazi dönemine ilişkin nasıl bir bakış açısına sahip? çelişkiler neler?

    dikakana yorumu:
    dakka bir gol bir: amaç çelişki avı belli ki. soran ortayı yapmış, armağan topu kaleye yuvarlayacak, bakalım ne diyecek:

    mustafa'dan tarihe armağan:
    karagöz ve hacivat’ın orhan gazi döneminde yaşadıkları, üstelik de beraber yaşadıkları bir efsaneden ibaret. karagöz olsa olsa osman gazi’nin ilk zamanlarına yetişebilmiştir ama hacivat, neredeyse bir asır sonra veya en azından 1388’den bir süre önce ölmüş olmalıdır. bu durumda karagöz ve hacivat’ın birbirlerini görüp tanımış olmaları (hayal perdesi hariç!) mümkün görünmüyor. ikincisi, şeyh küşteri filmde karagöz ve hacivat’la yaklaşık aynı yaşlarda gösteriliyor. bu da vahim bir hata: çünkü nasıl karagöz ile hacivat arasında yaklaşık bir asra yakın fark varsa, orhan gazi ile küşterî de yaklaşık o uzak zamanlara aittir. filmde verilen 1330 tarihinde küşterî doğmamıştır bile! işin doğrusu, karagöz ile hacivat oyunu, yıldırım bayezid zamanında yaşamış bir “hayalîbaşı”nın eseridir ve eski bir olayın hatırlanmasına ve toplanmasına dayanır.

    dikakana yorumu:
    be adam, sen belgesel izlediğini sanmışsın heralde. yahu sinema filmi diyor adam, hatta kendini ezop olarak konumlamış, masal anlatıyorum diyor. sen hala x ile y aynı dönemde yaşamamış diyorsun, hatta bunu buluş gibi ortaya sürüyorsun. e, o mantıkla bakarsan, muiniddün pervane de o dönemde yaşamadı, hatta 40-50 yıl evvelinde ölmüştü, e şimdi filmin değerini mi düşürdü bu? bak, film diyorum, belgesel değil. yapma, güzel tarihçim, belgesel ile sinema filmi arasındaki farkı öğren bari söyleşivermeden önce.

    ***

    orta:
    osmanlı’nın bu ilk döneminde ibn-i batuta’nın seyahatnamesinde görülen bir anadolu imgesinden mi yararlanılmış? bu kaynağa yaslanma kuruluşa dair başvurulacak bilgi kaynağı eksikliğinden kaynaklanmış olabilir mi?

    mustafa'dan tarihe armağan:
    ibn battuta evet nilüfer hatun’la konuştuğundan, onun iznik’i yönettiğinden söz eder ama “olgunluğu ve dindarlığı” ile tanındığını da ekler sözlerine. ama filmde orhan ile nilüfer şehvet düşkünü bireyler haline gelmiş. bunları tasvip etmek tabii ki mümkün değil.

    dikakana yorumu:
    ya böyle soru-cevaba hiç gerek yokmuş, boşuna yormuşsunuz kendinizi. şöyle bir özet-yorum yazsanız, her şey açık olsa:
    "biz f tipi tipler olarak, memleketi bir şekilde istediğizi gibi yönlendirmek ve siyaseti, yönetimi ele geçirmek. sonra da sam hacı amca'nın direktifleri doğrultusunda, eski osmanlı geleneğiyle, ılıman islam havalı bir ülke haline getirmek. bunun için de önce osmanlı'yı istediğimiz gibi bir yontalım, yamultalım isteriz."
    bu f tipi tipler beğenmeyecek filim tabi ki, zira osmanlı'yı öyle bir idealize edecekler ki, biz sanacağız osmanlı şeriatla yönetiliyordu, biz de öyle yönetilirsek gene imparatorluk olucaz.
    bir de nilüfer hatun, babasının siyasi çıkarları dolayısıyla, 20li yaşlarında tamamen taktik icabı müslüman olmuş bir bizans kızı. tabi ki fas'tan gelmiş bir bedevi karşısında olgun ve dindar gibi duracak. 3-5 yıl içinrde dindar bir müslüman olduğuna inanıyorsan bu bizans prensesinin, buyur inan sen. ayrıca orhan ve nilüfer'in şehvet düşkünü olarak gösterilmesi rahatsız etmiş seni. hmm, belki de haklısın. nedir yaptıkları: kocası karısını kucaklıyor. oysa öyle mi olmuştur osmanlı'da? haşa! padişahların haremleri, parlak oğlanları falan olmamıştır hiç. mitoz bölünmeyle çoğalmıştır zaten osman'ın torunları. yahu tüm osmanlı padişahları arasında yüzlerce cariye ile yatmayan bir orhan var belki, onun da karısını kucaklamasını şehvet düşkünlüğü gibi yorumluyorsun. e diğerlerini ne diye yorumlayacaksın kim bilir?

    ***

    orta:
    osmanlı’nın kuruluşunun bu ilk döneminde filmdeki gibi zevk ve sefahat mı vardı? (hiç olmuş mudur?) bu döneme ilişkin dini unsurlar daha etkili değil miydi? filmde bundan ziyade şamanizme gönderme yapılması doğru mu?

    dikakana yorumu:
    nasıl bir soru bu allaşşkına ya? zevk ve sefa mı konumuz, dinin etkisi mi, şamanizm mi? neyse, tam orta ama, muz orta hatta...

    mustafa'dan tarihe armağan:
    insanların serveti ne kadar ki sefahat yapacak? belki halk arasında çaput bağlama gibi bazı şamancı unsurlar yaşıyor olabilir ama orhan zamanında osmanlı artık kurumsallaşmış bir beyliktir, bir göçebe topluluğu değil. vakıf temlik ediyor, kaç yerde cami, tekke, hamam, medrese, imarethane ve han yaptırıyor, babasının söğüt’e gömülmüş olan cenazesini vasiyeti gereği bursa’ya getirtiyor, para bastırıyor, vergi kanunu çıkartıyor, orduyu düzenliyor, saray yaptırıyor. şamancı ve filmde sunulduğu gibi hazcılığa kendini kaptırmış bir güruh, bu her biri ciddi akıl ve birikim gerektiren işleri nasıl başarır? bu devrin bir islamlaşma dönemi olduğu doğru ama şamancılıktan islama geçiş değil, islamiyet içindeki heterodoks unsurların sünniliğe intibak ettirilmesi ve bir hukukî çerçeve kurulması devri olarak bakılması daha uygundur.

    dikakana yorumu:
    ha ha ha! halk arasında çaput bağlama belki hal yaşıyormuş o zamanlar. yahu halk arasında çaput bağlama bugün halen yaşıyor, hatta belki değil, kesin yaşıyor, ben sana söyleyeyim, gördüm hatta kendi gözlerimle! hahhaha! ortaya öyle bir kafa göz girmiş ki armağan, ağları yırtmış yahu! öyle alengirli bir cevap ki, 1300lü yıllarda, şamanizmden türklere miras kalan tek şeyi, çaput bağlamakmış, o da belkiymiş. vay anam vay, neler dönmüş be mustafa!

    ***

    orta:
    caminin yapımında kullanılan harcın oluşumunda bile şaman büyüsü söz konusu. yani sanki islam dininin kökeninde de şamanizm varmış gibi algılanmasına yol açmaz mı bu?

    dikakana yorumu:
    bak orta oyuncusu, hiç anlamamışsın filmi. caminin değil, minarenin yapımında horasan harcı kullanılır (tarihi doğrudur bu da). ancak harç bir oyunla bozulur ve minare yıkılır. oradaki mesaj, şaman ana'nın, islamın harcının altında kalmasıdır. hatta sonrasında, islam'ın altında alan şamanlığın, halk arasında üstü örtülü bir şekilde devam ettirildiğidir (çaput olayı)

    mustafa'dan tarihe armağan:
    sanki şimdi bir temel atılırken kurban kesilmiyor mu? bu da mı şamancılık? bırakın allah aşkınıza!

    dikakana yorumu:
    ben ustanın burada ne demek istediğini anlamadım vallaha.

    ***

    orta:
    orhan gazi, tarih kitaplarına göre sarı sakallı, uzun boylu ve mavi gözlü biri iken filmde laila gibi bir gece kulübünde gezinen egzotik latin kahramana benziyor. biraz da kızılderililik var gibi? bu sureti ve tavırları itibariyle doğru bir orhan gazi portresi mi?

    dikakana yorumu:
    vay vay, soruya bak, ne güzel bugünlere taşımışsın laila falan diyerek, popülerlikten vurmuşsun. afferim lan!

    mustafa'dan tarihe armağan:
    osmanlı vakanüvislerine göre orhan gazi uzun boylu, pembe beyaz tenli, çatık kaşlı, iri ela gözlü (mavi gözlü değil), koç burunlu, seyrek sakallıydı ve kulağında siyah bir beni vardı. filmde gösterilen orhan’la benzeyen hiçbir yanı yok bu eşkalin. bıyıksız ve sakalsız, top burunlu, kara yağız ve milletin ortasında hanımına sarılıp onu kucağına alarak yatak odasına ‘atan’ hazcı bir tipin tarihteki orhan gazi’yle uzaktan yakından alakası yoktur.

    dikakana yorumu:
    ne vakanüvis'i yahu? orhan zamanında yoktu öyle biri. osmanlı tarih yazmaya orhan'dan en iyi ihtimalle 100 küsür yıl sonra başladı. hiç bir vakanüvis de görmedi, aynı zamanda yaşamadı orhan ile. o yüzden orhan'ın neye benzediği ile ilgili tek bir çağdaşı kaynak yoktur. film ne kadar atıyorsa orhan tiplemesini, siz de o kadar atıyorsunuz. hoş, film, adı üzerinde film diye otaya çıkıyor, ama siz tarihçi diye ortaya çıkıyorsunuz.

    ***

    orta:
    filmde kullanılan dil, o günün halk diliyle ne kadar örtüşüyor? (kahramanların konuşmalarındaki çelişkiler nelerdi?)

    mustafa'dan tarihe armağan:
    kâh karadeniz ağzıyla ‘oldi, buldi” diye konuşan, kâh kastamonu ağzıyla, kâh enderun lisanıyla, bazen de urfa şivesiyle tekellüm eden gördük. işin garip tarafı, köse mihal ve kızı ayşe hatun, yeni müslüman oldukları halde bülbül gibi türkçe konuşuyorlardı ve rumcadan en ufak bir esinti kalmamıştı dillerinde. oysa karagöz oyunlarını dahi doğru dürüst izleselerdi oradan rumca taklitlerini öğrenebilirlerdi. anlaşılan, ona dahi zahmet buyurulmamış!

    dikakana yorumu:
    o günün halk dilini bilebilecek tek bir babayiğit yoktur. zira o dönemde yazılı bir kaynak yoktur. yazılı kaynak olsa bile, konuşma kaydı olması mümkün mü??? insanların telaffuzlarını nasıl olduğunu, türkçeyi nasıl konuştuklarını kimse bilemez. bir masal anlatmaya çalışan ezop da bilemez, bir masal üzerine tarihçilik taslayan ve onu yargılamaya çalışan ciddi tarihçi de bilemez. filmin dvd’sinde film yapım sürecini izlerseniz, filmdeki dilin oturtulması, haluk bilginer’in yönlendirmesi ile, tamamen içgüdüsel olarak yapılmış ve bence şahane olmuştur. sözde tarihçi diye geçinen adam, bugünkü kastamonu ağzını kriter olarak alıyorsa, bu benim değil ona tarihçi diyenin sorunudur arkadaş.

    ***

    orta:
    orhan gazi’nin geyikli baba’ya uludağ’ı verme hikayesi nedir?

    mustafa'dan tarihe armağan:
    belki de filmdeki tek doğru nakledilen olay bu! orhan gazi’nin geyikli baba’ya muhabbet ve hürmetinden kendisine ve müridlerine uludağ’ın eteklerinde “işıklar nam mevkii” verdiği ilk osmanlı tarihlerinde kayıtlıdır.

    dikakana yorumu:
    ya adam hala filmin herşeyi belgesel gibi doğru aktarması gerektiğini pompalayıp duruyor ya. pes!
    geyikli baba'nın dini eğilimlerinden de bahsetsene azcık bu arada. yok, etmezsin, işine gelmez çünkü. padişah'ın bu kadar saygı gösterdiği bir adamın sizin f tipi müslümanlardan olmadığını söylersen, hasbelkader yerinde bir tarihi yorum yapmış olabilirsin zira, di mi?

    ***

    orta:
    peki şehri koruyan köse sultan’ın kızı ayşe sultan ve kadınlar atlı grubu ne kadar gerçekçi? ‘biz şeyh edebali’nin mirasıyız’ demesi gerçek bir hadise mi? kadınların hal, hareket ve giyimleri döneme uygun mu?

    dikakana yorumu:
    işte gollük bir orta. nedir canım o kadınların açık saçık dolaşması di mi? hani türban? hani sıkmabaş? hari pierre cardin pardesüler, ha?

    mustafa'dan tarihe armağan:
    bu amazon kızları da nereden çıktı? bacıyan-ı rum’u, bursa’yı koruyan bir avuç amazon ruhlu kıza dönüştürmek hangi feministin aklına gelmiştir bilmiyorum ama iyi hayal kurduğunu söyleyebilirim! ayrıca köse mihal, olayın geçtiği söylenilen 1330 tarihinden 2 yıl önce ölmüştür! iki: ayşe hatun adlı bir kızı olduğuna dair bilgiye ben rastlamadım, varsa bile karagöz’e âşık olamazdı, çünkü karagöz de o tarihte çoktan toprak altına girmiş bulunuyordu.

    dikakana yorumu:
    mustafa armağan bey, elimde, o yıllarda anadolu'da bulunmuş bazı gezginlerin hatıratları var. bir çoğunda, at üstünde, silahlı türk kadınlarından bahsediliyor, hatta bunların sayılarının filmdeki gibi bş onlarla değil, binlerle ifade edildiğini yazıyor adam! o yıllarda türk askeri teşkilatının içerisinde kadınların önemli bir yer tuttuğu bilinen tarihi bir gerçektir. bana ulaşın, size kaynakları aktarayım. benden mustafa'ya armağan olsun.
    ama durun bir dakika, siz f tipi tipler, acaba kadınları evlerine kapamak gibi bir güncel amaç peşinden koşuyor olmayasınız sakın?
    yahu bu röportajı filmdeki pervane verse, bu kadar konuşamazdı. resmen filmde kurgulanan pervane karakterinin vücud bulmuş hali olmuşsunuz, bravo!

    ***

    orta:
    rüşveti osmanlı’ya sokan kadı pervane imajı sanki osmanlı’nın ilk döneminden beri devletin rüşvetle idare edildiği sonucunu çıkarmıyor mu?

    mustafa'dan tarihe armağan:
    rüşvet, osmanlı’da haram bir fiil anlamındaki dinî manasında kullanıldığı gibi, resmi bir işi parayla veya hediyeyle yaptırmak anlamında da kullanılırdı. çoğu osmanlı memurununki gibi kadıların maaşları yoktu; gördükleri davalardan ücret alırlar, bu paradan mahkeme masrafı ile çalışanların geçimlerini sağlarlardı. bu manadaki rüşvet ile haram bir eylem olduğunda herkesin birleştiği rüşveti birbirine karıştırmak büyük hata olmuş filmde. (bu hatayı çoğu zaman biz de işlemiyor muyuz sanki?)

    dikakana:
    sadede geleydin keşke, osmanlı'da rüşvet var mıydı baştan beri diye bir soru gelmişti ama, topa girmemiş mustafa hoca. ya da hacı, bilemedim.
    bildiğim şu: o dönemde osmanlı’yı ziyaret eden gezginler diyor ki: padişah harici herkes, hiç bir iş yapmasa bile bahşiş bekliyor. bir iş yaptırabilmek için, mutlaka bir bedel ödemeniz gerekiyor. biz buna rüşvet diyoruz mustafa hacı, ne dersin?

    ***

    orta:
    sık sık şarap içilmesi o dönemde çok olan bir hadise mi?

    mustafa'dan tarihe armağan:
    film o zamanki bursa’yı şarabistan gibi gösteriyor ne yazık ki! hem de ahiliğe mensup bacılarımız meyhanelerde erkeklerle kadeh tokuşturuyor? nüfusunun önemli bir kısmı hıristiyan olan ve islamiyetle yeni tanışan insanların yoğun olarak yaşadığı ilk dönem osmanlı toplumunun tamamının takva sahibi müslümanlardan oluştuğunu söylemiyorum ama bu kadarı da fazla değil mi? sarhoş osmanlı imajından hoşlananlar olabilir ama o zaman da bu sarhoşlar ve serkeşler topluluğunun 600 yıl zamana meydan okuyan bir organizasyonu kurduklarına nasıl inanalım?

    dikakana yorumu:
    haklı mustafa armağan. değil mi ki islam'dan ve osmanlı'dan binlerce yıl evvel eski yunan ve roma uygarlıklarını kuranların boğazından bir yudum şarap, bir yudum içki geçmediydi. o sayede kurabildiler o imparatorlukları, medeniyetleri. mustafa bey, burada tarih bilimine yine harika bir buluş armağan etmiş: 600 yıl zamana meydan okuyan bir organizasyonu kurabilmek için, içki içmemek gerekir. içki içen asla böyle bir şeyi başaramaz.
    bu arada bu 600 yıl safsatası da amma tribün sloganı olmuş yahu.
    benim bildiğim osmanlı, 1402 yılında paramparçaydı.
    1700lerde de gerilemeye başladı. 1800lerin başında, osmanlı'yı kendi valisini elinden kurtarmak için rus askerleri çıktı hünkar iskelesine diye biliyorum ben. ama tarihe yepyeni bilgiler armağan eden bu değerli insan, elbet hepimizden daha iyi biliyordur, daha iyi hesaplıyordur. tribün amigosuna değil, ona güveneceğiz elbette.
    yok, hayır hacıya güvenmeyelim diyorsanız, gelin o dönemlerden bile sonra osmanlı’da bulunmuş gezginlerin ülkedeki içki olayını nasıl anlattığını dinleyelim: “müslüman oldukları için görünüşte içki içmiyorlar. ancak içebilecekleri her fırsatı da değerlendiriyorlar. bir damla içki içmek ile bir galon içmek arasında günah farkı olmadığı için de, ayarını kaçırıyorlar, çok sarhoş oluyorlar. türk topraklarına gidecek yabancılar için tavsiyem, asla türkler ile içki içmeyiniz!”

    ***

    orta:
    ‘şaklabanlıkla devlet alındığını ilk kez gördüm’ sözü var filmde. bu ilk dönemlerde masa başında feth yapılmış mıdır?

    mustafa'dan tarihe armağan:
    bu da filmin esprisi olsun! ben başka bir espri göremedim de! insan karagöz ve hacivat filmi yapar da bir tane olsun adam gibi espri patlatamasa ayıp olurdu zira!

    dikakana yorumu:
    vay be abi, filmin yapamadığı espiriyi sen yapmışsın burada. sadece tarih bilimine değil, mizah dünyasına da bir armağansın sen! çok yaşa e mi?!!
  • son zamanlardaki en riskli yerli yapımlardan biri diyebilirim rahatlıkla. babam ve oğlum, karpuz kabuğundan gemiler yapmak gibi ağır kanlı filmler bile bazı ticari formüllere sadık kalırken sanki hacivat karagöz neden öldürüldü ticari kuralları yıkmak için yapılmış gibi. en büyük riski dil konusunda almışlar, türk filmlerinde zaten tuhaf bir ses sorunu vardır, ya da biz altyazıya alışmışızdır bilemiyorum, farz-ı misal ben türk filmlerinde birçok diyaloğu kaçırırım. hacivat karagöz'de ise çoğu diyaloğu kaçırdım çünkü dil çok yabancı çok eski. film ikinci riskini süre konusuda alıyor, 2 saatin üzerinde, bir sürü hikayenin ve entrikanın birbiri içine girdiği zor bir film sunuyor, evet neredesin firuze de uzundu, ama o rahatlıkla kısaltılabilecek sahnelere sahipti, şarkılarla seyirciyi dinlendiriyordu vesaire, hacivat karagöz'de seyirci kafasını bi çevirse tekrar perdeye döndüğünde hikayenin içinde kaybolacak... bir diğer risk, filmin politik ve "dini" tarafında. kurtlar vadisi gibi şovenist filmlerin tuttuğu bi ülkede, ülkenin geçmişiyle ilgili cesur saptamaların yapıldığı bi filmin sevilmesi çok zor. hangi ünlünün kaç kişiyi getireceği, hangi espriyle ekstradan kaç kişi getiririz hesabındaki yapımcılarımıza ders niteliğinde bir film hacivat karagöz, belli ki hikaye her şeyin üzerinde tutulmuş, piyasa kuralları kaale alınmamış. baksanıza afişinde bile iki tane sakallı erkek var, bu bir plato film veya benzeri film yapımı olsa etrafa bir sürü ünlü kafası, bacağı, memesi serpiştirilir, güzelim afiş de popülistlik uğruna piç edilirdi.

    çok kötü bir ses kopyasıyla galada izlediğim filmden sonra aklımda mükemmel bir hikaye kalmadı. ama çok güzel sahneler/diyaloglar (pir, eki, uç, dürt, baş gibi), çok güzel animasyonlar, çok güzel anlar (karagöz ve hacivat'ın gölge oyunları) ve çok güzel bir masal dünyası kaldı... spoiler vermeden yazmaya çalışıyorum ama biraz zor... bıy bıy bıy...

    kıssadan hisse, hacivat karagöz neden öldürüldü belki çok sevilmeyecek, çok izlenmeyecek ama çok tartışılacak. ve zamanla kıymeti artan mühim filmler kategorisinde değerlendirilecek.
  • "benimle evlenir misin?" kadar sıradan bir evlilik teklifini varolduğu için utandıracak film;

    -ayşe gadın benüm ol! elini vir... bebücüklenelim...