şükela:  tümü | bugün
  • osmanlı'nın kuruluş döneminde geçen ve muhtemelen aşiretten devletleşmeye giden o sürecin heterodoks unsurlarını en iyi işleyen türk filmidir.

    senarist levent kazak dönemin dilini tutturabilmek için pertev naili boratav'ın derlediği nasreddin hoca fıkralarına ve aşıkpaşazade tarihine başvurmuş.

    dönemin atmosferini yeniden kurgularken ibn battuta'nın anadolu seyahatnamesinden yardım alınmış.

    güven kıraç'ın canlandırdığı işini bilen bürokrat, pervane kadı karakteri sanki kemal tahir'in devlet ana romanındaki pervane subaşı ile hophop kadı karakterlerinden esinlenme gibi.

    şu sahneler ise yönetmen ezel akay'ın en meşhur oryantalist ressamların en nadide tablolarına yaptığı göndermeler. osman hamdi'nin kaplumbağa terbiyecisi tablosu görsel, jean leon gerome'un la bain (banyo) tablosu görsel, kar-ı mehmet'in kara kalem ecinni tasvirleri görsel, frank dicksee'nin leila tablosu görsel, gustav bauerfeind'in yafa pazarı tablosu görsel, yine gerome'un marchand de tapis au caire (halı tüccarı) görsel ile priére dans la mosquée (camide ibadet) görsel tabloları.

    edit: bu arada şunu da belirtelim, bahse konu sahnelerdeki göndermeleri ben de birçok kimse gibi burçin aydoğdu'nun tweetleriyle öğrendim. hakkını teslim etmek gerekir. çok güzel iş çıkarmış.

    https://mobile.twitter.com/…atus/941962429830975490
  • yörük karagöz, ineğinin hastalandığı bölümde onu dizine yatırıp ona öyle candan öyle naif sözler söyler ki hayvanını çocuğu gibi kardeşi gibi sevmiş ve o sahnede karagöz’ün safiyane üzüntüsünü haluk bilginer bize ustalıkla yansıtmıştır:

    ‘’anaa anaa altun ölmiye galktuu ana nerdesün!! nice yoldaşluk ettüük tezeğinle pilav bişürdüük buzalarını obayı basan tatara verdüük sütünüle serpüldüük şimdiye kadar beynürünü yedüük sütünü içdüük hasta babacıma şifa ettüük kışın nefesüyle ısındıık ye altun ye ye de canlanasın göktanrı sana sıhhat vere.oohohoooyy nice buzağılarını yedüük derilerini ayacıklara çarık ettüük akçakızı çadıra yama ettüük yol bitti deyü bırakma kendünü galk!bak şehürlü sığırlara hepüsünün keyfi yeründe! ‘’

    yine bir başka sahneden hacivat ile karagöz kovalaşırken ahalinin ortasına düşerler. hacivat sen ne iş tutarsın diye sorar. karagöz:
    — ben yörüğüm. hem yörürüm hemi de verürüm. tatarlara buzaları verdük beygüleri verdük kazları verdük gardaşları verdük halayı teyzeyi verdük eşkıyaya malımızı verdük aşımızı verdük ama ac olarak hep yürüdük yörüdük amma eksülerek..
    hacivat:
    —burdaki esnaflar daha iyi bilir alışsız veriş olmaz.
    karagöz:
    —biz de öyle dedük çoğalak dedük şehirli olak dedük.tatardan galan son ineği de bu hacıcavcava gaptırdık.
    sorarım size nedir bu yörüklerin halı?? sizinki alışveriş de bizimki niden veriş? bizde neden alış eksüktür?

    14.yüzyıl dönemini anlatan yörük ağzını ve kültürünü ne de güzel lanse etmiş amma maalesef değeri bilinmemiş türk sinemasının en iyi filmlerinden biridir. senarist levent kazak yönetmen ezel akay bu ülkenin nadide sanatçılarısınız.

    ayrıca kamera arkası hastaları içün filmini izleyüp üzerine tuz biber niyetine hacivat karagöz neden öldürüldü kamera arkası
  • ---- spoiler ---

    hacivat: sen ne iş tutarsun?
    karagöz: ben yörüküm. ben hem yörürün, hem de verürün.
    hacivat: ne verürsün?
    karagöz: vergi deyü tatar'a buzağılaru verdük, beygürlerü verdük, kazları verdük, gardaşları verdük, toprak anaya bubayı verdük, halayı verdük, teyzeyi verdük, eşkıyaya malımuzu verdük, aşımızı verdük, ama anacuğumla ben hep yörüdük, yörüdük ama eksilerek...
    hacivat: ama karagöz kardeş şimdi burdaki esnaf efendüler daha iyi bilürler, alışsuz verüş olmaz.
    karagöz: he biz de öyle dedik. çoğalak dedük, şeherli olak dedük. tatar'dan kalan son ineğü de bu cav cav konuşan hacivat'a kapturduk. sorarun size nedür bu yörüklerün halü? niden hep bizden alunur? sizinki aluşverüş de bizimki niden verüş? bizde niden aluş eksüktür? yörüklere bu dünya hörgüç oldi.
  • türk milletinin önündeki en büyük engeli o kadar sade ve net anlatmışlar ki.

    türklerin araplardan etkilenmesinden sonra ideolojik olarak o kadar çok geriye gitmiş olduğunu gözler önüne seren film.

    kadınların değersizleştirildiğini, sanatın ve sanatçının baltalandığını ve hala günümüze kadar nasıl uzandığını anlatır.

    oyunculuklar ezel akay dokunuşları ile harika olmuş. doğal ve sürükleyici bir film çıkmış ortaya.

    hala izlemeyen varsa mutlaka izlemelerini tavsiye ederim.
  • film özünde benim için bir farkındalık yarattı. yıllarca isimlerini duyduk ama neymiş, kimmiş bunlar diye hiç araştırma gereği duymadım. bu da benim ayıbım olsun.

    filme gelirsek, doğru mudur değil midir bilemem ama şimdiki rüşvet yiyenler ağaç kovugundan çıkmadı ya silsile yoluyla günümüze kadar gelmiş olmalı bu rüşvet işi.

    halka rüşvetin araplardan geçtiğini, devlet kurumlarında yaptıramayacağın iş olmadığını, işin zorluğuna göre rüşveti fazla verirsen işin o kadar hızlı yapılacağını aktarıyor pervaneci.

    diğer önemli mevzu; minareyi çalan kılıfını hazırlar deyimi kaynak olarak filmde anlatıldığı gibi midir bilinmez ama tam isabet olmuş. orhan gaziaylarca seferdedir. giderken döndüğümde caminin minaresini bitirin diye emreder ahi teşkilatına. ancak döndüğünde hala minare tam olarak bitmiş degildir. suçu ise karagöz ve hacivat'a atarlar.

    karagöz: hacivat'im ben ahi olmak isterim. kuşak bağlamak isterim. niçün de bana.

    hacivat: niçüün?

    karagöz: bende caminin taşlarından 30'lu tekke örmek isterim.

    hacivat: bende aynı caminin yumurtasindan kendime aşevi tekkesi açmak isterim. çeşitlerimiz de bellidir haaa. çiğ yumurta, pişmemiş yumurta, çılbır, yerini yadırgamış yumurta...

    karagöz: yani hep yumurta.

    hacivat: heee hep yumurta

    karagöz: heee cami yumurtası. cami inşaatı bitti nitcen?

    hacivat: eeeee nitcen?

    karagöz: eee dua et cami bitmesin.

    devleti soyma işi taaaaa osmanlı'nın kuruluş yıllarından bugünlere değin olan bir şeymiş bunu öğrendim.

    filmin yönetmenine saygılar.

    edit: "dahi" kelimesi "ahi" yapıldı.
  • --- spoiler ---

    arap ülkelerinde teze bir fikir vardır. adı rüşvettür. her kim ki işi devlete düşer ise vereceği işini yaptırmak içün paradur. iş ne kadar zor ise rüşver o kadar büyür. rüşvet ünen hallolmaz iş kalmaz. icabında cenk ederken kılıcın açamaduğu kapuyu rüşvet açar.
    --- spoiler ---

    özeti...
  • türk tarihine dair, her biri dolu dolu bir film olabilecek altın değerindeki beş ayrı hikayeyi tek bir senaryoda işleyebilerek adeta beşi bir yerde değerine ulaşmış; okullarda "dün eğitimi" verilirken izletilesi mükemmel film.

    --- spoiler ---

    pırr: eşrefoğlu hanlığı pervanesi çandarlı halil bin süllü; hânı olan süleyman bey'e anadolu'yu paramparça etmiş moğollar'a karşı artık birlik olma zamanının geldiğini, beyliklerin sadece bir direniş çağrısı beklediklerini söyler. süleyman bey bunun yerine "cenk itme, sevüş" zihniyetini benimsediğini belli edince, pervane onu sahte bir mektupla moğolların anadolu genel valisi timurtaş'a yem eder. böylece hem vergi kapısı olan gariban ahaliyi kırdırmamış, hem de günü geldiğinde ricallerine dahil olabileceği diğer beyleri ezdirmemiş olur. "eşrefoğlu fatihi" timurtaş'ı halifelik vaadiyle mısır'a çektirir, mısırdakiler onun kollarını bacaklarını gövdesinden ayırırlar. böylece kendisi gibi cinin gözü bir bende olan kadı eretna'nın yeni anadolu genel valisi olmasını sağlar.

    eki: moğol, eşrefoğlu süleyman'ın derisinden turşu kurup onu ibret diye beyşehir gölü'ne bandırdıktan sonra, kendisine sığınacak yeni kapı arayan pervane; kendisini, bir uç beyliği olduğu için küçümsediği osmanoğulları'nın payitahtı bursa'ya bir oyunla kabul ettirir. burada, "devlet kurar ama idaresini bilmez" osmanoğulları'nın iradesine kılıç gölgesi altında şeklen boyun eğmiş iç zümreler (ahi'lerin riyasetindeki yerli sermayedar olan esnaflar, gizli gizli hıristiyanlıklarını sürdüren doğu roma kökenli* asiller) ile temasa geçer. onlara taze devletin başına en uygun şekilde çöreklenebilecekleri arap diyarı adetlerini (devlet işlerinde rüşvet, fakirin uçan kuşundan dahi vergi alınırken ahiler'in vakfa bağlanıp vergi harici bırakılması) anlatır. şehre kabul oyununu sezen bacıları* lağvetmenin yollarını arar.

    : pervane, uç'un tek akıllısının kendisi olmadığını görür. beyliğin önemli şahsiyetlerinden (osman gazi yadigârı) köse mihal*, oyunlarına sadece kendisinin damadı olacaksa destek vereceğini belli eder. müstakbel gelin olan bacıbey ayşa hatun, pervane'nin su altından yürüttüğü samanları ifşa edecek delillerin peşindedir. orhan gazi'nin "rum güzeli lülüfer'i" nilüfer hatun, bey şehirde yokken yönetimin köse mihal gibi bey yoldaşlarında değil de kendisinde olmasını ister; beyliğin kadısı ve defterdarı olmuş pervane'yi malum bir delille* tehdit ederek bu isteğine desteğini arar. şehirde ise ahiler yozlaşmanın dürüstlükten daha çok akçe kazandırdığını görmüştür ve sağda solda, irili ufaklı türlü düzenlerin peşindedir. bu zümreler, güç savaşlarına ancak orhan gazi'nin gazadan döneceği kesinleşince ara verirler.

    dürt: ortaya hem pervane'nin hem de devlete çöreklenme peşindeki zümrelerin oyununu açık edebilecek iki kafadar (yörük bahadırı karagözlü* ile garp kurnazı hacı ivaz çelebi*) çıkar. ayşa hatun şahsında bacıların devlete çöreklenmeye dair gölge oyunlarını aydınlatma çabası, çörek meyyali zümrelerin tam işbirliği yüzünden sonuçsuz kalır. ayşa hatun'un telkinleriyle karagöz ve hacivat, gazadan dönen orhan gazi'nin huzurunda güldürüklü temaşa sergilerler. mizahlarının yumruğuyla tüm yozlaşmış zümreleri; başta kadı pervane olmak üzere düzenbaz ahileri ve onlara göz yuman, beyliğin önde gelen rumî asillerini dürterler. karagöz bahadır, pervane'nin ve köse mihal'in devlet işlerinde müşterek altın tavuğu konumundaki ayşa hatun'un elini tutmaya; orhan gazi'nin bizzat kendisinden hak kazanır. orhan gazi bu sırada; dürtülmüş zümrelerin örümcek ağında iğnesinden korkulan bir bal arısı haline geldiğinden habersizdir, fethettikçe bu ağda fethedildiğinin ise farkında dahi değildir. temaşanın mizahında ahilerden ve pervane efendi'den aldığı yozlaşma kokusunu, bu kokunun üzerine kanlı kelle atarak çözmek ister.

    baş: kadı pervane efendi, kurduğu düzenleri; karagöz ve hacivat'ın temaşası nesnesinde kendi oyunlarıyla bozmaya çalışan ayşa hatun'un bacılarına, bir kez daha kendi kurduğu bir oyunla karşılık verir. orhan gazi kelle istemiştir lakin istediği kellelerin kimin kellesi olduğunu sormayı fütursuzca ihmal etmiştir. kadı pervane, ahi reisleri ve rumî asiller; yozlaşmanın suçunu el birliğiyle kendilerini dürten karagöz ile hacivat'a yıkarlar. iki kafadar apar topar idama mahkum edilir, ayşa hatun olanları engellemeye yetişemez. kadı pervane'nin bendesi emir çoban'ın emriyle idam hükmü infaz edilir. türk'ün tarih boyunca en büyük kavgası (yerleşikliğe türklüğü kaybetmeden geçiş) yine ölüm doğurmuştur. silahlarını teslim eden bacılar (şahsında türk kültürü) bitirilmiştir. osmanoğlu beyliği'nde bundan böyle kadınların hepsi (ve şahsında türk kültürüne dair her şey) yeniktir. yozlaşmış zümrelerin erkekleri (şahsında araplaşmış "rumî türk" zihniyeti) ise, artık yenik olsa da galiptir.

    --- spoiler ---

    kesinlikle izlediğim en iyi türk filmi.

    şu beş anlatının her birinden dolu dolu ayrı birer film yapılabilirdi, anlatacakları şeylerden çıkan senaryoların yoğunluğuyla hiçbiri de sinemada sırıtmazdı. her biri öylesine "derin" mevzular.

    yönetmen ezel akay, senarist levent kazak, sanat yönetmenleri hakan yarkın, naz erayda ve (filmin efsanevi müziklerini de yapan) ender akay başta olmak üzere; filmi oyunculuklarıyla bambaşka yerlere taşıyan haluk bilginer'in ve beyazıt öztürk'ün ve güven kıraç'ın (ve adları bu giride belirtilmeyecekse de tarihe geçmiş tüm ekibin) ellerine sağlık.

    dirilip pınar olmuş, irkilip ırmak olmuş, akıp bu filme dolmuş, taşmışlar elhamdülillah.*
  • vizyona girdiği ilk günden bugüne kadar hayatım boyunca en fazla tekrarını izlediğim türk filmidir. bana deseler ki filmi yeniden çekeceğiz lakin senaryo elimizde yok, dur hocam ben söylerim siz yazın derim. o derece ezberimde.

    bir amme hizmeti olarak, eşrefoğlu süleyman'ın temirtaş'a yazdığı mektubu işsizlikten çevireyim dedim buyrun.

    beylüğümüz ufak, pulumuz yok amma şanlı şöhretli taşımız var. pertev-i âfitâb ve şuâ-i mâhitâb sultan-ül selâtin-ül arab ve'l acem ü rûm zillullâh-ı fil âlem temirtaş han.

    kafinuru sizin eteğinize gönderürüz. naçiz hazinemiz zat-ı şahanenin gölgesinden cömertlik ve bereketüyle şerefyab ola.

    günümüz türkçesi:

    beyliğimiz ufak. paramız yok ama şanlı şöhretli taşımız var. güneş ışığı... ay ışığı... arabın, iran'ın ve anadolu'nun sultanlarının sultanı, tanrının yeryüzündeki gölgesi temirtaş han. kafinur'u sizin ayağınıza göndeririz. değersiz hazinemiz, mükemmel kişiliğinizin yanında cömertlik ve bereketiyle şeref bulsun.

    edit: şuâ
  • görsel
    görsel

    düşük bütçesine rağmen çok büyük işler çıkartmış ama gişede çakılmış epic film. (bütçe 2005/2006 için 5.000.000 tl - toplam hasıtat; 24 hafta 4.233.546 tl)
    arriflex 535b ve arriflex ııı ile 35mm çekilen film sinemalarda da 35mm oynadı.

    ''arap ülkelerinde teze bir fikir vardır. adı rüşvettür. her kim ki işi devlete düşer ise vereceği işini yaptırmak içün paradur. iş ne kadar zor ise rüşver o kadar büyür. rüşvet ünen hallolmaz iş kalmaz. icabında cenk ederken kılıcın açamaduğu kapuyu rüşvet açar.''

    ''-avrat bacı dediğin evde tereyağlı dolma yapar...
    +bacılar şeyh edebali'nin mirasıdır, ağza alanın ağzı temiz ola.''

    ''-bursa'da çok kilise var dirler?
    -ee?
    -e madem vakit eksük, cami de istersüüz, çaksanıza minareyi kilisenin çatusuna!
    -o kilisenin gideni vardur.
    -kilise var ise, gideni de var ise, gazamız ne güne durur?
    -çünkü gadu efendü, şehrün zaptı er geç olur, çelik kılıç demir kapıları açar, amma gönülde aynı zapt olmaz. gönül kapısın heç bir kılıç açmaz!''

    ''-kafinur?
    -birliğimizin gücü!
    -yook, güç dedüğün garın doyurur, öyle olsaydı selçuklu çok yaşarıdı... meni bülürsün kadu, cenk itme sevüş, men muna inanurun.''
  • ezel akay'ın ne güzel projesiydi bu film. adı bile çok güzel. hacivat ve karagöz neden öldürüldü?

    gaybın güzeli, eski domates güzeli kam ana var, aman dikkat bacıyân var, hacını boynunda tutmaya gayret eden kadın efendi var, şekerden değil yunus emre'den yapılmış şarkılar var ve dere kunduzu musun sabah yıldızı mısın? gibi bir soru var.

    ne güzel, hiç olmadı insanların kulaklarında gözlerinde belirdi o zamanlar. bunlar kitaplarda var ama sinema perdesinde olunca beğenen az oldu, kulp takan çok. bu coğrafya kendine dair olanları beğenmekte ne kadar tutumlu. film yahu, adı anılsa yeter. yetmez mi?

    bu filmi gökova'da açık hava sinemasında izledim. açık havada o güzelim cin daha da güzel göründüydü gözüme.
hesabın var mı? giriş yap