şükela:  tümü | bugün
  • hafta sonu bir avm, park, restoran ya da dışarıda herhangi bir yerde onlarcası görülebilecek, en az 1 adet yaramaz çocuk bulunduran çiftlerdir. hayatlarından bezmiş, allah belalarını vermiş gibi bir görünümleri vardır. suratları asıktır ve birbirleriyle sanki küsmüşcesine hiç konuşmazlar. genellikle telefonlarına odaklanmışlardır. sadece, sağa sola koşturan çocuklarına "dur, yapma, gitme, gel buraya çabuk!" şeklinde bağırdıklarında konuştuklarını duyarsınız. çocuklarıyla düzgün şekilde konuştuklarını ise pek duyamazsınız. çocuklarına hitap biçimleri genellikle "bağırma" şeklindedir. "madem böyle bakacaktın, neden yaptın o çocuğu" diye düşündürtürler çevredekilere. görenleri evlilikten soğutma gibi bir özellikleri de mevcuttur.
  • mutsuz filan değil, sadece yorgun ve uykusuz olan ciftlerdir.
    hayatta bir boka sap olamamis mallar cocuklu ciftlere bakıp mutsuz deyip kendini tatmin etmeyi biraksın artık.
    haydi yallah amacsiz hayatlariniza geri dönün bakalım.
  • her haftasonu avm’ye gitseniz siz de mutsuz olursunuz.
  • iki kere evlenip tazminatsız bilmemnesiz kurtuldum. yok arkadaş, gerçekten bu devirde yapılacak iş değil. mutsuzluğun dibini yaşarlar. açık hava hapishanesi gibidir. kımıldayamaz, nefes alamaz, hele bir de ekonominin bu hale geldiği günümüzde ayın sonunu getiremezsin.

    mal mülk kalmıştır: hobi sahibi ehlikeyf insanlarsınızdır. ufak bi kasabada organik tarım, tema vakfı, yarak kürek işlerle ilgileniyorsunuzdur, o zaman olabilir.
  • zaman içerisinde o mutsuz ama mutsuzluğunu kabul etmeyip evcilik oynayan çiftlerin boşanmalarına ya da aynı ev içerisinde neredeyse hiç konuşmadan, yataklarını ve hatta odalarını ayırarak yaşadıklarına sıklıkla şahit oldum. önceleri herkese ne kadar mutlu olduklarını ve çocuk yaptıkları için kendilerini çok iyi hissettiklerini ispat etmek için çabalar ve hatta kendilerini bile buna inandırmaya çalışırlar. çocuklarını ne kadar çok sevdiklerini anlatırlar sürekli ve elbette ki seviyorlardır da. ama bir yandan hayatlarındaki mutsuzluğun nedeninin o çocuk ya da çocuklar olduğunu da bilirler.
    çocuğunu doğurduktan sonra ayna karşısında aylarca ağlayan kadınlar tanıdım. yüzlerindeki mutluluk maskesiyle kendilerini kuaföre, alışverişe verir, estetik cerrahların kapısını aşındırırlarken o yere göğe koyamadıkları çocuklarını türlü bahanelerle ya bir bakıcının kucağına ya da aileden birisinin kollarına atmışlardır. ve çocuklarıyla geçirdikleri kısacık zaman diliminde o çocuklara bağırıp dururlar. çünkü çocuğu aslında kendisi büyütmemekte ve o annenin eğitimini almamaktadır o çocuk. ve anne hem tahammülsüz, hem de yabancıdır çocuğuna.
    erkek ise zaten iş toplantıları, iş seyahatleri derken hem anneyi hem de çocuğu ilgisiz ve yalnız bırakır. ona hava hoştur ve o zaten erkektir. ne yapsa, ne yaşasa farketmez ama karısı tabii ki evinde sadakatle kocasını beklemek zorundadır. başka türlüsü düşünülemez! e canım, bu kadar masrafın altından kalkan da o değil midir? kendisi ailesine ne kadarını verirse, onlar onunla yetinmek zorundadır.
    sonra bu sevgili, cici aile kırk yılın başında bir hafta sonu ya da bayram tatilinde birlikte zaman geçirmeye kalkar ama maskelerini ve canım cicim yalanlarını da yanlarına almışlardır. fakat bir şekilde kaçıverir o cırtlak bağırış ağızlarından. bir anda, ilgisizlikten beter olduğundan bütün şımarıklığını takınmış olan çocuklarına herkesin içinde bağırmaya başlarlar. evde veremedikleri terbiye o anda çocuğa yapışacakmış gibi gelir ama nafiledir. çocuk bu! tabii ki durumu kullanacak ve intikamını alacaktır. o aile ona sadece rahat bir yatak, iyi bir okul, teknolojik aletler ve yiyecek sunmakla yükümlü değildir aslında. vermeyi unuttukları sevgi, üç kuruşluk tatilde ya da haftasonu gezisinde gün yüzüne çıkar.
    bilmiyoruz, anlamıyoruz zanneden çocuklu ailelerin dilinde ise hep aynı laflar döner, durur. "çocuğun olmadan anlayamazsın!" aslında unuttukları ve gözardı ettikleri bir şey vardır. bizim de bir zamanlar çocuk olduğumuz! oysa onlar hayatın telaşından kendilerinin de bir zamanlar çocuk olduklarını unutmuşlardır. bağırdıkları o çocuğu kendilerinin yaratmış olduğunu da!!!
  • hafta sonu yazmayı bilmeyen yazarın zoruna giden durum.
  • az önce çocuğun hamburgerinin ekmeğinin çektiği yağ sebebiyle bunu yedirelim mi yedirmeyelim mi diye 15dk tartıştıkları, bu arada yavrucağın da aç kaldığı için durmaksızın vızıldadığı, etraftaki insanları huzursuz ettiklerini fark edince de hepten gerildikleri bir yemekten kalkmış olabilecek çifttir.

    en ufak konuda bile hemfikir olamayacak duruma gelmiş insanların kendilerini bir şekilde birbirlerine muhtaç etmesinin sonucudur. yaptıkları çocuğu da çok ulvi bir amacın yerine getirilmesi filan zannedip sikko hayatlarına anlam katarlar. yine bu amaç uğruna boylarını aşan türlü borç altına girmiş ev mev almışlardır, bu sebeple celine*'in de dediği gibi salyangoz misali sırtlarında taşırlar evlerini her gittikleri yere. her daim yorgun ve mutsuz olmalarının bir sebebi de bu yüktür. çocukları da büyüyünce aynı bunlar gibi olur nesiller boyu birbirinin kopyası şeklinde devam ederler. bu deliliğe dahil olmak istemeyenler tarafından eleştirildiklerinde de hemen faşistlik yapmaya başlarlar.

    tabi mutlu olup çocuklarıyla birlikte hayatın tadını çıkartabilen çiftler de yok değildir. onlara da haklarını teslim etmek lazım, evlilik kurumuna karşıyız gibi bir anlam çıkmasın. bahsedilenler daha kendilerini tanımadan etmeden çoğalmaya başlayan evcilik meraklılarıdır, biliyorsunuz işte.
  • vakti zamanında sevişip üredikleri için kendilerini amaç sahibi, diğer insanları amaçsız ilan eden insan grubu.

    çocuk yapıyorlar ama çocuğa bakmak istemiyorlar. anneanne ve babaanne denen garibanların hayatına ambargo koyup kendi çocuklarını onlara baktırıyorlar. kendilerine boş zaman ayırmak istiyorlar. çünkü benimsedikleri ebeveynlik yöntemi "benim çocuğum her şeyin en iyisine sahip olacak, istediği her şey olacak." çocuklarına istedikleri mükemmel hayatı sağlamaya enerjileri yok. günün sonunda iki yorgun insan birbirinden nefret ediyor ve çocuğa bakması için annesini babasını görevlendiriyor.

    böyle bir ebeveynlik yöntemi benimsemek kendi karakterinizi, kişiliğinizi, isteklerinizi, çocuğu baktırdığınız insanın hayatını hiçe saymaktır. bu jenerasyonun zaten bir amacı, isteği, hayali yoktu, bu yüzden çocuk yapıp çok meşgul ve önemli biri olarak görünmek onlar için güzel bir kaçış kapısı oldu.

    keşke o aşağıladığınız doğu avrupalıları örnek alsaydınız biraz. hafta sonu çocuklarıyla bisiklet kullanan, çocuklarının birer insan olduğunu ve hayatta her istediğini elde edemeyeceğini onlara zamanında öğretebilen ebeveynler olsaydınız.

    halbuki başlarda 2000'lerin gençliği umut veriyordu. şimdiki gibi nargilecilerin, ya da kibirli moderncilerin devri değildi. toplumsal kodlara karşı çıkıp bir şeyleri değiştirebilirlerdi. ama onlar bugün düşman çatlatmak için düğün yapıyor, instagram'a fotoğraf koymak için kahvaltıcıya gidiyor. 85-90 arasında doğan nesil bu ülke için geçiş aşamasını başlatan insanlar olabilirlerdi. onlar avm/instagram ekseninde bir alt kültür oluşturup senelerin emeğini piç ettiler.

    "benim için en iyisi hangisi" ya da "en çok nasıl mutlu olurum" sorularından çok "başkaları için en iyisi hangisi" ve "o şeye nasıl ulaşırım" sorularıyla meşguller. bu insanlar birbirlerinden nefret eden, kendilerine ve etrafa zararlı, fakat tüm bunlar yaşanırken kendilerini aile kurumunun yüce temsilcileri olarak gören garip varlıklar.

    işin kötüsü, bu iş böyle devam edecek gibi. bu gerçekleri birisinin suratına söylerseniz anında sizi aile, toplum, sevgi düşmanı, vatan haini, bölücü, duygusuz, enemy of the state ilan ederler. zira hayatlarını üzerlerine kurdukları değerler bütünü o kadar sahte ki herkes inanıyormuş gibi yapmak zorunda. birisi doğruları söylemeye başladığı an tüm düzen çatırdamaya başlıyor.
  • çocuğun zihinsel bir problemi,otizmi, hiperaktivitesi olabileceği aklına gelmeyen yazar beyanı. bu tarz bir durumda bu bir zorunluluk. tedavinin bir parçası. evet toplu taşımada aileyi zorluyor, dışarıda gezdiğinden bir şey anlamıyorsun, evet mutsuzsun. ancak buna ebeveyn olarak mecbursun. evlat sevgisi böyle bir şey.
  • en temel iç güdülerden biri olan üreme dürtüsünü gerçekleştirerek çocuk sahibi oldukları için kendilerini "bir baltaya sap olmuş" olarak tanımlayan insanlardır.