şükela:  tümü | bugün
  • (bkz: hafta sonu)
  • kış aylarındaki tanımı mutsuzluk çukurudur. şu an o çukura kusuyorum mesela ben.
  • dört gözle beklenen ama kötü geçtiğinde mutsuz eden.
  • ayrı yazılması gereken birleşik kelime.

    ben demiyorum tdk diyor.
  • jean-luc godard'ın bir filmi. film burjuva bir çifti konu alırken bir anda 'mübalağa'nın sinemaya girmesini açık açık gösterir.
  • ayrı yazılmasına anlam veremediğim fakat ayrı yazılması doğru olan kelime.
  • ayrı yazılmasına anlam veremiyorsanız, ayrı yazılması doğru değildir. çünkü dili insanlar oluşturur ve geliştirir. "haftasonu" tek başına kalıp olmuştur, "filmin sonu" gibi bir kullanım değildir. önce kendi mantık süzgecinden geçirmeden, 30 yıl önce bir kaç memurun belki kişisel fikirlerine uyarak koyduğu bir kuralı kanun gibi gösterip "tdk böyle dedi, konu kapanmıştır"a getirmek büyük yanlıştır.

    de'lerin ayrılması konusu bundan tamamen farklıdır. de'leri ayıramayanların büyük çoğunluğu salak ve cahildir. o bir tercih ya da kural değil algı eksikliğidir.
  • kendine gelmek için iyi bir zaman dilimi.

    mesela çok delirmiş olabilirsiniz. bu delilik ille yıkıcılık içinde olmayabilir, kendinizden sıkılmış ve hatta sıkıldığının farkına bile varmamış bir hale girmek de delirmenin bir türüdür. ama bunu her zaman bilmezsiniz.

    işte günlerden bir gün, "eeeeh sikerler amk, ben böyle biri miydim ki şimdi oturmuş kafayı bunlara takıyorum" deyip "kendinize doğru" bir yol ararsanız, sizi kurtaracak olan şeylerden biri haftasonudur.

    diğeri de this is my truth tell me yours. (temsili.)
    elinizde kendisinden yoksa, benzer malzemeyle de yaklaşık sonuçlar alabilirsiniz.

    - panpa benim derhal bir yere gitmem lazım acil, angara'ya geleyim diyorum müsait misin?
    - hayır değilim. erciyes'e gidicem snowboard yapmaya, hadi sen de gel.
    - ya adanalıyım ben karın üzerinde ne işim var allah allah
    - gel de adanalı bacıma kar öğreteyim gel.
    - malzeme, konaklama, ulaşım kıl tüy?
    - hepsi bende. sen gel.
    - ok.

    topladım sırt çantamı, çıktım bir cumartesi sabahı, gittim kayseri'ye. oradan aldı beni bu hazreti adam aleyhisselam, erciyes'e gittik. yolda enfes kahvaltı yaptık, aman allahım her taraf kar, çok manasız bişey değil mi bu ya ahah. "nesini seviyorsunuz bu kış mevsiminin allaşkına" dedim. "tatlım zaten kışı sevmediğimiz için böyle sporlar yapıyoruz, napalım hava kötü diye bütün kış evde mi oturalım tembel hayvanlar gibi" dedi. makul.

    mesela bir haftasonunda, hayatınızda ilk defa bir kar board'u görmüş olabilirsiniz.
    o botu ilk defa giydiğiniz, size uyan kayak pantolonunun garsonboy olduğunu gördüğünüz, ömrünüzde ilk defa bir aleti sadece ayaklarınız ve duruşunuzla idare ettiğiniz gün bir haftasonu günü olabilir. (bu arada hiçbir malzemeyi satın almanıza gerek yok, orada her şeyi kiralıyorlar. benim kask ve eldiven this is'tendi ama board, bot ve pantolonu kiraladık.)

    this is muadili dostunuz sizinle saatlerce uğraşabilir.
    hatta sizin için vodka redbull hazırlamış bile olabilir.
    daha ilk denemenizde hayvanat gibi düşmüş ve kuyruksokumunuzu sağlam acıtmış olabilirsiniz.
    hatta sonrakilerden birinde öyle bir düşersiniz ki, kask olmasa pekmez akmış gitmiş olacaktı, bilemezsiniz.
    iyi ki o bilek korumalı eldivenleri getirmiş bu this is kişisi, yoksa bileğinizin parçalarını nereden toplayacaktınız belli değil.

    derken bakarsınız ve ohaa resmen oluyormuş ya la?
    tüm hızını ve dengeni, ayaklarının minicik hareketiyle kontrol ediyorsun. (bir de tabii "başın, board'un önünde olacak!" :) )
    wuuhuuuu kaymak ne güzel şeymiş anne!

    this is "dagny sen daha önce bunu hiç yapmadığından gerçekten emin misin" filan diyebilir mesela.

    bunlar hep haftasonu olan şeylerdir.

    ikinci denemeye çıkacağınıza bile inanmazken, önce 5 biter. sonra 6. 7'den sonra artık rüzgar çıkmıştır, yani aslında istemeseniz kaymayabilirsiniz. ama "ya bi tane daha denemesek mi" derken bakmışsınız 9 da bitmiş. "aaa sonuncuya mı geldik... öğrenmiş gibiydim ama bak... neyse akşam da oldu zaten napalım, onda bitsin madem, bi daha gelirim..." dersiniz.

    bakın bunlar hep haftasonudur.

    hazır yeni bir şehre gitmişken gidip oranın yemeklerinden ortaya karışık yaptırabilirsiniz.
    burası kayseri ise, mantı, yağlama, pastırma ve sucuktan hangisinde boğulacağınızı seçmek zor olur. siz de hepsini birden seçersiniz.

    sonra otelinizin barına gidip alkol alırken birer puro yakacaksanız, ihtiyacınız olan şeylerin biri tabii ki this is, diğeri ise haftasonudur.

    ertesi gün çok rüzgarlı olabilir ve kar mesaisi sizin seviyeniz için pek makul görünmeyebilir.

    ama rüzgarlı bir haftasonunda, hayatınızda ilk defa gittiğiniz bir yerde, beraber çok güzel zaman geçirdiğiniz biriyle birlikte, odaya kapanmanız için gerçekten çok geçerli bir sebebiniz... aslında yoktur.

    tamam haklısınız, kahvaltıdan sonra odada oturup, dün başladığınız mu az zam "cloud atlas" filmini bitirmek iyi bir fikir olabilir.

    sonra ise sizi kalkıp ürgüp'e gitmekten alıkoyan nedir?
    haftasonunda değil misiniz?

    güneşli ama soğuk bir günde, dümdüz bir yolda, yokuş aşağı hızla giderken, dinlediğiniz piyanolu kemanı bir "soundtrack" olarak düşündüğünüz gündür haftasonu.

    çünkü o bir film sahnesidir.

    filmlerde görüp, acı ya da tatlı, ama nihayetinde "çok güzel lan" dediğimiz sahnelerle doludur hayatlarımız. işte bunu fark ettiğimiz her an, dönüp kendimize baktığımız haftasonundan bir kesittir.

    kalkar bunu arabayı kullanan arkadaşınıza anlatırsınız. "hişt yakışıklı" dersiniz, "benim çok güzel sahnelerim oldu. ve şu an yine onlardan birini yaşıyorum."

    size arkadaşlık ettiği yolu zaten kendisi açmış olan snowboard hocanıza, ürgüp'te bu kez sizin yardımcı olmanız gerekir.

    - çıtır, bak şimdi, ben dışarı hep "bir şey için" çıkarım. snowboard yaparım, kiteboard yaparım, spora giderim, ne bileyim, dışarı çıkıyorsam bir yere giderim. sırf çıkmış olmak için çıkan sensin. şimdi sen bana anlat bakalım, geldik buraya tamam da, şimdi napıcaz?
    - hiçbir şey. dışarı çıkarsın, bilmediğin bir yola girersin, "acaba burada ne varmış" dersin ve o yoldan devam edersin, gerisi gelir zaten.
    - iyiymiş.

    derken öğrenir bunu, gel şuradan gidelim hadi buraya da bakalım derken kısa bir yürüyüş yapıvermiş olursunuz.

    oradan çıkıp, ortahisar diye ikinizin de ilk defa gittiği bir yerde, foursquare'den nargileci aradığınız gündür haftasonu.

    - dur ben mekandan önce şurada bir lavaboya gireyim, belki içeride yoktur. sen de hediyelikçilere filan bak istiyorsan.
    - tamam.
    (birkaç dakika sonra)
    - alo çıtır nerdesin nereye gittin?
    - ya ben bi sokaklara girdim oradan başka sokaklara döndüm, ama yönümü yerimi biliyorum, sen nargileciye git gelicem ben.
    - peki.

    bilmediğiniz sokaklara girip çok mutlu olduğunuz gün, bir haftasonu günüdür.

    oturup nargile içerken film konuşursunuz, kitap konuşursunuz, dizi anlatırsınız, bunların her birinden söz ederken hayata karşı hayranlığınız, şaşkınlığınız ve heyecanınız iyice artar. "bilinecek ne kadar çok şey var allahım..." diyerek, kendinizi tamamen "öğrenmeye" verdiğiniz bir hayatın hayalini kurarsınız.

    o gün, adliyeye koşturduğunuz değil, hayal kurmaya ayırdığınız bir haftasonu günüdür.

    derken gider güzel bir yemek yer ve havaalanına doğru yol almaya başlarsınız.

    o yolda o kadar güzel olur ki kafanız, hayatınızın neresine nasıl şükredeceğinizi şaşırırsınız.

    yine arkadaşınıza dönüp, "this is'çim" dersiniz, "ben böyle bir insanım ya. bir şeyler öğrenmekten, bir yerleri görmekten, ilgilendiğim şeylerle uğraşmaktan, arkadaşlarımla zaman geçirip kafamın açılmasına sanki onu uzaktan izler gibi şahit olmaktan, anlatamayacağım miktarda haz alan biriyim. ben yaşamayı böyle seviyorum ve böyle yaşamayı seviyorum.

    kafamın açık olmasını, denemeyi, okumayı, izlemeyi, görmeyi, dinlemeyi, paylaşmayı, mutlu etmeyi, mutlu oluşumla dahi mutlu olabildiğini görmeyi seviyorum.

    sürekli hayal kuruyorum, ama bu hayaller hiçbir zaman belirli birine ya da bir şeye endeksli olmuyor, ama bunu bile isteye böyle yapmıyorum. kendiliğinden öyle oluyor. çünkü kurduğum her hayal, kendime yeni bir şey öğretmeye, dünyanın yeni bir cephesini keşfetmeye, kurmadığım yeni hayaller edinmeye ve kendimi daha çok sevdiğim biri haline getirmeye yönelik.

    martta şuraya gideyim, eylülde bunu yapayım, sene bitmeden onu da deneyeyim... bunlar hep tek kişilik hayaller ama ben bunu özellikle böyle yapmıyorum. sadece, hayali kuran hep ben oluyorum, ama onların karşılığı hiçbir zaman bulunmuyor. halbuki ben kendi halini ve hayallerini seven bir insanım ve şu an onlara döndüğüm için aşırı mutluyum, o halde nisanda da kiteboard öğretsene bana ahah"

    "evet" dedi, "işte bildiğimiz çıtır is back."

    sevdiklerim benim için bir şeyler yapınca onlara nasıl şükran duyacağımı şaşırdığım gibi, ben onlara bir güzellik yapacaksam en güzelini nasıl yaparım diye düşünmediğim detay kalmıyor. en güzeli her zaman olmuyor, ama gönül kimi dost bilirse en güzeli zaten o oluyor.

    sonra artık ayrılık vakti geliyor. arabadan inip, 1.5 metrelik bir kadın iki metrelik bir adamla ne kadar sarılabilirse, o kadar sarılıyorsunuz.

    haftasonu, cumartesi veya pazar değildir.

    bunu yapabildiğiniz, kendinize döndüğünüz, döndüğünüzde gördüğünüzü sevdiğiniz, daha da önemlisi, onu severken yalnız olmadığınıza dokunduğunuz herhangi bir andır.

    haftasonu,

    dünyanın en güzel zamanıdır.

    teyitli bilgi. :)
  • insana yalnızsa daha bir yalnız, mutluysa daha bir mutlu hissettiriyor bezevenk.

    halbuki dünün aynısı.