şükela:  tümü | bugün
  • sene 2000, bir kitap fuari :
    - ben kitap almak istiyorum, ' amerikan sapigi' tarzi olsun ama. var mi benzeyen bir sey?
    - yeni bi kitap yazmis biri, cok genc bi yazar, begenebilirsiniz.
    - emin misin, bak alirim, begenmezsem geri getiririm ona gore!
    - kefilim kendisine.
    - e iyi bari, genc yazarlar kazansin o zaman.
    - tesekkur ederiz, isim neydi?
    - .....

    genc adam kitabin kapagini acar, bir seyler karalar:

    " istedigin zaman geri getirebilirsin. hakan gunday"

    edit: tabii ki " kinyas ve kayra "
  • azil'i bitirmemin ardından yazdığı 5 romanla kendimce oluşturduğum "en iyi 10 hakan günday romanı" sıralaması şu hale gelmiştir:

    1) kinyas ve kayra
    2) malafa
    3) piç
    4)
    5)
    6) azil
    7)
    8) zargana
    9)
    10)

    daha iyisini de daha kötüsünü de yazacaktır (piç'i geçmesi çok olası lakin malafa ve üstüne çıkabilecek mi hep beraber göreceğiz) azil hakkında ayrıca bir değerlendirme gerekiyor elbet, onu da kafamı kumdan çıkarabildiğim an yazıcam.

    bir de, evet bu ülke edebiyatının mevcut döneminin ihsan oktay anar ve murat uyurkulak'la beraber en süper 3 yazarından biridir. helal olsundur. hep yazsındır.
  • lisede ve üniversitenin ilk yıllarında çok sevilmesinin nedenini anladığım; fakat belli bir yaşa gelmiş ve edebi zevki olduğunu düşünenlerin beğenmesini anlamadığım yazar.

    hani dan brown gibi kitap yazma rehberi geyiği var ya, aslında hakan günday gibi yazma rehberi de var. hemen açıklayayım;

    - kitaba enteresan bir giriş cümlesi ile başla;

    "hayat, cinsel ilişkiyle bulaşan ölümcül bir hastalıktır." - zargana

    "6 yaşındaydı ve 6 yaşında ölecekti." - az

    "bu cümle, yazmayı öğrendiğimin kanıtıdır." - azil

    "hepsi yaralar, sonuncusu öldürür!" - kinyas ve kayra

    - karakterlerin ismi de enteresan olsun;

    gaza, kinyas, kayra, afgan, derda...

    - karakterler erkek olsun. kadınları sevsin ama düzgün ilişki kuramasınlar. hepsinin geçmişinde travmalar olsun. şiddet ve alkolden bir türlü kurtulamasınlar. aşırı zeki olsunlar.

    - kimsenin adını bile bilmediği şeylerle ilgilensinler. enteresan hobileri olsun.

    - kitabın içinde konudan bağımsız aforizmalar olsun.

    - ve son olarak kitabın içinde birden fazla plot twist olsun.

    ilk olarak hakan günday okuyucusundaki hakan günday okuduğu için kendini özel hissetme durumundan bahsetmek istiyorum. hakan günday çağdaş türk edebiyatında en çok tanınan yazarlardan, kitapları onlarca baskı yapıyor, hatta kitapları özel baskıya bile giriyor, film senaryosu yazıyor vs. bu kadar popüler olan bir adamın kitapları benim için özel kalsın, bu adam popülerleşmesin demenin mantığı nedir anlayamıyorum. aslında adam tam da kendi zevklerinin özel olduğunu sanan ama aslında herkesle aynı olan kitleye hitap ediyor. millet de adamın kitaplarını okuyup beğendi diye kendini matah bir şey sanıyor.

    çağdaş türk edebiyatındaki çoğu yazarda bulunan melankoli, travmalarla yaşama, aforizma kasarak iyi bir kitap yazılacağını düşünen kitlenin tek değil ama ilk temsilcilerinden hakan günday. hakan günday'ın hafiften ırkçılık, erken evlenme, iş bulma soslu ergen bunalımları altında kıyıda köşede bırakarak yazdığı alt konular, sanki daha önce türk edebiyatında toplumsal sorunlar, varoluş sıkıntıları hiç konu edilmemiş gibi, edebiyatta devrim yaratmışçasına konuşulması bitmeli artık. eleştirmenler ne zaman yazar güzellemeyi bırakıp türk edebiyatındaki bu vasatlık üzerine eleştirilerde bulunacak?

    hakan günday şablon kitaplar yazıyor. ilk kitabını lise ikide yazmaya başladığını söylüyor. bir lise öğrencisine göre iyi seviyede bir kitap olmasına rağmen kitaptan ergen ruhu taşmış, akıyor. cümleleri toy cümleler. çok sırıtıyor. ve bunu okuyan 30-40 yaşındaki insanlar da ben ne okuyorum demiyor resmen. özellikle ilk kitabı çok kötü. gerçekten çok kötü. gerçekçi olma, her şeyi olabildiğince açık söyleme şiarıyla çıkmış yola, fakat gerçeklikten ve samimiyetten o kadar uzak ki, kitapları asla ilerlemiyor. enteresan olacağım diye karakterleri dünyanın bir ucuna göndermesi falan çok komik. yazarın oluşturduğu kurgunun içinde fantastik ögeler olsa bile benim o anlatıyı tabiri caizse yemem lazım. beni kandırsa da o hikayenin gerçekliğine inandırması lazım. bir yazar hikayeyi öyle bir anlatır ki karnından çıkan beş kafalı ejderhanın cüceler ülkesindeki dev yumurtayı alıp dünyaya getirmesine inandırabilir. ama hakan günday olaya herhangi bir mistisizim katmamasına rağmen inandırıcı değil. karakterlerin etrafa atarlanmaları, başlarını alıp afrika gibi ülkelere gitmeleri, başları sıkışınca anında kurtulmaları, dünya para kazanmaları... bunların hiçbiri gerçekçi değil. bir kitap gerçek bir hikaye anlatmak zorunda değil, ama hikayeyi gerçekçi anlatmak zorunda. iki tane aforizma yazıp, karaktere macera kisvesi altında ergenlik hezeyanları yaşatmak iyi kitap yazmak demek değil.

    hakan günday yazdığı ilk kitapları çok gençken yazdığı için öyle bir kitap yazayım ki her şeyi anlatayım, herkes şaşırsın mantığıyla yazmış. tuttuktan sonra da kendi olgunlaşsa bile kitaplarını olgunlaştırmamış. kitaplarında okuyucuya oynadığı çok belli. melankoli satıyor mu satıyor, yaz anasını satıyım iki ucuz karakter. içine de twitter'a yazmalık konuyla alakasız birkaç cümle patlat. modern ve salak insanın kimse beni anlamıyor ağlaklığıyla özdeşleşeceği bir de baş karakter koy. sonra dünya kadar sat, hatta kitabı okuyanlara kitaptaki karakterle tek özdeşleşen kişinin o olduğuna inandır. sonra okurları bilmem kaç yıl sonra nobel'i kazanır dedirtecek ıslak rüyalara daldır. "onu görmek için altı saat yol almam gerekiyordu. bir sabah, treni kaçırdım. aşık olmaktan vazgeçtim." yazısını kuzeni facebook'a yazsa dalga geçmek için sözlükte başlık açacaklar, "matematiği kuvvetli değildi, ama çıkarlarını hesaplamasını iyi bilirdi." yazısını kamyon arkasında görse gülecek olanlar bu lafları hakan günday yazdı diye, abi hakan günday ya, işte bu yaaa tavrına bürünüyor.

    sinema ve edebiyat evreni bu kadar genişken, ve günümüz dünyasında bunların hepsi insanın elinin altındayken okuduğu ilk ve tek şeyden etkilenen ve onun biricik olduğunu sanan vasat, vasatı da yükseltiyor tabii ki.

    afili, havalı bir cümle kurayım deyip büyük bir şey söyleyeyim olay olsun mantığıyla yazılan cümleler, hikayeler alıcı buluyor, hatta tüm dünyada alıcı buluyor ama sevdiği şeyi sırf kendisi sevdi diye kaliteli olduğunu düşünen okuyucu da yazarı o kadar pohpohluyor ki burnundan kıl aldırmayan, kibirli bir ekol yaratıldığının da farkına varamıyor.
  • "hayatta kimseye hiçbir şeyi tam olarak anlatamayacağını anlamıştı. biri için ölüm kalım meselesi olan, diğerinin gözünde toz kadardı."
  • o ders anlatır gibi üslubu beni hasta eden yazar. okuduğum üçüncü kitabından sonra diğerlerini okuyamaz hale geldim. “düşünceler mükemmel davranışlar kusurludur.” bu tarz tanım cümleleri tadında, kurgu olarak sağlam ama insanı bir süre sonra irite eden bilgece olduğunu sandığı üslubu bir süre sonra kitabı kaldırıp atma hissi veriyor insana. ayrıca şu tarz çıkarımlardan vardığı mantıklı gibi görünen sonuçlar da sürekli tekrar ettikçe insanı deli eden cinsten: “alfabenin ilk harfi a ve son harfi z’dir. tanrı şeytanı cennetten kovduğu sırada gökyüzünde gezmekte olan kuşun isminin iskeletini bu iki harf oluşturur; anza kuşu. “çile” kelimesi ise orta amerika yerlilerinin dillerinde a ve z harfleriyle yazılır ve simgesi anza kuşudur. bu nedenle insan çile çekmeye muhtaç kılınmıştır ve cehennem insanın kaçamayacağı kaderidir.” lanet olsun.

    edit: ahaha, moderasyon bunu görür mü bilmiyorum ama ekşi şeylere eklenen bu içerik gerçekten bir cehaletin fotoğrafı. arkadaşlar, sevgili ekşi şeyler editörleri, burada tırnak için belirttiğim şey, hakan günday'a ait değil, ait olsa bile iğrenç bir şey zaten. bunu nefis diye koymanızı anlayabilirim fakat bi entrynin tamamını okuyun. şu tarz çıkarımları var adamın diyerek salladım bir şey. bilginiz olsun, yarın bir gün adam gelir bu benim sözüm değil der, iyi bir hayalle başlayan ekşi şeyler projesi elden ayağa düşer. uyarımı yaptım, benden çıktı olay.
  • kendisini eleştirmek için çok geniş bir çapa gerek olmayan yazar. abartmayalım.
  • 2009 kitap fuarında tanışıp yıldız teknik üniversitesi'ne davet ettiğim yazardır. düşünmeden kabul etti davetimi; "edebiyat kulübünüz falan varsa onlara söyle bana ulaşsınlar, seve seve gelirim" dedi, mail adresini verdi. ben havalara uçtum tabi, hakan günday'la söyleşi uzun zamandır hayalini kurduğum bir şeydi. edebiyat kulübü olup olmadığını araştırdım okulda, varmış ama bu işlerle pek ilgilenmiyorlarmış*, bu işlerle işletme kulübü ilgilenirmiş*. ben de el mahkum işletme kulübü'yle görüştüm, bu konuyu açtım. aldığım cevap tam anlamıyla hayal kırıklığıydı; yıldız işletme kulübü -hani uğur dündar'a en iyi spiker ödülünü verip ölümüne reklam yapan kulüp- daha popüler yazarları çağırmayı tercih ediyormuş, elif şafak'ı çağırmayı düşünüyorlarmış. tamam elif şafak'ı da çağırın, elif şafak okurları da muhakkak onunla söyleşi yapmak istiyordur. ama sırf popüler değil diye, ne yazdığını bile bilmediğin bir yazarı siktir etmek ayıptır, yılın yıldızları ödüllerinin içinin ne kadar boş olduğunun bence açık kanıtıdır.
  • hakan günday 14 nisan 2006 tarihinde akdeniz üniversitesi'ndeki söyleşisinde, yazmaya neden başladığını, şu cümlelerle açıklıyor..
    paragrafların tamamı bant kaydını an be an dondurarak, sonsuz sabır ve sevinçle yazılmıştır..

    "şimdi, yazmaya neden başladığımı gerçekten anlatamam çünkü bu konuda fikir sahibi değilim..
    ama nasıl yazdığımı teknik açıdan biraz açıklayabilirim..
    o da şöyle gelişiyor; ben kelimeleri çok seviyorum..
    türkçedeki kelimelere ve bazılarına aşığım..
    çok güzel kelimeler var benim için..
    müzik seven biriyim, dolayısıyla kulağımda bıraktığı iz bazı kelimelerin, bana büyük keyif veriyor..
    tek bir kelime; onu düşünmek ve onu söylemek…
    bazen o kelime geliyor ve o kelimenin devamı geliyor..
    örnek, ‘’piç’’ adındaki roman iki kelimenin arasını doldurmak için yazılmış bir roman; ‘piç’ ve ‘hiç’..
    aynı cümlede kullanın bu ikisini gibi bir üniversite sorusu kabul et, işte oturdum bu romanı yazdım..
    o kelimeler büyülüyor beni çünkü..
    gelelim içeriğine; piç’ten hiç’e nasıl gidiliyor?...
    tabi ki sorular, fikir jimnastikleri ile geliyor..
    sorular soruyorsun, kendin için ilginç bulduğun sorular soruyorsun: ’’bir insanın durması neye yol açar?’’ soru: ’’bugün dursanız ne olur, burada kalsanız şimdi?’’ galiba sekiz küsurda başka bir toplantı var, onun için gelirler, kalkın buradan derler, peki dersiniz, götürürler şuraya koyarlar, üniversite kapanır, oradan başka bir yere götürürler…
    siz bir şey yapmıyorsunuzdur, duruyorsunuzdur ama..
    bu işte, durmanın şiddetidir!
    ve en şiddetli işlerden biri de durmaktır zaten..
    o irade vardı ya, suçluluk duygusuyla gelen, işte onu kullanmamaktır..
    bu soruyu soran bir romandı ‘piç’; bir grup insan eğer durmaya karar verirlerse ne olur? ..
    sonu öyle çok macera romanı olmadığı için, söylenebilecek nitelikte..
    belki de sizin de aklınıza gelmiştir..
    dört kişi var, hadi birini söyleyeyim, satın almak için nedeniniz olsun romanı..
    biri açlıktan ve susuzluktan ölür, bu kadar basit! ama, ‘’bir insan neden durur?’’, ‘’neden durunca bu dünya sizi cezalandırır?’’ ve ‘’durmanın bedeli nedir?’’ sorularını sormak, beni mecbur kılıyor bir saatten sonra o kağıdın başına geçip kalemle bir şeyler çiziktirmeye..
    sorular… cevaplı ya da cevapsız… beyefendi size söylüyorum, cevabı olmayabiliyor..
    zaten bulmanız büyük bir tesadüf olurdu, hele var oluşa dair olanları düşünürsek, bin yıldır sorulan aynı soruya bir cevap bulmak…
    ama, sorular… doğru sorular, çok ilginç romanlar doğurabiliyor..
    önemli olan herhalde o soruları düşünebilmek, belki de bu..
    illa cevap bu hayatta gelecek diye bir kaide yok..
    gelmeyebilir, ümitlenmemek lazım..
    işte o da ölümsüzlük duygusu gibi bir şey, çünkü onu beklemek..
    bu soruyu soracağım, mutlaka cevabını da bulacağım… zevkli olan işte onu arayış, o cevabı arayış…
    bulmak, bir süre sonra zaten kendini unutturuyor çünkü..
    hayal kırıklığına uğramaktan, camdan kemiklere sahip bir çocuk gibi oluyorsunuz..
    umurunuzda bile değil, günde beş kırıkla dolaşabiliyorsunuz..
    o cevabı illa bulmak gerekmiyor… çünkü amacınız yok..
    amaçsız sorular da çok ilginç olabiliyor..
    ve herhangi bir projeniz yok şimdilik..
    diyorum ya bir kutsal kitap yazma peşinde değilsiniz..
    insanların sağlığıyla ilgili herhangi bir tıp kitabı da yazmıyorsunuz..
    sizin ilgilendiğiniz konu, varlık, var oluş.. neden yok değilim de varım?
    bu sorunun cevabını bulana büyük ödül verirler: yedi milyon isviçre frangı nobel ödülü ! "
  • "ve kafam il olma izni alabilecek kadar kalabalıktı."

    kinyas ve kayra
  • çok ilginç insanlar tarafından eleştiriliyor.

    diyorsun ki bence kırmızı güzel bir renk. adam gelip kırmızı da renk mi lan ben 3 yaşımda falan severdim kırmızıyı oysa maviyi sevsen sorun yok diyor.

    (bkz: bilemiyorum altan)