şükela:  tümü | bugün
  • elde ediliş biçimi balık baştan kokarca olduğundan, insanın elinde patlayacak bir kazanç türü. yani; götümüze girecek kazançlar. ya da kayıplar.
    (ara: haram)
  • ülkemizde dizi oyuncularının bölüm başına aldıkları ücret, futbolcuların ve mankenlerin aldıkları ücretler buna en güzel örnektir.

    o kadar aç insan varken bu kişilere dudak uçuklatan ücretler veriliyor. resmen haksızlık.
  • dizi oyuncularına, futbolculara verilen ücretlere haksız kazanç diyebiliriz, ama bu durum biraz da türk halkının gavatlığından kaynaklanmaktadır.
  • memur maaşı.
  • haksız yere sağladığımız maddi kazancın had cezası vardır. sistem otomatik olarak işler ve günün birinde bizi aynı oranda maddi zarara uğratır. eğer haksız kazanç belli limit değerleri geçer ve zulümle karışırsa zarar bu sefer mala değil cana gelir.

    eğer maddi bir zarara uğrarsak buna üzülmemiz yersizdir; bilakis şükretmeliyiz; çünkü o zararla bir nevi temizlenmiş olduk ve daha da önemlisi zarar canımıza gelmedi.

    zekat bu noktada paratoner etkisi yapar. her sene zekatımızı fakirlere verirsek, hem manevi kazanç elde eder, hem de sistem bizi cezaya çarptırmadan önce önlemimizi almış ve üzerimizdeki haklardan kurtulmuş oluruz. zira kimse mükemmel değildir. kaçınılmaz olarak öyle veya böyle hepimiz kul hakkına bir parça gireriz.
  • çalmak
  • herhangi bir anlaşmayı ihlal sebebiyle oluşan gelir türüdür. bu anlaşma yazılı olmak zorunda da değil. şahitli ya da şahitsiz de olabilir. hatta açık ya da gizli bile olabilir. önemli olan ortada resmi ya da gayri resmi bir anlaşmanın olması ve taraflardan birinin anlaşmanın tamamını ya da bir kısmını ihlal etmek suretiyle gelir elde etmesidir.

    mesela “geçen gün 1 tane kalem aldım, adama 100 tl para ödedim. resmen soyguncu bunlar. haksız kazanç elde ediyorlar.” şeklinde düşünmek yanlıştır. çünkü altı üstü bir kalem için 100 tl gibi yüksek bir fiyat talep edilmesi ve bu talep edilen miktarın karşı taraf tarafından kabul edilmesi bir anlaşmadır. ortada çok yüksek bir bedel olmasına rağmen anlaşmanın kuralları ihlal edilmediğinden bu haksız kazanç değildir. ancak satıcının 1 tl’ye sattığı kalem için müşteriye “bu kalemin mürekkebi 1000 yıl ne yaparsan yap bitmiyor. sen öldükten sonra torunun torunu bile kullanır.” şeklinde yalan söylemesi, o 1 tl gibi küçük bir rakamı bile haksız kazanç sınıfına sokar. sonuçta kalemin mürekkebinin 1000 yıl boyunca tükenmeyeceği taahhüt edilmiş ve müşteri de bundan dolayı bu ticarete yanaşmış. söz konusu meblağ 1 tl gibi bir rakam dahi olsa anlaşma kuralları ihlalinden doğan bir gelir olduğu için haksız kazançtır.

    bir işletme kurarken devletle bir anlaşma yapıyorsunuz. diyorsunuz ki: ben kazancımın kanunlarla belirlenmiş olan kadar kısmını sana vergi olarak vereceğim. yanımda çalıştırdığım personelin gelirini kayıt altına alacağım. bu devletle yapılan bir anlaşmadır. dolayısıyla fatura kesmemek suretiyle vergi kaçırmak, çalışan personeli asgari ücretten göstermek anlaşmanın kurallarını ihlal etmektir ve haksız kazançtır.

    “geçen gün bir iş görüşmesine gittim ve yapacağım bir dünya iş için 3 kuruş para teklif ettiler. benim üzerimden resmen haksız kazanç elde etmek istiyorlar.” düşüncesi de yanlıştır. sonuçta bir anlaşma teklif edilmiş ve kabul edilmemiş. ortada haksız kazanç yok. eğer kabul edilseydi de haksız kazanç olmayacaktı. çünkü düşük bir ücret karşılığı yoğun efor gerektiren bir iş yapılması anlaşma kuralıdır. ihlal edilmediği sürece de ortada bir haksız kazanç olduğundan bahsedemeyiz. bunun tam tersi de geçerlidir. birisi size iş teklif ederken “size ayda 50 000 tl ödeme yapacağız ve bunun karşılığında bütün gün boş boş oturacaksınız.” derse ve siz işe başladıktan sonra basit de olsa bir iş yaptırırsa anlaşma kuralı ihlal edileceğinden haksız kazanç elde edilmiş olunur.

    yani; işte, okulda, sokakta, ailede bireylerle, gruplarla, şirketlerle ve devletle olan ilişkilerinizde sürekli “şimdi buradaki anlaşma ne? anlaşmanın maddeleri neler?” sorusunu kendinize sorun. ona göre kazancınız haksız mı değil mi tespit edin ya da karşı tarafın haksız bir kazancı var mı tespit edin.
  • niyazi kahveci'nin "haksız kazanççılık ve hırsızlık" başlıklı güzel bir yazısı var.

    http://www.ulusaldemokrasienstitusu.org/…hirsizlik/

    -------

    haksız kazanççılık ve hırsızlık

    “arzularımız o kadar şiddetlidir ki bazen birbirimizi parçalamak isteriz. ama topluluk duygusu bizi durdurur. lütfen not edin: işte bu, neredeyse ahlakın tanımıdır.” nietzche

    medyada şöyle haberler: “türkiye, 168 adet oecd ülkeleri arasından meksika’nın ardından yolsuzluğun en çok görüldüğü ikinci ülke oldu.” 08-06-2016. rapor, “otokratik liderlerin olduğu ülkelerde yolsuzluğun arttığı” tespitini yapıyor. sadece ifade özgürlüğünün, şeffaflığın, güçlü demokratik kurumların, sivil toplum ve medyanın iktidardakilere hesap sorabilir olduğu ülkelerde yolsuzluklar azalıyor.”

    türkiye’de toplumsal haksız kazanççılığa örnekler: 5 tl’lik bir tavuk yardımında, 1 tl’lik naylon top dağıtımında, onları haksız bir şekilde elde etmek için birbirini ezen halk haksız kazanççıdır. “son 5 yılda internet aracılığıyla yasa dışı bahis oynadığı belirlenen türkiye cumhuriyeti vatandaşı 2 milyon 500 bin kişiye ceza kesildi.” (8.eylül.2016, gazeteler)

    kamu görevlileri etik kurulu’nun 2017 ve 2018 yılında verdiği kararlar, kamudaki “etik ihlallerini” ortaya koydu. kurul kararlarına göre, kendi eserlerini sahneletip yüklü telif alan genel müdür de var, bir şirkete ait aracı kendi aracıymış gibi kullanan kaymakam da, eşini yasaya aykırı olarak daire başkanı yapan teftiş kurulu başkanı da. 06 mart 2018.

    başbakan’a ayrı, vatandaşa ayrı sözleşme: bir milletvekili, başbakan ile eşinin istanbul kadıköy fikirtepe kentsel dönüşüm alanındaki arsaları için, diğer arsa sahiplerinkinden farklı imtiyazlı özel sözleşmeler yapıldığını söyledi. bu vicdana sığmaz, bu eşitlik ilkesine aykırıdır. 06 mart 2018.

    bakkala gitmek için geçen yılın ekim ayında evden ayrılan ve 4 ayı aşkın süredir haber alınamayan n.k. (15), izmir’e götürüldüğü kişilerce serbest bırakıldı. ailesine kavuşan n.k., “4 ay boyunca bana sürekli ilaçlı su verip, bayıltarak, tecavüz ettiler” dedi. 8.mart.2018

    her yıl bir kabzımal, bir yiyecek malzemesi ile toplumu çalıyor. vatandaş, az sayıdaki istisnaları hariç, fırsatını bulduğunda birbirini bir şekilde çalıyor. toplumun her kesimi, bir şekilde birbirlerinin maddi değerlerini çalıyor.

    milyonlarca liralık yolsuzluğu müfettiş raporlarıyla tespit edilen medyaya düşen bir kişi, diyanet başkanı olabiliyor. bilimsel hırsızlık (intihal) yaptığı tespit edilip profesörlüğü geri alınan kişi önce başbakanlık müsteşarı, sonra çeşitli bakan ve sonunda milli eğitim bakanı yapılabiliyor.

    türkiye’de en büyük maddi hırsızlık, müteahhitlik alanında yaşanmaktadır. çünkü ülkenin en çok yaptığı iş inşaattır. bütün devlet kurumlarının da yaptığı en önemli iş inşaattır. çünkü devletin en büyük paraları en kolay yol olan inşaatla transfer edilebilmektedir. devlet binalarının ihalelerini alan inşaat müteahhitleri, inşa ettikleri binalarda malzeme ve işçilikten hatta üç kuruşluk musluk contasından bile çalıyorlar.

    kolektif hırsızlık

    bazı örneklerini alıntıladığımız medyaya yansıyan suç oranlarının miktarı ve çeşidi üzerinde sosyolojik analiz, türkiye’de kolektif haksız kazanççılığın egemen olduğu tespitini yapıyor.

    hırsızlığın nedenleri

    hırsızlığın nedenlerini, ilgili bilim dallarıyla ve felsefe disiplinleriyle tanımaya ve tanımlamaya çalışacağız.

    antropolojik neden

    doğa ve orman durumu, avcı-toplayıcılık

    insan, ormanda ve doğada yaşadığı devirlerde avcı-toplayıcılıkla yaşarken haksız kazanç kavramına sahip değildi. çünkü mülkiyet kavramı yoktu. doğada var olan şeyler, herkese açıktı. “başkasının malı” kavramı söz konusu değildi. kim elde edebiliyorsa onun idi. hırsızlık, başkasının mülkünü elde etmekle gerçekleşir. işte günümüzde bu başkasının malı kavramı gelişmemiş avcı-toplayıcı dönemde kalmış kişiler, hırsız olurlar.

    homo sapiens/homo rasyonale/homo ferus

    hırsızlık, insanın, akıllı insan dediğimiz homo sapiens ya da “homo rasyonale” olmadan önce doğada ve ormanda yaşadığı “homo ferus” yani vahşi insan olduğu dönemdeki yapısıdır. doğa yaşamında henüz insani değerler mevcut olmadığından, hırsızlık ve haksız kazanç kavramları yoktur. çünkü mülkiyet sistemi yoktur. bu nedenle çalmak kavramı da yoktur. bir şeyi hak etmenin ölçüsü, onu güç, beceri ve imkanla elde edebilmektir.

    felsefi neden

    antropomorf/antropofor

    felsefeye göre hırsız insan; henüz insanlaşamamış insan görünümlü hayvan yani antropomorf insandır ya da insanlaşmakta olan antropofor hayvandır. bedensel olarak insandır ama doğa olarak hayvandır. içinde hayvanlığın egemen olduğu insandır.

    hayvanımsı insan, insanımsı hayvan olmak

    hırsızlık, kişinin hala, ilkel dönemlerde ormanda yaşadığı animal halde olmasıdır. insanlığın ürettiği insani değerlere henüz ulaşamamasıdır. hayvani doğanın, insani doğaya dönüştürülememiş halidir. bu kişiliğe farabi, “hayvanımsı insan”, felsefe ise “insanımsı hayvan” adını verir. hayvaniliğin iki temel özelliği vardır; biri beslenme, diğeri üremedir.

    animallık

    t. hobbes (1588-1679)’a göre, “bütün canlılarda “doğa yasası” vardır. bu yasa gereği bütün canlılar, doğal olarak kendilerini koruma ve varlıklarını sürdürme içgüdüsü ile hareket ederler. işte bu doğa durumunu aşamayıp insan olamayanların, varlıklarını sürdürme üzerine kurulu doğal sistemi dışında insani değerleri olmaz. bu kişiler, hem doğanın hem de bir insan efendisinin kölesidirler. efendilerin, kölelerinin üzerindeki egemenliği despotluktan başkası olamaz. köleler, doğa ve insanın zor tehdidi altında hizmet ederler. işte bu, insanın doğa durumunda kalmaktan kurtulamadığı bir durumdur. bu ise, insanlaşmanın önündeki en büyük engeldir. bu köleleştirici unsurları def etmeye cesareti olmayan insan, insan değil, sadece doğal canlıdır.”

    w. hegel (1771-1831) şöyle der: “köle, ölüm korkusuna teslim olduğu için, hayvani doğa durumunun üzerine yükselememektedir. kendisini koruma çabası içindeki kölenin çabası övgüye layık ve soylu değildir. doğa durumu, şiddetten hali ve onda özgürlük olamaz.”

    “haksız kazanççı kişi, kendi başına özgür bağımsız bir kişi yani bizatihi varlık değildir. o, hayvansal açgözlüğün baskısı altında kalmış köledir. özgürlük, en genel anlamda, insanın üzerinde iç ve dış her hangi bir zorlayıcı unsurun ve engelin olmamasıdır. ormanda yiyecek arayan aç bir ayı, sadece biçimsel anlamda özgürdür. açlığına ve içgüdülerine bağımlı davranmaktan başka bir seçeneği yoktur. ayılar, yüce amaçlar için açlık grevi yapmazlar.”

    “taşın ve ayının davranışları; biyolojik-mekanik çalışan içgüdüleri, doğal varlıklar ve çevreleri tarafından belirlenir. bu anlamda makine gibidirler. belli doğal kurallara göre işlemek üzere programlanmışlardır. burada beşeri değerler değil hep fiziki yasalar geçerlidir.”

    arzunun coşkusu (libido), vecd (extasi) hali

    vecd hali, insanın, kendisinden geçip kendisine malik olamadığı halidir. vecd halinde kişi, biyolojik orijinal haline geçer. libidosu gereği arzuları coşar. doğal hal, biyolojik ya da animal haldir. kişinin, parayı görünce kendisine malik olamayışı, kendinden geçerek extasi hali olan vecde gelmesi, o kişide tanrının değil malın etkili olduğunu gösterir. o kişi, tanrıya değil, mala inanıyordur. çünkü kendinden geçtiğinde arzusunun coşkusunun, tanrıda değil malda olduğunu gösterir.

    psikanalitik neden

    hayvansal benlik/id benliğinin egemenliği

    id benliği; insanda doğuştan bulunan biyolojik, animal benliktir. tek hedefi; bedenin varlığını sürdürmektir. bu nedenle tek düşüncesi, yem bulmak ve üremek gibi bedenin biyolojik ihtiyaçlarının en bencilce doyurulmasıdır. kendisini yalnızca bu ihtiyaçlara göre ayarlar. bir çeşit, insanın içindeki doyumsuz hayvandır. insanı hayvan gibi hareket ettirir. freud’a göre id, kişinin ilkel benliğidir. hazzın doyumu ilkesine göre çalışır. hiçbir sosyal kuralı önemsemez. tek istediği, isteğinin yerine getirilmesidir. id, baskın olarak bebeklerde görülür. bu nedenle ona, “kişiliğin çocuksu tarafı” da denir. id benliğinin egemenliğindeki birey, insanın bebeklik evresindedir ve insan olgusundan yoksundur. hırsız, “id” benliği ile hareket eden kişidir.

    süperego benliğinin yokluğu

    süperego, insanın toplumsal benliğidir. insani kural ve değerlerle insanı yönetir. buna vicdan da denilebilir. iyi ya da kötüyü birbirinden ayırmakla oluşur ve gelişir. hümünalliğin içselleştirilmiş halidir. “id” benliğinin ihtiyaç ve talepleriyle çatışma halindedir. dürtü ve güdüleri durdurma ile ilgilenir. örneğin alt bilinç olarak izah edilen id, acıktığı zaman hemen bir şeyler bulup yemeyi amaçlar. ancak süperego, bunun insani değerlere ve kurallara uygun olması veya olmaması gerektiğini hatırlatıp onu dizginler. hırsız kişide süperego benliği mevcut değildir.

    biyolojik nedenler

    biyolojik-animal düşünme

    insanda biri biyolojik-animal, diğeri lojik-hümünal olmak üzere iki türlü düşünme vardır. biyolojik düşünme; kimyasal düşünmedir. fizyolojik bir süreç olarak doğal kimyasal hormonlarla oluşan doğal beyin (brain)le düşünür. bütün canlı biyolojik bedenler gibi, beşeri aklın kontrolü yoksa, insan da bedensel hazların yönlendirmesiyle otomatik hormonal yani animal düşünür. beşeri sonuçlarını düşünmeksizin içgüdü ve dürtüleriyle davranır. bu düşünüş çocuklarda çok bariz görülür. animal düşünmenin sonuçları hayatın her kademesinde görülür. hırsızlık yapan kişi, biyolojik-animal akıl ile hareket eden kişidir. sadece fiziksel varlığı ve doğal sistemi sürdürme üzerine tek boyutlu çalışır. başka bir şey düşünmez. varlığını sürdürmek, yem bulmak ve bir başkasına yem olmamak üzerine kuruludur. çünkü doğal dünyada ve evrende her şey birbirini yemdir. bir canlının yemi, yine bir başka canlıdır.

    çıkara dayalı düşünme

    eğer insan da, sadece yem ya da çıkarına dayalı tek boyutlu düşünüyorsa animal düşünüyor demektir. bu kişi, haksız kazanççılık, hırsızlık ve yolsuzluk yapar. çıkara dayalı tek boyutlu animal düşünmeye bir örnek de; pencerelerden insanların üzerine örtü, halı, kilim silkeleyerek pislik dökmektir. hümünal düşünme, insani ve çok boyutlu düşünmedir. insani kuralları ve değerleri düşünerek hareket eder. hırsız kişi, kesinlikle hümünal düşünme ile hareket etmeyen kişidir.

    psikolojik neden

    kestirmecilik

    kestirmecilik; bir işi, yapılması gerekenleri yapmaktan kaçınarak yapmaktır. az ve küçük iş yaparak büyük kazançlar elde etmek isteğidir. kestirmecilik animal bir yapıdır. bütün canlıların biyolojik yapıları hedefe ulaşmada kestirmecilik üzerine programlanmıştır. mesela köylerde insanlar bir yere gidecekleri zaman, önlerine eşek ya da köpek gibi hayvanları geçirirler. çünkü onlar en kestirme yolu bulurlar.

    dolayısıyla insanın da biyolojik yapısı kestirmeciliği ister. şayet insan beşeriliği devreye sokmazsa animal kestirmeci davranacaktır. kestirmeci insan ibadetlerini de çok hızlı ve çabuk ifa eder. parayı kestirme yollardan elde etmeye çalışacaktır.

    piromani

    çalma ve başkalarına karşı yaptığı zarar vermelerle büyülenme, bunlara merak duyma ve bunları çekici bulmadır. antisosyallik özellikler taşır.

    kleptomani

    kleptomani, çalmaya duyulan aşırı istektir. arzunun coşkusunun, kişiyi çalmaya zorlamasıdır. başkalarına ait eşyayı elde etme hissidir. sebebi, çalma içgüdüsüdür. kendisini çalmaya zorlayan bir itkinin olmasıdır. bu itki hormonal içsel, sosyal dışsal olabilir. aynı zamanda kendi doğal yapısını kontrol edememe psikolojik hastalığıdır.

    türkiye’de insanlar, ne kadar çok olursa olsun, helal paraya razı olmuyorlar. helal kazanç ne kadar çok olursa olsun, onunla yetinmiyor. ondan çok daha az olsun ama haram ya da haksız kazanç olsun istiyor. haram kazancı çok tatlı görüyor. bu düşünce, kleptomani hastalığının işaretidir.

    makam ve mevki düşkünlüğü

    acziyet ve tamah

    acziyet; hem kazanma kapasitesinin yokluğu hem de çalmaya zorlayan dürtüye karşı direnme acziyetidir. obsesif-zorlayıcı bir psikolojik davranış bozukluğudur. acizlikle tamahkarlık birlikte gider. yolsuzluk ve hırsızlık yapmak, kendi kapasitesiyle kazanma acziyetinin ama zengin olma tamahının göstergesidir. hele de kendisine emanet edilen millet parasını çalıyorsa, bu insanlığın yüzkarası ahlaksızlığıdır. emanete hıyanettir. her türlü melun hasletlerin sahibi olunduğunun göstergesidir.

    tahterevallicilik

    tahterevallicilik; birinin yükselmesi, öbürünün alçalmasına bağlıdır. birinin alçalması, öbürünün yükselmesine bağlıdır. hırsızlık tahterevallicilik sistemidir. çünkü hırsızlık; başkasının malını azaltarak kendi malını çoğaltmaktır. tahterevallicilik, geçmişin sistemidir. çağımızda tahterevallicilik yerine asansör sistemi gelmiştir. böylece birinin yükselmesi başkasının alçalmasına, alçalması da başkasının yükselmesine bağlı değildir. herkes kendisi yükselir ve alçalır, çıkar ve iner.

    teolojik neden

    hırsız olmanın teolojik nedeni, kutsal kitapların zihniyetine sahip olmamaktır. kuran, “hak geldi, batıl yok oldu,” demektedir. bunun ne demek olduğu şu ayette görülür: “mallarınızı batıl yollarla yemeyin.” bu ayet nedeniyle, batıl yolla başkasının malını yemek olan “faiz” yasaklanmıştır. şimdi faiz düşmanlığı yaparak, insanların malını batıl yolla yemek ne demektir. haksız çıkarcı olmayı, imanının zayıflığına bağlamak, sorunun nedenini ortaya koymuyor. tanrının gücü, insanın biyolojik dürtülerine galip gelemiyor demektir.

    tarih eserleri, din anlatanların ve dinsel yöneticilerin hırsızlık yaptıklarını kaydeder. dinsel kişilerin hırsız olmalarını tespit edebilmek için dinlerin özüne (numen) bakmak gerekir. dinin numenini tespit etmek gerekiyor. dinselliğin egemen olduğu tarih boyunca, hırsızlığın önlenememesi, dinlerin ahlakının öz karakterinden kaynaklanır.

    gerçek varlık anlayışı

    insanın ontolojik varlığı, varlığını simgeleyen nesnelerden ibarettir. kişinin baskın ve temel tutkusu, esas amacı ve hedefi olan şey, onun gerçek varlık anlayışını ortaya koyar. dolayısıyla inandığını iddia ettiği halde, haksız kazanç peşinde koşan kişinin ve toplumun gerçek varlığı inanç ve tanrı değil, inançsızlık ve tanrısızlıktır. çünkü bu durumda bağ, inançla ve tanrıyla tanrı değil, haksız maddi çıkarladır. insanın gerçek varlığını yansıtan nesne, tanrı değil, maddedir. insanın gerçek varlığı ve kişiliği, kendisini yansıtan nesnelerle görünür ve bu nesneler onun ne olduğunun dışavurumudur. bu aynı zamanda tanrıya ve maddeye olan uzaklığı ve yakınlığı gösterir.

    haksız kazanca dayalı din fetvaları

    ilahiyat profesörüne, yolsuzluğun haram olmadığına dair fetva bile verdirilebiliyor. toplumunun % 94’ünün haksız kazanç olan yolsuzluğu ahlaksızlık görmediği, ilahiyat profesörü yolsuzluğun hırsızlık olmadığı fetvasını verdiği bir ülkede toplumsal ahlaktan söz edilemez. mesela faizin haram olduğu üzerinde ısrarla duran bir müslüman, oğluna bir devlet kadrosu sağlamak hatta kendisinin hacca gitmesi için neden torpil yaptırır? faiz de, torpil de, başka bir müslümanın hakkını yiyerek elde edilen haksız kazanç aracıdır. torpille elde edilen haksız kazançları helal gören bir ahlaksızlık anlayışı türkiye’de egemendir.

    faizin haramlığı üzerinde ısrarla durup, hem müslüman olanların hem de müslüman olmayanların malını kanuni ya da kanunsuz yollarla dolandırma üzerinde durmamak. mesela piyango kanun ile meşrudur ama dine göre meşru değildir. fakat seksen milyonluk ülkede altmış milyon adet piyango satılmaktadır. haksız kazanç elde etmeyi, yalan söyleyerek devlet yardımları almayı, hurdalı ve sahte mal satmayı din ile meşrulaştırıyor. davranışların motoru, kişisel çıkar olduğu için çıkarına tehdit gördüğü kişileri kafir ilan ediyor. çıkarı gerektirdiğinde kadınların erkeklerle el tokalaşması haramdır, çıkarı gerektirdiğinde de onu helal görebiliyor. bütün bunların sebebi, toplumsal ahlakın ülkede egemen olmamasıdır.

    din ve ahlak eğitimi

    türkiye’de din ve dinsel ahlak eğitiminin verilişi, insanları kestirmeden haksız kazanççı yapmaktadır. sadece inanma ile üstün olunacağı, camiye az bir liralık yardımla cennette köşk alınacağı, bir birim sadakaya binlerce misli karşılık verileceği gibi eğitimler, insanları kestirmeci büyük haksız kazanççı yapmaktadır. ayrıca, kötü ahlak fiilleri anlatılarak ahlak eğitimi verilmektedir. bu durumda kişilerin akıllarında olmayan kötü fiiller akıllara sokulmaktadır.

    etik neden

    hırsızlığın bir diğer nedeni bireysel, siyasal ve toplumsal ahlak yokluğudur. demokratik ülkelerde özellikle toplumsal ahlak çok önemlidir. çünkü demokrasilerde en etkin denetleyici halktır. ülkede bireysel ve siyasal ahlak bulunmayabilir. ama eğer toplumsal ahlak egemen değilse orada bireyler de siyaset de ahlaksızlık yapar. toplumsal ahlak, ahlaksızlık yapan bireyleri ve siyaseti dışlamalıdır. dışlamadığı takdirde hem demokrasi olmaz hem de haksız kazanççılık kolektif hal alır.

    ekonomik neden

    kapitalistleşememek ve demokrasi

    demokrasi kapitalizm ile birlikte gider. kapitalistleşemeyen ülkelerde demokrasi sistemi olduğunda haksız kazanççılığı önlemek imkansızdır.

    devlet eliyle kapitalistleşme

    burjuvalaşma

    kapitalizm çağında devletlerin ekonomik sistemleri kapitalistleşmek zorundadır. kapitalizm, özel ekonomik kuruluşlarla olur. fakat zamanında kapitalistleşemeyen ülkeler, devlet eliyle kapitalistleşmeye çalışırlar. siyasal iktidarlar, kendi elleriyle özel büyük şirketler oluştururlar. işte burada ayrımcılık yapabilirler. nasyonalleşmemiş, eşitlikçi olmamış iktidarlar ayrımcılık yaparlar, ülkede yaşayan herkesi vatandaş ve eşit görmezler. bu durumda yolsuzluk kaçınılmaz olur. özel işletmeler, devlet parası almak için iktidarın kölesi olurlar. medya, özgürlüğünü kaybeder. o ülkede demokrasi olmaz. çünkü medya, demokrasiyi denetleyen toplumun sesidir.

    kapitalizm, ticaretle kişisel zenginleşmeler sonucunda doğmuştur. bu sınıfa burjuvazi yani tüccar sınıfı denir ve kapitalim öncesi bir ara aşama idi. kapitalizme geçtikten sonra kişisel zenginleşme yoktur. kapitalist dünyada işletmeler şirketlerindir ve yönetim kurullarınındır, kişilerin değildir. kişisel işletme sisteminde işletmeler, kişisel sahiplerinindir. fakat türkiye’de kapitalistleşme, kapitalizm öncesi geçmişin ekonomik sistemi olan kişisel burjuvazi olarak algılanıyor ve öyle uygulanıyor. şirketler, sahibi olan kişilerin görülüyor.

    kişisel iş yapan zenginlerin kapitalist olmaları artık imkansızdır. çünkü kapitalist ekonomi küresel çapta işletme sistemidir. sektörler ve piyasalar, kapitalist şirketler tarafından paylaşılmış ve küresel tekele alınmıştır. artık kapitalistleşip onların arasına girip sektör ve piyasa kapmak çok zor görünür.

    işte türkiye’de yazılı sistem olarak kapitalist kurumsal ekonomik sistem vardır ama uygulamada geçmişin kişisel işletme sistemi egemendir. kapitalist sistem, kafalarda mevcut olan eski kişisel sistem kalıplarına dökülerek algılanmakta ve uygulanmaktadır. her şey, insanların mevcut düşünce kalıplarına dökülerek algılanır ve uygulanır. o nedenle öncelikle insanımızın düşünce kalıpları çağdaşlaştırılmalıdır. gerçi çağdaşlaştırılsa da çok geç kalınmıştır. çünkü kapitalizm çıkalı iki asır olmasına rağmen türkiye hala kapitalistleşememiştir. hala kurumsal değil, kişisel işletme anlayışındadır. bu nedenle işletmeler kapitalist dünyada kurumların iken türkiye’de hala kişilerindir.

    “kapitalizmde zengin olmak yoktur, kurumsal büyümek vardır. burjuva sisteminde büyümek yoktur, kişisel zengin olmak vardır.”

    siyasal neden

    devlet otoritesi yokluğu

    bir ülkede haksız kazanççılık ve hırsızlık yaygınsa, orada devletin kanun otoritesi yoktur demektir. kanun hakimiyetinin olduğu ülkelerde haksız kazanççılık ve hırsızlık yapılamıyor.

    siyasetin yapısı

    bir ülkede siyasetin yapısı, haksız kazanççılık üzerine kurulu ise, orada haksız kazanççılık önlenemez. bir ülkede haksız kazanççılık yaygın ise orada mutlaka bu işlerin içerisinde siyaset vardır. siyasal destek olmaksızın hiç kimse hem hırsızlık imkanı elde edemez hem de hırsızlığa cesaret edemez.

    türkiye’de siyasetin çok önemli olması

    türkiye’de siyasetin ve iktidara gelmenin çok önemli olmasının izahını felsefe yapmaktadır. felsefi analiz bize; türkiye’de siyaset, haksız kazanç elde etmek amacıyla yapılmaktadır. çünkü eline siyasal yetki geçiren kişi, hem kendisine hem de istediği başkalarına, kanuna uydurarak ya da kanun dışı ülkeyi kemirterek haksız kazanç sağlayabilmektedir. bu nedenle türkiye’de siyaset çok önemli ve değerli olmaktadır. fakat batı ülkelerinde siyaset önemli değildir. çünkü orada hiçbir yetkili kişi, ne kendisine ne de başkasına haksız kazanç sağlayabilir.

    bu nedenle türkiye’de devletin nimetlerinden yararlananlar, devletin savunucuları ve dostları oluyorlar. bu kişiler, devletin nimetlerinden yararlanamadıklarında devletin düşmanı olurlar. nitekim iktidar ellerinde olmayınca devleti “darul harb (düşman ülkesi)” ilan ederler, iktidarı ele geçirdiklerinde devlet dostu olmayı tekellerine alırlar.

    türkiye siyaseti kişici olduğu için, ülkedeki bütün millet için harcanması amacıyla devlete milletin devrettiği nimetleri, sistem doğrultusunda değil, yetkili kişi kişisel kararlarıyla istediği kişilere dağıtabilmektedir. böylece bir kesim haksız kazanç elde edebilmektedir.

    abd başkanı hem kendisi maaşının dışında bir kuruş haksız kazanç elde edemez hem de devletin kaynaklarını istediği kişilere veremez. ne kendisine ne de başkasına haksız kazanç sağlayabilir. bu nedenle türkiye’de iktidar partisinin mesela ilçe başkanı abd’de başkan olmak istemez. çünkü bu ilçe başkanı iktidar sayesinde devlet kadrolarından tutun da ruhsatlar, imar rantları ve ihaleler gibi maaşının dışında binlerce kat haksız kazanç elde edebiliyor.

    torpil/nepotizm

    ülkeyi yemek

    iç dinamik yokluğu; dış güç ihtiyacı

    nepotizm; işe almada, terfide, devlet nimetlerini dağıtmada akraba ya da başkasına yapılan, adam kayırma ve adil olmayan ayrımcılıktır. ülkeyi yeme sistemidir.

    kişinin kendi iç donanım dinamikleriyle terfi imkanı bulunmayan ve siyasal gibi dış güçle terfi imkanı bulunan ülkelerde kişiler, haksız kazanççı olurlar. gerekli iç güç olan bilgi, donanım, ehliyet ve liyakate gerek olmaksızın, dış güçle terfi etmek, toplumların ve onun siyasal ve sosyal kurumların hatta insanların içini boşaltır. o toplum, gittikçe dirençsiz ve içi boş aktörlerle yönetilir. nepotizmin, işletmelere, topluma ve sonuçta ülkeye çok büyük zararlar doğurması kaçınılmazdır. siyaset vasıtasıyla nepotizm ve torpil, bir toplumun içinin boşalmasına en etkili nedendir. dolayısıyla nepotizm ve torpil yapanlar, toplumlarının uzun vadedeki en büyük hainleri olurlar.

    devletin sahipsiz oluşu

    demokrasilerde devletin sahibi halktır, çünkü yönetim halkındır. halk, seçtiği vekillerine, kendisini yönetme yetkisi verir. fakat halk, yönetimi denetler. halkın, yönetimi denetleyebilmesi için önce dürüst, sonra da yönetimin tasarruflarını izlemesi ve onları anlayabilir bilgiye ve düşünme gücüne sahip olması gerekir. dürüst olmayıp, bilakis kendisi halkını sömüren, cahil ve düşünemeyen halklar, demokrasilerde yönetimi denetleme görevini ifa edemezler. o toplumda haksız kazaççılık eksik olmaz. bu durumda bireyler, istedikleri yolsuzlukları ve kanunsuzlukları yaparlar. toplumsal dürüstlüğün egemen olmadığı ülkelerde haksız kazanççılık eksik olmayacaktır.

    “türkiye’de bütün kavgalar, devletin ve ülkenin servetlerini haksızca elde etmek içindir.”

    sonuç

    kendi toplumunu sömürmek

    ekonomik ensest ilişki

    siyaset felsefesine göre; bir millet demek bir aile demektir. dolayısıyla yolsuzluk, rüşvet ve diğer haksız kazanç yollarıyla kendi ülkesini ve toplumunu sömürmek, iktisat felsefesine göre “ekonomik ensest ilişki”dir. çağımızdaki insaniliğe göre en büyük ahlaksızlık, bu ilişkidir. insanlığın çağımız çizgisinde ekonomik ensest ilişkici kişiler, toplumun en büyük iç düşmanı olarak görülürler. çünkü yaptıkları eylem, dış düşmanların yaptıklarının aynısıdır. dış düşman da, diğer toplumları sömürür, kanlarını emer.

    batılıları sömürgecilikle suçlayanlar, maalesef ülkemizde iç sömürgecilik yapmaktadırlar. dış sömürgeciler şereflidirler, ama iç sömürgeciler şerefsizdirler. çünkü dış sömürgeciler kendi insanını sömürmez, yabancıları sömürür. iç sömürgeciler yabancıyı sömüremeyip, gücü yettiği kendi insanını sömürürler. ülke dışından ülkeye para kazandırma becerisini gösteremeyen ve vatandaşını sömüren, ülkeye bir kuruş kazandırmadan lüks harcamalarla kral hayatı yaşayanlar, o ülkenin en büyük düşmanları ve iç sömürgecileridirler.

    “bir ülkede ekonomik ensest ilişki çoksa, cinsel ensest ilişki de çok olacaktır.”

    otofaji

    hırsızlık ve haksız kazanççılık otofajidir. otofaji; hücrenin, kendi kendisini yemesidir. aç sinir hücresi, kendi kendini yer. önlenmesi neredeyse olanaksız bu durum, bireyi, bulduğu besine saldırarak onları yiyebildiği kadar çok yemeye sevk eder. bu durum obezitedir.

    “biyolojiye göre; otofaji obeziteyi, obezite de ölümü doğurur.”

    türkiye, çalışarak geçinmek yerine, açlığı algılayan “agouti” nöronlarının dürtmesiyle, otofaji adı verilen bir süreç yaşamakta ve bu süreçte yaşamak için kendi organellerini yemekte ve yiyeceğe saldırmaktadır. bu durum, doymak bilmez.

    “türkiye, çalışmasıyla, dışarıdan para kazanamadığı için kendi ülkesini yani kendi vücudunu yiyerek geçiniyor.”

    bir süre milletvekilliği, bakanlık ya da meclis başkanlığı gibi görevler yapmış kişilerin, ülkeye bir kuruş gelir kazandırmaksızın kırk yıl milletin ve ülkenin sırtından kral hayatı yaşamaları hangi hak ilkesi ile meşrulaştırılabilir? kendilerinin yaptıkları kanunlarla bu haksız kazanç kanuni yapılabiliyor ama kendilerinden kesilen keseneklere orantısız olarak bunun hukuki yani haksal olması imkansızdır.

    “haksız kazanççıların yasayapıcı olduğu ülkelerde, haklı kazancın egemenliği beklenemez.”

    doğa durumu

    haksız kazanççılığın egemen olduğu ülkede doğa durumu var demektir. ingiliz filozof t. hobbes (1588-1679) şöyle der: “ doğa durumu, kargaşanın yaşandığı bir durumdur. hiçbir toplum bu koşullarda varlığını sürdüremez. ayrıca, doğa durumu, insana aykırı bir durumdur. bu aykırılığı giderecek bir düzen ve güvenli bir ortam şarttır. güvenlik olmadan ne bireylerin mutlu olması ne de toplum yararına olabilecek şeylerin yapılması olanaklıdır.”

    “kendi ülkesini sömürmek kendi vücudunu yemektir.”
  • "emeksiz zengin olanın,
    kitapsız bilgin olanın,
    sermayesi din olanın,
    rehberi şeytan olmuştur."

    yunus emre