şükela:  tümü | bugün
  • zekâî dede efendi'nin sipihr makamındaki yürük semâîsi.

    hâlât-ı dili benzetemem hâlet-i sihre
    çün jâle kapıldım gibi bir çehre-i mihre
    uşşâka o şeh, nâz ederek gökde gezerken
    feryâd-ı dil-i zârı resân oldu sipihre

    gönül makamı'ndan.

    notası.
  • ''fazla vaktim yok, türk müziğini bir beş dakikada anlatıver bana.'' deseler akla gelecek ilk eser.

    evvelâ zekâî dede...

    her bestesi için saatlerce, günlerce, aylarca konuşulabilecek bir bestekâr. çok çok güçlü ihtimâlle sipihr makâmını da tekrar ihyâ ettiği için (bkz: üçüncü mısra) güfteyi de kendi yazmış ve lafz-i terennüm güftesi şu vakte kadar duyduğum en güzel terennüm güftesidir:

    ''ey kâkül-i sünbül ruh-i gül vay,
    kurban-ı tü kurban men bende-i fermân
    sen hurrem ü handân
    ben haste-i hicrân
    ah! o güzel başın için
    o hilâl kaşın için
    dîde-i ayyâşın için
    destine al câm-ı musaffâ demidir
    zevk u sâfâ eyleyelim, gel.''

    sadece şehnâz ve uşşâk değil; ikâî terennümde baş döndürücü şekilde kullanılan hüseynî, lafz-i terennümde ''sen hurrem ü handân, ben haste-i hicrân'' derken tam isâbet olarak güfte-beste imtizâcı düşünülerek kullanılan hicâz.

    uyduruk bir televizyon dizisi izleyerek kılıç kuşanan, tesbih sallayıp efelik eden sözüm ona osmanlı torunlarından kaçı tanıyor eyüplü zekâî'yi?

    buz kesen kalbime binlerce yaz kelebeğini doldurup kanat çırptıran zekâi dedem, atam! sadece şu besten bile yüzlerce şehrin fethinden, ışıltılı kâşânelerden, denize nâzır padişah köşklerinden, tonlarca yüklü savaş ganimetinden daha kıymetli. sanatının sırrına eremesek de yarım aklımızın yettiğince anıyoruz seni.