şükela:  tümü | bugün
  • yaş kaç olursa olsun kenarda bekleyenler diğer maçın zili çaldığında içeri büyük bir şevkle dalarlar ve topu ısrarla arayıp bulup maradona'laşırlar
  • uzun zamandır hareket etmeyen bedenlerin ilk hafta mezarı, devam eden haftalarda ise sahnesi olan sosyal toplanma alanı.

    ciğerimin ağzımdan çıkacağını, bacağımın birden kopacağını ve kalbimin rayından çıkacağını zannederken, aldığım ilk karar "lanet olsun bir daha top oynayana" eksenindeydi. evli, iki çocuk babası* ve göbekli bir amcadan fazla farkım yoktu, beynin gönderdiği sinyalleri vücut yerine getiremiyordu. bilgisayar başında liverpool'u kraliyet süvarileri gibi dört nala koşturan ben, gerçek hayatta yavaş hareket eden patates çuvalından farksızdım. yanımdan geçip giden toplara "bir daha hiç gelmeyecek olan"a bakar gibi bakıyor, sorumluluktan fersah fersah kaçıyordum. top almak istemiyor, ayaklarımın başka bir beyinden emir alıyormuş gibi mantıksız hareket etmesine tanık oluyordum.

    "sen böyle değildin ya" dedi karşı takımda oynayan eski bir arkadaşım. "değildim" bile diyemedim, hamile kadınlar gibi elim belimde, ciğerlerim ağzımdan çıkmasın diye dudaklarımı kenetlemiş biçimde gözlerimi devirdim. vücut yerinden kalkmıyordu, koşu yoluma atılan paslar tavşan atlet gibi önümde koşuyor ve sanki daha da hızlanıyordu. ekran karşısında geçirdiğim seneler, yerden yükselemeyen ayaklar ve yanımdan geçip giden adamlar olarak geri dönmüştü.

    tabi bütün bunlar 3 hafta önceydi... (vay 3 hafta olmuş bile, eylül gelse de kurtulsam derdim; bitiyore lan neredeyse)

    düzenli yürüyüşler ve kumda hafif tempo koşuların karşılığını geçen hafta almaya başladım, deparlar yine kalbime kast ediyordu ama yanımdan da adam geçirmiyordum. yüz kilo civarında dolaşan bedenimi kulllanmaya başladım, bana çarpan bir çocuk aynı hızla geri sekerken ben yerimden bile kıpırdamadım. beynin gönderdiği sinyalleri, bacaklar mantıklı şekilde yorumlamaya başladı. omuz omuza mücadelerde tellere yapışan insan popülasyonunda artış başladı. henüz golcü kimliğime kavuşamadığımdan, defansı toplayıp sürpriz goller arayan defansif orta saha olarak serüvenime devam ettim. arkadaşım "iki haftaya toparlanırsın" dedi, "toparlanacağım" diye cevap bile verebildim.

    üzeri ağlarla örülü bir halı sahanın sol tarafında topla buluştuğumda, üzerimde liverpool forması, bacaklarımda direnç ve kafamın içinde nasıl gol atacağım vardı. topla birlikte ilerledim, ayağımın dışıyla yumuşak dokunuşlar geri gelmişti, savunmaya gelen adamla topun arasına omzumu koydum ve önümü açtım. hemen sağ tarafta daha müsait bir adam vardı ama ilk golümün imgesi de gözlerimin önündeydi. sağ ayağımı topun yanına konuşlayıp sol ayağımı kaldırdım, sahip olduğum tüm gücü topa verdiğimde iki ayağımda yerden kesildi. yere düşerken top da güdümlü bir füze gibi tahmin ettiğim köşeye gitti. ilk golümü atmıştım, yerdeydim ve mutluydum.

    ilk galibiyetimizi geçen hafta aldık, hesapları karşı tarafa ödettik. 3-2 biten çetin mücadelede galibiyet golünü atmış olmam bana göre masalsıydı, başkasının pek de umurunda değildi. aradan bir hafta geçti bile, gücüm boşa gitmesin diye sabahtan beri kız kurusu gibi evde oturuyor ve en güzel gol videoları izliyorum. çikolata tabletlerini doping yapsın diye ardı sıra yutuyor ve yeniden futbol oynuyor oluşumu kutluyorum.

    halı sahanın spotları bugün beni ve babamın 28 sene önce giydiği adana demirspor formasını aydınlatacak, orta sahayı henüz geçtikten sonra kaleyi yoklarken direkten dönen topun sesi, düşmanlarıma korku, takım arkadaşlarıma şevk verecek.

    -mehter marşlarıyla maça hazırlanırken. anfield road.
  • hemen her halı sahada görülebilecek belli başlı tipler vardır. bunlar:

    1. kaleci eldiveni ve 1 numaralı kaleci formasıyla dolaşan gönüllü kaleciler,
    2. ben x takımının altyapısında oynuyorum diyenler,
    3. italya/lazio/barcelona forması giyen ve her maçta 9-10 gol atan tipler ve
    4. savunmada durmayı görev bellemiş sakin kişilerdir.
  • turk halkini en iyi taniyabilecegin yerdir.

    egosisti, sov meraklisi, efendisi, yardimseveri, kindari, mahcubu, caliskani, sucu baskasina atani, kendinden asagi gordugunu ezeni, azimliyi, cok konusup da is yapmayani... net olarak gorebilirsin burada. birinin oyununa bakip gercek kisiligini anlayabilirsin. tahminler hic sasmaz.
  • hayatımda iki kere halı sahaya ayak basmıştım. kuzenler geleneksel maçlarını ayarlamışlar bayramda memlekette. kaleci olacak eleman yetişemedi. ben de kolamı çekirdeğimi ayarlamış maçı izleyip elemanları kızdıracaktım, her zaman yaptığım gibi. kaleci gelemeyince beni bostan korkuluğu kontenjanından zorla kaleye koydular. tabi o gün yediğim goller dünyadan aya yol olunca "kale boş olsun daha iyi lan, en azından dışarı giden topları içeri çelmez" diye bir daha koymadılar beni kaleye. bu ilkiydi. ikincisinde bir tanıdığın halı saha sahibi olan bir tanıdığının bilgisayarına format atmak için sahanın içinden geçip adamın bürosuna gitmiştik. 28 yıl boyunca iki kere halı sahaya girmiştim, ve başka da girmeye niyetim yoktu.

    taa ki geçen aya kadar. şirketin türkiye müdürü

    - çalışanlar olarak maç ayarladık, herkes gelecek, sende
    -- kem küm, abi ben iyi oynayamam,
    - biz biliyoruzda mı oynuyoruz, farketmez gel.
    -- spor ayakkabım da yok,
    - ben alıcam sana krampon. halı saha parasıda şirketten. her salı oynuyoruz, ona göre.

    kaçacak delik kalmadı artık. mecburen gidiyoruz her salı iş çıkışı halı sahaya. nasıl mı oynuyorum ?

    o kadar kötü ki, beni görenler halime acıyıp gidip türkiye otizm vakfına bağış yapıyorlar.
  • tesbitler:
    1) normalde maça alınması düşünülmeyen kişiler "abi ben kaleci olurum" cümlesiyle as kadroya çağrılır ki bu kişiler 1 numaralı formalarıyla arz-ı endam ederler, ben zaten hep kaleciyim bu işten zevk alıyorum moduna girerler

    2) önceki maçın bitmesiyle sahaya dalıp sağa sola nedeni belirlenemeyen bir şekilde koşmaya başlayan şahıslardan elinde top olanı yarı sahadan bir abanır sonra gidip topu gene kapar ve havaya diker

    3) maç başında bir ileri bir geri koşan enerjik gençlik 10.dakikadan sonra zor nefes alıp vermeye başlar ki dibinden geçen topa bile müdahale edemez, "abi ben defanstayım siz ileri çıkın" der. bu lafa aldanmamak önemlidir ki yemeyeceğiniz 5-6 gol olarak size geri döner.

    4)sürekli ileride duran bir de forvet vardır. bu kişi hiç geri dönmez sadece komutlar verir, geri gel denince de "abi ben gol atıyorum, ben de dönersem kim atacak" şeklinde karşılık verir. eğer şahıs cidden golcüyse laf edilmez sürekli kaçırıyorsa takım içi tartışma çıkar

    5)saha kenarında ise maç yapanların arkadaşları oturur ki maç boyunca sahaya laf atarlar, özellikle "tonguç olm tornaya hadi yavrum" şeklindeki sataşma meşhurdur. bu insanlar bi yandan maçı izler bi yandan biraları yudumlar ve "ulen orda ben olsam kesin atmıştım" şeklinde kendi aralarında muhabbet ederler. eğer top dışarı kaçarsa ve bu şahıslardan top istenirse "abi ayağım sakat, abi çok yorgunum" şeklinde karşılık verip atan alsın tadına getirirler olayı

    6)bir de maç sonu ücret toplama görevini üstlenen kişi vardır ki ağzından emdiği süt burnundan gelir, genellikle de paranın çoğunu cebinden verir, küfreder.
  • halı sahada maçlar sanırım bir tek konya'da bir buçuk saat oynanıyor..
  • maç başladıktan yarım saat sonra nefesimin kesildiği aktivite. sanki arkadan çocugum gelip hadi baba diyecekmis gibi geliyor.
  • ekseriyetle götlü göbekli adamların, üzerlerine tuttukları takımın 15 yıl önceki formasını geçirip, birbirlerine bağırdıkları ve yuvarlak bir cisim ile garip hareketler içine girdikleri alana verilen isim.

    geçenlerde akşam vakti dolaşmak için çıktığımda kendimi halı saha kenarında buldum ve biraz izlemeye koyuldum. elbette brezilyalı estetiğinde bir salon futbolu resitali beklemiyordum ancak bu kadarını da zannetmiyordum.

    göbekli abilerden biri "beyler futbol oynuyoruz burada, kavgaya gerek yok" diyene kadar sergilenen şeyin futbol olduğundan bihaberdim. o ana kadar yanıma birisi gelse pekala izlediğimiz şeyin kriket olduğuna beni inandırabilirdi. belki biraz tartışırdık ama sonunda kesin ikna olurdum. çünkü bildiğim kadarıyla futbolda topa vurmanın bir amacı vardır. takım arkadaşına pas atmak, karşı kaleye gol atmak bunların en bilinenleridir. benim izlediğim şeyde ise sadece topa vuruluyordu. topun yönü, hızı zerre önemli değildi. kimin ayağına gelse sadece tepiyordu. bazen top havalanıyor iki kişi havaya doğru yükselirken içinden biri muhakkak; "hişşştt" , "cuvvk", "çıpss" gibi değişik sesler çıkarıyordu. biraz daha izledikten sonra bunun rakibin konsantrasyonunu bozmak için yapıldığını anladım. sahadaki kalabalığın hangi takımı temsil ettiğini anlamak da mümkün değildi. adlarından çıkarmak da olanaksızdı çünkü herkesin adı "beyler" idi.

    yerlerde yuvarlanmak ve tellere sarılmak yapmayı en sevdikleri işti.

    bu gariplik sürerken içlerinde biri "beyler fener'in maçı var bu kadar yeter hadi" dedi ve ardından sahayı terk ettiler. eminim hepsi akşam maçı büyük bir kibir ile izledi. futbolcuların oyunlarını, teknik direktörün de taktik ve teknik bilgisini yerden yere vurdular.
  • kafasiz bazi adamlar tam sen oynamadan once kum doker sahaya sen bir kayarsin iki seksen ustune bir de bacak verirler giderken dusurdun diye