şükela:  tümü | bugün soru sor
  • (bkz: 3 mart 1924)
  • nedenleri şu şekilde yazılabilir;
    -cumhuriyetin karşısında olan gericilerin halifenin çevresinde örgütlenmeleri
    -istanbul'daki bir kısım basının halifeye siyasi yetkiler verilmesini savunması
    -halife abdülmecitin siyasi güç kazanmayı amaçlaması
    -ingiltere'nin güdümünde olan hindistan'daki müslüman liderlerin, hilafetin cumhuriyetin ilanından sonraki durumuna hukuki açıklık kazandırılmasını istemeleri.
    bu konuda başbakan ismet inönüye gönderilen mektubun bazı gazetelerde yayınlanması atatürk önderliğindeki cumhuriyetçilerin meydana gelen bu gelişmeleri devletin iç işlerine müdahale saymaları gibi sebeplerle. 3 mart 1924 tarihinde kaldırıldı.
  • hilafet osmanlı imparatorluğu açısından doğru fakat bu yalnızca osmanlı imparatorluğuyla aynı doğrultuda olabilirdi çağdaş olma yolunda ilerleyen bir ülkede hilafet doğru olamazdı.laiklik uygulamasına ters olması,yapılacak olan inkılaplar için engel olarak görülmesi ve halifeliğin cumhuriyet rejimiyle bağdaşmaması hilafete o dönemde yer olmayacağının göstergesidir.halifeliğin kaldırılması bu engelleri ortadan kaldırdı.ulusal egemenlik pekiştirildi.hilafete sırtını dayayan ümmetçilik önemini büyük ölçüde kaybetti.
  • "çakma tarihçi mustafa armağan kötü yakalandi"

    "bilkent üniversitesi tarih bölümü doktora öğrencisi kürşad u. akpınar, zaman "gazetesi"nde tarih yazıları kaleme alan mustafa armağan'ın "ipliğini pazara çıkardı!" taraf gazetesindeki yazısını aynen aktarıyoruz:

    "mustafa armağan hilafetin kaldırılmasında lozan’ın ve ingilizlerin rolünü ele alırken, popüler bir tartışmanın hararetli bir tarafı olarak basit hatalar yapmış görünüyor

    mustafa armağan zaman gazetesinde 4 mart 2012 günü “hilafetin kaldırılmasını ingilizler mi istemişti?” başlıklı bir yazı yayınladı. armağan yazısında “hilafetin kaldırılması ve laikliğe gidiş, daha lozan’da dayatılmış, türkiye’nin kurulmasına bu şartla izin verilmişti” fikrini ileri sürüyor ve bu fikri desteklemek için gösterdiği delillerin arasında, ingiliz arşivlerinde bulduğunu ve ilk defa yayınlandığını söylediği bir belge dikkat çekiyor. bu belge armağan’ın ifadesine göre “kral v. george’un 10 ocak 1924 günü avam kamarası’na yaptığı belirtilen konuşma”dır. bu yazıda, armağan’ın sözünü ettiği belgeyle ilgili birkaç düzeltme yapmak ve ardından, armağan’ın bu belgeyi, yazısının ana fikrini desteklemek için nasıl kullandığına bakmak ve burada gördüğüm bazı sorunlara işaret etmek istiyorum. son olarak armağan’dan yola çıkarak eleştirilerimi, türkiye’de son dönemde iyice ilgi çeken popüler tarih konularının medyada ele alınışındaki bazı aksaklıklara çevirmek istiyorum.

    önce armağan’ın yazısında söz konusu belgeyi nasıl ele aldığına bakalım: “ingiliz milli arşivleri’nden (national archives) bulduğum ve ilk kez burada yayınlanacak olan bir “gizli” belge, lozan’ın hilafetle bağlantısını net bir şekilde ortaya koyacak nitelikte. 10 ocak 1924 tarihinde ingiltere kralı v. george, avam kamarası’na yaptığı açış konuşmasında, lozan’ı ilgilendiren bir kanun tasarısının derhal görüşülmek üzere parlamentonun gündemine geleceğini belirttikten sonra şu çarpıcı cümleyi sarf eder:

    “bu tasarı kabul edilir edilmez lozan antlaşması onaylanmış olacak ve yeni bir çağ açilacaktir.” (as soon as this bill has been passed, the treaty will be ratified, and a new era will open.) (cab/23/46, s. 424)”

    bu satırları okur okumaz, daha belgenin içeriğiyle ilgili hiçbir analize girişmeden bir çelişki dikkat çekiyor. armağan bu belge için bir taraftan bunun “gizli” olduğunu söylerken diğer taraftan da ingiliz kralı’nın avam kamarası’na yaptığı konuşma olduğunu söylüyor. ingiliz hükümdarlarının parlamentonun alt kanadı olan avam kamarası’nda yaptıkları yıllık konuşmalar, abd’de başkanların kongre’de her yıl yaptıkları “devletin durumu” (state of the union) konuşmasına, türkiye’de de cumhurbaşkanının yasama yılını açış konuşmalarına benzer; diplomatların, basının ve kamuoyunun takip ettiği önemli bir konuşmadır ve metni ertesi gün gazetelerde yayınlanır. bu konuşma nasıl bir “gizli” belgenin konusu olur?

    armağan belgenin önemini vurgulamak için, “gizli” olduğunun yan sıra belgeyi ingiliz milli arşivleri’nde “bulduğunu” söylüyor; buradan belgenin “bulunması ve türkiye’den erişilmesi zor” bir belge olduğu imasını çıkarabiliriz. ne var ki durum hiç öyle değil. ingiliz arşivleri’nin web sitesine giren herkes (http://www.nationalarchives.gov.uk/) bu belgeyi hiçbir ücret ödemeden veya kayıt formalitesi yerine getirmeden elektronik olarak hemen indirebilir. nitekim ben de öyle yaptım.

    bu belge, arşivde ingiliz hükümetine ait belgelerin yer aldığı cab kısaltmasıyla gösterilen tasnifte, 23. klasörün 46. altklasöründe yer alan bir dizi belge arasında yer alıyor. kimi daktilo edilmiş, kimi matbu bir dizi belge bu klasörde art arda dizilmiş ve hepsi üzerinden yürüyen sayfa numarası verilmiş. armağan’ın yazısında alıntıladığı satırların bulunduğu belgeye bakınca, bunun kralın avam kamarası’nda yapacağı konuşma metni taslağına son şeklini vermek üzere 10 ocak 1924 tarihinde ingiliz başbakanlarının resmi ikametgahı 10 downing street’te yapılan kabine toplantısının tutanağı olduğunu anlıyoruz. bu da bizi armağan’ın yazısındaki ilk hataya getiriyor. ingiliz kralı konuşmasını 10 ocak’ta değil, bu toplantıdan 5 gün sonra, 15 ocak 1924’te yapmış.

    belgeyi incelemeye devam ediyoruz, ve 10 ocak’taki kabine toplantısında konuşma taslağında yapılan çok sayıda düzeltmeden birinin tam da armağan’ın alıntıladığı ifade olduğunu görüyoruz. ne yazık ki armağan, cümlenin düzeltmeden önceki halini yayınlamış. oysa, atıfta bulunduğu 424. sayfadan 7 sayfa öncesine, 417. sayfaya baksaydı, “yeni bir çağ açilacaktir” ifadesinin “yeni bir barişçil ilişkiler çaği açilacaktir” (a new era of peaceful relations will open) olarak değiştirildiğini görecekti. yani ingiliz kralı, armağan’ın yayınladığı cümleyi konuşmasında zikretmiş olamaz; çünkü kabine toplantısında o cümle değiştirilmiş!

    üzülerek ifade etmeliyim ki armağan, aslında tarih yazıcılığı açısından önemli bir tartışma konusu olacak bir konuyu, yani hilafetin kaldırılmasında lozan’ın ve ingilizlerin rolünü ele alırken, popüler bir tartışmanın hararetli bir tarafı olarak basit hatalar yapmış görünüyor. armağan için bu belge, münazarada kullanılacak bir silah hükmünde, oysa bir tarihçi refleksiyle hareket etseydi, en azından elindeki belgeye şüpheyle yaklaşacaktı. bunu yaparken yukarıda sözünü ettiğim “gizli belge-kamuya açık konuşma” paradoksuna kafa yoracak, kralın konuşmasına verilen tepkileri araştıracak, bu sırada konuşmanın 10 ocak’ta değil 15 ocak’ta yapıldığını, elindeki belgenin konuşma metni olmadığını anlayacaktı.

    bu arada, armağan’ın “gizli” dediği belgenin gizliliği böylece anlaşılmış oldu. armağan’ın belgesi gizli, çünkü konuşma yapılmadan önce üzerinde yapılan düzeltmeleri içeriyor. ama kralın konuşması gizli değil. armağan’ın belgesini, başbakan erdoğan’ın seçimlerden önce açıkladığı “çılgın proje”si üzerinde danışmanlarıyla yaptığı çalışmaların “gizli” olmasına benzetebiliriz. erdoğan “çılgın proje”nin “kanal istanbul” olduğunu açıklayınca o çalışmaların gizliliği sona erdi. armağan’ın belgesi de, kral 15 ocak 1924’te konuşmasını yapınca gizliliği kalmayan bir belge.

    armağan’ın sürdürmediği incelemeyi biz yapalım. elimizde, 10 ocak’ta yapılmış bir düzeltmenin belgesi var, ama kralın 15 ocak’taki konuşmasında “yeni bir barışçıl ilişkiler çağı açılacaktır” dediğini hala %100 kesinlikle söyleyemeyiz. meşruti monarşiyle yönetilen ingiltere’de hükümdarlar her ne kadar şatafatlı bir konumda olsalar da, bu örnekte gördüğümüz üzere, parlamentoya yaptıkları konuşma metinlerini bile hazırlayamıyorlardı. ülkemizde zaman zaman cumhurbaşkanlarına yöneltilen “çankaya noteri” eleştirilerini hatırlayınca, asıl noterin çankaya’da değil londra’da buckingham sarayı’nda oturduğunu söyleyebiliriz! ingiliz başbakanı, 10 ocak’taki toplantının ardından bu cümleyi değiştirmiş veya metinden tamamen çıkarmış olabilir.

    bu belgenin içinde yer aldığı cab 23/46 tasnifinde, 48 sayfa ileriye, 474. sayfaya gidince, kralın konuşmasının ingiliz parlamento matbaasında basılmış resmi bir nüshasıyla karşılaşıyoruz. muhtemelen konuşmayı izlemeye gelenlere dağıtılan bu matbu metinde, 10 ocak 1924 tarihinde yapılan düzeltmenin aynen yer aldığını görüyoruz. bir adım daha gidebilir, ingiliz parlamentosunda yapılan tüm konuşmaların yer aldığı internet arşivlerinde bu konuşmanın nasıl kaydedildiğine bakabiliriz. nitekim, “new statesman” adlı ingiliz haftalık siyasi dergisinin web sitesinde, kralın konuşmasının metnine ulaşıyoruz. (http://yourdemocracy.newstatesman/. com/parliament/sessionalorders/ han2633155)

    hatırlayalım ki kral konuşmasında, lozan antlaşması’nın kabulü hakkında ingiliz parlamentosuna verilen yasa tasarısından söz ediyordu. lozan herşeyden önce bir barış antlaşmasıydı ve lozan’ın ingiliz parlamentosunda kabulü, 1914’ten bu yana ingiltere ile türkiye arasında resmen sürmekte olan savaşın nihayetlendiği anlamına geliyordu. “yeni bir çağ başlayacaktır” ifadesi komplo teorilerine ne kadar açıksa, ingiliz kralının savaştan barışa bu dönüşümü “barışçıl ilişkilerin yeni bir çağı” olarak nitelemesi o kadar rutin kabul edilmeli.

    yukarıda, armağan’ın yaptığı işin önemini vurgulamak için belgeyi ingiliz milli arşivleri’nde “bulduğu” ve “gizli” bir belge olduğunu belirttiğine işaret etmiştim. armağan’ın yaptığı bir vurgu da, belgenin “ilk defa yayınlandığı” idi. yukarıda, new statesman web sitesinde kralın konuşmasının linkini vermiştim. konuşmanın ardından, 16 ocak 1924 tarihinde çıkan tüm ingiliz gazetelerinin bu konuşmayı yayınladığını da söyleyebiliriz. bu konuşma çeşitli ingiliz resmi yayınlarında da yer almış. evet, armağan “türk basınında” veya “türkiye’de” ilk defa yayınlandığını kastediyor olabilir. ancak benim asıl anlatmak istediğim başka.

    medyada tarihin popüler bir şekilde ele alınışında, tarihin bir akademik disiplin olduğu çoğu zaman göz ardı ediliyor. tarih, bir “araştırmacı-gazeteci”nin tek başına ortaya koyduğu ve her şeyi tek başına açıkladığı bir bilgi değildir. tarih, tarihçiler tarafından sürekli inşa halinde olan, belli konular üstünde konsensus sağlanmış, ama belli konuların tartışıldığı bir yapıdır. armağan’ın bu belgeye yaklaşımı bu noktada medyada tarih uzmanı olarak yer alan kişilerin yaklaşımlarına tipik bir örnek. bu yaklaşım tarihçiliği, kimsenin erişemediği, sadece belli kişilerin ulaşabildiği bir takım özel ve de gizli belgelere erişme hakkı olarak tanımlıyor. bu tarihçilik anlayışı aynı zamanda, o belgeye ulaşıldığı zaman biten bir anlayıştır, çünkü belgeyi okuduğunuzda adeta geçmiş dile gelecek ve tüm sırlarını size dökecektir.

    bu örnekte, armağan’ın kullandığı belgenin aslında internet üzerinden 10 dakikada erişilebilen bir belge olduğunu gördük, ama öyle olmasa bile, tarihçinin işi belgeyi bulunca bitmiyor, aksine tarihçinin işi belgeyi bulunca başlıyor. tarihçiliği önemli ve değerli kılan asıl nokta, bir gizli bilgi veya belgeye sahip olup onun sağladığı ayrıcalıklı konumdan nemalanmak değil, o bilgi ve belgeyi incelemek, analiz etmek ve diğer tarihçilerle tartışmaktır. bu yolda sanırım işe önce, medyatik tarihçilerin ayrıcalıklı konumlarını sorgulayarak başlamalıyız."(18 mart 2012, taraf)"

    http://www.odatv.com/…gan-kotu-yakalandi-2003121200
  • hıristiyanlık'ta papalık makamının kaldırılmasına eşdeğerdir.
    ha zaten bir kısım hıristiyan papa'yı zaten hiç takmaz o ayrı
    halihazırda ortalarda halifeyim diye dolaşan bir dolu insan var
    pek çok müslüman da onları takmaz mesela
    ama iş osmanlı'daki hilafet makamına gelince işler değişir bir anda, ciddileşir

    ama asıl sorun o değil, asıl sorun:
    din insanla yaratıcı arasında bir şeyse
    araya bu kadar adam sokmanın ne manası var?
    daha doğrusu o adamların orada ne işi var?
  • birinci buyuk millet meclisinin yapmis oldugu ilk ve tek inkılapdir.. ama asamali gerceklestirilmistir: meclisin acilis konusmasini yapan en yasli uyenin konusmasinda su sozler vardir: ''ben bu yuce meclisin yasli baskani olarak, allahin yardimi ile milletimizin icte ve dista bagimsizligini ele alip yonetmeye basladigini butun dunyaya ilan ederek buyuk millet meclisini aciyorum.. kutsal basimiz, butun muslumanlarin halifesi ve osmanli padisahi vi. sultan mehmet'in yabancilarin elinden kurtarilmasi, sonsuza kadar baskent istanbul ile isgal altinda turlu acilar ceken ve acimasiz olarak yok edilmeye calisilan diger illerimizin dusmandan arindirilmasi icin bize guc vermesini yuce tanridan diliyorum''

    sadece ilk konusmada degil, neredeyse 1 yil sonra yapilan ilk 1921 anayasasinda: ''padisah ve hilafet yanlilari arasinda ikilik cikarmamak maksadiyla, padisah ve halifenin geleceginin meclisin verecegi kararla belirlenecegi..'' ifadesi vardir.. kisacasi, ilk meclis padisaha ve halifeye baglidir, kurtulus mucadelesinin amaci saltanatin ve halifenin kurtarilmasidir..

    sonrasinda 1 kasim 1922 de saltanat kaldirilirken yine halifelige dokunulmamistir cunku kamuoyu henuz hazir degildir.. esasinda abbasilerden sonra halifelik sembolik olarak devam ediyordu, cunku halife, hz. muhammed'in ölümü sonrasinda kureys kabilesinden olanlar (hz muhammedle akrabalik) arasindan secimle seciliyordu.. abbasilerin, ilhanli hukumdari hulagü tarafindan dogranmasi uzerine (hatta neredeyse kureysli birakilmamasi uzerine) halifelik araplar nezdinde kalkmis oldu.. daha sonrasinda memlukler tarafindan yanci halife cikarildi, bu halifenin saltanat olanagi yoktu sadece memluk sultaninin yaninda bulunurdu..

    yavuz sultan selim, memlukleri yikinca ordaki gostermelik halifeyi de istanbula getirmis kendisi halife sifatini kullanmamistir.. yavuz olunca bu kisi tekrar memleketine donmus ama destekcisi olmadigi icin halifeligi de kalmamistir.. yavuz sonrasi kanuni de halife sifatini kullanmamistir.. islamin hizmatkari olarak gormuslerdir kendilerini.. 2. abdulhamid zamaninda siyasi bir guc olarak kullanilmaya baslanmis, etkili olmakla beraber istenilen etkiyi saglamamistir.. kisacasi zaten halifelik, 1258 de abbasilerle birlikte kalkmisti..

    resmi olarak kalkmasi ise 15-22 subat tarihleri arasinda izmir'de toplatida kararlastirilip ardindan cumhuriyet halk firkasina sunulmayla gerceklesmistir.. zaten cumhuriyetin ilani ve cumhurbaskani secimi sonrasi pek bir gecerliligi kalmamisti.. 3 mart 1924'de once ogretim birligi tevhid-i tedrisat kanunu ile halife'ye bagli hic bir kurum birakilmamis ardindan da yasa ile isimlendirilmistir..

    öle.
  • halifenin yönettiği topraklar içindeki müslümanların çoğunun halifeyi siklemeyip bir de halifenin yönettiği devletin ordusuna karşı savaşmaları sebebiyle çok da önemli olmayan olaydır.