şükela:  tümü | bugün
  • vadinin perileri adlı eserinden bir alıntı:
    "siz çoksunuz, oysa ben tekim. bana dilediğinizi söyleyin ve yapın. dişi koyun gecenin karanlığında kurtların avı olabilir... fakat kanı, vadinin taşlarında tan ağarıp da güneş yükselene değin duracak !"
  • dostum, göründüğüm gibi değilim. görünüş sadece giydiğim bir elbisedir. senin sorgularından beni, benim kayıtsızlığımdan seni koruyan, özenle örülmüş bir elbise.
    benim içimdeki ‘ben’, dostum, sessizlik içinde oturur, sonsuzluğa dek kalacak orada, doyulmaz, erişilmez.
    ne söylediklerime inanmanı, ne de yaptıklarıma güvenmeni isterim- çünkü sözlerim senin aklından geçenlerin dile getirilmesinden, yaptıklarımsa umutlarının eylemleştirilmesinden başka bir şey değildir.
    ‘rüzgar doğuya esiyor’ dediğin zaman ‘evet, doğuya esiyor’ derim: çünkü düşüncelerimin rüzgarda değil, deniz üzerinde dolaştığını bilesin istemem.
    denizlerde gezen düşüncelerimi anlayamazsın, zaten anlamanı da istemem. bırak denizimle başbaşa kalayım.
    senin için gündüz olduğu zaman dostum, benim için gecedir: böyle olsa da ben yeşil tepelere değerek oynayan öyle vaktini, vadiden süzülen mor gölgeleri anlatırım; çünkü sen ne karanlığımın türkülerini duyabilir, ne de yıldızlara çarpan kanatlarımı görebilirsin-görmemenden, duymamandan hoşnudum ben. bırak gecemle başbaşa kalayım.
    sen cennetine yükselirken ben cehennemime inerim- o zaman bile bu ulaşılmaz uçurumu ötesinden bana seslenirsin,’arkadaşım, yoldaşım’ ben de sana seslenirim, ‘yoldaşım, arkadaşım’-çünkü cehennemimi görmeni istemem. alevler görüşünü yakacak, duman burnuna dolacaktı. senin gelmeni istemeyecek kadar çok severim cehennemimi.bırak, cehennemimle başbaşa kalayım.
    sen gerçeği, güzeli, doğruluğu seversin; ben de sen hoşnut olasın diye bunları sevmenin yerinde ve iyi olduğunu söylerim ama içimden senin sevgine gülerim. gene de gülüşümü göresin istemem. bırak kahkahalarımla başbaşa kalayım.
    dostum, sen iyi, ihtiyatlı, akıllısın; hayır sen eksiksizsin- ben de seninle ölçülü ve düşünerek konuşurum. oysa ben deliyim. ama gizliyorum deliliğimi. bırak deliliğimle başbaşa kalayım.
    dostum, sen benim dostum değilsin, ama ben bunu sana nasıl anlatacağım? benim yolum senin yolun değil, gene de birlikte yürüyoruz elele.
    h.cibran
  • "baskıya başkaldırmayan kişi kendine karşı adaletsizdir."

    "yoksa, ne çiçek açan ne de meyve veren bir ağaç mı olsaydım; çünkü verimli olabilmenin sancısı, kıraç olmaktan ağırdır; ve eli açık zenginin çektiği acı dilencinin sefaletinden beterdir..."
  • "...unutmayin;
    me$e ile cinar birbirlerinin golgesinde buyumezler..."
  • türkiye'de cibran mümessili, "anahtar kitaplar" idi (hala öyledir herhalde).. hatta, bir ara aynı yayınevinden, böyle küçürek boyda kitapları çıktıydı cibran beyin: içi dolu turşucuk aforizmalarını barındıran; üstelik cibran'ın kendi çizimleriyle.. gezgin var idi, kum ve köpük var idi.. nitekim:

    "aşıklar birbirlerinden çok, aralarındakini kucaklarlar." derdi.. deli mi ne?..
  • lübnan doğumlu olduğu doğrudur. küçük yaşta ailesiyle birlikte amerikaya göç etmiş, üniversite yıllarına kadar burada ya$amı$tır.özellikle babasının baskısı sonucu, eğitim için beyruttaki bir okulu seçmek durumunda kalır. 1900lerin ba$ında arkasına bile bakmadan beyrut'u terk eder ve bir daha da bu $ehre ayak basmaz. hayatının son 20 yılını amerika'da geçiren cibran, bir süre fransa'da da bulunmu$, rodinin öğrenciliğini yapmı$tır. yurtdı$ında khalil gibran olarak bilinir.
  • (bkz: ermis)
  • "bir adam bir dus gordu ve uyandiginda yorumcuya giderek dusunu kendisi icin yorumlamasini istedi. yorumcu adama dedi ki, bana uyanikken gordugun duslerle gel ki anlamlarini soyleyebileyim. ama uykunn dusleri ne benim bilgeligime aittir ne de senin imgelemine.." -gezgin-
  • lübnanda dogup kendi halkindan cok batililar tarafindan taninmis, buyuk yankilar uyandirmis bir sair filozof ve sanatcidir. siirleri 20'den fazla dile cevrilmis, cizimleri ve tablolari dünyanin en büyük kentlerinde sergilenmistir. tum kitaplarini defalarca okudum ve hala sihirini kaybetmediler.

    sonra, varlikli bir adam konustu: "bize vermekten bahset."

    ve o cevap verdi:

    "sahip olduklarinizdan verdiginizde,
    çok az sey vermis olursunuz;

    gerçek veris, kendinizden vermektir.

    çünkü sahip olduklariniz, yarin ihtiyaciniz olabilir
    diye saklayip korudugunuz seylerden ibaret degil mi?

    ve yarin, kutsal sehre giden hacilari takip ederken, kemiklerini,
    iz birakmayan kumlara gömen fazla uyanik bir köpege ne getirebilir?

    ve ihtiyaç korkusu da, ihtiyaçtan baska birsey degil midir?

    kuyunuz tamamen doluyken susuzluktan korkmak,
    tatmin olamayan bir susuzluk göstermez mi?

    çok fazla seye sahip olup, çok az verenler, bunu
    gösteris isteyen gizli arzulari için yaparlar,
    ki bu da armaganlarini yararsiz kilar.

    ve bazilari vardir ki, çok az seye sahiptirler ve hepsini verirler.
    bunlar hayata ve hayatin definesine inananlardir,
    ve kasalari hiç bos kalmaz.

    bazilari sevinçle verirler, bu sevinç onlarin ödülüdür.

    bazilari ise istirap içinde verirler ve bu aci onlarin vaftizidir.

    ve bazilari vardir ki, ne vermenin acisini hissederler,
    ne sevinç ararlar, ne de bir erdemlilik düsüncesi tasirlar;

    onlar, su vadideki mersin agacinin kokusunu salisi gibi verirler.

    böyle kisilerin ellerinde tanri dile gelir ve
    onlarin gözlerinden tanri, dünyaya gülümser.

    istendigi zaman vermek güzel bir davranis olabilir; fakat
    istenmeden, ihtiyaci hissederek vermek çok daha anlamlidir.

    ve cömert olan için, verecek kimseyi aramak,
    veris olayindan daha fazla sevinç getirir.

    vermekten alikoyacaginiz herhangi bir sey olabilir mi?

    sahip oldugunuz her sey bir gün verilecektir.

    öyleyse simdi verin ve vermenin hazzini
    mirasçilariniz degil siz yasayin..

    çogunlukla söyle dersiniz:
    'verecegim, ama hak edeni bulabilirsem.'

    ne koruluktaki meyve agaçlari böyle düsünür,
    ne de çayirdaki sürüler.

    onlar, saklandiginda çürüyecek olani, yasayabilsin diye verirler.

    herhalde kendisine günler ve geceler verilmesini hak eden
    bir kisi, sizden gelebilecek seyleri de hak eder.

    ve hayat okyanusundan içmeye hak kazanmis bir insan,
    sizin küçük irmaginizdan da bir bardak su alabilir.

    faydasindan öte, kabul etmenin gerektirdigi cesaretten ve
    güvenden daha büyük bir deger var midir?

    ve siz kim oluyorsunuz da, onlarin gögüslerini yirtarak
    gururlarini korunmasizca ortaya seriyor, sonra da
    onlarin degerlerini örtüsüz ve gururlarini
    utanmasiz olarak degerlendiriyorsunuz?

    önce kendinizi vermeye hak kazanmis ve
    verme olayinda bir araci olarak görün.

    çünkü gerçekte herseyi veren hayattir
    ve siz kendinizi bir verici olarak belirlediginizde,
    sadece bir tanik oldugunuzu unutuyorsunuz.

    ve siz alicilar, ki hepiniz bu gruba dahilsiniz,ne kendinize
    ne de size verene bir boyunduruk yüklememek için,
    hiç bir minnet hissi tasimayin.

    bunun yerine, armaganlari kanat yaparak,
    verenle beraber yükselin;

    çünkü borcunuzu gereginden fazla abartmak,
    annesi özgür yürekli dünya,
    babasi evren olan cömertlik olgusundan
    süphe etmek demektir..."
  • aforizmalarından seçmeler:

    yalnızca bir kez naçar kaldım:
    'sen kimsin?' diye soranın karşısında.
    ---
    inci
    kum tanesinin etrafına
    ızdırabın ördüğü mabeddir.
    nedir
    bedenlerimizi oluşturan özlem
    ve nedir
    etrafına inşa edilen taneler?
    ---
    bir tür kavuşmadır hatırlayış.
    unutuş, bir tür özgürlük.
    ---
    bana
    kulak ver
    sana ses vereyim.
    ---
    bir çok öğreti pencere camı gibidir.
    hakikate oradan bakarız;
    ama bizi hakikatten ayırır.
    ---
    kadın
    yüzünü tebessümle peçeleyebilir.
    ---
    ağzın yemekle doluyken
    nasıl
    şarkı söyleyebilirsin?
    elin altınla doluyken
    nasıl
    dua için açabilirsin?
    ---
    bir şeyi elde etmek istiyorsan
    onu kendin için isteme!
    ---
    aşk,
    aşık ile maşuk arasında bir maskedir.
    ---
    her erkek iki kadına aşık olur:
    biri hayalinin yarattığı,
    diğeri henüz doğmamış olan.
    ---
    iki sevgili
    birbirlerinden çok, aralarındakini kucaklar.
    ---
    sırtını güneşe çevirirsen
    gölgenden gayrı bir şey göremezsin.
    ---
    beni aldattıklarını anlamadığımı
    zannedenlerle dalga geçmek için
    insanların beni oyuna getirip aldatmalarından
    hoşlanmam biraz tuhaf değil mi?
    ---
    kendini tanıdığın ölçüde
    başkalarını yargılayabilirsin.
    de bana
    hangimiz günahkar,
    hangimiz masum?
    ---
    beşeri kanunları yalnızca iki kişi çiğner:
    deli ve dâhi.
    bu ikisidir
    allah'ın kalbine en yakın insan.
    ---
    gözlerindeki öfkeli bakışlarını
    dudaklarındaki tebessüm yamasıyla
    örtmeye çabalayan kimse
    ne kadar da budala!
    ---
    başkalarının yanlışının farkına varmaktan
    daha büyük bir hata var mı?
    ---
    bin sene önce komşum bana
    ' elemden gayrı bir şey olmadığı için
    hayattan nefret ediyorum'
    demişti.
    dün mezarına uğradım.
    hayat
    kabri üzerinde raksediyordu.
    ---
    ölüm
    yaşlıya memedeki çocuktan daha yakın değildir.
    hayat da öyle!
    ---
    kök,
    şöhreti küçümseyen çiçektir.
    ---
    hayatın bütün sırlarını çözdüğün vakit
    ölümü arzularsın.
    çünkü o da
    hayatın sırlarından biridir.
    ---
    sen iki kişisin:
    biri karanlıkta uyanık,
    diğeri aydınlıkta uyuyan.
    ---
    kalplerimizin sırlarını
    ancak
    kalpleri sırlarla dolu olanlar
    kavrar.
    ---
    bugünün en acı hüznü
    dünün sevinçlerinin yadedilmesidir.
    ---
    kaplumbağalar
    yollar hakkında
    tavşanlardan daha bilgilidirler.
    ----
    hiç kuşkusuz
    tuzda garip kutsal bir şey var.
    hem gözyaşlarımızda var
    hem de denizde.