*

şükela:  tümü | bugün
  • sorumluluk sahibi olmayan ve kalitesiz seviyesiz bişeyler üreten(ki buna belki de sıçan desek daha doğru olur) insanların arkasına saklandıkları laf.
  • kötü $eyler yapan insanlarin kendini savunmak icin verdigi mazeret...
    - ama napiim, halk bunu istiyo...
  • kanımca, sanatçının görei halka istediğini vermek değildir tezi ışığında geçersiz olan yargı.
  • (bkz: ban ban)
  • hem populistler hem populizm karsitlari icin son derece populer olan cumle.

    bu gorusu savunmak da elestirmekte kendi capinda prim yapiyor nedense. aslinda tehlikeli de bir kavram, boyle kendi icine dogru ceken bir girdap gibi. evet evet, girdap gibi tanimi uygun oldu sanki. oyle bir noktaya geliniyor ki, varilmak istenen yer iyice akildan cikiyor, amac bir sekilde bu girdaptan kurtulmak, onu yenmek halini aliyor. kurtulmak son derece zor bile olsa, isin icinden cikildi mi 'ulan ben nerdeyim, nereden geliyorum, nereye gidiyorum' diye ortada birakiyor. amac karaya varmak degil de dalgalarla mucadele etmek olunca is cigrindan cikiyor.

    halk bunu istiyor. onemli olan hangi kismi? halk mi, bu mu, istemek mi? bu halkla mi var oluyor? yoksa halk mi bu'yla? yoksa tamamen alakasizlar mi birbirlerinden.

    halkin neyi istedigi sonucuna varmak nasil mumkun? cevabi kimsenin bildigine inanmiyorum acikcasi, ama sorup dusunmek bile onemli.

    toplu manipulasyon olayi var mesela. gerci sosyologlar adina baska bir sey koymuslardir muhtemelen. hitler'in yaptigi buna ornek olarak gosterilebilir. simdi nazi donemini konusmak bile istemeyen almanlar, o zaman savasa haldir huldur giden almanlarin torunlari degil mi? olayin altinda yatan stratejik sebepler oldugunu inkar etmemek gerekir. birinci dunya savasi'ndan sonra hizli bir genislemeye girmis zamanin almanya'sini, kicina mantar takildigi icin yiyip yiyip sicamayan birine benzetmek mumkun. bu noktada gazi da ayarinda vermis hitler.

    hitler'i basa geciren de, kendisiyle coskuyla savasa giden de halk degil miydi? e halk onu istedi.

    oysa ki hitler kendi kitabinda cok farkli bir noktaya deginiyor. basit bi duz mantik: iyi olan azdir, cok olan kotudur. dolayisiyla da cogunlugun sectigi iyi degildir.

    halkin inceden inceye yonlendirilmesini sadece uc orneklerle gostermeye de gerek yok. her zaman karsilastigimiz olay bu zaten. herkesin bilgisi, ilgisi bi yere kadar. bunun gelismislikle bi alakasi olmadigi da anlasiliyor artik.

    hitler'le bush'u caniliklerinden ya da buna benzer seylerden oturu, yahut da sadece elestirmek icin kiyaslama yapanlar var. bu yonden de birbirlerine benziyorlar aslinda. amerika irak'a kendi halkinin destegiyle girdi. farkli gorusu paylasan dunyanin coguna gore ise, amerikan halki goz gore gore kandirildi.

    bunun disinda halka ragmen halk icin gorusu de var mesela. fransiz ihtilali'nden tanzimat donemi'ne kadar bir cok yerde ornekleri ortada. sonuclari halk icin bazen faydali, bazen zararli olmus bi yaklasim. daha cok halk bunu istese kendisi daha iyi olur gorusu ve uygulamasi.

    bu goruste atilan adimlari dogrulugu ve yanlisligi degerlendirmesi devre gore de degisen bi sey. yine fransiz ihtilalini orneginden gidersek, devrimin hemen sonunda fransiz halki icin iyi mi oldu? hayir. yine donulen krallik oldu. (bunu dogal karsilamak gerekse de) eksi yonde degerlendirilen hareket, devir degisti yine olumluya dondu. bu sefer uluslarin ozgurlugu kavrami tum dunyayi sarmaya basladi. e zaten osmanli imparatorlugu'da bu yuzden yikilmadi mi? o gunden bu gune hep olumlu algilandi fransiz devrimi ve etkileri. bu robespierre'in ihtilalden sonraki terorunu savunmak olmasa bile, sonuclari benimsemek oldu.

    asil ilginc olan ise gucun cekiciligi ve kullanmanin zorlugu. halkin egemenligini en basit sekliyle demokrasi olarak biliyoruz. bastaki kisi basmaklari tek tek cikarak yukari cikmis olsa bile, yukaridan asagisi, asagidan yukarinin gozuktugu gibi gozukmuyor. ogrenerek, dusunerek, tartisarak, kendini gelistirerek basa gecenler artik yeni bir sorumluluk yuklendiklerinden dolayi bu gelisimi surduremiyorlar. zamanin degismesiyle de artik, kendileri de eskiyorlar. dolayisiyla da degisimin gerekliligi, yasamin dogasindan geliyor.

    oysa ki halk bunu istemeyebiliyor. eger istemis olsaydi, demirel'ler ecevit'ler yillarca tekrar tekrar basa gecirilmezdi.

    zaman zaman da istiyor. bastakini degistirmek icin girisimde bulunuyor. ama o elde tutulmasi zor olan guc yok mu? jedi sovalyesi degiliz ki. iyilikler ve dogruluklar arada sikisip kaliyor. herkes kendi dogrusunun bir tarafindan tutarak cekmeye basliyor. guc kullaniliyor. halka ragmen halk icin.

    bu sefer yine ayni girdaba giriliyor. amac unutularak ya da putlastirilarak, kavgaya daliniyor. iste bugunku komunist partiler, onlarin partizanlari. halk bunu istiyor diye etrafi bombalayan, halki oldurenler.

    ozgurluk, esitlik gibi kavramlar belli bir duzeye kadar yerlestiginde ise, bu sefer aykiri gorus ilgi goruyor. cunku yine insan dogasi geregi, farkli olmak isteyebiliyor. ne de olsa herkesin kendi dunyasinin merkezinde yine kendisi var. kimse kabul etmiyor, etmek istemiyor siradanligi. ama yine de, bazi seyler baskalarindan daha cok ilgi gorur oluyor. sonra hemen kucuk bir karsi grup turuyor, halkin istemediklerinden zevk aliyor onlar da. cogu zaman yine hedef degisiyor. begenilen sey, o seyin kendisi degil de, cogunlugun begenmedigi halini aliyor. karaya varmaktan ziyade, dalgalarla mucadele ediliyor.

    peki ya dogru olan yol hangisi? halk gercekten neyi istiyor?

    bunun da bi cevabi yok sanirim. genel gecer bir dogru oldugunu da sanmiyorum. bu kavrama hic deginmeden de yasanilabiliyor siradan hayatlar. kizgin kumlardan serin sulara atlamaya gerek yok. malak gibi yayilip guneslenmek kafi olabiliyor.

    soruya cevap aramak, yel degirmenlerine girismekten baska bi sey degil. donup dolasip ayni yere variliyor. belki de yeteri kadar kafa calismiyor. olsun. kafasiz da yasanabiliyor siradan hayatlar.

    en iyisi ey halk, siz ne haliniz varsa gorun. zaten hepiniz bunu istemiyor musunuz?
  • (bkz: hulk)