*

şükela:  tümü | bugün
  • kökeni yanlış anlaşılan bir sözcüğün halk tarafından yeni bir sözcük üretmede kullanılması, yakıştırmaca. örneğin ingilizce'de damat anlamına gelen groom'un kökeninde seyislikle ilgili bir durum yoktur. groom bride-groom'un kısa hali olup eskiden "adam" anlamına gelen guma'nın bozunmuş şeklidir. guma, "man" ile ikame edilip ingilizce'den silinince halkın artık anlam veremediği bryd-guma (gelinin adamı) da bride-groom'a (gelinin seyisi) dönüşür. bu fenomenden haberi olmayan acemi linguist de "anglosaksonlarda gelinlere acaba at muamelesi mi yapıyorlardı, düğünleri de bir tımar şenliği miydi" gibi dertlere gark olur. (bkz: groom)

    kavramı wiki'den öğrendiğim için örnek ingilizce oldu, al bi tane daha; asparagus (kuşkonmaz) -> sparrow grass (aa bunda da guş var). şüphesiz güzel türkçemizde daha çarpıcı örnekler vardır, hayır azparagaz bu klasmana girmez, onun hikayesi daha ilginçtir. (bkz: azparagaz)

    edit: demos ve kratos'tan gelen demokrasinin demir kırat'a, aslı italyanca olan heyamola'nın eyyam ola'ya dönüşmesi sayılabilir mesela dilimiz için.
  • köken yakıştırmacası.

    kali dromos -> kaldırım
    sub-basement -> su basmanı
    main dock -> mendirek
    sans numero -> 100 numara
  • dilde olmayan bir sözcüğün anlamca yakın bir sözcükle karşılanması şeklinde de yapılabilir bazen. direkt > direk örneğinde olduğu gibi. (bir de ekol > okul var tabii.)
  • set screw -> set uskur
    (bkz: set screw)
    tahmini güzergah şöyle olsa gerek:
    latince "scrofa (dişi domuz)" -> fransızca "escrove(dişi vida-somun)" [nişanyan] -> türkçe "uskur(gemi pervanesi)"
    bu güzergah belkide 100 sene önce tamamlanmış bitmiş.
    bu arada ingilizce de fransızca "escrove(dişi vida-somun)"->ingilizce "screw(vida)" dönüşümü çoktan tamamlanmış.
    en son olarak da teknik terimler ingilizceden türkçeye akmaya başladığı zaman -son 50 yıl içinde- türk ustalar telafuzu zor olan "set screw" için eski bildik uskur'u daha münasip görmüşler. zaten set kelimesi çoktan türkçe'ye girmiş olduğu için ona dokunulmamış. zaten telafuzunda sorun olan bir kelime değil.

    bu entry'de benim yaptığım da biraz geyik etimolojisi oldu ama iyi de oldu galiba.
  • tubeless -> dubleks
    aslında asıl eski tip şambriyelli(chambre d'air) lastikler iki katlıdır ama biz dublex'in "iki katlı" anlamını bir kenara koyup, "sağlam" vurgusunu kullanmışız.
  • evliya çelebi'de bunun örneklerine rastlarsınız: ona göre ankara'ya "mamur yer olup, üzümü çok olduğundan engürü demişler." ki farsça'da engürü üzüm demektir. istanbul'un adını da islambol'a dayandırır. daha fantastiği ise konya'nın adı. efsaneye göre uçarak konacak yer arayan iki dervişten biri diğerine "buraya konalım mı?" der ve diğeri "kon ya!" diye cevaplar. böylece kondukları yerin adı konya kalır.

    aslında konya'nın adının iconium olması da halk etimolojisidir. şöyle ki hititler ve frigler döneminde de şehrin adı ikkuwania ve kavania olduğuna göre şehri alan yunanlılar bu ismi tasvir anlamındaki ikon kelimesiyle ilişkilendirmişlerdir. medusa efsanesi de bu iconium adının "nereden geldiği"ni anlatır.
  • sota limena (yun. sakin liman) = sütliman

    "sotaya yatmak" da aynı kökenden.
  • (bkz: logici)
  • uygarlıkların işgal ettikleri/fethettikleri yerleri isimlendirirken bilinçli/bilinçsiz olarak kullandıkları yöntem. bu isimlendirme şekli çeşitli hikayeler, efsaneler, mitlerle bağdaştırılır ki sahip oldukları bu yer onlara yabancı olmasın, kültürel veya ilahi bağlara sahip oldukları görünsün.

    meşhur islambol örneği dışında, anadolu'nun ismiyle ilgili anlatılan eski bir hikaye vardır. türkler ankara'ya kadar gelmiş, burada bir tane köylü kadınla karşılaşmışlar. çok susamış olan askerlere yanındaki ayrandan vermeye karar vermiş bu hanım teyze. askerlerin kaplarına doldurmaya başlamış, askerler de içiyormuş bi yandan. o kadar içmelerine, doldurmalarına rağmen bitmiyormuş bu ayran. en sonunda kapları dolmaya başlamış, dolunca da "ana, dolu dolu" demişler, buradan da memleketin adı anadolu olmuş. eksiğiyle, fazlasıyla çocukluktan beri duyduğum bir hikaye bu.

    halbuki anadolu isminin kökeni yunanca'dan, doğu, güneş'in doğduğu yer anlamına gelen anatole'den türetilmiş olan anatolia. yani aşağı-yukarı 3000 senelik bir isim.

    şimdi ilk verdiğim örneği biraz incelersek, bitmeyen ayranla beraber bir ilahilik, olağanüstülük durumu var. onun dışında türkler anadolu'ya yeni girmesine rağmen, türkçe konuşan birini buluyorlar, bu da aynı zamanda bu diyarın uzun zamandır türkler'e ev sahipliği yaptığını da gösteriyor. yani bu basit hikayeyle anadolu dediğimiz bu toprakları hem ilahi hem de kültürel yoldan türkler'e bağlayabiliyoruz, aidiyet katabiliyoruz.

    tabi bu sadece türkler'e özgü değil, bizden önce bu toprakların sahibi olan yunan ve romalılar da aynı yöntemi kullanmışlar. izmir'e, adının yunanlılarca smyrna olarak verildiği biliniyor. smyrna ismiyle ilgili çeşitli yunan hikayeleri var. kimisine göre şehir meşhur kahraman theseus ya da adı theseus olan başka biri tarafından kuruldu, smyrna da bu kişinin karısının adı. bir diğer hikayeye göre ise smyrna şehri kuran amazon kraliçesinin adı. smyrna için yine bir başka isim kökeni ise mür* bitkisi olarak gösteriliyor, izmir'de o zamanlar çok bulunurmuş, bu yüzden. bu amazon kraliçesi hikayesine ayrıca efes'te de rastlıyoruz. sözde şehre bu adı şehri kuran amazon kraliçesi vermiş, hatta bu amazon kraliçesi aynı zamanda smyrna'yı kuran kraliçeymiş. bir diğer örnek de adana, efsaneye göre şehir adını ouranos'un oğullarından adanus'tan alıyor, daha eski bir hikayeye göre ise danaoi adındaki mitolojik ırktan alıyor.

    gördüğünüz gibi yunanlılar'ın da kafası karışık, burayı kim kurmuştu, tanrı mı kurmuştu, kraliçe mi kurmuştu, kral mı kurmuştu, çiçek miydi, böcek miydi, diye kafaları karışık, hatta boş buldukları her yer hakkında "burasını amazonlar kurdu" diye bir hikayeleri var, neden? çünkü hepsi yalan!

    asur tabletleri, hitit tabletleri, luwi tabletleri incelendiğinde görülüyor ki taa o zamanlar, tismurna*, apasos* ve adaniya* gibi şehirler var ortada. burada bahsi geçen şehirlerin bizim sözünü ettiğimiz şehirler olduğunu kanıtlayacak kesin veriler yok tabi ama bunlar da yavaş yavaş ortaya çıkıyor. hatta ben eminim ki kökeni tam olarak bilmediğimiz, adını sözde büyük iskender'in komutanından alan bitlis, adını sözde zeus'un torunu poseidon'un oğlu byzas'tan alan byzantion ve hatta belki de anatolia isimlerinin kökeni de hitit, luwi veya onların çağdaşı başka dillere dayanıyordu.

    yani yunanlılar da, bizim zamanında islambol, konya, anadolu diye halk etimolojisiyle ilahi bir kökene dayandırarak isimlendirdiğimiz, normalde belki de "ağacın yanındaki köy", "limanın ucundaki yer", "taşlı topraklı yol" anlamına sahip olan bu yerleşimleri, "burayı bizim kahraman kurdu", "tanrı dedi", "biz nesillerdir buradayız" diye diye, kendi çapında halk etimolojisiyle isimlendirdi.
  • bir örnek de niksar.

    niksar'ın adı neokayserya'dan geliyormuş. yani kayser'in yeni şehri. evliya çelebi ise nik hisar'dan geldiğini yazmış. yani farsça iyi hisar.