şükela:  tümü | bugün
  • ataturk'un 6 ilkesinden biri.. buna göre herkes kanun önünde eşittir, oy kullanma hakkına sahiptir, demokrasi vs..
  • devrim tarihimizde uzerinde duyarlikla titredigimiz, 1924 ve 1961 anayasalarinda yer alan halkcilik ilkesi, ataturk ilkeleri arasinda demokrasi ulkusunun temelini olusturmaktadir. bu ilkenin ana ozelligi, ulke yonetiminin ve egemenligin kaynagini halk dedigimiz ulus varliginda bulmaktir. ataturk'un daha 1920 yilinda meclise sundugu halkcilik programinda halki temsil eden meclisin ulusal egemenligi hangi yontemlerle kullanacagini saptayan esaslar, 1937'de anayasamizda devletin temel ilkeleri arasinda yer alan halkcilik adiyla yonetimin demokratik kaynagini saptiyordu.
    egemenligi bir zumre ya da bir aileye baglayan cagdisi bicimlerin yerini alan ve halkin secimle saptadigi bir meclis araciligi ile yonetim ve egemenlik haklarini kullanmasi yonetimi, genis anlamda "halkin, halk tarafindan halk icin yonetimi" halkciligin ozunu olusturur. devlet ile yurttas arasindaki karsilikli hak ve odevlerin yerine getirilmesinde duzenleyici kurallari, yasalari yapma yetkisini halk egemenliginde taniyan halkcilik ilkesi, baslica su ozellikleri kapsar:
    yasalar onunde salt bir esitlik ongoren ve hicbir bireye, hicbir aileye, hicbir sinifa, ayricalik tanimayan bireyler halktandir. bu nitelikleri tasiyan bireylerin yonetimi ellerinde bulundurmalari halkciligin temel ozelligidir. bu bakimdan halkcilik:
    a. ulke yonetiminin demokratikligi,
    b. herhangi bir birey ve sinifa ulusun genel haklari disinda ayricalik tanimamak,
    c. sinif kavgasini kabul etmemek gibi ogelerden olusur.
    halkcilik ilkesi, ulusal egemenligi genis halk yiginlarinin ozgur iradesine baglarken oteki ilkelerden soyutlanmadan degerlendirilmelidir. akilcilik, ozgurlukculuk, ve uygarlikcilik ilkeleriyle cakisan bir ilke olrak halkin olumlu bilimin ve cagdas uygarligin gereklerine gore egitilmesi, yurttaslik bilincinin egitim yolu ile aydinlatilmasi halkciligin temel yontemidir. turk toplumunun sosyal, kulturel ve ekonomik kalkinmasinin temelini olusturan egitim kalkinmasi milliyetcilik ilkesinin de ana eregidir. bu bakimdan egitim yoluyla aydinlatilmis halk, ulusal egemenligin guclenmesi ve demokrasimizin yasamasinda halkcilik ile milliyetcilik ilkelerinin aydinliginda tek ve gercek guvencedir.
  • anayasaya 'sosyal devlet' anlayışının yerleşmesini sağlamış olan ilke.kişilere ya da zümrelere herhangi bir ayrıcalık tanımaksızın herkesin eşit olması,sınıfsal ayrımların olmaması ve toplumsal dayanışma gibi esaslara dayanmaktadır.
    atatürk bu ilkeyle ilgili olarak:
    ''bizim nazarımızda çiftçi,çoban,işçi,tüccar,sanatkar,asker,doktor;velhasıl herhangi bir sosyal müessesede faal bir vatandaşın hak,menfaat ve hürriyeti eşittir.devlete bu anlayışla azami faydalı olmak ve milletin emniyet ve idaresinin mahaline sarf edebilmek,bizce bizim anladığımız anlamda halk hükümeti idaresiyle mümkün olur.''demiştir.
  • "mustafa kemal'in demokrasi anlayışı, kemalizmin en önemli ilkelerinden olan "halkçılık"tan da soyutlanamaz. atatürk başlangıçta halkçılığı şu şekilde tanımlıyordu: "bugünkü varlığımızın asıl niteliği milletin genel eğilimlerini ispat etmiştir. o da halkçılıktır, halk hükümetidir, hükümetlerin halkın eline geçmesidir." ama zamanla bu ilkenin de içeriği gelişti ve halk partisi'nin programlarında üç öğeyi içermeye başladı: siyasal demokrasi, yasalar önünde eşitlik, sınıf çatışmalarının kabul edilmemesi ve toplumun dayanışma içerisinde gelişmesi.

    osmanlı imparatorluğu'nun çöküş döneminde girişilen reformlar, hep devleti kurtarmak amacına dönüktü. oysa mustafa kemal, halka güç kazandırmadan, halka dayanıp onun yaratıcı gücünden yararlanmadan çağdaş bir topluma ulaşılamayacağının bilincindeydi. 1922'de meclis kürsüsünden şunları söylüyordu: "türkiye'nin gerçek sahibi ve efendini, gerçek üretici olan köylüdür... diyebilirim ki, bugünkü yıkım ve yoksulluğun biricik nedeni bu gerçeğin gafili bulunmuş olmamızdır. gerçekten, yedi yüz yıldan beri dünyanın çeşitli ülkelerine göndererek, kanlarını akıttığımız, kemiklerini topraklarında bıraktığımız ve yedi yüzyıldan beri emeklerini ellerinden alıp savurduğumuz ve buna karşılık her zaman aşağılama ve alçaltma ile karşılık verdiğimiz ve bunca özveri ve bağışlarına karşı iyilik bilmezlik, küstahlık, zorbalıkla uşak durumuna indirmek istediğimiz bu soylu sahibin önünde büyük bir utanç ve saygıyla gerçek durumumuzu alalım."

    mustafa kemal, gene kurtuluş savaşı yıllarında meclis önünde yaptığı bir konuşmada, halkçılığın toplumsal-ekonomik içeriğini şöyle açıklıyordu: "toplumsal uğraş yönünden düşündüğümüz zaman, biz yaşamını, bağımsızlığını kurtarmak için çalışan kimseleriz, zavallı bir halkız! kendimizi bilelim. kurtulmak, yaşamak için çalışan ve çalışmaya zorunlu olan bir halkız! bundan ötürü her birimizin hakkı vardır. yetkisi vardır. fakat çalışmakla bir hakkı elde ederiz. yoksa arka üstü yatmak ve yaşamını çalışmaktan uzak geçirmek isteyen kişilerin bizim toplumumuz içerisinde yeri yoktur. o halde söyleyiniz baylar! halkçılık toplumsal düzenini emeğine, hukukuna dayatmak isteyen bir toplumsal uğraştır."

    kemalizm, seçkinciliğe karşı bir ideolojidir. halkçılık ilkesinden hareketle yapılan birçok reform, osmanlı geleneğinin ürünü olan seçkin-halk ikilemini aşmaya yöneliktir. bu amaçla girişilen en önemli atılımlardan birisi, "türk dilini yabancı dillerin boyunduruğundan kurtarmak" amacıyla gerçekleştirilen "dil devrimi", yani dilde arılaştırma çabalarıdır. sadece seçkinlerin anladığı arapça-farsça yüklü osmanlıca terk edilmiş, türetme ile zenginleştirilmiş türkçe, yazı ve bilim dili olmaya başlamıştır. aslında öğrenilmesi güç olan eski yazının yerine latin alfabesinin kabulü, halkın eğitimini kolaylaştırmak amacını da taşımıştır.

    kemalist halkçılık, "ayrıcalıksız, sınıfsız" bir toplum öngörüyordu. fakat bu, toplumsal sınıflan kaldırmayı amaçlayan marksist anlayışı yansıtmıyordu. kurtuluş savaşı türkiyesinde marksist anlamda bir "egemen sınıf" ve işçi sınıfı bulunmadığı varsayımından hareket etmekteydi. öyleyse var olmayan bir sınıf çatışması ve ayrıcalıklı toplum kesimleri yaratılmamalıydı. ekonomik gelişmeyi sağlamak için toplumdaki tüm olanaklar değerlendirilmeye çalışılırken bu beklentiye ters düşen bir durumun doğması, kemalizmin, suna kili'nin vurgulamaya özen gösterdiği bir temel özelliğinin gözden kaçmasına neden olmamalıdır: "atatürkçülük, herhangi bir sınıfın egemenliğini reddeden, ılımlı toplumculuğu öngören, her türlü sömürüye karşı bir dünya görüşüdür. atatürkçü halkçılık, yönetimde, siyasada, kalkınmada, gelirlerin dağılımında, devlet ve ulus olanaklarının kullanılmasında halk yararının gözetilmesini amaçlar."

    "peki halk nedir?" sorusunun yanıtını ise biz verelim: halk, ayrıcalıklara sahip bulunmayan toplum kesimlerinin toplamıdır!"
    ___
    ahmet taner kışlalı - siyasal sistemler- siyasal uzlaşma ve çatışma adlı kitaptan alıntıdır
    başı ve devamı için (bkz: kemalizm/#18267896)
    (bkz: milliyetçilik/#18267887)
    (bkz: cumhuriyetçilik/#18267834)
    (bkz: laiklik/#18267878)
    (bkz: devletçilik/#18267857)
    (bkz: halkçılık/#18267843)
    (bkz: devrimcilik/#18267848)
  • atatürk ilkeleri içinde en bilinmeyen, en garib, en öksüz, en yetim, en anlaşılmayan, en önemsenmeyendir. en çok önemsenen, en çok üstünde durulan ise laikliktir. laikliğin ismi milyon kere geçse halkçılığın ismi bir kere ya geçer ya geçmez. en çok zaman aşımına uğramış ilke devletçilik iken, ikinci sırayı halkçılık alır.
  • bildiğin popülizm.
    halkçılık ile popülizmin eşanlamlı olduğuna ikna olmayan bir dimağ ya halkçılık ilkesini yanlış biliyordur ya popülizm kelimesinin anlamını yanlış biliyordur ya da ikisini de kısmen yanlış biliyordur.
  • gerici bir siyasi cercevedir.
  • 2010 yılı itibariyle atatürk'ün en yanlış anlamlar yüklenen ilkesidir. zira bu ilkenin sadece adını bilenler, "halkın çıkarlarını korumak", "halktan yana olmak" gibi bir anlama geldiğini düşünmektedirler.

    halbuki, iki savaş arası dönemin korporatist politikalarının bir parçası olan söz konusu ilke, çerçevesini emile durkheim'ın çizdiği dayanışmacı (solidarist) ideolojinin tipik bir yansımasıydı. serbest piyasanın söz konusu olmadığı bu sosyoekonomik düzende, her meslek grubu devlet tarafından koordine edilmek ve firmalar diğerleriyle rekabet etmek yerine işbölümüne giderek elbirliği ile ülkenin kalkınmasına hizmet etmek durumundaydı.

    atatürk'ün halkçılık ilkesinin terk edilmesi, ilk olarak 1950'li yıllarda adnan menderes'in başbakanlığı döneminde olmuştur.

    halkçılık ilkesini, kemalist literatürün birincil kaynaklarından alıntılara yer vererek açıklayan bir değerlendirme için bkz.: http://derinsular.com/kemalizm-3-halkcilik/

    (bkz: okuyanla okumayan bir olur mu)

    (bkz: kemalizm/@derinsular)
  • dünya üzerinde altı ülkenin resmi adında halka ya da halkçılığa atıf yer alır. bu ülkelerin hemen hepsi, dünyanın en korkunç diktatörlükleri arasındadır.

    konu hakkında bir yazı için bkz.:
    “halkçıyım” diyenden korkacaksın! / serdar kaya / taraf / 24 temmuz 2011