şükela:  tümü | bugün soru sor
  • bu parti barajı geçemezse bizimkisi önce kendini en az 40 yıl sağlama alacak şekilde kendince türk usulü demokratik bir anayasa yazdırır, sonra bi güzel başkan olur ve olursa da kenan evren gibi en az 100 yıl falan yaşar ki bu benim uykularımı kaçırıyor.

    2050 civarında da bilal erdoğan başımıza geçerse hiç şaşırmam şu saatten sonra, bakın çok ciddiyim.

    zaten adam turp gibi, bir gün bingöl’de ertesi gün almanya’da 3 saat sonra belçika’da, nasıl dayanıyor bu tempoya bu yaşta hayret ediyorum. maaşallahı var daha bi 40 sene yaşar valla söyliyim, 2050 de erdoğan’ın devlet bütçesiyle aldığı 400 milyon dolar değerinde uçan arabasının arkasındaki play station 26’nın aslında israf olduğundan bahsetmeye devam ederiz biz burlarda, ahan da buraya yazıyorum demedi demeyin.

    kendimi devamlı uruguay'a arjantin'e uçak bileti ararken buluyorum ey sözlük. yemin ederim doğduğum ülkeden, bütün ailemden arkadaşlarımdan hatta yıllarca açılamadığım platonik aşkımdan ayrılıp, sırf şu adamlar tarafından yönetilmemek için türkiye'den resmen s.. olup gidesim geliyor burama kadar geldi artık, yeter.

    bunca yılın yaşanmışlığından, doldurulmuşluğundan sonra oy vermeye eliniz gitmeyebilir bu partiye, bunlar tü dersiniz kaka dersiniz, güvenilmez dersiniz, terör örgütünün devamıdır dersiniz çok da haksız sayılmazsınız, anlarım hepinizi. ama bir de şöyle bir bakın, yahu bu adamlar zaten 30 vekille mecliste şuanda, bir sonraki dönemde 550 vekilden 60 tane vekil çıkarması çok birşey değiştirmez, valla bak. görmüyor musunuz zaten kilitlenmiş meclis, chp 120 vekille soma'daki faciayı önleyemedi bu mecliste, söylemesi yazması dile kolay - allahım yarrabbim sen sabır ver bana- göz göre göre 301 tane vatan evladını şehit verdik lan daha geçen sene, binlerce çocuk babasız kaldı, ki mecliste 1 hafta önce manisa vekili önerge vermiş kabul edilmemiş. ana muhalefet partisine bile 120 vekille meclis bloke beyler, başlarım demokrasisine falan, olay çok vahim çooook. hala anlamıyor musunuz? hala görmüyor musunuz? 120 vekille ana muhalefet partisi görünen faciayı demokratik yollardan önleyemedi, 60 vekille bunlar bi bok yiyemez merak etmeyin siz, sizin istemediğiniz hiç bir şeyi yapamazlar bunlar meclise girerseler de. ki zaten koca mecliste bunlar ne yapabilir ki?

    ama bu adamlar meclise giremezse ne olur biliyor musunuz? doğudan bunların çıkaracağı 55 vekilin 45'i akp'ye gider*, memlekette parlementer rejime veda eder, tek adam yönetimine geçeriz. hala bunu göremeyecek, anlamayacak kapasitedeyseniz, abi lütfen gidin kendinize bilal gibi bir arkadaş bulun, dibinden ayrılmayın, iyi anlaşırsınız siz.

    yerel seçimlerde büyükşehir'de chp'ye, ilçe'de mhp'ye oy vermiş bir kardeşiniz olarak yalvarıyorum lan, kalp gözünüzü göbeğinizi seveyim, gözünüzün yağını yiyim yapmayın etmeyin, şu seçimlerde oy vermeden önce sadece 5 dakikalığına elinize bi kağıt bi kalem alın, kağıt bulamazsanız sigara paketinin üzerine bile olur, meclise kim giriyor nasıl giriyor ne kadar giriyor kaç giriyor bir hesaplayın da şu partiyi baraj altında bırakmayın ey güzel vatandaşlarım valla olan bize olacak.

    adam zaten yıllardır herşeyi hazırlamış, başkan mı olacak sultan mı olacak belli değil. üzerinde tc yazan valilik kalmamış. yakında valiliklerde t.s. yazarlarsa -türkiye sultanlığı baabında- hiç şaşırmam. trabonsporlulara her yer t.s. olabilir de bana gelmez aga ben beşiktaşlıyım.

    bunun döneminde yandaşlara peşkeş çekilmeyen arazi kalmadı, televizyonda izlenecek kanal kalmadı, okunacak gazete kalmadı, izlenecek televizyon kalmadı, entelektüel gazetecimiz türkiye ekonomisine yön veren adam entelektüel kardeşimiz jöleli yiğit, liberalimiz rasim ozan, ceren kenar falan lan. valla utanıyorum ben artık memleketin şu haline.

    memlekette beton girmeyen koy kalmadı, orduda paşa kalmadı paşa, adamları yok yere içeri attılar, intihar etti adamlar yediremediler, koskoca 40 senesini devlete vermiş paşaları kahırlarından öldürdüler. mecliste çoğunlukları var bunların, hsyk yasasını bir değiştirdiler, adliyede bunlardan olmayan savcı hakim kalmadı. kime güveneceksin oğlum bu memlekette. 4 tane koca koca kelli felli bakan ayete saygısızlık, saatçilik, çikolata kutusu bilmem ne her bok var, adamları mahkemeye bile gönderemiyoruz mecliste peçeteye yazılmış resmi delille aklanıyorlan lan, hale bak hale.

    her türlü devlet dairesinde yandaş olmayan memur kalmadı, istanbul'un kuzeyinde ağaç kalmadı, su kaynakları ha bitti ha bitecek bi de gittiler son su kaynağının üzerine havalimanı inşaatı kurdular. hay allahım yemin ederim yazdıkça bitmiyor lan, hunimi getirin bana.

    kanal istanbul yolda, istanbul’u tırtıklaya tırtıklaya bitiremediler, şimdi avrupa yakasını kazıp ikiye böleceklermiş -olaya bak- koskoca istanbul boğazı yetmezmiş gibi sırf emlaktan rant gelir diye ikinci bir sanal boğaz yapıyor adamlar ahahahhaah tövbe tövbe gülsem mi ağlasam mı bilemedim. hes mes elektirik derken kurumayan dere kalmamış bizim memlekette, arabada bira içilecek arsa kalmamış lan arsa, her yer imara açılmış ya avm olmuş ya site. eskiden babamızın arabasını kaçırır boş tarlalarda arsalara arabadan müzik açar mal mal içip içip oynardık, geçen toplandık arkadaşlarla nostalji yapalım dedik de, ulan o bile kalmamış iki saat dolaştık eve döndük şehirlerde boş arsa yok boş arsa.

    meclis kilitlenmiş yandaş olmayan milletvekillerinin eli kolu bağlı. devlet eliyle işini kaybediyorsun sokağa çıkıyorsun dayak yiyorsun. bu düzen böyle gitmez diyorsun sokağa çıkıyorsun ya polisten job ya yandaştan sopa yiyorsun.

    parkımı elleme lan diyorsun, gaz bombası yiyorsun, ölüyorsun. öldüğün yetmiyor bir de ananı yuhlatıyorlar, bakın çok enteresan.

    memlekette bizimkine muhalif olan herkes potansiyel terörist, herkes potansiyel suçlu. gazetecileri falan geçtim hadi de koskoaca paşaların, hakimlerin çekmecesine usb bellek bırakıp kanıt diye sunup içeri falan atıyorlar bunlar lan şeytanın aklına gelmez. yarın bir gün solcusuna, ülkücüsüne, muhalifine cebine kokain koyup sokakta arama yaparlar direk mahpusa atar bunlar diye korkmaya başladım ben.

    bunları akplilere anlatıyorsun, adam çalmamışlardır diyor, pazarda patates 5 lira adam pazar fiyatları iyi diyor, enflasyon %3 açıklandı diyor, başımızdakilere laf söyleme diyor. bak diyosun bakara makara demiş, adam yoktur öyle bişey diyor, dinletiyorsun bak bu sıfırlatmış diyorsun tape dinletiyorsun, yapmışsa allah bin belasını versin ama yapmamıştır diyor(bunu diyen de benim hacı dedem) ikna edemiyorum ben akplileri. ikna olacak gibi de gözükmüyor bunlar, anlamıyorlar, fps yetmiyor bunlarda, kasıyor anlatamıyorum.

    beni anlayacak olan chpliler, mhpliler. benim akpli arkadaşım dahi yok. face'te mesela 1000 kişi ekli, bir tane akpli yok yemin ederim yok hepsi ya chpli ya mhpli. ben artık onlara sardım onlara yalvarıyorum. bir mhpliden hdp'ye oy vermesi istenir mi lan? bu nasıl bir delilik bilemiyorum ama delirdim ben valla yapıyorum her yerde. bir gün çok pis dövecekler beni de çoğu çocukluk arkadaşım s*** git diyorlar ellemiyorlar artık yılların hatrına.

    valla ben gitmek istemiyorum bu memleketten ben burda bile çok yalnızım, bir ailem bir de 3-5 dostum var hayatımda, başka yerde yaşayamam lan ben. allah rızası için yardım edin, şu adamlardan kurtulalım sonra gene söveriz birbirimize de, kavgamızı da ederiz, dalgamıza bakarız ağzımızın tadıyla.

    gomunistciliği, liberalciliği, milliyetçiliği, sağcılığı, solculuğu sonu istle biten cıyla, çiyle biten herşey şeyi bir kenara bırakın rica ediyorum bu seçimlerde.

    benim nerdeyse bütün arkadaşlarım chpli, mhpli. her toplandığımızda yok saray şu kadara mal olmuş, yok beyaz çayın kilosu bilmem kaç milyarmış, yok sıçtığı tuvalet daşı şu paraymış falan, birbirimizi avutuyoruz. sonuç ne, sonuç 0, çözüm ne? bilmiyoruz. chpliler chpye mhpliler mhpye oy verecem diyor. hay allahım. la bu 4. parti chplilerden %1 mhplilerden %1 alsa, bu adam 100 vekil kaybedecek diyorum, kimse yanaşmıyor,hep aynı cevap.

    (bkz: ben o teröristlere oy vermem)

    lan oğum bırakın bu işleri, bu seçim başka seçim, bu seçim rejim seçimi. parasında falan değilim artık ben boş boş sarayda israf var, bilmemneleri sıfırladılar muhabbetlerini bırakın lan bir birbirinizle konuşun; genel tabloyu görün bi, bilal'e sorar gibi kendinize sorun; bu adam kimdir, nedir, ne yaptı, ne yapmak istiyor, nasıl yapmak istiyor, yaparken hangi yöntemlere başvuruyor, kendi amaçları için en yakın dava arkadaşlarını bile nasıl ve ne şekilde saf dışı bırakıyor, bu adam başkan olursa bu yandaş olmayan vatandaşa ne olur, bu memlekete ne olur bir düşünün.

    (bkz: la bu ülke nereye gidiyor nereye)

    bunları düşününce insan zaten otomatik olarak bu adama karşı hangi şekilde oy verirsem bu adamı zayıflatırım, hangi şekilde bu adamı en kısa zamanda gönderirim buluyor zaten.

    adamların tarımdan anladığı yok, patatesi bile ithal ederiz diyorlar, zaten kan ağlayan çiftçiyi bir de tehdit ediyorlar.işçiden emekten anladıkları, 3 çocuk yapın da ucuz iş gücümüz olsun türkiye büyüsün diyor. madenciler ölüyor adam fıtrat diyor, elinde kutsal kitabımızı siyasetine malzeme yapıyor meydan meydan dolaşıyor adam yaavu. bunların vekili makara yapıyor diyanetten ses çıkmıyor, koskoca yaşlı başlı adam arka koltuğu masaj yapan play station donanımlı arabaya biniyor, evine devletin parasıyla jakuzi yaptırıyor. imam osurursa cemaat bilmem ne yapar diye bir söz var ya, düşünün artık devletin din işlerinden sorumlu başkanı buysa düşünün artık cemaat ne kadar büyük malzeme bırakır. bizim dandik ilçe belediyenin başkanı bile bmw 7 yle geziyor la, arabanın fiyatı 1 trilyon aylık kirası 90.000 tlymiş, öyle diyorlar. yuh diyorum başka da bir şey demiyorum, diyemiyorum, ki demek istesem kime diyeyim, kimi kime şikayet edeyim. alo başbakanlığı arayıp bak belediye başkanı 12 aylık kirası araç bedeli olarak arabayla geziyor diyip başımı belaya mı sokayım.

    bunlar kendilerine bağladılar hortumu kendilerine diyor bahçeli millet face'te paylaşıyor konuşmasıyla dalga geçiyor. haksız mı adam? haklı.

    ben devlet araba almasın demiyorum, tabi ki alacak diyanet başkanı iett’yle gezecek hali yok tabi ama bunların lüxü, arka koltuktaki play station’ı, jakuzisi, sıçmak için kullanılan bilmem kaç milyarlık tuvalet daşının parası senin benim cebimden çıkıyor güzel kardeşim. benim 2 senedir işsiz kuzenim daha devletten işsizlik parası alması gerekirken cebinde 5 parası yokken benden borç alarak ödediği aylık 213 liralık sigorta primleriyle falan bunların milyarlık tuvalet taşlarını alıyoruz milletcek.

    (bkz: sigortalı olmayanların 213 tl ödeme zorunluluğu)

    vallahi çıldırmak üzereyim, kafama huniyi takıp sokaklarda daaaaaadiiiiiii daaaaaaaaadiiiiii dolaşasım geliyor, yemin ederim, delireceğim, çıldırmak üzereyim.

    (bkz: sen türkiye'sin büyük düşün)

    allah rızası için yalvarıyorum, şu partiyi baraj altında bırakmayın lan.

    ha 30 vekil çıkarmışlar ha 60 vekil bi bok olmaz, bunlar mecliste bir bok yapamazlar ama maalesef, üzülerek kabul etmemiz gereken bir gerçek var ki, bunlar meclise giremezse, onlar meclise 330-340 la falan giriyor.

    adamların ilk işi başkanlık sistemini 335 vekille referanduma götürmek olacak bas bas bağırıyor her meydanda. adam anayasa falan tanımıyor, cb olmuş tarafsızım ben diyor ama gönlümde bi parti var ona verin 400 vekil diyor muhauahahha. yahu resmen gerizekalı yerine koyuluyoruz ya bunun başka bir açıklaması var mı?

    ben böyle bir sistem istemiyorum arkadaş, başkanlık sistemiymiş neymiş bilmiyorum iyi midir kötü müdür ama başkanlık olacaksa da illa şimdi olmasın,bunla olmasın, bunlar gittikten sonra olsun. ekmel olsun, baykal olsun, bahçeli olsun, kılıçdaroğlu olsun hatta o da olmadı bizim tüpçü yıldırım demirören olsun o bile olur. ama gerçeken ben tayyibi başkan görmek istemiyorum canım kardeşim.

    düşünün taşının iyi karar verin bu seçimde oyunuzu partiye değil, rejime vereceksiniz, farkında olun, bilinçli oy kullanın.

    eliniz gitmiyor, biliyorum bana da deseler 5 sene önce bir gün bdp’ye falan oy vereceksin has**** ordan derdim ama şimdi kendimi ortamlarda hdp'ye oy isterken buluyorum. bazen şaşırıyorum kendime, lan diyorum sen, nasıl, hdp'ye oy istersin falan soruyorum kendime ama olan bu resmen son bir senedir hdpli olmuşum ben napayım. ben kaç senelik chp parti üyesiyim lan bi de her ay hala mobill aidat ödüyorum , babam şuan koşturuyor seçimlerde beni de evlatlıktan reddecek yakında ama yapacak bir şey yok beyler. ne chp'nin ne mhp'nin tek başına iktiadara geleceği bir tablo yok ortada, yapacak birşey yok mecburuz bu adamları meclise sokmaya. ha varsa yapılacak bir şey söyleyin, varsa bu işin başka bir matematiği falan söyleyin onu yapalım. ben çok düşündüm bulamadım.

    trafoya kedi falan girmezse adamlar %2 daha oy alsa meclise girer. la cehapeliler, mehapeliler, çok mu meraklısınız bu adamı padişah yapmaya allah aşkına soruyorum. tamam hepiniz vermeyin tamam lan %1,5 chp %0,5 mhp versin , 10 yapsın 10dan sonrasını kendi aramızda hallederiz oğlum kasmayın bu kadar.

    ister beğen, ister beğenme ama bu 4. partinin barajı aşması şart.
    tek çözüm meclise 45 kafa bunlardan gireceğine yerine 60 kafa onlardan girmesi. herkes kendi partisine oy verirse adamlar 330 vekil çıkarıyor lan rejimi değiştirecek adamlar rejimi. bundan daha kötüsü ne olabilir lan, söyleyin bi bana.

    hdp’den nefret edebilirsiniz dostlar anlarım sizi, anlıyorum benim kafamda bir sürü tereddüt var hatta chp bu sene çok şaşırttı beni beyannamesiyle, ön seçimiyle, söylem değiştirmesiyle fakat çözüm değil işte, bu partiye oy vermekten başka da bir çözüm bulamamadım ben.

    ben de geziden önce nefret ediyordum ama çok gaza maruz kaldım devlet şiddetini birebir yaşadım beynimde ciddi hasar oluştu benim, çapulcu oldum ben delirdim belki de -kafamda huni var şuan-, ama artık edemiyorum, empati falan yapmaya çalışıyorum. yıllardır bize empoze ettirilenleri, çarpıtılan haberleri, ihalelerden olmamak için haber yapmayan, haber çarpıtan medya patronlarını gördüm gezi'de, basının ahmet kaya'yı nasıl kahrından öldürdüğünü anladım, acaba yıllarca biz penguenleri izlerken doğu'da neler oluyordu diye sormaya başladım ben kendime ve artık nefret edemiyorum. içimden nefret duygusunu aldı benim bu devlet, çiçek gibi bir insan oldum hatta tayyip'ten bile nefret etmiyorum artık sadece kurtulmak için ne yaparız diye düşünmekten devrelerim yandı biraz. ama siz etmeye devam edebilirsiniz tabi, zorla sevin bu partiyi oy verin demiyorum, ama aklınızda bulunsun,

    (bkz: yapacak birşey yok)

    yalvarırım şu partiyi baraj altında bırakıp bizi ellere vermeyin,
    allah rızası için diyorum bak, gözünüzün yağına yumarta kırayım.

    edit : bugün anneler günü lan, anama sövmeyin. ayrıca ben kürt ya da kürtçü falan değilim, doğru düzgün solcu bile değilim. hadi diyelim ben kürtüm ve kürtçüyüm, yiğidim aslanım zülfü livaneli'de aynı şeyi söylüyor o da mı kürtçü?
  • ülkenin menfaatleri konusunda mhp'den fersah fersah daha duyarlı olan partidir.

    kendilerine teşekkürüm sonsuz.

    not: chp.
  • bu yazıya böyle başlamaktan utanıyorum, ama bu paragraf sayesinde fazladan bir kişi bile okursa mutlu olacağım: kürt değilim, şu ana kadar hiçbir seçimde (yahut referandumlarda) oy kullanmadım, alain badiou'nun parlamenter demokrasi ve parti altında örgütlenme konusundaki fikirlerine aşinaysanız eğer, ben de benzer sebeplerden ötürü bu güne kadar her zaman seçimleri protesto etme yoluna gittim.

    yıllardır kürt meselesi sıcak siyasetin çok içerisinde olduğu için; insanlar olayların gürültüsü yüzünden bu olayları ortaya çıkaran yapıyı ve tarihsel süreçleri analiz edemeden fikir sahibi olmak, cephe almak zorunda kaldılar. bu yazının hedef kitlesi kendini eşitlikçi ve özgürlükçü olarak tanımlayıp, kürt hareketine karşı duranlardır. bu kitle de -doğal olarak- monoblok bir kitle olmadığı için, farklı farklı argümanlara sahip. ben de genelde karşılaştığım argümanlar üzerinden aşama aşama giderek farklı bakış açılarına farklı cevaplar vemeye çalışacağım (eğer yazı uzun gelirse kendinizle ilgili olmayan bölümleri atlayabilirsiniz).

    - kürtlerin zaten eşit haklara sahip olduğunu düşünenler:

    kürtlerin eşitlik taleplerine karşı -artık çok sık olmasa da- karşılaştığım bir argüman bu. böyle düşünen insanları öncelikle cumhuriyet tarihi boyunca kürtlere karşı uygulanan politikalara göz atmaya çağırıyorum. bu ülkede 1925 yılında şark ıslahat planı adında bir kanun çıkarıldı ve bir sürü asimilasyon politikasının yürürlüğe sokulmasının yanı sıra sokakta bile kürtçe konuşmak resmen yasaklandı. sivillere karşı bir sürü toplu katliam yapıldı; zilan deresi katliamı'nı, dersim katliamı'nı kendiniz araştırın.

    buna itiraz olarak "geçmişte öyle olaylar olmuş olabilir, fakat şimdi böyle bir eşitsizlik söz konusu değildir" diyenler var. dürüst olun, bu ülkede türk olmanın kürt olmaktan ne kadar daha avantajlı bir şey olduğunu göremiyor olamazsınız. açın bütün istatistikler ortada; meslek grupları, sosyal statü, gelir seviyesi, eğitim seviyesi gibi konularda türklerin ne kadar daha avantajlı olduğunu görün. fırsat eşitsizliği diye bir şey var, iş gücünün etnikleştirilmesi* diye bir şey var. senin, benim türk olarak çocukken sahip olduğumuz imkanların kaçına sahip oluyor bir kürt çocuğu? bakın bakalım beyaz yakalılar arasındaki kürt oranı ile toplam nüfustaki kürt oranı arasındaki uçurum ne kadarmış.

    yani en basitinden, insanlar okula gidip hayatlarında hiç duymadıkları ya da iyi ihtimalle çok az bildikleri bir dille karşılaşıyor. sonra senin ana dilinde yapılan sınavlara girip seninle yarışmaya çalışıyor. bu eşitlik mi? buna itiraz olarak uygulanabilirlikle falan gelmeyin lütfen, eğer bu bir haksa anayasada yer alır. uygulaması daha sonra tartışılır. bir de "türkçe eğitim görmeleri kürtlerin de yararına, gelecekte (üniversitede vs.) daha rahat ediyorlar. kürtçe de seçmeli ders olsun işte" diyenler var. e tamam, o zaman çocuklar gelecekte rahat etsin diye bütün okulların dilini ingilizce yapalım, yanına da çocuğun ana dili (türkçe, kürtçe, arapça, ermenice, lazca vs.) seçmeli ders olsun, ne dersin? saçma, değil mi?

    - kürtlerin eşitlik talebinde haklı olduğunu düşünen, fakat terör yüzünden desteklemeyenler:

    meşru müdafaa dışında hangi uğurda olursa olsun insanların öldürülmesini ben de kesinlikle desteklemiyorum. fakat sosyoloji bize gösteriyor ki; varlık-yokluk mücadelesi veren halklar, seslerini duyuramadıkları ölçüde şiddete başvuruyor. eğer okumadıysanız frantz fanon'un les damnes de la terre* isimli kitabını öneririm bu konuda. cezayir örneği üzerinden yazılmış, asimilasyon vb. politikalara maruz kalan halkların psikolojisi ve sosyolojisini çok iyi tahlil eden bir kitaptır. bir insanın eline silah alıp dağa çıkmak için ne kadar umutsuz olması gerektiğini anlamak lazım. örneğin şu koşullarda siz, ne uğruna olursa olsun böyle bir şey yapmazsınız; kürtlerin de zevk olsun diye veya psikopatlıktan bunu yapabileceğini düşünmek gerçekten saçma olur.

    silahlı mücadele konusunda birkaç örnek daha vermek istiyorum. nelson mandela'yı tanıyorsunuz. muhtemelen öldüğünde bütün dünyayla birlikte üzüldünüz, belki facebook'tan resmini paylaştınız. mandela, afrika ulusal kongresi'nin (anc) başkanlığı yapmış, anc'nin silahlı kanadı olan umkhonto we sizwe'nin (mk) kurucuları arasında yer almış ve komutanlığını yürütmüştür. umkhonto we sizwe sayısız silahlı eylem, bombalama, mayın döşeme gibi faaliyetlerde bulunmuş ve hem güney afrika hükümeti hem de amerika birleşik devletleri tarafından terörist örgüt olarak sınıflandırılmıştır. mk'nın şiddet eylemleri düzenlemesi, işkence dahil birçok insanlık dışı yöntemi kullanmış olması, güney afrika'daki zencilerin haklı taleplerini haksız kılmamıştır. aksine bu silahlı mücadele sayesinde bu talepler görünür olmuş ve apartheid rejimi ortadan kalkmıştır.

    benzer biçimde kürt hareketinin abdullah öcalan önderliğinde silahlanıp şiddet eylemlerine başvurmuş olması, kürtlerin eşitlik talebini haksız kılmaz. hele insanlar "biz silahları bırakıp mecliste siyaset yapmak istiyoruz" dediği halde, sen bebek katili öcalan, teröristler falan diye suçlamaya devam edersen savaş çığırtkanı olursun. bugün hala "ama mandela teröristti" diyen güney afrika beyaz milliyetçisinden hiçbir farkın olmaz.

    evet mesele bebek katili olmaksa; öcalan da, mandela da, dersim harekatının emrini veren kişi de (isimle yazarsam dangalağın biri dava açar falan) bebek katilidir. ama unutmamak gerek ki bu savaşın acısını kürtler de en az türkler kadar yaşamıştır. yapılması gereken burada geçmiş olaylardan dolayı sürekli birbirini suçlamak değil, mevcut eşitsizlikleri gidermektir.

    - kürtlerin eşitlik talep etme hakkı olmadığını düşünenler:

    yani bu gruba söyleyecek bir şey yok aslında, ama ilginç bir şekilde hem eşitlikçi ve özgürlükçü olma iddiasında bulunup hem de "bu vatan bizim ya bizim kurallarımızla yaşarsınız ya da artık ırak'a mı, suriye'ye mi nereye isterseniz siktir olup gidersiniz" kafasında olan insanlar var. neden böyle düşünüyorlar bilmiyorum, fakat söylemek isterim ki faşizm'in sözlük tanımı budur arkadaşlar. "güçlü olan benim ve bence doğru olan bu, bu yüzden herkes bana uyacak" demek ile eşitliğin de, özgürlükçülüğün de, insan haklarının da alakası yoktur. bu faşizmin en bayağı ve kaba formlarından birisidir. bir de belirtmek isterim ki bu şekilde düşünüp, yukarıdaki diğer grupların argümanlarını kullanarak faşist olmayan insanları manipüle etmeye çalışan bir troller ordusu var, hakikaten çok komikler.

    - son olarak kürt hareketinin ideolojik olarak eşitlikçi değil kürt milliyetçisi olduğunu düşünenler:

    hdp'nin parti programına, verdiği anayasa önerisine, rojava anayasasına, partinin meclisteki çalışmalarına, hdp içerisindeki -türkler, kürtler, aleviler, süryaniler, ermeniler, ezidiler, kadınlar, lgbt bireyler, sosyalistler, çevreciler, engelliler gibi- bileşenlerin çeşitliliğine bakıp, kürt hareketinin milliyetçi bir hareket olduğunu söylemek mümkün değildir. eğer denemek isterseniz şu parti programını ingilizceye çevirip -tercihen yabancı- habersiz birine okutun, sonra sorun "bu parti milliyetçi mi, eğer öyleyse hangi milletin milliyetçisi" diye, bakalım ne diyecek.

    ilginçtir bu kürt milliyetçisi suçlaması da en çok türk milliyetçilerinden geliyor, başka bir insanı kendi ideolojisiyle suçlamayı da ilk defa bunlarda gördüm.

    kusura bakmayın uzattım yazıyı, burada kesiyorum. bir kişinin dahi önyargılarını sorgulamasını sağlayabilirsem sevineceğim.
  • bu ülkedeki çatışmaların kürt hareketi mecliste temsil edilemediği için yaşandığını unutanların "bunlar mecliste olursa başımıza iş açarlar" diye korktuğu parti.
    halbuki %10 saçmalığı olmasa ve kürtler 80'li yıllar itibari ile meclise girebilselerdi bugün çok farklı bir ülkede yaşıyor olurduk.
    bu kadar aptal olmayın. adamların demokratik yollarla temsil edilmesine dahi tahammülü yok bazı faşistlerin.
  • 28 kişinin öldüğü terör saldırısını gerçekleştiren orospu çocuğunun taziyesine giden, suriye'den gelen silah, el bombası. v.b mühimmatları pkk'ya taşımak için kuryelik eden milletvekillerini barındıran partidir.

    parti olarak bu üyelerine parti içi disiplini sağlayıp ihraç etmeyip aynı yönde demeç veren bu partiden insanlık dersi öğrenecekmişiz. mahallenin orospusu bize ahlak dersi verecekmiş. vay amk çocuklarına bak sen ya.
  • bir tarafta çeşitli (milliyetçi, millici filan denilen) insanlar var. doğrudan olmasa da yaklaşık olarak söyledikleri şu: "ben kürt partisine oy vermem, hatta -tercihen- onların seçime de girmesi yasaklanmalı". bu benim zerre katıldığım bir görüş değil, aksine tehlikeli buluyorum. ancak argümanı, fikir yürütme biçimini anlayabiliyorum. diğer tarafta ise, yine aslında kısa-orta vadede hiçbir şekilde hdp'ye oy vermeyecek, hdp'ye oy vermeyi teklif dahi etmeyecek insanlar var gezi'de beraber direndiğimiz. ama onların bir kısmı, sözgelimi "hdp'ye oy vermeyeceğim, çünkü hdp bir kürt partisi ve ben içten içe kürtlerden hoşlanmıyorum*; ayrıca kürtler alt sınıf, alt sınıflar pis kokarlar, güzel yemekten ve güzel sevişmekten anlamazlar ve dahası çirkin olurlar" demiyorlar mesela, argümanlar geliştiriyorlar. işte efendim selahattin demirtaş tayyip'i alkışlamışmış. işte türkiye'deki kobane eylemlerinde insanlar öldürülmüş, sırrı süreyya birilerine lan demiş, altan tan şeriatçıymış vs. ben bunların hiç birinin hakiki birer argüman olduğunu düşünmüyorum. yanlış anlaşılmasın, hdp'ye oy vermemek için mantıklı ve geçerli argümanlar öne sürülebilir. ancak yukarıda birkaçını örneklediğim argümanlar, oy verme davranışını etkileyecek argümanlar değil, işbu sebeple de gayet sahte argümanlar. bir başka deyişle, zaten, halihazırda kısa-orta vadede hiçbir türlü oy vermeyeceği bir parti için "hdp'ye oy vermiyorum, ama gizli ırkçılık ya da sınıfsal nefretimden ötürü değil ha! şundan şundan dolayı" demenin bir varyantı.

    daha önce, hdp'nin adaylarının en ideal, en şahane adaylar değil, temsil gücü en yüksek adaylar olması gerektiğini, çünkü hdp'nin basit anlamıyla bir ideoloji partisi olmadığını, bir kitle partisi adayı olduğunu, 7 haziran 2015'teki seçimde de en önemli amacın yüzde 10 barajını aşmak olması gerektiğini düşündüğümü söylemiştim. (bkz: #50411173)

    şimdi de, umarım bir iki gün içinde ve sanırım dört farklı kısımda, hdp ve seçimler hakkındaki genel bir iki şey yazmak istiyorum. bu birinci adımda neden mizah? konusuna odaklanacağım. neden hdp gerekli ve önemli.
    -ikinci adım; "demirtaş iyi de, çevresi kötü" düşüncesi. kısaca, öcalan faktörü.
    -üçüncü adım; "hepimiz bebek katiliyiz"
    -dördüncü adım; seni başkan yaptırmayacağız yetmez. akp'ye, "seni birinci parti yaptırmayacağız" demeli, ama nasıl?

    ---

    hdp'nin diğer bütün partilerden ayrıştığı esas nokta yurttaşlık haklarına, demokrasiye ve özgürlüklere yaptığı vurgu. ve bu vurgu, bana kalırsa, mevcut düzende tek başına onları desteklemek için yeter sebep olabilirdi. lakin ben hdp'de çok daha önemli, daha büyük bir potansiyelin olduğunu düşünüyorum.

    bu güne dek hdp'nin öncülü partilere, kürt hareketi adaylarına destek vermek, hem uzak geçmişte kürtçe'nin ve kürt kimliğiyle varolmanın yasaklanmasına, bu yasakların gevşediği ya da ortadan kalktığı yakın geçmişte ise güçlü bir ayrımcılık çizgisinin sürdürüldüğü çeşitli zulüm ve baskı politikalarına dikkat çekerek onlara karşı olduğunu duyurmak, hem de türkiye'nin ve kürt hareketinin karşılıklı sivrileştiği ve silahların sesinin insanların sesini bastırdığı durumdan farklı, türkiye ve bölge insanı arasında başka bir diyalog, başka türlü bir yurttaşlık, yani haklar ve hukuk sistemi kurma çağrısıydı.
    bugün ise hdp'ye destek vermek, düz anlamıyla türkiye'nin ve bölge kürtlerinin başka bir diyalog zeminini yahut belirli yasakların ve engellerin kaldırılmasını değil, türk, laz veya kürt olmanın, heteroseksüel ya da biseksüel, homoseksüel olmanın, alevi, sünni ya da ateist olmanın ötesinde bir varoluş imkanına destek vermek demek. bütün bu kimliklerin özgürce varolabileceği, ancak o kimliklere başvurmadan da yalnızca yurttaşlık haklarımız üzerinden kendimizi kurabileceğimiz bir düzlemin arayışı.

    herhangi bir şeyin anlamı o şeyin kendisinde, özünde değildir. belki en güzel örneklerinden biri rakıdır bunun. kişiyi çakırkeyf eden yüzlerce, belki binlerce alkollü içkiden biri. ama bir taraftan da değil. türkiye'nin kahir ekseriyeti, rakıya özel bir anlam atfetmiş. koca bir rakı kültürü çıkartmışız, "sohbetsiz, mezesiz, o olmadan busu da olmadan olmaz" diyoruz. alelade bir alkollü içki, birden, türkiye'nin büyük çoğunluğu için ve hatta türkiye'ye gelen turistler için çok özel bir anlam taşımaya başlıyor. sıfırdan bir anlam, bir kültür yaratıyoruz. aşk da bu anlam atfetmenin bir diğer örneği. kendinde bir olağanüstülüğü olmayan bir kişiyi olağanüstü görmeye başlıyoruz ve buna sonuna kadar inanıyoruz. ama aşkta tek bir kişi yüklüyor anlamı, rakı ya da siyasal partilerde kolektif bir süreç var.
    işte, aynı şeylerin ya da kişilerin kendinde bir anlamı olmadığı gibi; şeylerin ve kişilerin bir anlamı varsa ona o anlamı bizim atfettiğimiz gerçeğindeki gibi görmek lazım siyasal partilere de. "hdp gelecek dertler bitecek" demiyorum yani. bu saçmasapan bir hayalperestlik olur. ancak hdp bizim tüm bu özgürlük arzumuzun, eşitlik ve adalet istencimizin taşıyıcısı olmaya aday. nasıl ki rakı ağır bir içki ve anasondan yapılıyor, böylelikle hem yavaş içimli, hem de belirli tür yiyeceklerle daha güzel gidiyor, dolayısıyla bizim "rakı kültürü" olarak inşa ettiğimiz şeye olanak sağlayan bir yapıda; aynı şekilde hdp de, bizlerin tüm eşitlik ve özgürlük taleplerimizin taşıyıcısı olabilecek bir potansiyele sahip. zira bileşenleri farklı kimlik ve sınıf yapılarından ve bu farklılıklar özgürlük ve eşitliği temel alan belirli ilkeler etrafında bir araya gelebiliyorlar.
    bu bakımdan hdp, özgürlükçü ve eşitlikçi olmaya çalışmak zorunda, çünkü ancak o zaman kendisini var edebilir ve ancak o zaman anlamlı bir siyasal yapı oluşturabilir. hdp'nin öncülü partilerin tam olarak başaramadığı buydu. hdp bunu başarıyor olduğu için bu denli konuşuluyor ve adeta bir arzu nesnesine dönmüş durumda. nefret de ediyor olsak, veya bayılsak da, bu nefretimizin veya bayılmamızın konusu ortak: hdp. çünkü bizler onlardan daha fazla demokrasi talep ediyoruz. adalet ve barışın vesilesi olmalarını talep ediyoruz. gezi direnişinde bir düzeyiyle somut olarak gösterdiğimiz bu talep, öyle hemen gerçekleştirilebilecek bir talep değil. uzun vadeli, ancak çok net bir talep. hdp'ye diyoruz ki, bu taleplerimizin taşıyıcısı olmaya adaysan sana oy veriyoruz. bugün için de hdp o talepleri dikkate almış gibi gözüküyor. mevcut türkiye siyasetinde kendisine büyük oy kaybettirebilecek lgbtiq hareketini bir parçası olarak kabul ediyor olması, bu iradenin beyanıdır.

    işte mühim olan bu. mühim olan "kürtlerin partisi" ya da "kürt hareketinin temsilcileri" olmaktan biz'ler meclise sloganında da gördüğümüz gibi "bizim partimiz" olabilme olasılığı. ve bu minvalde bizlerin anlamlarından çok emin olmadığımız eşitlik, özgürlük, adalet gibi taleplerimizin mücadelelerini siyasal alan içerisindeki mücadelede kurabilme ihtimalleri.

    hdp'nin bizlerin partisi olabilmesinin yegane koşulu, hdp'nin "biz türkiye'nin özgürlük arayışını bu şekilde algıladık ve şöyle bir yanıt verdik" dedikleri seçim bildirgelerinin buradan da bir karşılık görebilmesidir.
    türkiye'nin batısının desteği, bu sebeple bu kadar önemli diye düşünüyorum. kendisini ve tabanını, bağımsız bir kürt devleti kurmaktan türkiye partisi olmaya götüren 15 yıllık sürecin neticesi olarak varılan "ya hep beraber özgür oluruz, ya hiç birimiz" noktasının buradan da destek gördüğünü, bu beyanın batı'dan, şimdiye dek kürt hareketinin partilerine uzak kalmış insanlardan da onay, destek ve hatta teşvik geldiğini görmek. bence bu son derece önemli. seçimden 2 hafta önce rahatlıkla söylenebilir ki, bu zaten bir ölçüde başarıldı. kürt hareketine "ancak bizim istediğimiz şekilde ve koşullarda yurttaş olabilirsin, ancak benim uygun gördüğüm gibi kürt olabilirsin" diyen mhp dilinin yanında, özellikle batı'dan, gezi'den gelen belli belirsiz bir ortaklaşma arzusu var, bizim gezi'deki arayışımız ile kürt hareketinin türkiye'lileşmek diye aradığı şeylerin ortaklaşması.

    bu sebeplerden, yani hdp'nin türkiye'nin her kesiminden insanın özgürlük talebinin taşıyıcısı olabilme potansiyelinden ötürü, "biz de sizinle beraber yaşamak istiyoruz" demek için, yüzde 10 barajını yıkmak için hdp'ye oy vermek gerektiğini düşünüyorum. şu da bir gerçek. sol, yahut "eşitlikçi", bölüşüme vurgu yapan hareketler yükseldikçe ülkenin merkez siyasal yapıları da eşitlikçiliğe kayar. ecevit 70'lerde sosyalist biri olduğu için toprak reformunu yapmadı. 1965'lerden beri yükselen bir sol hareket, 70'lerde, onu da olduğundan daha sola kaydırdı. hdp'nin siyasal etkilerinin kapsamı da benzer şekilde, salt hdp'nin mücadelesiyle sınırlı olmayacaktır. hdp'nin siyasal alanda daha görünür ve daha büyük bir yer kaplamasıyla birlikte bütün türkiye siyasal düzlemi kısır "eski türkiye-yeni türkiye", "ergenekon-akp", "ilericiler-gericiler", "laikler-dindarlar" ikiliklerden uzaklaşır, uzaklaştı da. basit anlamıyla hdp'nin yükselmesi chp'yi de, akp'yi de ve hatta mhp'yi de daha iyi bir parti yapar. bakın 3 sene önce "açılım projesi bölünme projesidir"den başka bir şey söylemiyordu. hdp biraz güçlendi ve herkesten birazcık sempati kazandı. olmaz ya, yarın mhp iktidara gelse "ben kürt hareketiyle anlaşmam, kürt hareketine ve onun içerideki dışarıdaki bütün destekçilerine savaş ilan ediyorum" diyebilir mi gerçekten? mümkün mü bu?

    hdp'ye karşı kimi çekinceler olabilir. 90'ları bilfiil yaşamış insanlar, savaşın hele ki savaşların en dehşet verici biçimi olan iç savaşın yıkıcılığını görmüş iki taraftan da insanlar var ve onların çeşitli kaygıları bir düzeyde anlaşılabilir. ancak, özellikle batı tarafı insanlarının toprak kaybetme, bölünme vs korkuları oldukça yersiz. bunun savaşmadan mümkün olacağını düşünmek hayalperestlik olur. silah bırakmasa da eylemliliğini bırakmış ve ülke seçimlerinde herkesin oyuna talip olan bir hareketin hala bölünmeyi istediğini düşünmek bana makul gelmiyor. yerel yönetimlerin güçlendirilmesini bir nevi bölünme olarak algılamak ise iyice tuhaf geliyor.

    bana en makûl gelen anti-hdp karşı argüman şu: "ya hdp, meclise girer de akp'yle anlaşırsa." ki bana kalırsa cevabı çok basit. eğer hdp meclise girer ve kendi kırmızı çizgileriyle, eşitlikçi ve özgürlükçü ilkelerle değil de, tayyibin yüzü suyu hürmetine bir anlaşma yaparsa, ki böyle bir şeyi zerrece mümkün görmediğimi belirteyim. ama burası türkiye, her şey olabilir diyelim ve bu ihtimali göze alalım. bir daha oy vermem, olur biter. kürt sorununun çözümü için yapılabilecek yüz bin tane şey var. mümkün olduğunca o kanallara yönelirim. ilçe ve il genel meclisinde hdp'ye vermiş olsam da belediye seçiminde, hiçbir zaman oy vermem dediğim mhp'li ve hala ülkücü olduğunu söyleyen birine, mansur yavaş'a oy atalı 13 ay oldu. oy vermek atla deve değil. vereceğimiz bir tane oy. tatavaya gerek yok. hem selo da boğaziçi üni'deki konuşmasında söyledi. "sana vereceğimiz oylar, emanet oylar" gibi bir soruya, emin olun, meclisteki performansımızı gördükten sonra hepiniz hdp'ye üye olacaksınız dedi. inanmamak için bir sebep göremiyorum.

    velhasıl, ilk defa yalnızca kürt halkıyla dayanışma için değil, bunun yanında ve çok daha önemlisi, bütün türkiye'nin daha iyi bir yer olacağını bilerek hdp'ye oy atacağız. umarım barajları yıkıp geleceğiz.

    ha, şu da bonus olsun. elif şafak bir mevlana romanı yazmıştı. hakikatli bir alegorinin oldukça alt düzey, popüler roman mantığında yorumu. yine de güzel. bazen güzel olan yüzeyde gizlidir zaten. şems, mevlana'ya, bir "ince iş" salık veriyor. gideceksin, meyhaneden bir şarap alacaksın ve gizlemeden, herkese göstere göstere buraya, bana getireceksin. mevlana diyor ki, e ben şarap içmem, günah! ahali benim şarap içmeyeceğimi bilir. nasıl olur? şems de diyor ki, e madem hem sen hem de ahali senin o şarabı içmeyeceğini biliyor, biliyorsunuz. o halde meyhaneden şarabı göstere göstere almanda bir beis yok. şarabı, günah olduğunu bilerek ve gizlemeyerek buraya dek gelmen seni daha iyi bir şair, daha iyi bir mümin, daha iyi bir insan yapacak.

    aynı böyle. hdp'ye oy veriyor olmanız 30 senelik savaşta öldürülen insanların "günah"ına ortak olmak, desteklemek anlamına gelmez. tam tersine, orada bir günah, bir hukuksuzluk olduğunu, bir sürü insanın öldüğünü biliyorum, tam da bu sebeple, artık insanlar ölmesin ve eşitlik, özgürlük, kardeşlik denilen, demokrasi denilen şey ölümlere galebe çalsın diye göstere göstere hdp'yi destekliyorum demek anlamına gelir. ve bu bizi daha iyi müminler, daha iyi şairler ve hepsinden önemli daha iyi insanlar yapar.
    bundan hiç şüphem yok.
  • türk kökenli bir kardeşiniz olarak bugün itibari ile washington dc konsolosluğuna gidip oy kullanacağım parti. 8 yıldır amerikadayım hiç oy kullanmadım ancak bu sefer bir oy icin 200 kilometre yol yapacağim.

    nedeni sadece akp karşıtığı değil. ilk defa chp'de bile görmediğim bir seçim bildirgesiyle karşılaştığım için.

    bir oy elbette birşey değiştirmeyecek ancak en azından bir adım attım diyeceğim.

    edit: oyumu kullandim. konsolosluk oldukça sakindi. koskoca washington dc'de cumhurbaşkanlığı seçiminde sadece 1300 oy kullanılmış. bunun %77'si ekmeleddin ihsanoğlu'na ait. umarim bu seçimde katılım yüksek olur çünkü akp'ye bu bölgede sadece %15 destek var.
  • kadın haklarının en çok ihlal edildiği doğu ve güneydoğu anadolu'dan en çok oyları alarak mecliste en çok kadın vekili olan parti olmayı başarmıştır. kadın haklarının çözülmesi için en kritik bölgelerde en sağlam ve gerçekçi adımları atmayı başardılar. gerçekten kadınların zaferi oldu bu seçim.
  • neden mi hdp? neden mi mutluyuz, umutluyuz bu kadar?
    bugüne kadar devletin zulmüne uğramış; kimliğinden, inancından, siyasi görüşünden ötürü cezalandırılmış, ötekileştirilmiş bütün kesimlerin büyük insanlık koalisyonudur hdp de ondan...

    aycan irmez : 1992 newrozunda asker ve polisin evleri taraması sonucu isabet kurşunlardan biri evinin içindeki annesine gelip öldüğünde 7 yaşındaydı. birkaç ay sonra babası örgüte yardım ettiği gerekçesiyle tutuklandı. geçmişte dtp şırnak il başkanlığı yapan babası halil irmez halen cezaevinde.

    ayşe acar başaran : 1993'te babası batman'da demokrasi partisi çalışmalarına katıldığı için kontrgerilla tarafından öldürüldüğünde 7 yaşındaydı.

    ferhat encü : roboski katliamında kardeşi dahil 11 akrabasını kaybetti. katliamdan sonra katıldığı anma etkinliklerinden dolayı 5 kez gözaltına alındı.

    pervin buldan : eşi savaş buldan'ın 1994'te faili meçhul bir cinayetle öldürüldüğü gün ikinci çocuğunu dünyaya getirdi. savaş buldan derin devletin ortadan kaldırılması istenen kürt işadamları listesindeydi.

    altan tan : babası bedii tan, 12 eylül'den sonra girdiği diyarbakır cezaevi'nde gördüğü işkenceler yüzünden hayatını kaybetti.

    imam taşçıer : doksanlı yılların başında iki arkadaşıyla birlikte yolda yürürken infaz edildi; iki arkadaşı can verirken kendisi şans eseri hayatta kaldı.

    ziya pir : amcası kemal pir 12 eylül döneminde diyarbakır cezaevi'ndeki işkencelere karşı başlatılan ölüm orucu eyleminde hayatını kaybetti.

    ertuğrul kürkçü : 68 kuşağından. dev genç genel başkanı. mahir çayan ve 9 arkadaşının öldürüldüğü kızıldere katliamından sağ kurtulan tek kişi. yasadışı thkp-c üyesi olduğu gerekçesiyle girdiği cezaevinden 1986'da çıktı.

    selma ırmak : doksanlı yıllarda 10 yıla yakın cezaevinde kaldı. 2009'de bu kez kck operasyonunda tutuklandı. cezaevindeyken yapılan 2011 genel seçimlerinde milletvekili seçilmiş olmasına rağmen tahliye edilmedi. ocak 2014'te tahliye oldu.

    leyla zana : diyarbakır eski belediye başkanlarından mehdi zana'nın eşi. eşi mehdi zana 12 eylül'de girdiği cezaevinden 1991'de çıktı, diyarbakır cezaevinde türlü işkencelere maruz kaldı. aynı yıl leyla zana milletvekili seçildi. 1994'te yaptığı bir konuşmada 'kürt kimliğinin tanınmasını' ve 'kürt kökenli partilere tam anayasal hakların tanınmasını' talep ettiği için dokunulmazlığı kaldırıldı ve 3 milletvekili arkadaşıyla birlikte tutuklandı. yasadışı örgüt üyesi olduğu gerekçesiyle 15 yıla mahkum edilse de 2004'te cezaevinden çıktı.

    sırrı süreyya önder : lise öğrencisiyken maraş katliamını protesto eylemine katıldığı için tutuklanarak kısa bir dönem cezaevinde kaldı. 12 eylül'de ise devrimci yol örgütü üyesi olduğu gerekçesiyle 7 sene cezaevinde kaldı.

    ibrahim ayhan : urfa'da eğitim sen şube başkanıyken ekim 2010'da kck soruşturması kapsamında tutuklandı. cezaevindeyken yapılan 2011 genel seçimlerinde milletvekili seçilmiş olmasına rağmen tahliye edilmedi. ocak 2014'te tahliye oldu.

    faysal sarıyıldız : cizre belediye meclis üyesiyken haziran 2009'da kck soruşturmasına tutuklanarak cezaevine kondu. cezaevindeyken yapılan seçimlerde milletvekili seçilmesine rağmen tahliye edilmedi. ocak 2014'te tahliye oldu.

    gülser yıldırım : bdp mardin merkez ilçe yöneticisiyken şubat 2010'da kck kapsamında tutuklandı, cezaevindeyken yapılan seçimlerde milletvekili seçilmesine rağmen tahliye edilmedi. ocak 2014'te tahliye oldu.

    leyla güven : viranşehir belediye başkanıyken aralık 2009'da kck operasyonuyla tutuklandı. temmuz 2014'te tahliye edildi.

    alican önlü : dersim belediye başkan yardımcısıyken nisan 2009'da kck operasyonuyla tutuklandı. aralık 2011'de içişleri bakanlığı tarafından görevinden alındı. nisan 2014'te tahliye edildi.

    mensur ışık : asrın hukuk bürosu avukatlarından. kasım 2011'de kck kapsamında tutuklandı, nisan 2013'te tahliye edildi.

    dirayet taşdemir : diyarbakır büyükşehir belediyesi'nde danışman olarak görev yaparken nisan 2009'da kck davasından tutuklandı. nisan 2014'te tahliye edildi.

    çağlar demirel : derik belediye başkanı iken ekim 2011'de kck'den tutuklandı, temmuz 2014'te tahliye edildi.

    şafak özanlı : bdp esenyurt ilçe eşbaşkanı iken ocak 2012'de kck soruşturmasında tutuklandı. haziran 2013'te tahliye edildi.

    filiz kerestecioğlu : 12 eylül döneminde 20 yaşında kurtuluş örgütü sempatizanı olduğu gerekçesiyle cezaevine girdi. idam edilen necdet adalı yakın arkadaşıydı.

    hüda kaya : 28 şubat döneminde malatya'da imam hatip lisesi öğrencilerinin başörütü yasağı eylemlerinde ön saflarda yerini alan kaya, kendi yazdığı "ulusal bir heyecan gecesi ve başörtüsü" başlıklı yazısına açılan dava yüzünden tutuklandı. bir gün sonra ise malatya’nın akpınar meydanı'nda gözaltına alınan 13 yaşındaki oğlu muhammed cihad da tutuklandı. düşünce suçu olarak bilinen 312. maddeden dgm’de yargılanan hüda kaya, 20 ay cezaevinde kaldı. 1999'da 16, 17 ve 18 yaşlarındaki kızları, terörle mücadele ekipleri tarafından okulları basılarak gözaltına alındı ve hüda kaya bu sefer de 146. maddeden üç kızıyla birlikte idam istemiyle yargılandı. bazılarından birlikte, bazılarından da ayrı ayrı üç kızı ile hüda kaya cezalar aldı.

    figen yüksekdağ : 18 yaşındayken 8 gün işkence altında gözaltında, 1 ay cezaevinde kaldı. sonraki dönemde iki cezaevi deneyimi daha yaşadı. delili basın açıklamaları ve düzenlediği mitingler olan ‘örgüt üyeliği suçu’ndan bir yıl yattığı, 6,5 yıl ceza aldığı ve şu an yargıtay’da olan davasının dışında, bir cenaze törenine katıldığı için de beş aylık bir tutukluluk dönemi oldu.

    mizgin ırgat : izmir'de avukatlık yaparken kck operasyonları kapsamında tutuklanarak cezaevine girdi, 19 ay hapis yattı.

    yurdusev özsökmenler : çanakkale lapsekili. 12 eylül döneminde tüm ptt der genel başkanı iken tdkp üyesi olduğu iddiasıyla cezaevine girdi.

    rıdvan turan : sosyalist demokrasi partisi eski genel başkanı. cemaatin komplo davalarından biri olarak tanımlanan devrimci karargah davasına tuhaf bir şekilde dahil edildi ve hanefi avcı ile birlikte yargılandı. eylül 2010 - ağustos 2011 arası olmak üzere 11 ay cezaevinde kaldı.

    selami özyaşar : van eğitim sen şube başkanı iken eski şube başkanı lezgin botan'la birlikte kck kapsamında tutuklandı, 10 ay cezaevinde kaldı.

    lezgin botan : van eğitim sen eski şube başkanı. kck operasyonunda tutuklandı, 10 ay cezaevinde kaldı.

    meral danış beştaş : kendisi gibi avukat olan eşi mesut beştaş'la birlikte 1993'te pkk operasyonunda 1 ay süreyle tutuklu kaldı. aihm, beştaşların da dahil olduğu şikayetçilerin işkence gördüğüne hükmetti.

    nursel aydoğan : partinin türk kökenli milletvekillerinden. 12 eylül'de sol bir örgütün sempatizanı olduğu gerekçesiyle kısa bir süre gözaltına alındı. doksanlı yıllarda hadep yöneticiliği yapan o dönemki eşi cezaevine girdi.

    celal doğan : 68 kuşağından. deniz gezmiş ve arkadaşlarıyla beraber dönemin istanbul üniversitesi sosyoloji bölümü asistanı oya baydar'ın kuruldan geçtiği halde atamasının yapılmamasını protesto eyleminde gözaltına alınarak tutuklandı.

    edibe şahin : 12 eylül döneminde yurtdışına çıkmak zorunda kaldı. 2009'da dersim belediye başkanıyken abdullah öcalan'ın kürt sorununun çözümüne ilişkin gönderdiği yol haritasının halkla paylaşılması için başbakan recep tayyip erdoğan ve tbmm başkanlığı'na faks gönderdiği için "terör örgütünün propagandasını yapmak" suçundan 10 ay hapis cezasına çarptırıldı.

    hasan yağız : 1986 doğumlu. üniversite öğrencisiyken anadilde eğitim talepli yürüyüşe katıldığı gerekçesiyle iki kez gözaltına alındı. son olarak 2014'te diyarbakır bağlar'da ferzat kemenger okulunda gerçekleştirilen direnişte gözaltına alındı.

    seher akçınar bayar : 28 şubat dönemindeki başörtüsü yasağı yüzünden yarıda bıraktığı üniversite öğrenimine 2011'de dönebildi.

    turgut öker : avrupa alevi birlikleri federasyonu genel başkanı. 12 eylül'de yurtdışına çıktı. 2010'da maraş katliamı anma etkinliğine katılmak için yurda girişinde hakkında hakaret suçundan arama olduğu gerekçesiyle kısa süre gözaltına alındı.

    leyla birlik : mardin'in derik ilçesinde yaşayan babasının defalarca tehdit alması sonucu göç eden bir ailenin kızı.

    * bilgilerin tamamı tarafımdan google araştırması yapılarak derlenmiştir.
  • bunlara oy verirken insan çocukluklarında katledilen uğur kaymaz'ı, ceylan önkol'u, nihat kazanhan'ı ve diğerlerini, iki sivil polis tarafından kameralar önünde kolu kırılan çocuğu düşünüyor.

    devletin beslemesi hizbullah'ın güvercin kovalayan iki çocuğu örgüt evinin çatısında oldukları için öldürüp gömmesini düşünüyor.

    72 yaşında evinden alınarak bir dere kenarında infaz edilen musa anter'i ve onun gibi hayatında eline silah almamış, ancak en alçak şekilde katledilmiş binlerce insanı düşünüyor.

    zorla boşaltılmış, insanlarına işkence edilmiş ve yakılmış köyleri düşünüyor.

    askerlerin silahla beklediği seçim sandıklarına açık oylama usülü oylarını atan köylüleri düşünüyor.

    35 insanın f16'larla paramparça edilmesini ve suçlunun yine bu insanlar ilan edilmesini düşünüyor.

    bir halk uzun yıllar zulüm görürken, hiçbir şeyden haberi olmadan gününü gün eden insanları düşünüyor.

    filistin'den bir farkı olmayan, işgal edilmiş doğu kentlerini düşünüyor.