şükela:  tümü | bugün
  • geleneklerle bezeli bir simgenin aslında o kadar basit olmadığını, var olan bütün olgular gibi hamamında kendi içinde bir felsefesi olduğunu ifade eder. çağlardan beri süre gelen bu sağlam imge yığını kendini yok etmeden ama birazda olsun değiştirerek günümüze kadar gelmeyi başarmıştır.

    sıcaklığın sembolüdür bir nevi hamam. buhara karşı verilen bir mücadeleden öte, ondan faydalanmak onu hissetmektir. yatılan göbek taşı bir büyüklük ifadesidir aslında. sırası vardır hep; büyük göbek taşına yatmadan küçük yatmaz. o kalkıp ferahlamadan, yaşça küçük olan yerinden kalkmaz. bunların hepsi bir dizi saygı sembolüdür. keselenmek ya da masaj hepsi birbirini takip eden kurallar bütünü... hamama ilk giren yıkanacağı kurnayı seçer. onunla birlikte giren ise ona icabet eder. bu yüzden büyük hamamdan içeri girmeden küçük girmez. büyük hiçbir zaman sabun ya da hamam tasını taşımaz. gelenek icabı büyük her daim sıranın önündedir. yıkanmaya başlamak için ilk önce terlemek gerekir. hamamın mantığında da bu vardır zaten; terlemek! kir terleyen vücudu terk ederken asıl olan her zaman akan suyla gitmesidir. bu yüzden kişi hamamda kaldığı süre boyunca buraya aittir. serinlemek için dahi olsa ilk terini sıcak su dökünerek atmadan dışarı çıkamaz. her ne kadar bünyeden bünyeye fark ederse de bu böyledir...

    ilk yıkanan her zaman büyük olandır. çünkü o göbek taşına yatmak için sabırsızlanır. göstermek istediği asalet ve büyüklük kendini en fazla orada gösterir. sabun onun elinden alınır, üzerindeki köpük dökülmeden de asla geri verilmez. hep o bakar suyun sıcaklığına. onun kurnasına soğuk su girmez. hamamın mantığına terstir soğuk su! kesede ve lifte o her zaman sırasını ilk savar. beklemez sizin bitirmenizi çıkar hamam avlusuna yakar nargilesini.. onun havlusunu tellak sarar. sırtına şöyle hafiften bir vurur ki hamamdan çıktığı belli olsun. geçer sedirine uzanır ve dinlenir ne kadar isterse...

    hep göz ucuyla süzmeler vardır bütün bunlar olurken. büyük hep yanında getirdiği küçük olanı ince ince süzer. hatasını yüzüne vurmaz. öğrenene kadar yaptırır sadece. defalarca kese yaptırdığı görülmüştür hatta.. içindeki saf hali dışarı çıkarana kadar bu böyle devam eder. en son peştemal alır nasibini ondan. kültürüne saygısından buruşturulup konur kalkılan sedire. ki kullanmasın ondan sonra gelen başka biri...

    edit: imla.
  • 5 yıldızlı otellerin modern görünümlü türk banyosu ile katledilmemelidir. istanbulda suriçi semtler ve üsküdar civarı; anadolunun ise nerdeyse her yerinde 16. / 17. yüzyıldan kalma osmanlı hamamları bulunabilir. koruyalım, yaşatalım.
  • turistik tesislerde ya da turistik ilan edilen eski hamamlarda allama pullamalarla devam ettirilen, orijinal halini ise daha çok iç anadolu ve doğu illerinde görebileceğiniz kültür.

    kadınlar hamamına getirilen dolmalar, sarmalar ve de dümbeleklerden, erkekler hamamında yenilen meyvelere, yoğrulan çiğ köftelere kadar oldukça geniş bir yelpazede renklilikler içerir. diğer yandan en temel noktalarda yıkanmanın aşamaları ve tellâklar / natırlar bulunur. daha renkli kültürel etkileşimini evlenme kültürü ile kurar. sabunundan tasına, peştemalinden nalınına, mimarisinden zamanlamasına kadar özel bir kültürdür.

    (bkz: damat hamamı)
    (bkz: gelin hamamı)
  • çoğu insanın bu eşsiz zevkten bihaber olduğu özel bir kültürdür.çocukluk yıllarımda her haftasonu istanbul anadolu yakasındaki küçük bir sahil semtinin çarşısındaki kadınlar hamamına anneannemin elinden tutup gidişlerimi,çıkışta gazoz içişlerimi asla unutmam.hamamın sahibi yaşlı teyze ile anneannemin sohbetlerini,keselenme fasıllarını dün gibi hatırlarım.şimdi o hamam hala orada galiba eskisi kadar rağbet görmüyor ama ben türk hamamından vazgeçemiyorum hala.
  • kulak çubuğuna benzer bir çubuk ile alınır. koruyucunun içinde laboratuvara gönderilir.
    sonuçları akşam alabilirsiniz.
  • artık unutulmaya yüz tutmuş olsa da çok şahane kültürümüzdür. sadece yıkanmak için bin bir zahmete girerek evinizden kalkıp gitmeye değer. yalnız enteresan bir şekilde, dindar bir hanım teyzeden gelen yadırgayan bakışlara hedef olmuşluğum vardır hamama gideceğim diyince. hamama gitmek günah falan da benim mi haberim yok yahu?
  • bugüne kadar adım atmadığıma bin pişman olduğum kültür.

    arkadaş nasıl bir rahatlıkmış nasıl bir huzurmuş bu ya. o terleme, kirlerin iyice kabarması, güzel bir kese, sabunla saç yıkamak ne güzel şeylermiş.

    izmir'de yaşanlara bornova sultan hamamı'nı tavsiye ederim.
  • osmanlı medeniyetine “su medeniyeti” de denilmektedir. osmanlıdan kalan sanat eserlerine baktığımız zaman bunların heykeller, anıtlar gibi gösterişe yönelik eserler değil, insanların ve diğer mahlukatın faydalandığı eserler olduğunu görürüz. canlılara su vermek en büyük hayır kabul edildiği ve suyun bir çeşmeden aktığı sürece sevabının da devamlı olacağına inanıldığı için pek çok sultan, sadrazam ve hayır sever çeşmeler yaptırmıştır. osmanlı hayırseverleri, yaptırdıkları çeşmenin “allah yolunda, hayır için” yapıldığı manasında “fi sebilillah” yazdırırdı. bu ifade halk dilinde kısaca “sebil” haline gelmiştir.

    çeşmeler sadece bir musluk ve duvardan ibaret görünse de aslında onun devamlı akabilmesi için arkasında kendi çağı açısından bakılınca belli bir teknik ve mimarlık sanatı olması gerektiği görülür. öncelikle suyun doğal kaynaklardan alınıp mahalle aralarındaki çeşmelere kadar gelebilmesi için bentler, havuzlar, su terazileri, künkler ve kemerler yapılması gerekmektedir. osmanlı devrinden kalan eserlere bakıldığında bunların gayet düzenli bir şekilde yapılıp işletildiğini ve haritalandığını görürüz.

    çeşmelerin sadece inşa edilmesi yetmez, tesislerin tamiri, bakımı ve düzenli çalışması ve böylece suyun kesintisiz akması için bir de teşkilat kurulmuştur. bu maksatla kanuni sultan süleyman zamanında kurulan ve su nazırlığına bağlı olan su yolcuları teşkilatının özel bir ocağı, yani meslek odası vardı. ayrıca kadınların sokak çeşmelerine gidip gelmemeleri için saka denilen su taşıyıcıları da vardı. sakalar getirdikleri suyu evin içine girmeksizin evin kapısı yanındaki tekneye boşaltır ve bu su, su tekneciğine bağlı bulunan bir borudan avludaki küplere dolardı. yıkama için kullanılan bu sular kolay kullanılabilmesi için de musluklu bir tenekeye dökülerek tekne üstüne yerleştirilirdi.

    bu kullanma suyunun yanında içme sularını taşıyan sakalar da vardı. eski istanbullular sudan bir yudum aldılar mı onun çırçır mı, karakulak mı, hamidiye mi, kestanem mi, çamlıca mı olduğunu anlarlardı.

    ***osmanlı hamam kültürü ve hamamların temel mimari yapısı***

    su osmanlı’da sadece hayatı sürdürmek için muhtaç olduğumuz için değil, maddi ve manevi temizlik vasıtası olarak da önem kazanmıştır. ibadetleri yapmak için öncelikle temizlenmek gerektiğinden camilerin avlusuna şadırvanlar yapılmış ve hamamlar yaptırılmıştır.

    “d'aramon seyahatnamesi kanuni devrinde istanbul” isimli kitapta bu husus şöyle anlatılır:

    “ispanya’da ömrü boyunca iki kere yıkanmış hiçbir kadın ve erkek göremezsiniz. türkler ise sık sık yıkanırlar. türk hamamlarında bol su harcanır. dünyada istanbul kadar çeşmesi olan hiçbir şehir yoktur, her sokakta muhakkak bir çeşmeye rastlanır.”

    o yıllarda avrupa’da hakim olan görüş yıkanmanın çocuk düşürmeye ve türlü türlü hastalıklara yol açacağı yönündeydi. hıristiyanlar bebekliklerindeki vaftizin etkisi azalmasın diye yıkanmamayı tercih ederdi. ispanya kraliçesi isabella, biri doğumunda, diğeri gerdek gecesi olmak üzere, tüm hayatında sadece iki kez yıkanmış olmakla övünüyordu.

    roma ve bizans hamam geleneğinin yakındoğu’daki (türkler ve araplar dahil) hamam geleneğinin kökenini oluşturduğu kabul edilmektedir. yazılı kaynaklarda yer alıyor olmasına rağmen, istanbul’da roma ve bizans dönemlerinden ayakta kalan bir hamam bilinmemektedir. yalnızca, evliya çelebi’ye göre, sultan 2. mehmed (fatih) döneminde yapıldığı düşünülen 26 hamam arasında yer alan, azablar hamamı ve tahtab hamamı “eskiden kalma” olarak bilinmektedir. romalılar hamamları hem temizlik hemde uzun zaman keyif yapmak için kullanırken, osmanlılar hamamları daha çok islami kurallara uygun bir şekilde kullanmışlardır.

    müslüman bir toplumun gereklilikleri üzerine hareket eden osmanlıların temizlik ve ibadeti birarada düşündüklerini gösterir şekilde, çok sayıda cami ve külliye ile birlikte yeni hamam da yapılmıştır. ayrıca hamamların en önemli fonksiyonlarından biriside evinde banyo bulunmayan kişilerin, sıcak ve temiz suyla yıkanma imkanı bulmasıydı. ayrıca soğuk havalarda her türlü temizlik ve öz bakım ihtiyaçlarını soğuk almadan giderebilmek için hamamları tercih ederlerdi. osmanlı mimarisi ve toplumsal hayatı için son derece önemli oldukları biliniyor olmasına rağmen, istanbul’da inşa edilmiş olan hamamların sayısı tam olarak bilinmemektedir. evliya çelebi’ye göre kendi döneminde (17.yüzyıl) istanbul’da 151 hamam vardır ve kendisi seyahatine devam ederken 17 hamam daha yapılmıştır. yine evliya çelebi’ye göre, yaşadığı dönemde istanbul’da saray ve konaklardaki hamamlarla, halk hamamlarının toplam sayısı 14.526’yı bulmaktadır. hamamlar, diğer kamu yapıları gibi ya bir külliyenin parçası olarak ya da yeni kurulan bir mahallenin ihtiyacının giderilmesi için inşa edilirlerdi. fakat hamam inşa etmenin ve işletmenin bazı ayırt edici özellikleri olduğu görülmektedir. birincisi; hamamların iyi gelir getirmeleri nedeniyle hayır amaçlı yapılmış yapılara gelir kaynağı olarak vakfedilmeleridir. ikincisi ise; hamamların mahallede merkezi konumda bulunan camiye cemaat çekmede faydasının olmasıdır. külliyelerin hepsinin (fatih, bayezıd, süleymaniye vb.) hamamları olduğu gibi, bazı küçük manzumelerin de (davud paşa, murad paşa vb.) hamamları vardır. olasılıkla bu nedenden dolayı, hamamlar çoğunlukla ait oldukları külliye ile birlikte değerlendirilmişlerdir. türk hamamı, temelde antik dönemdeki hamamlarla benzer şekilde; soyunmalık (camekan), külhan, soğukluk ve sıcaklık bölümlerinden oluşmaktadır. bu dört bölümün detaylarına baktığımızda :

    soyunmalık (camekan) : bu bölümde geniş bir sofa ve bunun çevresinde bölmeli sekiler bulunur. yıkanan kimseler, bu sekilerde uzanıp dinlenirler.

    soğukluk (geçiş bölümü) : soyunmalık ile sıcaklık arasında bulunan ve hamamın yıkanma yeri (sıcaklık) olan bölümü camekandandan ayıran bölümdür.

    yıkanma yerleri (sıcaklık) : soğukluktan geçilerek girilir. burası da bazı bölümlere ayrılır. “kurna başı” denilen, herkesin teker teker yıkandığı yer; “halvet” adı verilen, kapalı ve yalnız başına yıkanma hücreleri; bir de üzerine uzanıp ter dökülen “göbek taşı”. göbek taşı, hamamın mermer kaplı zemininden daha yüksek yapılmıştır ve çeşitli geometrik şekillerde olabilir.

    ısıtma yeri (külhan): hamamın altında ateş yanan yerdir. alev ve duman, mermer zeminin altındaki özel yollardan, duvar içlerinden geçer, “tüteklik” adı verilen bacadan çıkar.

    ancak mimari açıdan roma dönemi hamamlar ile osmanlı dönemi istanbul hamamları birbirinden keskin şekilde ayrılmaktadır. osmanlı hamamlarının bu ayrıma sebebiyet veren en önemli özelliği ise büyük çoğunluğunun çifte hamam olarak inşa edilmiş olmalarıdır. kadınların ve erkeklerin ayrı kısımlarının olduğuna işaret eden bu uygulamanın bir diğer ilginç yönü, iki ayrı kısmın kapılarının aynı yere baktırılmamasına gösterilen özendir.

    hamamlar, soğuk mevsimlerde bile sıcak bir ortamda ve bol sıcak suyla yıkanmayı sağladığı için sıhhi yerler olarak düşünülmüştür. hamamlar, ısıtılmasında kullanılan yönteme göre isimlendirilir. doğal sıcak su kaynağı üzerine inşa edilmiş ve genellikle sağlık amacıyla kullanılan yapılar, kaplıcalar olarak adlandırılır. mahalle aralarındaki hamamlar ve suları ise odun yakılarak ısıtılırdı. mahalle aralarındaki hamamlara haftanın belli bir gün ve saatlerinde sadece kadınlar giderdi. bir kısmı sadece kadınlara mahsus olan hamamlarının, temizliğin yanı sıra, kına gecesi, loğusa şerbeti ve benzeri kutlama ve eğlencelerde de önemli yeri vardı. o zamanlar kadınlar ve kızlar dışarıda pek gezmediği için oğlunu evlendirmek isteyen anneler de gelin adaylarını hamamlarda seçerlerdi.

    şimdiye kadar bahsettiğimiz halk hamamlarıdır. ancak osmanlıların saraylarında ve konaklarında özel hamamlar bulunmaktaydı. konaklardaki hamamlarının genellikle bahçe içerisinde ayrı bir yerde inşa edildiği ve diğer hamamlarla benzer bölümlere ayrıldığı bilinmektedir. saray hamamları hakkındaki bilgiler ise ağırlıklı olarak topkapı sarayı’ndan gelmektedir. günümüzde topkapı sarayı’nda gusülhaneler hariç, toplam 14 hamam bulunmaktadır. günümüze ulaşan hamamların bir kısmı harem’in içinde, diğerleri sarayın ikinci ve üçüncü avlularında yer alırlar. topkapı sarayı’ndaki hamamlar içinde en dikkat çekici olanı; hünkar hamamı ya da enderun hamamı olarak bilinmektedir. ilk olarak fatih zamanında yapılan ve 3. murad döneminde enderun ağalarına terk edilen hünkar hamamı; dönemin çeşitli eserlerinde (nakkaş osman / hünername) bulunan minyatürlerle ayrıntılı olarak betimlenmiştir. bu eserlerde bulunan minyatürden hamamın ne denli gösterişli bir mekan olduğu anlaşılmaktadır. 17. yüzyılın ilk yarısında, sultanın izniyle saraya giren evliya çelebi’de, hünkar hamamının gördüğü en olağanüstü mekanlardan birisi olduğunu söyleyerek bunu doğrulamaktadır.

    ***osmanlı'da ilk sanayi kuruluşları : sabunhaneler***

    osmanlı sosyal hayatının içerisinde hamam o kadar önemli bir yer tutuyordu ki, osmanlı hamam kültürü içerisinde bir alt kültür olarak sabun kültürünün de oluştuğu söylenebilir. dolayısıyla sanayileşmede hamamların olmazsa olmazı sabunla başlamıştır. sabun, osmanlı devleti’nde ‘sabunhane’ denilen ve şahıslara ait olan imalathanelerde geleneksel yöntemlerle üretiliyordu. sabunun hammaddesi zeytinyağı ve iç yağıydı. ekonomik değeri olan ve tercih edilen sabunlar zeytinyağından imal edilenlerdi. osmanlı imparatorluğu’nda sabun üretimi yapılan yerlerin başında zeytin yağının bol olduğu yerler olan batı anadolu ve adalar, şam, halep ve namlus geliyordu. o dönemde en fazla sabun üreten merkezler ise midilli ve girit adaları, ayvalık, edremit, kemer edremit, izmir, kızılcatuzla, yunda adası ve urla’ydı. buralarda imal edilen sabunun büyük bir bölümü, saray, ordu ve istanbul halkının ihtiyacını karşılamak üzere ‘dersaadet tahsisatı’ olarak ayrılırdı.

    osmanlı devleti’nde en kaliteli ve en çok aranan sabunlar girit adası, özellikle de kandiye’de yapılanlardı. kandiye sabunları temizlik ve iyi pişmiş olmaları ile nam salmıştı ve girit sabunu en değerli sabunlardan birisi addediliyordu. bu özelliklerinden dolayı midilli ve edremit sabunlarının üzerine ‘girit sabunu’ damgası vurularak taklit edilmiş ve bu durum giritli sabuncuların şikayetine sebep oldu. hanya, kandiye, resmo başta olmak üzere girit’te elde edilen zeytinyağının önemli miktarı sabun üretiminde kullanılmaktaydı. 18. yüzyılın ilk yıllarında girit’te sabunhane sayısı birkaç tane iken, yüzyıl ortalarına doğru on misliden fazla arttı ve adadaki sabunhanelerin adedi daha sonra 45'e ulaştı. lübnan’daki trablusşam kenti ve çevresi de zeytinyağının bolca bulunduğu ve sabun üretiminin de o nispette fazla olduğu bir bölgeydi.

    özellikle nablus, kudüs, rakka ve şam sabunculuğunun çok geliştiği ve sabun ihraç eden şehirlerdi. buralarda sabunun geçmişi 14. yüzyılın ortalarına kadar gidiyordu. anadolu’nun ve mısır’ın sabun ihtiyacı da büyük ölçüde bu bölgelerden karşılanmaktaydı. sabunu çok meşhur olan ve sabun ihraç eden halep’te 19. yüzyıl sonlarında 12 sabunhane mevcuttu. halep ve civarında imal edilen sabunlar yerel ihtiyacı karşılamaları dışında, avrupalı ticaret şirketleri ve büyük tüccarlar tarafından suriye dışına ihraç ediliyordu. edirne ve kudüs’te imal edilen ‘misk sabunu’ ise osmanlı sarayına, sultanlara ve devlet ricaline sunulan değerli hediyeler arasındaydı. osmanlı’da sabunlar çok değerliydi çünkü sabunlar çok fazla üretilemediği için sabunlar o yıllarda çok değerli hale gelmiştir.

    ***hamamda kullanılan eşyalar***

    osmanlı’da hamam, istanbul yaşam kültürünün, kullanılan eşyalar da hamam kültürünün önemli bir parçası olarak görülüyordu. havlu, peştemal, nalın, hamam tası, sabun kutuları gibi eşyalar bunların başlıcalarıdır. elbette ki, yukarıda sayılan eşyaların da çok farklı türleri vardı. üretildikleri malzeme, işçilik kalitesi bunların değerini belirlerdi.

    nalınlar (takunya) : osmanlı’da herkesin kullandığı nalınlar (takunya) arasında, gusulhane, abdesthane ya da eskilerin matbah dediği mutfaklarda kullanılanları, günümüzde kullanılanlardan pek farklı değildi. buna karşın, kullanılacak yere göre nalınlar son derece süslü ve pahalı olabilmekteydi. son derece süslü olan, “gelin nalını” ya da “arabkari” adı verilen nalınlar kadınlar tarafından özel günlerde kullanılıyordu. dönemin çeşitli vakayinamelerinde bahsi geçen nalınlarla ilgili çeşitli betimlemelerde yapılmıştır. örneğin :

    “hamamlarda kullanılanlar evde giyilenlere benzerse de hamam sahibesinin, natır ve hademelerin nalınlarının ayakları yaklaşık iki karış yüksekliğindedir. sim işlemeli tasması üzerinde kırmızı ufak püskülü bulunur. bu nalınların cevizden yapılmış, üzerine ve ayaklarına gümüşten çiçekler mıhlanmış, tasması sırmayla işlenmiş ve püskül konmuş olanına gelin nalını denir ve yalnız gelinler tarafından kullanılır. bunun bir de “arabkari”si vardır. ayakları epeyce yüksek, som sedef kakmalı, tasması kadife ve sırmalıdır. ayrıca cevizden üzeri oyma çiçekli, tasması rugan denen parlak köseleden olanları da vardır.”

    özellikle çok yüksek nalınlar ilgi çekicidir. aslında bunun, gösteriş isteğinin ötesinde, bir tür gereklilikten kaynaklandığı anlaşılıyor. hatta hamam sahibesinin, natır ve hademelerin nalınları bile çok yüksek olurdu. çünkü kirli sular pisliğin ötesinde, kötü kabul edilir, mümkün olduğunca uzak durulurdu. kadınlar, sıradan, günlük kullanılan nalınlarını evlerine götürüp getirmez, bir daha ki kullanıma kadar saklaması için hamamda ana kadına teslim ederlerdi.

    havlu (peştemal) : günümüzde olduğu gibi, geçmişte de hamam eşyaları arasında, en çok kullanılanları şüphesiz havlulardı. evde, günlük kullanım için üretilenler olduğu gibi, yalnızca hamamda kullanılmak üzere üretilenleri de vardı. osmanlı’da havluların birçok çeşidi olmakla birlikte, çoğunlukla beyaz, pamuklu olup, 19. yüzyıla kadar el tezgahlarında dokunuyorlardı. havlular, dokundukları yere göre ya da dokundukları malzemeye göre isim alır, değer bulurdu. doğrudan istanbul’da dokunanlar olduğu gibi, çok uzak yerlerden getirilenler dahi vardı. abdülaziz bey, eski istanbul’da kullanılan havlular hakkında detaylı bilgiler vermektedir:

    “el silmek için kullanılan havlular, dersaadette ve evlerde dokunan yerli havlular, bursa’da yapılan iki tarafı tüylü ve başları ipekli olanlar, selanik’te yapılan “kırmızı minare” denilenler, cebel lübnan’da yapılan, ipekle ve sarı ketenle dokunmuş ve sırmaları bulunan havlulardan ibarettir. bunların bazılarının bir, bazılarının iki tarafı tüylü olur. havluların başları sarı veya beyaz ipekle işlenmiş ya da düz yahut halis sırma veya sim denen yaldızlı bakır telden yapılmış olanlarına ''cihaz havlusu'' denir. hamam takımları da omuz, baş ve arka havlusuyla silinen ve bele bağlanan peştamal ile değişmek için silecek peştamaldan ibarettir. bir de adi cinsten ufak boy ayak havlusu vardır.”

    dikdörtgen biçimli olan havlularda ki işlemeler, her zaman kısa kenarları boyunca görülür. büyük bir işleme çeşitliliği vardır. en yoğun kullanılanları ise büyük ve canlı renklerle işlenmiş bitkisel motiflerdir. motifler yaygın bir şekilde yerleştirildikleri gibi, büyük, kalın bir bant oluşturacak şekilde de işlenirlerdi.

    hamam tasları : hamam tasları, kalıplaşmış formlara sahip olsalar da, her dönemde farklı bezeme anlayışı ile karşımıza çıkarlar. düz gövdeli olanların dışında, sarmal ya da dikey dilimli gövdeli hamam tasları en bilinen biçimlerdir. bununla daha döküm aşamasında doğrudan kabın yüzeyinin hareketlendirilmesi ile, bezeme sorunu büyük ölçüde halledilmiş olmaktadır. ayrıca, osmanlı dönemi hamam taslarında, kazıma ya kabartma tekniği ile yapılan bezemeler de son derece yaygın ve çeşitlidir. özellikle bitkisel motişerde büyük bir yaygınlık ve yetkinlik görülür. kabın tüm gövdesini dolanan sarmaşık motişeri olduğu gibi, ayrı ayrı ya da bir kare biçiminde yüzey içine yerleştirilmiş olanları da vardır. osmanlı’da hamam taslarının göbeğinin bezenmesi uygulaması da vardı. burada, alanın uygunluğundan dolayı, merkezden çıkan, simetrik kompozisyonlar uygulanırdı. osmanlı padişahlarının tuğrasını ya da sahibinin adını taşıyan hamam tasları, osmanlı hamam kültürünün önemli örnekleri olarak koleksiyonlarda yer almaktadırlar.

    ***osmanlı'da şehir temizliği***

    osmanlı’da şehrin temizliğine de çok önem verilmiştir. belediye başkanı yerindeki subaşı’nın emrinde “çöpçü subaşı” bulunur ve sokakları acemi oğlanlarından görevli olanlara temizletirdi. evliya çelebi’nin anlattığına göre, sepetlerde toplanan çöpler deniz kenarlarında çamur teknelerinde ayrılır, içinde akçe, mangır veya işe yarar başka şeyler bulunursa bunlar çalışanların olurdu. çöpler tabi artıklardan oluştuğu için çevreyi kirletmezdi. çöpçülerin hususi kıyafetleri olurdu ve keçe külahı giyerlerdi. çarşı temizliğinden çarşı esnafı sorumluydu ve yapılan harcamalar “avarız sandığı” denilen esnaf sandıklarından karşılanırdı.

    son olarak osmanlı hamam kültüründen günümüze sirayet etmiş bazı hamam terimlerini aşağıda sizlerle paylaşarak yazımızı sonlandıralım.

    külhan: hamamların ısıtıldığı, kapalı ve geniş ocak

    sıcak halvet: külhanın üstü

    soğuk halvet: külhana uzak olan yer

    natır: müşteriyi yıkayıp keseleyen kadın çalışan

    tellak: müşterileri yıkayıp keseleyen erkek çalışan

    peştemal: örtünmek için kullanılan ince dokuma havlu

    takunya: hamam terliği

    kese: hamamlarda vücudun kirini çıkarmak için cilde sürülerek kullanılan, ipek ya da yünden yapılmış torbacıkların adıdır.

    hamam otu: vücuttaki gereksiz kılları almak için kullanılan, çamur kıvamına getirilip sürülen toz.

    kurna: hamam ve banyolarda musluk altında bulunan, içinde su biriktirilen, yuvarlak, mermer, taş veya plastik tekne.

    yanaşma; oda görevlisine verilen isim.
  • haftada 1 defa aksatmadan kese yaptırırım . üzerinizden çıkan yağ ve kiri görseniz tiksinirsiniz kendinizden. soda ayran hamamdayken bi için daha önce tatmadığınız lezzete sahip olduğuna ikna olacaksınız.