1. eger bir bebek istiyorsaniz sizi dünyanin en mutlu kisisi yapacak, ayaklarinizi yerden kesecek, hayatinizi degistirecek haber...
  2. deli - hamile degil miyim?
    ayna - hamile degil miyim?
    deli - hamile miyim?
    ayna - hamile degil miyim?
    deli - hamile olmamaliyim
    ayna - hamileyim
    deli - sen mi?
    ayna - sen mi?
    deli - doktor, doktor.. bu ayna.. bu..
    ayna - ha? ohoo, hemsire hanim, ilac hazirlayin .
    ayna - aninda..
  3. dişlerine azami özeni göstermeyen birinin bunu yapmaya başlaması için iyi bi sebep. hamileyken diş kaybetmek şart değil ama diş ipiyle dost olmazsanız işten bile değil.
  4. yıllardır kronik bir hastalık gibi taşıdığım doktora tezim bitmek üzere. son yüz metreyi koşuyorum ama enerjim yok hiç, bitiş çizgisine metreler kala oracığa çökmek, uzun uzun oturmak, sorulara cevap vermemek falan istiyorum. bundan sonra ne yapacağım. buralardan bir süre gitsem ne iyi olur! nefes almaya başlar mıyım biraz?.. çalışmam gerekiyor oysa. post doktora filan mı yapsam? “dışarı” çıkmanın bir yolu o da... ama bir yandan da öyle yoruldum ki... mevsimlerin geçişini kütüphane penceresinden izlemekten, yetiştirilecek işlerden... ders vermeye başlayınca daha iyi hissederim belki... neyse, önce şu tezi vermeli... sona doğru iyice ağır aksak ilerliyor herşey... üstelik niye bu kadar yorgunum? başım sürekli önüme düşüyor kütüphanede, aralıksız uyumak istiyorum. giderek de kötüleşiyor, gözümü açamaz haldeyim. ha gayret!

    bikaç günlüğüne gidelim ankara’dan, bu şehir öldürür adamı. hem belki kendime gelirim. nafile! yolculuk boyunca uyukluyorum. bir sabah, güneş doğmadan uyanıyorum ve hep uzak bir ihtimal gibi gelen o şey ilk defa zihnimi yokluyor: hamile miyim yoksa?

    hemen bir test alıp bakıyorum, sonuç pozitif. bunu hiç düşünmemiştim. yani şimdilik. annelik başka kadınlara göre bir şeydi, ben de günün birinde bu fikre yakın hissedecektim elbet, ama henüz zaman vardı. 30 yaşındaydım gerçi, annemin son çocuğunu doğurduğu yaştaydım, ama tıp ilerlemişti, 35’e, hatta daha sonrasına kadar yolu vardı artık. hem ne yapacağımızı bilmiyorduk henüz. hangi şehirde olacaktık, eşim benimle aynı üniversitede iş bulabilecek miydi? hem onun da yapacakları vardı henüz, askerlik, yurtdışında görüşülen bir üniversite, çin gezisi... yatağın kenarına ilişip ona bakıyorum uyurken, ne diyecek acaba, ne hissedecek? sevinç? korku? engellenmişlik?

    ben ne hissediyorum, bilemiyorum. öncelikle korku. ben yapabilir miyim? benden anne olur mu? yüzüme gözüme bulaştırır mıyım? bütün kötü ihtimaller resmi geçit yapıyor. omuzlarım ağırlaştı sanki.

    hastaneye gidip kan testi yaptırıyorum, sonuç artık tamamen kesin. hislerim karmakarışık... eve dönüp sözlükten hamile olduğunu öğrenmek, anne olmak gibi başlıklar açıyorum. bazı anne adayları kadar duygulanamadığım için suçlu hissediyorum birden. karnımda henüz minik bi nokta olan canlıya karşı derin bir suçluluk kaplıyor içimi. zamanla alışacağım, affet, diyorum ona. bir yolunu bulacağım herhalde.

    zaman ilerledikçe alışıyorum da... ama korku azalmıyor aslında. ipodumdaki şarkı listesinden bile huzursuz oluyorum, anne dediğin, yere sağlam basan, kendinden emin, gayet solid bir yaratıktır, ne zaman istersen kanadı altına girebileceğin. önce bu tanımı yapıp, sonra bu tanıma uzaklığımdan huzursuzlanıyorum. bu playliste de seçmişim sanki, intihar etmiş bu şarkıcıları... anne dediğin, daha pozitif olmalı sanki, bu fikirlere nerden kapılıyoruz bilmiyorum ama...

    kendimi beğenmiyorum, ama buna alışmıştım, insan herşeyle yaşamaya alışıyor sonuçta. şimdi kendimi beğenmeliymişim gibi hissediyorum. daha iyi olmaya mecburmuşum gibi. yıllarca uğraştıktan sonra pes edip insanlarla ilişkilerimi de çok sınırlı bir düzeye çekmiştim, rahattım böyle. şimdi o umurumda değil dediğim topluma bir çocuk getirecektim. insanın kendisiyle, başkalarıyla olan konumunu yeniden değerlendirmesini gerektiren bir şey sanki annelik. sonuçlarından emin olamadığın bir yeterlilik sınavı gibi.

    ikinci ultrasonda, artık 12 haftalık olmuş ve henüz 5,5 santim olsa da uzuvlarıyla bir bebeğe benzemiş küçük canlıyı görüyoruz. sürekli dönüp duruyor, tırmanma benzeri hareketler yapmaya çabalıyor. ultrasonu yapan asistana, baksana yüzü nasıl da uzaylıya benziyor diyorum, artık filmlerden kafamızda nasıl ortak bir uzaylı tasviri oluşmuşsa, aa, hakkaten, diyor. gülüyoruz. ben kendimi sınırsız endişelere gark ederken o da kendi küçük habitatında gelişiyor işte. her hafta bir beceri kazanıyor, bir yeri oluşuyor. garip bir şey düşününce, karnımda biri yaşıyor. doktorum onun hareketlerinden bahsederken bana “annesi” diye hitap ediyor, içim garip bir şefkatle doluyor, bir şey hissedemediğim, bunun için de suçluluk duyduğum şu biçare canlının annesi olduğumu hissediyorum, merhametten çatlayacak gibi oluyorum.

    suçluluk dipsiz gibi. ama bunun faydasızlığını biliyorum, rahat bırakmaya çalışıyorum kendimi. bu hormonlar ne zaman hislerimle oynayıp benden bi anne yapacaklar? henüz şişkinlik ve uykudan başka bir etkisini görebilmiş değilim. merak etme, demişti bir arkadaşım, zamana bırak. zamana bırakıyorum. bu arada internetten bilumum annelik ve bebek sitelerini bulup inceliyorum, insanı yetersizlik duygularına iten annelik edebiyatından fazla etkilenmemeye çalışarak. insanlarla paylaşıyorum yavaş yavaş. herkes bir şey söylüyor ama ben asıl bilmem gerekenleri zamanı gelince bebeğimden öğreneceğime ikna olmuş durumdayım.

    hamile olduğumu öğrendiğimde başkalarının deneyimlerinden faydalanmak , bu durumdaki duygularını öğrenmek için başvurduğum ilk kaynak sözlük olmuştu. bunu yapacak başka anne adaylarının da olacağını düşünerek, ben de yazmak istedim. çünkü insanın hayatını değiştiren bir şey hamile olduğunu öğrenmek, ve benim için, bir kadının hayatı boyunca yaşayacağı en çetin cesaret testi.
  5. en korkak, en güvensiz, en çaresiz kadını bile bir savaşçıya dönüştürebilen bir durum. eğer bu bir de bebeği istiyorsanız, ki emin olun büyük bir ihtimalle isteyeceksiniz çünkü böyle bir hormon dengesi yaratıyor çoğunlukla, içinizde sonsuz bir heyecan ve endişe olacak bu haberi aldıktan sonra. sigara, içki gibi şeyler çoğu kadında hiç sorun olmadan tedavülden kalkıyor zaten, sonra muhabbet genelde şöyle; saç boyamak çook zararlı boyatmaam, balık yemem lazım, süt içmem lazım, hastane hangisi olsun acaba, arabayı değiştirmeli, annemlere yakın oturmalı, işten ayrılmalı....işte sabahlara kadar gezen, içen, playstation başından kalkmayan bir kadının aldığı bir haberle 10 dakikada dönüştüğü bir başka kadın.
  6. "kızımın müjedicisi idi. mayısın ilk günlerinde almıştım haberi. üstelik tam da türk filmi gibi, derste bayılmışım. hocamın odasına iki poğaça yiyip, üstüne de çayımı içtikten sonra eve geldim. araba kullanırken bile gözlerim kapanıyordu. doktorların kendi dertlerine merhem olamayışlarını gayet iyi anlıyordum o an. tatile ihtiyacım vardı benim, başka ne derdim olabilirdi ki?

    eve girince, ayakkabıları fırlatıp çalışma odama geçtim. masam yine darmadağınıktı. her şey birbirine girmiş, ama ben öyle seviyorum. sinan çok kızıyor ama ses edemiyor, farkındayım. of, takvim bile yere düşmüş. takv... hadi ya! nasıl olur ki bu? hayır, olamaz, nasıl? adet günümün geciktiğini nasıl ıskaladım ben?! of ya...

    koşarak karşı kaldırımdaki eczaneye gittim. kadının şaşkın bakışlarını fark edince üstüme bakmayı akıl ettim: yağmur yağıyordu ve ben ıslak tişört yarışmasından fırlamış gibiydim. üstüme yapışmış bir tişört... eczacı kadının bakışlarını takmayarak üç tane predictor istedim, üç tane, çünkü ihtiyacım olacaktı.

    eve gittim. klozetin üstüne oturdum. lanet çişim de böylesi zamanlarda gelmez işte. musluğu açıp çişimin gelmesini bekledim. bereket uzun sürmedi. ilk test, bekle, çift çizgi.

    sakin ol.

    ikincisi. dene. bekle. çift çizgi.

    derin nefes aldım, sinan'ı hiç takmadan ve dahi düşünmeden, elimi karnıma koydum:

    'bugün mayısın ilk günü bebeğim. adınla hoşgeldin...' "
  7. delirmekle mantıklı düşünmek arasında gidip gelmenizi sağlayan test sonucu. valla ilk etapta sadece test sonucu gibi geliyor. çünkü çift bir çizgi ya da bhcg degerinin yanında 10' dan daha yüksek bir rakam yazması. hele ki öncesinde tekilaları yuvarladıysanız, mutfak tezgahına cıkıp en üst raftan tarcın almak suretiyle yere cakılıp bileğinizi burktuysanız, testten bir gün önce koltugun üzerinde zıplaya zıplaya konser verdiyseniz ve o obsesif damgalı evinizin tüm camlarını hoplaya zıplaya sildiyseniz gerçekten hamile olmayı beklemekten çok öğrenmek ve salaklaşmakla eş anlamlı. zaten benim gibi mız mız ve yatağa paralel yaşamayı seven bir insansanız hiç farkedilmiyor bile belirtiler.

    ta kiii doktora gidip de ultrasonu göbeğinize getirdiği mesafe -ki en fazla yarım metredir- kilometreler alıyor. sonra bişey aranıyor, bulunuyor, o göbek denen,içine çekerek dolaşmaya çalıştıgım yağ tabakamın altında bir nokta bana sellektör yapıyor. pıt pıt pıt. öpücük balığındaki buğday yedirilip gagasından öpülerek, dilek dilenerek uçurulan güvercinin kanat sesi gibi, iki minik aşığın kalp sesi gibi. onunla ben gibi. pıt pıt pıt...göbek deliğimn tam altı, kalbimin ta içi, bedenimdeki 2. yürek, kashbassımla 3.

    öğrenmenin en güzeli. hayatınızda gördüğünüz en en güzel kalp, en güzel ritm, en güzel pıt pıt pıt...
  8. doktor ile baba adayı arasında yaşanan ilginç diyalogların yaşanmasına vesile olan durumdur.
    baba adayı telefonda doktora- test sonuçlarındaki rakamları söyler:
    - gözünüz aydın! .(dr)
    -....eeee ööööö ...eminmisiniz hocam!!!
    -oğlum ben bu işin profesörüyüm tabiiki emin olacam!
    -... yani şey mi..na-na- nasıl yaa
    -oğlum ne panik adamsın ya! heyecan yaptı hemen.. eşin hamile hamileee!!!
    -enneeeeeeee :)))) (koşmaya başlar bu)

hamile olduğunu öğrenmek hakkında bilgi verin