şükela:  tümü | bugün
  • bart simpson'ın "herkesin öldüğü bir şey nasıl bu kadar sıkıcı olabilir?" şeklinde özetlediği şekspir şeysi.
  • "berlioz’un bir lafı vardır: eğer sen hamlet’i okumadan yaşamını tamamlıyorsan, ömrünü bir kömür madeninin dibinde geçirmişsin demektir."
    (bkz: haruki murakami)
    (bkz: sahilde kafka)
  • sabahattin eyüboğlu'nun çevirisinden okuduğum, yere göğe sığdırılamamasının sebeplerini çevirisinden bile olsa bana yeterince açıklayabilmiş, harikulade bir eserdir.

    --- spoiler ---

    "korunmanın en iyi yoludur korku. gençlik tek başına bile azdırır kendini."

    "düşüncelerinin ağzı dili olmayacak; aşırı hiçbir düşüncenin ardına düşmek yok; teklifsiz ol, bayağı olma; dostların arasında denenmiş olanları çelik halkalarla bağla yüreğine. ama her zıpçıktı, acemi çaylak arkadaşı da el üstünde tutup elini kirletme. kavga etmekten sakın, ama ettin mi de öylesine et ki korksunlar senden. herkese kulağını ver, sesini verme. herkese akıl danış, kendi aklını sakla. kesenin elverdiği kadar iyi giyin, zengin ama gösterişsiz olsun giydiğin. çünkü kıyafet, insanın mihengidir çok kez: fransa'da da en kibar kimseler en çok giyinişle gösterirler soyluluklarını. ne borç ver ne de borç al; çünkü borç vermek çok hez hem paranı kaybetmektir hem dostunu. borç almaksa tutum gücünü yıpratır. her şeyden önce kendi kendinle doğru ol. o zaman, gece gündüze varır gibi, sen de aldatmaz olursun kimseyi."

    "insanın kendisi için de böyledir bu; çok kez bir kusur olur yaradılışında, suçu da yoktur bunda, kendi seçmemiştir çünkü doğuşunu. olur ya pek aşırı bir öfkeye kapılıp aklın duvarlarını yıkar geçirir, ya da ciğerine işlenmiş bir alışkanlık gelir berbat eder en güzel davranışlarını. evet, tabiatından ya da bahtından gelen bir tek kusurla damgalandı mı insan başka değerleriyle bir melek olsa, bir insanın olabileceği kadar büyük olsa, yalnız o kusurundan dolayı düşer insanların gözünden. bir damla kötülük en soylu varlığı lekeler ve yıkar bile bazen."

    "araştırıp durmak nedir diye krallık, nedir devlet ödevi, gün niçin gün, gece niçin gece, zaman niçin zaman, boşuna harcamak olur günü, geceyi, zamanı."

    "deliliğin insana bulduruverdiklerini sağlam akıl yumurtlayamaz kolay kolay."

    "dünya ne iyidir ne kötü, düşüncenize bağlıdır iyilik kötülük."

    "arkadaşlık bağlarımız, ortak gençliğimiz, bugüne dek eksilmemiş sevgimiz ve usta sözcünün bunlara ekleyeceği daha başka şeyler adına* rica ediyorum sizden; dürüst, apaçık konuşun benimle."

    "var olmak mı yok olmak mı, bütün sorun bu! düşüncemizin katlanması mı güzel, zalim kaderin yumruklarına, oklarına, yoksa diretip bela denizlerine karşı dur yeter! demesi mi? ölmek, uyumak sadece! düşünün ki uyumakla yalnız bitebilir bütün acıları yüreğin, çektiği bütün kahırlar insanoğlunun. uyumak, ama düş görebilirsin uykuda, o kötü! çünkü ölüm uykularında, sıyrıldığımız zaman yaşamak kaygısından, ne düşler görebilir insan, düşünmeli bunu. bu düşüncedir felaketleri yaşanır yapan. yoksa kim dayanabilir zamanın kırbacına? zorbanın kahrına, gururunun çiğnenmesine, sevgisinin kepaze edilmesine, kanunların bu kadar yavaş yüzsüzlüğün bu kadar çabuk yürümesine, kötülere kul olmasına iyi insanın bir bıçak saplayıp göğsüne kurtulmak varken? kim ister bütün bunlara katlanmak ağır bir hayatın altında inleyip terlemek, ölümden sonraki bir şeyden korkmasa, o kimsenin gidip de dönmediği bilinmez dünya ürkütmese yüreğini? bilmediğimiz belalara atılmaktansa çektiklerine razı etmese insanı? bilinç böyle korkak ediyor hepimizi: düşüncenin soluk ışığı bulandırıyor yürekten gelenin doğal rengini, ve nice büyük, yiğitçe atılışlar yollarını değiştirip bu yüzden, bir iş bir eylem olma gücünü yitiriyorlar."

    "doğruluğun gücü güzelliği kendine benzetinceye kadar güzelliğin gücü doğruluğu bir kahpeye çevirebilir."

    "git, bir manastıra gir! ne diye günah çocukları besleyeceksin? ben en doğru adamımdır az çok, yine de öyle şeylerle suçlayabilirim ki kendimi, anam hiç doğurmasa daha iyi ederdi beni. çok gururluyum, hınçlıyım, tutkuluyum. bir anda öyle kötülükler geçirebilirim ki kafamdan, ne düşüncem hepsini kavramaya yeter, ne hayal gücüm biçimlendirmeye, ne zamanın gerçekleştirmeye. ne diye sürünür durur benim gibiler yerle gök arasında? aşağılık herifleriz hepimiz; inanma hiçbirimize, manastıra gir..."

    "ille de evleneceksen, sersemin biriyle evlen; çünkü akıllılar sizin kendilerini ne canavara çevireceğinizi bilirler."

    "boya kullandığınızı da duydum sizin, duymaz olur muyum? tanrı size bir yüz vermiş, siz tutup başka bir yüz yapıştırıyorsunuz kendinize. kırıtmalar, fıkırdamalar, yapmacıklı konuşmalar, tanrı'nın yarattıklarına uydurma ad takmalar, hayasızlığı saflık gibi göstermeler*. hadi canım, ben yokum artık bunlarda, deli etti bunlar beni!"

    "bir oyuncu termagant'ın kendisinden daha yaygaracı, nemrut'tan daha nemrut oldu mu, hak ettiği şey kırbaçtır bence."

    "bir tek bilgili dost, bilgisiz bütün kalabalıktan daha önemli olmalı sizin için."

    "büyük sevgide, küçük kuşkular korkuya döner, küçük korkular büyüdükçe artar büyük sevgiler."

    "inanıyorum söylediğini candan söylediğine, ama bugünkü karar yarın bozulur çok kez. hafızanın kulu olmaz kararımız, çabuk doğduğu için büyümeden ölür, nasıl ki ham meyve dalında durur da, oldu mu kendiliğinden düşüverir yere. kendi kendimize verdiğimiz sözü tutmak, en çabuk unuttuğumuz şeydir ne yapsak. tutku bitti mi, istem de biter gider, ateşli sevinçler de kederler de yeminleri yakarlar kendileriyle birlikte. sevincin en coştuğu yerde dert en çok yerinir, bir dokunmada dert sevince döner, sevinç dertlenir. madem bu dünya bile yok olacak bir gün sevginin bitmesine insan neden üzülsün? sevgi mi kaderi kovalar, kader mi sevgiyi? daha kimseler çözmedi bu bilmeceyi. düşen büyük adamı en sevdiği unutur, yükselen züğürde düşmanları dost olur. sevgi talihin peşindedir diyecek insan bunca dost görünce büyüklere kul kurban! başı darda olan dayanak aramayagörsün, sözde dost düşman kesilir bütün. ama ilk düşünceme döneyim yine isteklerimiz öyle çatışır ki kaderimizle bütün kurduklarımız yıkılır gider, düşünceler bizim, olaylar bizim değiller. sen yine bir daha evlenmeyeceğine inan, inancın değişir kocan öldüğü zaman."

    "iki işten birini seçemez olunca ikisini de yüzüstü bırakanlar gibiyim."

    "insan iki şey beklemez mi dualarından: günah işlememek, işleyince de bağışlanmak. kaldır öyleyse başını: bir günahtır işlemişsin. kaldır ama hangi duaya sığar senin yaptığın? bağışla bu korkunç suçumu diyebilir miyim? diyemem, çünkü bende, elimde duruyor hala uğrunda kardeşimi öldürdüğüm şeyler: tacım krallığım kraliçem. nasıl bağışlanır suçunu başında taşıyan?"

    "pisliğin ortalığı sardığı bu zamanda, iyiliğin af dilemesi gerekiyor kötülükten."

    "tabiatı bile değiştirir nerdeyse alışkanlık."

    "en acı söz ninni gibi gelir sersemin kulağına."

    "amansız derde ya amansız deva bulacaksın, ya hiç dokunmayacaksın."

    "ey isa, büyük isa sen bilirsin, ayıp, ne ayıp şey bu. fırsat bulan her genç yapıyor bunu yüzü kızarmaksızın. kız dedi: bu işi yapmazdan önce evleniriz demiştin. delikanlı şöyle karşılık verdi: evlenirdim sabah sabah gelip de koynuma girmeseydin."*

    "hemen yapmalıyız ne yapmak istiyorsak, çünkü isteklerimiz değişebilir; düşer, duraklar eller, diller, rastlantılar önünde. araya zaman girdi mi can attığımız şey bir ah çekmeye, sıkıntılı bir iç boşaltmaya döner."

    "kötü fallar umrumda değil benim. serçenin ölmesinde bile bir bildiği vardır kaderin. şimdi olacaksa bir şey yarına kalmaz, yarına kalacaksa bugün olmaz. bütün mesele hazır olmakta. madem hiçbir insan bırakıp gideceği şeyin gerçekten sahibi olmamış, erken bırakmış ne çıkar. ne olacaksa olsun!"

    "birinci mezarcı (toprağı beller ve türkü söyler):
    gençlikte sevdiğim, sevdiğim zaman
    yaşamak ne güzeldi.
    ne çabuk geçerdi günler o zaman
    gönül konmak bilmezdi.
    hamlet:
    yaptığı işin farkında değil mi bu adam? türkü söylüyor mezar kazarken.
    horatio:
    alışmış, umursamıyor artık.
    hamlet:
    doğru, az iş gören ellerin duyarlılığı daha fazla oluyor."

    --- spoiler ---
  • senelerimi verdim, bu "başyapıt"ın neden dünyanın en traş dramatik kurgu biçimi olan "metafizik/hayalet olayları anlatıyor" sahtekarlığıyla verildiğini anlayamadım. hayalet figüratif bir manaya mı geliyor? yani "herkes hamletin amcasının kralı öldürdüğünü biliyordu" gibi ülkeyi dolaşan bir "hayalet" söylemin yerine mi dineliyor o hayalet?

    yoo. gayet de söylencenin dahi bilemeyeceği detayları biliyor, konuşmasa hayatta ortaya çıkmayacak bir takım şüpheleri somutlaştırıyor. hadi "hamlet deli miydi, değil miydi?" edebi tartışmasına girelim. "hayalet" hamlet'in bahanesi ya da halüsinasyonu olsa, diğer adamlara niye görünüyor? görünmemesi gerekmez mi? demek ki bu da olamaz.

    acaba shakespeare hikayeyi kafasında kurguladı, eee peki bu kurgu nasıl ortaya çıkacak diye tutulup hikayenin ortasında görevini tamamladıktan sonra siktirip giden "hayalet"i mi uydurdu? eyvah eyvah.

    bu ihtimal bana daha makul geliyor. zira macbeth'in aksine "metafizik" bu hikayeye içkin değil. bir görünüyor, sonra onunla beraber bütün metafizik olgular yok olup gidiyor (oysa ki cadılar macbeth'in başından sonuna mevcuttur). olmamış shakespeare batı'yı yaratan, insanı icad eden adam olarak hayalet mayalet gibi osuruk yöntemlerle mevcut sorunu vermişsin. ben olsam amcanın günlüğünü falan buldururdum. neyse, shakespeare işi öğrenemeden ölmüşsün, allah taksiratını affetsin. hayalet olup gelme kapıma, çakarım kel kafana.
  • hamletin yazıldığı yıllarda (yada shakespeare'in hikayeyi yeniden ele aldığı zamanda diyelim) osmanlı avusturya-macaristanla, ingilizler ispanyollarla, tatarlar ruslarla, malililer faslılarla, koreliler japonlarla savaşıyormuş.
    böyle bir dünyada shakespeare hamlete şunu söyletiyor (sebahattin eyüboğlu çevirisi);

    "bir esinti uğruna, şan olsun diye,
    mezara gidiyorlar yatağa gider gibi.
    birkaç dönüm yer savaşıp alacakları,
    orduların kılıç oynatmasına elvermez,
    ölülerin gömülmesine yetmez bir avuç toprak."
  • laurence olivier'in sinema uyarlaması pek güzeldir. yalnız ingilizce altyazıyla izlediğimden pek bir şey anlamamıştım. sanırım olay danimarka'da geçiyor.
  • shakespearein 1601 yılında yazdığı 3 ayrı metni olan ve hangisinin asil metin oldugu bilinmedigi icin özellikle ikinci quarto ve foliodan yararlanilarak su anda okunan ve oynanan metne ulasilan tiregedyasi. aslinda tam olarak bir tiregedya denemez <problem play> çözümlenemeyen sorunlar içeren bir oyundur.
    fakat şair ve eleştirmen t.s. eliot hamletin eski bir oyunun uyarlamasi oldugunu ve bunun yaninda thomas kidy nin "spanish tragedy" sindende yararlandığını bir kitapta derlemiştir. gerçektende bu iki oyun arasında benzerlikler çoktur. t.s. eliot 'a g öre hamlet shakespearenin bas yapiti olmak bir yana dursun sanat acisindan oldukca basarisizdir. o yazarin antony and cleopatra isimli tregedyasini yuceltir.
    babasini oldurup annesiyle evlenen kaypak amcasini:
    "biri sevnçli, biri yaşlı gözlerle
    cenazede nese, dugunde agitla,
    sevincle uzuntuyu ayni teraszide tartarak,
    onu kendimize es ettik."
    oldurme planlari kuran hamlet amcasının bu planları anlamaması icin deli taklidi yaparken bir yandada aslında gercekten zekanin sinirlarinda gezmektedir.
    "ah şu fazlasiyla saglam bedenim keske erise,
    eriyipde bir cig damlasi olsa!" onun sevgilisi ophelia arkadaslari ve annesi etrafinda donen cozulemeyen sorunlar yumagidir bu oyun.
    sonunda amca ölür hamlet ölür ve son sözler tavanda asılı kalır.
    "bu iş oldu : artık ruhum huzur icinde uyuyacak,
    babalarin ocunu alan ogullari, tanri kutsar!"
  • ışıl kasapoğlu rejisiyle istanbul devlet tiyatrosunda sahnelenen halini bu akşam izlediğim ve beğenmediğim oyun. ancak oyunu değerlendirmeye geçmeden önce bir şeyler eklemek isterim..

    --

    --sahnelenen şeye "oyun" değil de "anlatı" demek çok daha doğru bir tabir olur.
    zaten "tek kişilik oyun" doğru bir tanım değil, "oyun" un yaratılması ve "oyun dinamiklerinin" ortaya çıkabilmesi için minimum iki kişiye ihtiyaç vardır. "oyun" tek başına oynanabilen bir şey değildir--

    şimdi, ben 27 yaşındayım ve ahir ömründe bir kez olsun, bak bir kerecik olsun -geçen seneki kemal başar faciasını saymıyorum- adam gibi, düz, olduğu gibi hamlet izlemek nasip olmadı. ama sağolsun varolsunlar tonla yorumlama, güncellenmiş shakespeare çeşitlemesi, minimalist yaklaşım adına hamlet vari şeyler izledim. bu akşamki de bu zincire bir halka ekledi.

    arkadaş yazık değil mi bize? biz ne zaman insan gibi hamlet izleyebilicez? hayır sizin bu çabanız da anlamsız. sanırsın ülke olarak shakespeare'e doyduk doyduk da bıktık çeşitlemesi yorumlaması minimalist yaklaşımı eksik kaldı! üstelik "devlet tiyatrosunda" sahneliyorsun. üzgünüm ama lüzumsuz.

    --

    oyuna gelirsek, bülent emin yarar'ın bu izlediğim 9. ya da 10. oyunu. severim kendisini iyi aktördür velakin bu oyunda beğenmedim. sebebi de hamlet öyküsünün, anlatısının neresinde duracağına tam karar verememiş görüntüsüydü. bu tereddüt oyun ilerledikçe maalesef kendini daha çok belli ediyor. dolayısıyla zayıf buldum.

    ve bülent emin yarar için eklemek istediğim bir şey var. kendisini uzun süreli bir yelpazede farklı oyunlarda izlemiş biri olarak söylüyorum ki bazı türükler maalesef üzerine yapışmış durumda. üstelik garip bir köylü tonlaması entonasyonu tutturmuş gidiyor haydi hayırlısı. söylediğim şey oynadığı karakterlerin özelliğinden bağımsız bir şey. "profesyonel"de görüp kuşkulanmıştım, burda ayyuka çıktığını görünce hepten üzüldüm. ermişler ya da günahkarlarda izlediğim bülent emini geri istiyorum ben!

    reji yaklaşımını da tutarlı ancak etkisiz buldum. elinde bülent emin yarar var, dt imkanları var tercihin yalınlık da olsa ihtişam da olsa daha etkileyici buluşlar yakalanabilirdi. tutarlı ancak etkiden uzak ve zayıf buldum maalesef.

    sonuç olarak yalnızca hamleti bilen insanlara hitap eden ancak onda bile doyuruculuktan uzak, deneysel olması itibariyle de devlet tiyatrosu mantalitesine lüzumsuz kaçan bir iş olmuş. önce bir düzgün 5 perde hamlet yapalım beyler çoluğumuz çocuğumuz shakespeare neymiş görsün, sora kremşanti sürülmüş denemelerine geçeriz hep birlikte
  • “hamlet’in tragedya oluşu bir adam öldürmekle başlayıp bir yığın adam öldürmekle bitişinden değildir; onda daha derin, daha mânevi bir şey vardır. dünyada en acıklı, en dokunaklı şey asil ruhlu bir insanın mahvoluşudur.”

    chambers
  • hakkında bilinen en büyük yanılgı ünlü 'olmak ya da olmamak' tiradındaki kafatasıdır.

    olmak ya da olmamak tiradının bulunduğu sahne;
    üçüncü perde birinci sahne
    mekan: sarayda bir salon. hamlet bu salonda zamanının bir bölümünü geçirmekte. illaki elinde birşey olacaksa bu kurukafa değil felsefe kitapları olacaktır.

    ikinci perde ikinci sahneye dönelim.
    polonius hamlet'in deliliğinin kızına olan aşkından kaynaklandığını öne sürmekte ve bunu kanıtlamaya çalışmaktadır.

    polonıus
    biliyorsunuz, zaman zaman,
    buradaki salonda dört saat gezinir.

    kraliçe
    evet, çok doğru.

    polonıus
    işte bunu yaptığı sırada, ben kızımı salıveririm yanına,
    biz de sizinle duvar örtüsünün ardına gizleniriz.
    bakalım ne olacak karşılaştıklarında. eğer onu sevmiyorsa,
    ve aklını bu yüzden kaçırmamışsa,
    ben de devlet hizmetinde çalışmayı bırakır,
    çifçilik yapar, atlarla arabalada uğraşırım.

    kral
    deneyelim bunu.
    ---------------------------------

    kurukafalı sahne ise bambaşka bir sahne. ophelia'nın ölümü sonrası.
    beşinci perde birinci sahne

    hamlet
    adama bak, hiç saygısı yok. hem mezar kazıyor, hem şarkı söylüyor.

    horatıo
    alışmış artık. aynı işi yapa yapa etkilenmez olmuş.

    hamlet
    gerçekten öyle. az kullanılan el daha duyarlı oluyor.

    1. soytarı (şarkı söyler)
    ama yıllar sinsi adımlarla sokuldu,
    sımsıkı aldı beni pençesine.
    daha gençliğimi anlamadan,
    fırlatıp attı beni toprağın içine.
    (bir kafatası savurur)

    hamlet
    şu kafatasının dili vardı bir zamanlar, şarkı söylerdi.
    adama bak nasıl fırlatıyor onu yere;
    ilk cinayeti işleyen kabil'in çene kemiği sanki.
    bu bir politikacı kellesi olabilir, hani tanrı'yı bile aldatan türden.
    şimdi bir eşeğin eline düşmüş.

    bu hep içimde kalmış, gördükçe içimi kemiren bir mevzuydu.
    umarım anlatabilmişimdir.
    en azından benim içimde kalmadı. içimi dökmüş oldum.